Cumartesi Anneleri/İnsanları 33 yıl önce kaybettirilen Nadir Nayci’nin akıbetini sordu

Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1116’ncı haftasında 1993’te Cizre’de kaybedilen Nadir Nayci’nin akıbetinin açıklanmasını ve sorumluların yargılanmasını istedi.

Fotograf: Mezopotamya Ajansı

Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 1116’ncı haftasında Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın bu haftaki açıklamasını İkbal Eren okudu.

Eren, gözaltında kaybetmenin yalnızca bir kişinin yaşamdan koparılması anlamına gelmediğini, geride kalan ailelerin de yıllarca belirsizlik, mezarsızlık ve adaletsizlik içinde bırakıldığını söyledi.

“İnsanların akıbetlerinin bilinmediği, mezarlarının bulunmadığı bir yerde toplumsal barıştan ve adaletten söz edilemez” diyen Eren, Nadir Nayci’nin kaybedilme sürecini anlattı. Nayci 65 yaşındaydı ve at arabacılığı yapıyordu.

“Çok istiyorsan kendin git, ara”

Nayci’nin 1993’te Bênamîra (Aşağıçeşme) Köyü’ndeki akrabalarına atlarından birini götürmek üzere evden çıktığını belirten İkbal Eren, kendisinden bir daha haber alınamadığını söyledi. Nayci’nin atının ertesi sabah tek başına eve döndüğünü anlattı.

Eren, ailenin yaptığı araştırmada Nayci’nin Aşağıçeşme Köyü’ne hiç ulaşmadığını öğrendiklerini belirterek şunları söyledi:

“Nadir Nayci’nin Aşağıçeşme’ye ulaşmak için Kuştepe köyünden geçmesi gerekiyordu. O dönem Kuştepe, bölge halkı tarafından JİTEM destekli Hizbullah’ın infaz mekânı olarak biliniyordu. Köy, tank taburunun hemen önündeydi ve taburdan rahatlıkla görülebilecek bir konumdaydı. Bölgede Kuştepe’ye götürülenlerin bir daha geri dönmediği konuşuluyordu. Nadir Nayci’nin oğlu Ramazan Nayci, İlçe Jandarma Komutanı Yüzbaşı Cemal Temizöz’e giderek babasının kaybolduğunu anlattı. Babasının Kuştepe’de alıkonulduğundan emin olduğunu söyleyerek onu aramak için köye asker gönderilmesini istedi. Temizöz ise bu talebi karşılamadı. Ramazan Nayci’ye, ‘Çok istiyorsan kendin git, ara’ dedi. Ayrıca babasının dağa çıkmış olabileceğini de söyledi.”

“Korucubaşı ölüm emrini verdi”

Nadir Nayci’nin ailesinin korku ve baskı nedeniyle uzun süre savcılığa başvuramadığını anımsatan İkbal Eren, ilk başvurunun 2004 yılında Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapıldığını ve soruşturmanın takipsizlikle sonuçlandığını söyledi.

2009 yılında Kuştepe köyünde ölüm evleri ve kemiklerin bulunmasının ardından ailenin yeniden başvurduğunu aktaran İkbal Eren, “Ramazan Nayci, kemiklerin babasına ait olup olmadığının belirlenmesi amacıyla DNA karşılaştırması yapılmasını istedi. Ancak 2009/432 sayılı dosyada da aile açısından sonuç değişmedi” dedi.

Nadir Nayci’nin kaybedilmesine ilişkin önemli bir tanıklığa da dikkat çeken İkbal Eren, “İtirafçı sanık Mehmet Nuri Binzet, Cizre JİTEM davasında verdiği ifadede Nadir Nayci’nin Hizbullahçılar tarafından gözaltına alındığını, Cizre Belediye Başkanı ve korucubaşı Kamil Atak’ın, Nayci’nin öldürülmesi yönünde emir verdiğini söyledi” ifadelerini kullandı.

Sorumlular tespit edilip, adalet sağlansın

33 yıl sonra hala aynı soruları sorduklarını belirten İkbal Eren “Nadir Nayci nerede? Nadir Nayci’nin kaybedilmesine ilişkin iddialar neden etkin biçimde soruşturulmadı? Kuştepe’de bulunan kemiklerin DNA karşılaştırılması neden sonuçlandırılmadı? Tanık anlatımları neden gereği gibi araştırılmadı?” diye sordu.

Kaybedilişinin 33’üncü yılında taleplerinin açık olduğunu vurgulayan İkbal Eren, “Nadir Nayci’nin akıbeti açığa çıkarılsın; kaybedilmesinden sorumlu olanlar tespit edilsin ve etkili bir soruşturma yürütülerek adalet sağlansın” dedi.

Eren, “Kaç yıl geçerse geçsin, Nadir Nayci için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten, devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Oğlu cezaevinden mektup gönderdi

Açıklamanın ardından Nadir Nayci’nin oğlu Ramazan Nayci’nin cezaevinden gönderdiği mektup okundu. Mektup şöyle:

“1993 yılında Cizre’de kaybedilen Nadir Nayci’nin oğluyum. Babamın kaybedilmesinin üzerinden 33 yıl geçti. Tam 33 yıldır ondan bir haber bekliyorum. Bir mezarımız olmadığı için bu bekleyiş hiç bitmiyor. Her gün babam çıkıp gelecekmiş gibi hissediyorum. Artık bu belirsizlikle yaşamak istemiyoruz.

Babam kaybedildiğinde Cizre İlçe Jandarma Komutanı ve JİTEM Grup Komutanı olan Cemal Temizöz’ün yanına gittik. Babamın Kuştepe’de tutulduğunu bildiğimizi söyledik. ‘Bu bölge sizin kontrolünüzde. Bize yardım edin, babamı bulun’ dedik. Ama bize yardım edilmedi. Aradan 33 yıl geçti. Babamı bulmak için devletten hiçbir yardım görmedik. Biz devletten yıllardır çok şey istemiyoruz. Sadece babamızın nerede olduğunu bilmek istiyoruz. Kemiklerinin bize verilmesini ve onu kendi ellerimizle toprağa vermeyi istiyoruz.

Buradan Cumhurbaşkanı’na sesleniyorum: Yeter artık bu zulme son verin. 33 yıldır babamızın mezarını arıyoruz. Artık bu bekleyiş bitsin. Babamın mezarını bize verin. Başka hiçbir şey istemiyoruz. Nadir Nayci’nin nerede olduğunu bilmek, onun mezarına ulaşmak ailesi olarak bizim en temel hakkımızdır. Bir evladın 33 yıl boyunca babasının akıbetini bilmeden yaşaması kabul edilemez. Nadir Nayci’nin mezarı nerede? Bu soru 33 yıldır cevapsız bırakıldı. Hakikat ve mezar hakkımız 33 yıldır ertelendi. Bu, devletin bize 33 yıldır ödemediği bir adalet borcudur. Artık beklemek istemiyoruz. Babamın mezarını istiyoruz.”

Açıklamanın ardından meydana karanfiller bırakıldı.

Cumartesi Anneleri / İnsanları


Cumartesi Anneleri, 27 Mayıs 1995’ten bu yana her cumartesi günü Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemleri düzenleyerek gözaltında kaybolan yakınlarını ve faili meçhul siyasi cinayetlere kurban giden yakınlarının faillerini arayanlardan oluşan bir topluluktur.

Türkiye’de darbe dönemleri ile 1990’lı yılların başında sık yaşanan kaybolma olgusu insan hakları savunucularının öncelikli mücadelesi haline geldi. İnsan Hakları Derneği (İHD) 1992 yılında “Kayıplar Bulunsun” sloganıyla zorla kaybedilen kişilere karşı ilk kampanyasını başlattı. Bu kampanya, 1995 yılında Cumartesi Anneleri’nin mücadelesiyle ülke çapında yankı uyandıran bir harekete dönüştü.

12 Mart 1995’te Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları İstanbul’un Gazi Mahallesi’nde kimliği belirsiz kişilerin bir kahvehaneye silahlı saldırı gerçekleştirmesiyle başlayan ve 3 gün süren Gazi Mahallesi Olayları 22 kişinin hayatını kaybetmesi ve yüzlerce kişinin yaralanmasıyla sonuçlandı.

Hasan Ocak 21 Mart 1995’te Gazi Mahallesi Olayları sonrası gözaltına alındıktan sonra kayboldu. Hasan’ın annesi Emine Ocak, ailesi ve arkadaşları 55 gün gün boyunca Hasan’ı aradı. 15 Mayıs’ta, Hasan’ın işkence edilmiş cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulundu. Ceset, Hasan gözaltına alındıktan 5 gün sonra Beykoz Ormanı’nda köylüler tarafından fark edilmişti.

Hasan’ın bulunması için İnsan Hakları Derneği’nin de desteğiyle başlayan kampanya, Hasan’ın cesedine ulaşılmasının ardından kayıplara karşı adalet arayan bir insan hakları mücadelesine dönüştü.

İlk kez 27 Mayıs’ta Galatasaray Önünde oturma eylemi yapan 15-20 kişilik grup zamanla çığ gibi büyüdü.

Cumartesi Anneleri’nin esin kaynağı Arjantinli Mayıs Meydanı Anneleri

Arjantin’de kirli savaş olarak adlandırılan diktatörlük döneminde (1976-1983) sol görüşlü 30 binden fazla kişi kayboldu. “Gözaltı kayıpları” kavramı lügatına cunta rejimiyle birlikte giren Arjantin halkı, bu dönemde son derece baskıcı bir rejim altında yaşıyordu.

3 kişinin yan yana gelmesinin bile yasak olduğu ülkede bir grup kadın 1977 yılında kayıp çocuklarının bulunması için hükümet binasına 100 metre mesafedeki Mayıs Meydanı’nda (Plaza de Mayo) toplanmaya başladı. Beyaz başörtüleriyle ikişer ikişer meydana giren kadınlar her perşembe saat 12’de meydanın ortasındaki piramidin etrafında tur atıyordu.

Cunta hükümeti, “perşembe delileri” veya “terörist anneleri” olarak adlandırdığı Mayıs Meydanı Anneleri’nin adalet arayışını bastırmak için türlü baskılar uyguladı. Hareketin önderleri, harekete destek veren avukatlar, insan hakları savunucuları işkenceye maruz kaldı, haklarında çok sayıda dava açıldı, kaybolanları ararken kendileri de kaçırılıp kaybolarak aynı kadere mahkum oldu.

Ancak cunta rejimi her hafta daha çok kadının başına beyaz örtüsünü takıp meydanda turlamasına engel olmadı. Arjantin’de düzenlenen 1978 Dünya Kupası ise Mayıs Meydanı Anneleri’nin seslerini dünya kamuoyuna duyurmalarına araç oldu.

41 yıldır adalet arayışını sürdüren Mayıs Meydanı Anneleri, Türkiye’deki Cumartesi Anneleri gibi faili meçhul ve kayıp kişiler adına yürütülen çok sayıda adalet mücadelesine örnek teşkil etti.

BM: ‘Zorla Kaybedilme’ insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur

Birleşmiş Milletler, Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’yi (Zorla Kaybedilme Sözleşmesi) 2007’de kabul ederek 2010 yılında yürürlüğe soktu.

BM Genel Kurulu’nun ilk olarak 1992 yılında kabul ettiği Zorla Kayıp Edilmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Bildirisi zorla kaybedilmeyi insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak kabul ediyor.

Sözleşmede geçen ‘zorla kaybedilme’ terimi, kişilerin, devlet adına görev yapan veya devletin yetkilendirmesi, desteği ve bilgisiyle hareket eden kişiler veya gruplar tarafından tutuklanması, göz altına alınması, kaçırılması veya başka herhangi bir biçimde özgürlüklerinden yoksun bırakılması, ardından söz konusu olan kişilerin kendi fiillerini reddetmeleri veya kaybolan kişinin hukukun koruması dışında kalmasını anlatmak amacıyla kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler bu sözleşmeyle yaşam hakkının en temel insan hakkı olduğunu ve devletlerin temel insan haklarına saygı yükümlülüğü bulunduğunu hatırlatıyor.

5 Şubat 2011’de Başbakan Erdoğan, Dolmabahçe’deki ofisinde Cumartesi Anneleri’ni kabul etti. Anneler ile görüşen Erdoğan, bu konuyu çözeceğine dair Berfo Ana başta olmak üzere diğer Annelere söz verdi.[5] Bu doğrultuda TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde alt komisyon kuruldu ve rapor hazırlandı. 2014’te dava dosyası yeniden açıldı ancak 2020’de Yargıtay’ın kararıyla zamanaşımından tekrar kapatıldı.

Uruguay Eski Devlet Başkanı Jose Mujica ve eşi, 31 Ekim 2015 Cumartesi Günü 553. kez bir araya gelen Cumartesi Anneleri’ne destek olmak için Galatasaray Lisesi’nin önüne geldi.

Cumartesi Anneleri’nin 25 Ağustos 2018 tarihinde gerçekleştirilen olan 700. haftası, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı doğrultusunda Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandı.

Cumartesi Anneleri, Twitter’daki yaptığı paylaşımla, yasağa rağmen 699 hafta gibi bu hafta da Galatasaray Meydanı’nda olacağını aktardı. Cumartesi Anneleri’ne izin vermeyen polis, Beyoğlu’ndaki Hazzopulo Pasajı da dahil anneler ve yakınlarının oturduğu pek çok noktaya biber gazı ve plastik mermiyle saldırdı, milletvekilleri ile basın mensuplarını tartakladı, çok sayıda kayıp yakını ve hak savunucusunu gözaltına aldı. Gözaltına alınan 34 kayıp yakını ve hak savunucusu akşam saatlerinde serbest bırakıldı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları, eylemlerinin 1116’ncı haftasında adalet arayışını sürdürüyor.

Ödüller

2013 Sosyal Demokrasi Vakfı İnsan Hakları Demokrasi Barış ve Dayanışma Ödülü
2013 Uluslararası Hrant Dink Ödülü



Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.