Türkiye bir asır sonra Kerkük’e geri dönüyor: TPAO, BP’nin ortağı oldu

TPAO, Kerkük’ün yeniden geliştirilmesini yürüten BP şirketinde %15 pay aldı. The National Context’e göre bu adım, Türkiye’nin bir asır önce yalnızca royalti hakkı taşıdığı topraklara dönüşü anlamına geliyor. Ayrıca ortaklık yapısı, Ankara’nın bu koltuğu bir kontrol gücüne çevirmesine izin vermiyor.

Foto: The National Context

Türkiye’nin devlet petrol şirketi TPAO, Kerkük petrol sahalarının yeniden geliştirilmesini üstlenen yüklenici şirket British Petroleum (BP) Energy Company of Kirkuk Limited‘in %15’ini satın aldı. The National Context’te yayımlanan analiz, bu hamleyi Ankara’nın bir asır sonra ilk kez resmi bir ekonomik çıkar taşıdığı coğrafyaya dönüşünün bugüne dek atılmış en somut ticari adımı olarak değerlendiriyor.

Anlaşma Ankara’da imzalandı, TPAO Genel Müdürü Cem Erdem ile BP’nin yukarı akış iş geliştirme başkan yardımcısı Andrew McAuslan imzaları attı. Törende Enerji Bakanı Alparslan Bayraktar da yer aldı. İmza, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Irak Başbakanı Ali el-Zeydi arasındaki görüşmeler öncesinde gerçekleşti. The National Context‘in aktardığına göre bu adım, ConocoPhillips’in ay başında aynı şirkette %42 pay almak üzere el-Zeydi’nin Washington ziyaretinde vardığı anlaşmanın hemen ardından geldi. BP ise kalan %43’lük payla çoğunluk hissesini korumaya devam ediyor.

Sözleşme alanı, Kerkük sahasının Baba ve Avana bölgelerinin yanı sıra Bai Hassan, Cambur ve Habbaz sahalarını kapsıyorken brüt kazanılabilir kaynak, üç milyar varil petrol eşdeğerinin üzerinde. Sahalar Irak devletinin mülkiyetinde kalıyor. North Oil Company ve North Gas Company işletmeci konumunu korurken ortaklar ise üretim ve rezervleri, “geliştirme ve üretim sözleşmesi” şartları uyarınca kayda geçirecek. İmza, Irak–Türkiye ham petrol boru hattı anlaşmasının sona ermesinden bir gün sonra atıldı. İki hükümet de artık bunun yerine kapsamlı bir enerji iş birliği anlaşması istediklerini duyurdu.

1926’ya bakış

The National Context, bu dönüşün büyüklüğünü ölçmek için Türkiye’nin bu topraklarda daha önce para bağladığı tek döneme yani 1926’ya odaklanıyor. Analize göre o zamanki düzenleme, bir yatırım payı olarak bile görülememektedir. Ancak, vazgeçilen topraklar karşılığında verilmiş bir teselli ikramiyesi olarak görülebilmektedir. Analizin hatırlattığına göre 1926 Ankara Antlaşması, eski Musul vilayetini sınırın Irak tarafında bırakan Brüksel Hattı’nı Türkiye’ye kabul ettirmişti. Buna karşılık Ankara’ya, 25 yıl boyunca Irak hükümetine ödenecek petrol royaltilerinin %10’u vaat edilmişti. Dahası, bu gelirin tamamını tek seferlik 500.000 sterline devretme seçeneği tanındı. Kilit ayrıntı ise şu: söz konusu %10, üretim, ihracat ya da kârdan değil, yalnızca royaltiden kesiliyordu. Üstelik Türkiye’ye Turkish Petroleum Company’de hiçbir ortaklık kazandırmıyordu.

Royalti, ticaret ve hukuk dilinde telif hakkı veya lisans bedeli anlamlarına geliyor.

The National Context‘in aktardığı rakamlara göre para, Baba Gurgur keşfedilene kadar hareketlenmedi. İlk ödeme 1931’de yapıldı: Irak’ın topladığı yaklaşık 400 bin sterlinlik royaltinin kabaca 40 bin sterlini Ankara’ya aktarıldı; bu tutar 1939’da yaklaşık 223 bin sterline çıktı. Analizin dayandığı Türkiye bütçe kayıtlarına göre %10 üzerinden ödemeler 1952’ye kadar sürdü, son ve daha küçük ödeme ise 1954’te yapıldı. Bu da Türkiye’nin hakkını 500.000 sterline devredip çıktığı yönündeki yaygın anlatının ya yanlış ya da eksik olduğunu ortaya koyuyor. Matematik, bu hakkın aslında ne kadar değersiz kaldığını da gözler önüne seriyor: brüt satışların zaten küçük bir dilimi olan royaltinin %10’u, Ankara’ya petrolün gerçek değerinin ancak %1’ine yakın bir tutar bırakıyordu. Yazıya göre, Lord Curzon’un bu toprakların önem taşıdığına dair sezgisi ise anlaşmadan bir yıl geçmeden doğrulanmıştı: Kerkük’ün dünyanın en büyük petrol sahalarından birini barındırdığı ortaya çıktı.

Analiz, daha geniş açıdan bakıldığında asıl arka planın 1918 sonrası sınırların paramparça ettiği bölgesel ekonomi olduğunu söylüyor. Sarah Shields’in on dokuzuncu yüzyıl Musul’u üzerine çalışmasına dayanan yazı, ticaret çevresi Avrupa’ya ya da İstanbul’a değil Halep, Bağdat, Şam ve Anadolu içlerine uzanan asırlık bağlara dönük olan, ticaretinin değer olarak yalnızca küçük bir bölümü bu ağın dışına taşan bir kent tablosu çiziyor. Halep, İskenderun üzerinden iç bölgeyi Akdeniz denizciliğine bağlıyordu. Bağdat Demiryolu ise Anadolu’yu, kuzey Suriye’yi ve Mezopotamya’yı modern altyapıyla birbirine bağlamaya çalışan, yarım kalmış bir girişimdi. Kerkük petrol çağına ancak 1927’de girdi. Dolayısıyla bugünün petrol düzeni, ticaretin, kervanların ve demiryollarının çok daha önce zaten oluşturduğu bir haritanın üzerine serilmekteydi.

Fulcrum Doktrini

The National Context, TPAO’nun payını kendi deyişiyle “Fulcrum Doktrini” içinde konumlandırıyor: Washington’ın Irak, Suriye ve Türkiye’de stratejik rotayı belirlediği, ancak işin asıl yükünü enerji ve altyapıyı kaldıraç olarak kullanıp bölgesel oyunculara devrettiği bir düzen.

Kaynak: The National Context

Analizin diplomatik okumasına göre Tom Barrack’ın aynı anda hem Ankara’da ABD Büyükelçisi hem de Suriye ve Irak özel temsilcisi olması bu tabloyu doğruluyor. Yazının aktardığına göre Barrack, görevi devralırken bu üç ülkeyi bölgesel istikrarın dayandığı stratejik nokta olarak nitelemiş ve bunun tek, tutarlı bir Amerikalı muhatap gerektirdiğini söylemişti. Bu düzende Suriye ve Irak, Ankara’daki büyükelçiye bağlandı. Analiz bunu Ankara’nın Washington’ın kuzey Ortadoğu politikasının idari merkezine dönüşmesi olarak okuyor. Ekonomik tablo da bu diplomatik tabloyla uyuşuyor. Haziran ayındaki ABD–Irak ortak açıklaması, Kerkük–Baniyas hattının Akdeniz’e kadar yeniden işler hâle getirilmesine destek verdi. Bu ay Washington’da imzalanan Irak–Suriye boru hattı anlaşması ise projenin mühendislik ve finansman ayağını ABD öncülüğündeki bir konsorsiyuma bıraktı. Yazıya göre hem kuzeydeki hem batıdaki bu koridorların amacı aynı: Irak’ın Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığını azaltmak.

Analiz, bu çerçevede Kerkük’teki tabloyu, herkesin rolünün özenle belirlendiği bir iş bölümü olarak okuyor: Washington stratejik şemsiyeyi sağlıyor, sermayeyi ve kurumsal işleyişi Amerika ve İngiltere şirketleri üstleniyor, sahayı, boru hatlarını ve bölgeye erişimi Türkiye sağlıyor, egemenlik ve petrolün mülkiyeti ise Irak’ta kalıyor. Analizin dikkat çektiği üzere BP ile ConocoPhillips’in elindeki toplam %85’lik pay, Türkiye’nin ulaşabileceği en üst sınırı da baştan belirliyor. The National Context‘e göre TPAO’nun bu ortaklığa dahil edilmesinin nedeni, Türkiye topraklarının, limanlarının ve boru hatlarının Ankara’yı hiçbir güzergâhın devre dışı bırakamayacağı bir kuzey kapısına dönüştürmesi, ancak ortaklık matematiği, bu payın hiçbir zaman bir kontrol gücüne dönüşmeyeceği şekilde kurgulanmış durumda. Analize göre Türkiye’nin bölgedeki gücü, sonuç belirleyici olmaktan değil, kontrol ettiği koridorlardan, ev sahibi olduğu coğrafyadan ve elindeki onay yetkisinden geliyor.

Bir asrın hikâyesi

Türkiye’nin Kerkük petrolündeki payı: 1926’dan 2026’ya

1926 — Ankara Antlaşması

Türkiye, Musul vilayetini bırakması karşılığında Irak hükümetine ödenecek petrol royaltilerinin %10’unu, 25 yıl boyunca almayı kabul eder. Bu pay üretimden değil, yalnızca royaltiden kesilir; Turkish Petroleum Company’de hiçbir ortaklık sağlamaz.

1931 — İlk ödeme

Baba Gurgur sahasının keşfinin ardından Ankara’ya ilk royalti ödemesi yapılır: yaklaşık 400 bin sterlinlik toplam royaltinin kabaca 40 bin sterlini.

1939 — Yükselen gelir

Ankara’ya aktarılan yıllık tutar yaklaşık 223 bin sterline çıkar.

1952–1954 — Son ödemeler

%10 üzerinden ödemeler 1952’ye kadar sürer, son ve daha küçük ödeme 1954’te yapılır. Ankara’nın payı, petrolün gerçek değerinin ancak yaklaşık %1’ine denk gelir.

2026 — TPAO – BP ortaklığı

TPAO, Kerkük’ün yeniden geliştirilmesini üstlenen yüklenici şirketin %15’ini satın alır — bu kez royalti payı değil, doğrudan şirket ortaklığı olarak.

2026 — Yüklenici şirket ortaklık payı

BP
%43
ConocoPhillips
%42
TPAO
%15

1926 vs. 2026 — hukuki araç farkı

1926: Royalti geliri payı (dışarıdan, üretim/kârdan bağımsız)

2026: Yüklenici şirkette doğrudan hisse ortaklığı

Kaynak: The National Context’te yayımlanan analiz.

1926’dan 2026’ya

Analiz, 1926 ile yapılacak karşılaştırmanın da aynı dikkatle ele alınması gerektiğini vurguluyor. Bir royalti payı ile bir şirket hissesi, birbirinden farklı hukuki araçlardır. Bu yüzden olayı “%10’dan %15’e çıkış” diye okumak, işin özünü kaçırmak olacaktır. Bu artışın salt mali açıdan bir anlamı yok. The National Context, asıl tekrarlanan şeyin kurulan yapının ta kendisi olduğunu söylüyor: 1926’da Londra’da tasarlanan anlaşma, Türkiye’nin toprak talebini, işletmeci şirketin dışından gelen kısa ömürlü bir royalti gelirine dönüştürmüş, sonrasında ise Amerika baskısı, Amerika şirketlerine kalıcı bir %23,75’lik pay kazandırmıştı.

The National Context‘in ulaştığı sonuca göre 2026’da aynı üç unsur (Türkiye’nin çıkarları, İngiltere petrol sermayesi ve Kerkük petrolü) yeniden tek bir çatı altında birleştiriliyor, ancak asıl değişen tek şey, Türkiye’nin bu ortaklık içindeki konumu: 1926’da Bağdat’ın royaltilerinden dışarıdan pay alırken 2026’da ise tasarımı Anglo-Amerikan, egemenliği Irak’a ait bir düzenin içinde, doğrudan yüklenici şirkete ortak oluyor. 1918’den sonra çizilen sınırlar hâlâ yerinde, fakat analizin son vurgusuna göre bu sınırları geçen enerji, güvenlik ve ticaret sistemleri giderek tek ve bütünleşik bir alan gibi işliyor. Türkiye de bu alanın kuzey merkezine yerleşmiş durumda.

*Bu haber, The National Context sitesinde yayımlanan “Turkey Returns to Kirkuk: From a 10% Royalty in 1926 to a 15% Stake in 2026” başlıklı analiz esas alınarak derlenmiştir.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.