Liderler BM Genel Kurulu'nda

Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda kim ne söyledi?

BM 81. Genel Kurulu’nun gündemini İran savaşı ve Filistin belirledi. LGBTİ+ karşıtı politikalarıyla bilinen Erdoğan, BM’de gündeme getirdiği bu konuda “küresel cinsiyetsizleştirme politikalarının” aile kurumunu hedef aldığını söyledi. Netanyahu neredeyse boş bir salona hitap etti. Mladić’in cenazesi ise Balkan liderlerini karşı karşıya getirdi.

Netenyahu kürsüye çıktığında heyetler salonu terk ediyor, Foto: Alexi J. Rosenfeld/ Getty Images

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nun 81. dönem genel görüşmeleri, 22 Eylül’de Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) New York kentindeki BM Genel Merkezi’nde başladı. Salı günü başlayan görüşmeler Pazar günü verilecek aranın ardından 28 Eylül Pazartesi günü noktalanacak. Bu yılki oturuma Bangladeşli diplomat Khalilur Rahman başkanlık ediyor.

Bu yılki tartışmaların Orta Doğu ve Ukrayna’daki savaşlara ve yapay zekâ gibi başlıklara yoğunlaşması bekleniyordu. Ayrıca görev süresi 31 Aralık’ta dolacak olan BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in halefinin kim olacağı da merak konusu.

Görüşmeleri açan Guterres, savaş ve barış, eşitsizlik, iklim değişikliği ve yapay zekâ konularını dünyanın önündeki dört büyük sınav olarak nitelendirdi ve bunların dünyayı ya yeni bir döneme ya da daha derin bir bölünmeye yönlendireceğini söyledi. Dünyadaki fay hatlarının giderek genişlediğini ve çatlakların büyüdüğünü aktaran Guterres, süper güçlerin sanıldığı kadar büyük güce sahip olmadığını ve askeri gücün barışı sağlamak için tek başına yeterli olmayacağını belirtti.

Trump’a cevap Pezeşkiyan’dan

Geleneksel olarak ilk konuşmayı Brezilya’yı temsilen Luiz Inácio Lula da Silva’nın yapmasının ardından ev sahibi olarak ikinci sırada konuşan ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Venezuela ve İran gibi ülkelerde başvurduğu askeri gücü savundu ve uluslararası toplumun bununla baş etmekte yetersiz kaldığını iddia etti.

Trump konuşmasında, yapay zekânın insanlığı tehlikeye atabileceğiyle ilgili tartışmaları önemsemezken ABD’nin yapay zekâyı küresel bir düzenlemeyle denetleme fikrine karşı olduğunu belirtti.

İran’ın yanıtı ise Çarşamba günü geldi. İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Genel Kurul’a hitap ederken ABD-İsrail saldırılarında hayatını kaybeden çocukların fotoğraflarını gösterdi. Pezeşkiyan ayrıca, küresel istikrarsızlığın sorumluları olarak ABD ve İsrail’i işaret etti ve iki ülkeyi sivillere saldırı düzenlemekle suçladı. İran’ın kendisini savunmak için kimseden izin almayacağını belirten Pezeşkiyan, nükleer silah istemediklerini, ancak barışçıl nükleer enerjinin sınırlanmasını kabul etmeyeceklerini açıkladı.

Pezeşkiyan, ABD-İsrail saldırısında hayatını kaybeden çocukların fotoğrafını tutuyor, Foto: İran Cumhurbaşkanlığı

Pezeşkiyan’ın konuşması esnasında ABD delegasyonundan katılan tek yetkili salonunu terk etti, İsrail delegasyonu ise konuşmayı boykot etti ve salonda yer almadı.

Lula vetoyu eleştirdi, Macron Gazze’ye dikkat çekti

İlk konuşmayı yapan Brezilya Devlet Başkanı Lula, BM’nin tarihindeki en kritik dönemlerden birini yaşadığını söyledi. Güvenlik Konseyi’ndeki tıkanıklığın, veto yetkisinin ve artan jeopolitik gerilimlerin BM’nin güvenilirliğini zayıflattığını belirten Lula, Ekim ayında yapılacak olan seçimler öncesinde Brezilya’yı etkileme girişimlerini de eleştirdi.

Lula ayrıca, Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek için Çin ile beraber başlatılan barış girişimlerine desteğini yineledi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ise gelecek yıl görevinden ayrılmadan önceki son BM Genel Kurul konuşmasını yaptı. Trump’ın Gazze’de barışı sağladığı iddiasını reddeden Macron, Gazze’de tek bir insani koridorun bile açılmadığını söyledi. Macron ayrıca, yaşananların herkesi utandırması gerektiğini belirtirken Hamas’ın faaliyet göstermediği Batı Şeria’da da her gün ihlaller yaşandığına dikkat çekti.

Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şaraa, BM Genel Kurulu’nun yanı sıra katıldığı ABD’li düşünce kuruluşu The Atlantic Council’in etkinliğinde İsrail ile bir güvenlik paktının son aşamalarına geldiklerini açıkladı. “İsrail Suriye’ye karşı saldırı başlattı” diye konuşan Şaraa, Trump’ın İsrail’in işgal altındaki Golan Tepeleri üzerindeki hakimiyetini tanıma kararı üzerine Trump’a “Neden New Jersey’i İsraillilere vermiyorsunuz? Golan Tepelerini onlara verme üzerinde hakkınız yok ama New Jersey sizin,” dediğini aktardı.

İsrail, Altı Gün Savaşı sırasında Suriye’ye ait Golan Tepeleri’ni işgal etti. 25 Mart 2019’da ABD, İsrail’in egemenliğini resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Golan Tepeleri hukuken hâlâ işgal altındaki Suriye toprağı sayılıyor.


Zelensky: “Putin bir numaralı hasta”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelensky konuşmasında, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’i, savaşın yayıldığı “sıfır numaralı hasta” olarak nitelendirdi. Zelensky ayrıca, Rusya Ordusu’nun bu yılın ilk sekiz ayında 248 binden fazla askerini ölü ya da ağır yaralı olarak kaybettiğini iddia etti. Zelensky, New York’ta Trump ile enerji ateşkesini ve savaşın nasıl sona erdirileceğinin görüşüldüğünü de açıkladı.

Putin ise yıllardır BM Genel Kurulu’na katılmıyor. Rusya’yı temsilen Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 26 Eylül Cumartesi günü Genel Kurul’a hitap edecek.

Erdoğan: “Kadın ve erkekten oluşan aile korunmalı”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasına Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın vize engeli nedeniyle bu yıl da Genel Kurul’a fiziki olarak katılamamasını eleştirerek başladı. Gazze’de 74 bin kişinin hayatını kaybettiğini belirterek sözlerine devam eden Erdoğan, ateşkes sonrasında bile bin 500’den fazla kişinin hayatını kaybettiğini aktardı.

Erdoğan kürsüde, Foto: AKP

Erdoğan, Gazze’yi “çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampı” olarak adlandırdı. Erdoğan’ın Gazze’yle ilgili sözleri esnasında İsrail delegasyonu salonu terk etti. 190’dan fazla ülkenin iradesinin “beş ülkenin keyfine” bağlı olduğu yapının adil olmadığını belirten Erdoğan, Güvenlik Konseyi’nin “dünya beşten büyüktür” ilkesi çerçevesinde yeniden yapılandırılması gerektiğini sözlerine ekledi.

Kıbrıs konusunda ise Erdoğan, daha önce de yaptığı çağrıları yineledi ve uluslararası toplumu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) tanımaya çağırdı. Erdoğan, Batı’da yayılan İslam düşmanlığını ve bazı ülkelerdeki okul başörtüsü yasaklarını da eleştirdi.

Bunun ardından Erdoğan, “küresel cinsiyetsizleştirme politikalarının” aile kurumuyla birlikte çocukları da hedef alan bir kuşatmaya dönüştüğünü öne sürdü. Bu kuşatmanın ancak “kadın ve erkekten oluşan aile korunarak kırılabileceğini” söyledi ve “Türkiye, lobilerin saldırılarına rağmen aile ve çocukların korunmasında inisiyatif almaya devam edecektir” dedi.

Erdoğan iktidarı, 2026-2035 dönemini, artan boşanma oranları, yükselen evlilik yaşı ve LGBTİ+’ları gerekçe göstererek “aile kurumunu korumak” adına “Aile ve Nüfus 10 Yılı” olarak ilan etti. 13 Eylül 2026’da Adalet Bakanı Akın Gürlek’in yürüttüğü ve başsavcılıkların koordinasyonunda LGBTİ+ derneklerini, hak örgütlerini, aktivistleri ve medya hesaplarını hedef alan adli soruşturma ve baskınları kapsayan bir operasyon dalgası başlattı. “Ailem Güvende” adı verilen bu operasyonlar sonucu 162 kişi, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem yapıldı, çok sayıda kişi gözaltına alındı ve tutuklandı.


Erdoğan ayrıca, konuşmasıyla aynı gün Trump’ın ev sahipliğinde Orta Doğu ülkelerinin liderleriyle birlikte düzenlenen bölgesel toplantıya da katıldı. Toplantıya Erdoğan ve Trump’ın yanı sıra Suriye Geçiş Dönemi Cumhurbaşkanı Ahmed Şaraa, Ürdün Kralı II. Abdullah, Katar Emiri Şeyh Temim, Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed ile Irak ve Körfez ülkelerinin temsilcileri de katıldı.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, bölge liderlerinin Orta Doğu’da gerilimi azaltmanın yollarının bulunması gerektiği konusunda uzlaşma sağladığını açıkladı.

Irak: Peşmerge ve silahlar

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, ülkedeki ABD askerlerinin 30 Eylül’de çekilmesine günler kala Genel Kurul’a katıldı. Aynı tarih, Zeydi hükümetinin silahlı gruplara silahlarını devlete teslim etmeleri için verdiği son gün olarak belirlenmişti. Ancak bu takvim New York’ta değişti. Zeydi’nin New York Times’a verdiği röportaja göre silahlı gruplar 30 Eylül’den itibaren 90 gün boyunca saldırılarını durduracak, ardından silahlarını teslim etmeye başlayacak ve süreç 30 Haziran 2027’de tamamlanacak.

Zeydi, 25 Eylül’de Genel Kurul’a hitap etti. Hükümetinin önceliklerinden birinin savaş ve barış kararını yalnızca devletin vermesini sağlamak olduğunu söyledi ve silahların anayasal kurumların elinde kalması gerektiğini vurguladı. Koalisyonun görevinin sona ermesinin, stratejik ortaklarla ilişkilerde askeri işbirliğinden ekonomik ve kalkınma işbirliğine geçilen yeni bir dönemi başlatacağını belirtti. Zeydi, Irak’taki Büyük Fav Limanı’nı Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak Kalkınma Yolu Projesi’ni de ticaret, yatırım ve enerji için stratejik bir koridor olarak tanımladı.

Zeydi, ayrıca Cumhurbaşkanı Erdoğan’la 23 Eylül’de bir görüşme de yaptı. Resmi kanallardan duyurulan ortak açıklamaya göre taraflar, güvenlik alanında işbirliğini derinleştirme konusunda uzlaştı. Taraflar Sincar’da “devlet otoritesinin bütünüyle tesis edilmesi” ve “yasaklı yabancı silahlı unsurların varlığına son verilmesi” konusunda anlaştı. Irak’ın bu alandaki ilerlemesine bağlı olarak Türkiye kuvvetleri, kararlaştırılan mekanizma ve takvim doğrultusunda Başika üssünü Irak Federal Hükümeti’ne kademeli olarak devredecek.

Erdoğan-Zeydi görüşmesi, Foto: İletişim Başkanlığı

Genel Kurul’un başladığı hafta Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) de önemli bir gelişme yaşandı. IKBY, 21 Eylül’de Peşmerge güçlerinin Peşmerge İşleri Bakanlığı komutası altında birleştirildiğini açıkladı. Birleşme, ABD’nin öncülüğündeki IŞİD karşıtı koalisyonun Irak’tan çekilmesi için öngörülen süre olan 30 Eylül’den kısa süre önce gerçekleşti.

Ayrıca Jerusalem Post’un haberine göre İran, IKYB’de Şubat’tan bu yana binden fazla insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırısı düzenledi. Tahran, İranlı Kürt muhalif grupları ve ABD’nin diplomatik tesislerini hedef alıyor. Pezeşkiyan’ın Genel Kurul konuşmasının ertesi günü, 24 Eylül’de de Erbil’e bağlı Soran yakınlarındaki bir köy İran’ın İHA saldırısına uğradı.

Netanyahu konuşurken salon boşaldı

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ise Genel Kurul konuşmasını 24 Eylül’de gerçekleştirdi. Netanyahu kürsüye yürürken salonda yer yer alkışlar, yuhalamalar ve toplu çıkışlar göze çarptı. Çok sayıda delege salonu terk etti ve koltukların çoğu boş kaldı. Genel Kurul Başkanı Rahman salonu defalarca düzene davet etmek zorunda kaldı. Filistin’in BM Misyonu, üye ülkelere gönderdiği mesajla onları Netanyahu konuşmaya başladığında toplu halde salondan çıkmaya çağırmıştı.

Netanyahu, bu manzara karşısında kürsüye çıktığındaysa “Başlamadan önce küçük bir duyuru: Eğer hala salonu terk etmemiş başka ahlaki korkaklar varsa lütfen salonu şimdi terk etsinler,” dedi.

İran’a saldırı kararının verdiği en kolay kararlardan biri olduğunu söyleyen Netanyahu, salonu terk eden ülkelerin liderlerinin bile İran’ın nükleer programını hedef aldıkları için İsrail’e özel olarak teşekkür ettiğini öne sürdü. Gazze’deki soykırım suçlamalarını da reddetti.

Netanyahu, Erdoğan’ı “tiran” olarak nitelendirdi ve Türkiye’yi antisemit yalanların en büyük yayıcılarından biri olmakla suçladı. Erdoğan’ı Hamas liderlerini ağırlamak, gazetecileri ve muhalefet liderlerini hapsetmek ve Kuzey Kıbrıs’ı işgal etmekle itham etti.

Mamdani dikkat çekti

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, BM Genel Kurulu sürerken dikkatleri üzerine çekti. Trump, Genel Kurul’a hitap etmeden bir gün önce, 21 Eylül’de Mamdani’yi resmi konutunda ziyaret etti. Bu, iki isim arasındaki üçüncü yüz yüze görüşme oldu. Trump, görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Mamdani’nin iyi bir belediye başkanı olmasını istediğini ve bunun için büyük bir potansiyele sahip olduğunu söyledi. Mamdani ise Trump’a Beyaz Saray’ın bazı medya kuruluşlarına getirdiği erişim yasağına karşı olduğunu ilettiğini açıkladı.

Brezilya Devlet Başkanı Lula da aynı gün Mamdani’yi Brezilya’nın BM Büyükelçisi’nin konutunda ağırladı ve iki isim gazetecilerin önünde futbol formalarını değiştirdi. Mamdani’ye yönelik ilginin öbür yüzünde ise Netanyahu vardı. Mamdani, seçim kampanyasında Netanyahu’nun New York’a gelmesi halinde savaş suçları gerekçesiyle tutuklatılacağını vaat etmiş, ancak daha sonra buna yasal yetkisinin olmadığı sonucuna vardığını açıklamıştı.

Mamdani, Netanyahu’nun gelişinden bir gün önce resmi konutunda Gazzeli ailelerle zeytin ağacı diktiği bir video paylaştı. Netanyahu ise Genel Kurul’daki konuşmasında Mamdani’ye doğrudan seslenerek kendisini susturmaya çalıştığını söyledi ve onu antisemitizmle suçladı. Mamdani de Netanyahu’nun konuşmasını, Filistinlilere yönelik soykırımını aklamaya yönelik asılsız yalanlar olarak nitelendirdi. Netanyahu hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar iddiasıyla çıkardığı tutuklama kararının hâlâ geçerli olduğunu hatırlattı.

Abbas’a yine vize engeli

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Trump yönetiminin Filistinli yetkililere uyguladığı vize yasağı nedeniyle Genel Kurul’a üst üste ikinci yıl önceden kaydedilmiş bir video mesajla hitap etti. Abbas, uluslararası toplum Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını destekleme sözünü yerine getirmezse Filistinlilerin yeni bir Nekbe ile karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Mahmud Abbas Genel Kurul’a hitap ediyor, Foto: Michael M. Santiago/Getty Images

Abbas’ın vize alamaması, ABD ile savaş halindeki İran’ın Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın ABD Gizli Servisi korumasında New York’a girmesine izin verilmesiyle birlikte ayrıca dikkat çeken detaylardan oldu. Abbas, ABD yönetimine yaptırım ve kısıtlamaları kaldırma çağrısında bulunarak Washington’ı uluslararası hukuk ve diplomasi yolunu seçen tarafı cezalandırmakla eleştirdi.

Batı Şeria’daki tablo da hafta boyunca pek çok konuşmada gündeme geldi. BM verilerine göre işgalcilerin saldırısında yaralanan Filistinli sayısı 2020’de üç günde bir iken 2026’da günde üçü aştı. Guterres, yasa dışı yerleşimlerin barışın önünü kapattığını ve etnik temizlik tehlikesini gündeme getirdiğini söyledi.

Miçotakis: “Kıbrıs, BM’nin güven testi”

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis, Kıbrıs sorununu Doğu Akdeniz’de hâlâ kapanmamış bir yara olarak tanımladı ve Türkiye’nin adayı 52 yıldır işgal altında tuttuğunu söyledi. Kıbrıs’ı BM’nin kendi kararlarını uygulama becerisi ve güvenilirliği açısından bir turnusol testi olarak nitelendirdi. Miçotakis, buna karşın son üç yılda Türkiye ile ilişkileri iyileştirmek ve iletişim kanallarını açık tutmak için sürekli çaba gösterdiklerini belirterek iki ülkenin coğrafyayı değiştiremeyeceğini ve yan yana yaşamak zorunda olduğunu söyledi.

Balkanlar’da Mladić gerilimi

Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı Denis Bećirović, Genel Kurul kürsüsünde de Sırbistan’ı hedef aldı. Bećirović, Ratko Mladić’in bir kahraman değil, yargı kararıyla sabit bir savaş suçlusu olduğunu belirterek bu suçlunun kurumsal düzeyde yüceltilmesini “medeniyet karşıtı bir eylem” olarak nitelendirdi. Bunun Sırbistan’ın devlet yönetimini Avrupa tarihinin en kötü cellatlarından biriyle aynı safa koyduğunu ve saldırganlığa yol açan ideolojiden vazgeçilmediğini kanıtladığını söyledi. Bu konuşma ise ülkede tartışma konusu oldu. Devlet Başkanlığı Konseyi’nin Sırp üyesi Željka Cvijanović, Bećirović’in devletin tutumunu değil kişisel görüşlerini dile getirdiğini iddia etti.

Mladić tartışması nedir?

Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić, savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçundan ömür boyu hapis cezasına çarptırılan ve cezasını çekerken ölen Ratko Mladić’i ölmeden önce serbest bırakmayan BM savaş suçları mahkemesini “medeniyet dışı” ve “savunulamaz” bir tutum sergilemekle suçlamıştı. Mladić için 7 Eylül’de Belgrad’da askeri törenle düzenlenen cenazeye Sırbistan’dan ve Bosna Hersek’teki Republika Srpska’dan bakanlar ve üst düzey yetkililer katılmıştı. AB yetkilileri, aday ülke Sırbistan’ı Mladić’i yüceltmenin AB değerleriyle bağdaşmadığı gerekçesiyle eleştirmişti.

Guterres, 21 Eylül’de Bećirović ile New York’ta görüşmüş ve Mladić’in yüceltilmesini kınamıştı. Guterres, savaş suçlularının yüceltilmesinin bölgedeki uzlaşma çabalarını tehlikeye attığını vurgulamış, Bećirović de Guterres’i Sarajevo’ya ve Srebrenica Anma Merkezi’ne davet etmişti.

Komşu ülkelerde, özellikle Hırvatistan’da, Nazizmin yeniden toplumsal değerler arasına yükseltildiğini öne süren Vučić, Nazilerin elinde büyük acılar çeken Sırp halkının bunu kabul edemeyeceğini söyledi. Hırvatistan’ı hem Nazi geçmişiyle gurur duymakla hem de bugün hâlâ Nazi slogan ve sembolleri kullanmakla suçladı. Vučić ayrıca, Genel Kurul’daki konuşmasında Kosova meselesini öne çıkardı. Sırbistan’ın ülkenin toprak bütünlüğünü, BM Şartı’nı ve BM Güvenlik Konseyi’nin 1244 sayılı kararını savunacağını yineleyen Vučić, Sırbistan’ın Brüksel Anlaşması’ndan doğan yükümlülüklerini yerine getirdiğini, ancak Kosova Arnavut tarafının yükümlülüğü olan Sırp Belediyeler Birliği’nin hâlâ kurulmadığını söyledi.

Batılı ülkeleri, Ukrayna söz konusu olduğunda toprak bütünlüğünü temel ilke kabul ederken Sırbistan’a geçmişi bırakıp geleceğe bakmasını öğütlemekle eleştiren Vučić ayrıca, New York’ta Trump’ı Sırbistan’a davet ettiğini ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile görüştüğünü açıkladı.

Hırvatistan Başbakanı Andrej Plenković, Genel Kurul’da Mladić’e cenazesinde verilen askeri ve devlet onurlarının kurbanlara ve uluslararası mahkeme kararlarına hakaret olduğunu söyledi. Plenković ayrıca, Vučić’in sözlerini Hırvatistan’a yönelik asılsız bir karalama kampanyası olarak nitelendirdi ve bu tutumun Sırbistan’ı Avrupa değerlerinden ve AB üyeliğinden bir adım daha uzaklaştırdığını söyledi. Sırbistan Cumhurbaşkanı’nın danışmanı Miloš Vučević aynı gün Plenković’e yanıt verdi ve “Nazi dönemi Ustasa sembollerini benimseyen Zagreb’in Belgrad’a ders vermesini” ikiyüzlülük olarak nitelendirdi.

CPJ: "Basın özgürlüğüne ciddi tehdit"

Netanyahu “NAZA” belgeselini hedef gösterdi

İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun, İsrail askerlerini yurt dışında “karalayan” İsrailli vatandaşların vatandaşlığının iptal edilmesine yönelik bir yasa çıkarılacağını açıkladı. Netanyahu, özellikle Venedik Film Festivali’nde 25 dakika boyunca ayakta alkışlanan “NAZA” belgeselini ve belgeselin yapımcıları gazeteci Yuval Abraham ile yönetmen Rachel Szor’u hedef gösterdi.


İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’nun, yurt dışında İsrail askerlerini “karalayan” vatandaşların İsrail vatandaşlığının iptaline olanak sağlayacak bir yasa çıkaracağını duyurması, gazetecileri hedef gösteren resmi baskının yeni bir aşamasına işaret etti. Netanyahu, açıklamasında özellikle “NAZA” belgeselini ve yönetmenleri gazeteci Yuval Abraham ile Rachel Szor’u isim vererek hedef aldı.



NAZA belgeseli

“NAZA”, “No Other Land” filmiyle 2025’te En İyi Belgesel dalında Oscar kazanan İsrailli yönetmenler Yuval Abraham ve Rachel Szor’un yeni yapımı.

Eylül 2026’da 83. Venedik Film Festivali’nde 25 dakika boyunca ayakta alkışlanarak festival rekoru kıran ve Jüri Özel Ödülü alan NAZA, İsrail ordusu ve askeri istihbaratında görev yapmış 24 personelin gizli tanıklıklarına dayanmaktadır. Film, Gazze’deki askeri operasyonlarda kullanılan yapay zeka destekli hedefleme sistemlerini ve sivil zayiat mekanizmasını konu almaktadır.

Filmin galasının ardından İsrail hükümetinden sert tepkiler geldi: Kültür Bakanı Miki Zohar yapımı “iğrenç” ve “vatana ihanet” olarak nitelendirirken, eski Başbakan Naftali Bennett filmi “kan iftirası” olarak tanımladı.

Yönetmen Abraham, belgeselin Kasım ayında internette ücretsiz erişime açılacağını açıkladı.


Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), 15 Eylül’de yaptığı açıklamada, üst düzey İsrailli yetkililerin yapımcılara yönelik tehditlerinin halkı sindirme veya susturma eylemlerine teşvik edebileceği uyarısında bulunmuştu. Netanyahu ise 16 Eylül’de İsrail Başbakanlık Ofisi tarafından yayımlanan bir videoda, hükümetinin iki ayrı yasa tasarısı hazırlığında olduğunu açıkladı: Bunlardan ilki yurt dışında askerleri karalayanların vatandaşlığının iptalini, ikincisi ise hakaret davalarında istenebilecek tazminat tutarının artırılmasını öngörüyor. Söz konusu düzenlemeler henüz yasalaşmadı.

“Gazeteciler vatandaşlık kaybıyla tehdit edilemez”

CPJ Bölge Direktörü Sara Qudah konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“İsrail makamları, gazetecilere yönelik açık tehditlerden, onları yaptıkları haberler nedeniyle vatandaşlıktan edebilecek bir yasal sürece geçiş yapıyor. Bu, basın özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdittir. Gazeteciler, ordunun ya da diğer güçlü kurumların icraatlarını eleştirel biçimde haberleştirdikleri için vatandaşlık kaybı, hukuki misilleme ya da sindirmeyle karşı karşıya bırakılamaz.”

Qudah, İsrail makamlarına Abraham ve Szor’a yönelik kampanyaya derhal son verme ve yapımcılarla ailelerinin güvenliğini sağlama çağrısında bulundu.

Haber merkezine baskın

Açıklama, yapımcılara yönelik giderek tırmanan bir kampanyanın ortasında geldi. Çarşamba akşamı Szor’un aile evi önünde düzinelerce kişi toplanarak protesto düzenledi, medyaya yansıyan görüntülere göre polis ve sınır polisi bölgeye sevk edildi.

Aynı gün, sol eğilimli bağımsız yayın organı +972 Magazine’in yönetici direktörü ve İbranice yayın yapan bağımsız haber sitesi Sicha Mekomit (“Local Call”)’in eş direktörü gazeteci Hagai Matar, kurumun ofislerinin basıldığını CPJ’ye aktardı. Matar, “Bir grup ofislerimize girdi, odaları görüntüledi ve kargaşa yarattı” dedi. Sağcı aktivist Mordechai David’in paylaştığı videolarda, kendisinin hem ofis içinde hem dışında, polisi arayan bir kadın gazeteciyle yüzleştiği görüldü.

Sicha Mekomit, +972 Magazine ve İngiliz gazetesi The Guardian, “NAZA” filminin dayandığı soruşturmaların yayımlanmasında birlikte çalışmıştı. Site aynı zamanda Abraham’ın İsrail ordusu ve Gazze’deki savaşa dair soruşturmalarını da yayımlamaya devam ediyor.

Önceki tehditler

Bu son gelişme, İsrailli yetkililerden gelen daha önceki tehditlerin ardından yaşandı. Kültür Bakanı Miki Zohar, Abraham ve Szor’un vatandaşlığının iptalini talep edeceğini açıklamıştı. Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ise askeri hukuk müşavirlerinin “NAZA” filmi ve filmde yer alan isimlerle ilgili olası hukuki adımları değerlendirdiğini belirtmişti.

CPJ, İsrail makamlarına gazetecilik faaliyetleri nedeniyle Abraham ve Szor’a yönelik hukuki, idari ya da başka türden misilleme tehditlerine son verme, kamu yararı taşıyan konularda haber yapan gazetecileri cezalandırmak için vatandaşlık iptali, hakaret yasaları veya benzeri hukuki araçları kullanmaktan vazgeçme çağrısında bulundu.

CPJ, yapımcılara yönelik tehditlere karşı ve protestocuların evlerinin önünde toplanması ile Sicha Mekomit’in ofislerinin basılması dahil olmak üzere alınan soruşturma ve koruma önlemleri hakkında yorum almak amacıyla İsrail polisiyle bir mesajlaşma uygulaması üzerinden iletişime geçti. CPJ ayrıca başbakanlık ofisiyle, Netanyahu’nun önlemlerinin araştırmacı gazetecilere yönelik misilleme niteliği taşıdığına dair endişeler konusunda iletişime geçti. Henüz her iki taraftan da haberin yayımlanma tarihine kadar yanıt gelmedi.

Anket: Netanyahu ABD’de tutuklanmalı

ABD’de yapılan araştırmaya göre, ABD halķının yüzde 47’si Netanyahu’nun Gazze’de savaş suçu işlediğini düşünüyor. Yüzde 49 ‘uise Netanyahu’nun ABD’ye gelmesi halinde tutuklanması gerektiğini söylüyor.

ABD’de halķın siyaset ve toplumsal eğilimlerini ölçen The Economist ve YouGov Poll, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkındaki tutuklama kararını araştırdı.

25-27 Temmuz’da 18 yaş üstü bin 559 kişiyle yapılan araştırmada, “Netanyahu, ABD’de tutuklanmalı mı?” sorusu yöneltildi.

Katılımcıların yüzde 49’u Netanyahu’nun ABD’de tutuklanmasına “evet” yanıtını verirken, yüzde 27’si bu soruya “hayır” dedi. Kararsızların oranı ise yüzde 23 oldu.

Görüşmecilerin yüzde 47’si “Netanyahu’nun Gazze’de savaş suçlusu olduğunu düşünüyor musunuz?” sorusuna ise “evet” cevabını verdi. Yüzde 24’ü “hayır”, yüzde 29’u ise “kararsız” olduklarını ifade etti.

Katılımcıların yüzde 43’ü Filistin’de soykırım yapıldığını düşündüğünü belirtirken, yüzde 24’ü soykırım olmadığını savundu, yüzde 32’si ise yanıt verirken “çekimser” kaldı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC), 21 Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, eski İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ve Hamas lideri Muhammed Deyf hakkında tutuklama emri çıkardığını duyurmuştu. ICC’den yapılan yazılı açıklamada, duruşma öncesi dairenin, hakkında yakalama emri çıkartılan üç ismin savaş suçları ve insanlık karşıtı suçlar konusunda “cezai sorumluluk” taşıdığına dair “makul gerekçeler” olduğu yönünde karar verdiği belirtilmişti.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.