Bîr İnisiyatifi GSÜ’de “Arşiv ve Hafıza” adıyla bir panel düzenliyor

Bîr İnisiyatifi üyeleri, Galatasaray Üniversitesinde düzenlenecek panelde Kasım Demiralp Arşivi bağlamında sunumlar yapacak.

Bir İnisiyatifi, Kasım Demiralp’ın arşivini anlatmak üzere “Arşiv ve Hafıza” adıyla bir panel düzenleyecek. Galatasaray Üniversitesi’nde gerçekleşecek olan panelin moderatörlüğünü Doç. Dr. Cemil Yıldızcan üstlenecek.

Etkinlikte inisiyatif üyesi Dara Demiralp “Kasım Demiralp Arşivi ve Karşı-Arşivsel Pratikler”, Ozan Polat “Hegemonik Tarih Anlatısına Karşı Aile Arşivleri: Yerel ve Ulusal Hafızanın Yeniden İnşasında İmkânlar ve Sınırlılıklar” ve Özcan Kırbıyık “Kasım Demiralp’in Evrak-ı Metrukesi: Direnişin Daktilosu ve Arşivle Direniş” başlıklarında sunum yapacak.

10 Haziran Çarşamba günü saat 18.00’de başlayacak olan etkinlik, üniversitenin Sosyal Farkındalık Kulübü ile birlikte Münevver Soylu Salonunda (C316) gerçekleşecek.

Etkinliğe katılmak için formu doldurun

Kasım Demiralp ve Bîr İnisiyatifi hakkında

Kasım Demiralp (1924 – 1998). Kürt toplumunun 20. yüzyıl boyunca yaşadığı siyasal ve toplumsal kırılmaları, sürgünleri ve acıları bizzat yaşayarak kayıt altına almış bir kanaat önderi, aydın ve gayriresmî bir arşivcidir.

1924’te Bingöl’de (Çewlîg) doğan Demiralp, 1925 olayları sırasında ailesinin büyük bölümünü kaybetti. Annesinin çabalarıyla hayatta kaldı ve sürgün yıllarının ardından memleketine döndüğünde, ailesinin silinmeye yüz tutan hafızasını korumayı görev edindi. Sadece ilkokul üçüncü sınıfa kadar okuyabilmesine rağmen kendi çabasıyla Kürtçe, Türkçe, Osmanlıca, Farsça ve Arapça öğrenerek topladığı tarihi belgeleri tasnif etti. 1950’li yıllarda Demokrat Parti’de siyasete girerek, devlet arşivlerinde kayıp yakınlarının izini sürdü. 1960 Darbesi’nde yargılandıktan sonra bölgede dava vekilliği yaparak halkın hukuki sorunlarını çözdü ve saygın bir kanaat önderine dönüştü.

12 Eylül 1980 Darbesi’nde oğlu ve yeğeninin Diyarbakır Cezaevi’ne gönderilmesiyle artan baskılar üzerine, on yıllarca biriktirdiği devasa arşivini korumak için toprağa gömmek zorunda kaldı. Dört yıl sonra çıkardığında belgelerin çoğu çürümüştü. Ancak pes etmedi; 1990’larda daktilosunun başına geçerek hafızasını yeniden kağıda döktü ve bu kez evinin kapı pervazlarına gizledi.

1990’lı yıllarda evi paramiliter güçler (JİTEM) tarafından kuşatılan, defalarca gözaltına alınan ve ailesi sürgünlerle dağılan Demiralp, tüm devlet baskısına rağmen köyünü terk etmeyi reddetti. 2 Ağustos 1998’de yaşamını yitirdiğinde; geriye Türkiye’nin ve Kürt toplumunun bir asırlık hafızasına ışık tutan günlükler, daktilo metinleri ve ses kayıtlarından oluşan eşsiz bir tanıklık mirası bıraktı.

Kürtçede hem “hafıza” hem de “kuyu” anlamına gelen bîr inisiyatifi, Kasım Demiralp’in kişisel arşivini merkeze alarak resmi tarihin görünmez kıldığı toplumsal hakikatleri gün yüzüne çıkarmayı hedefleyen disiplinlerarası bir araştırma grubudur. Adını, kuyudaki suyu—yani derine itilmiş hafızayı—çıkarma çabasından alan inisiyatif, Demiralp’in yarım asırlık kayıt tutma tutkusunun sosyopolitik okumasını yaparak Kürt toplumunun sivil siyaset arayışına ve yaşadığı kırılmalara dair zengin bir mikro tarih sunmaktadır. Çalışma, devlet söyleminin dışında kalan bu “karşı arşiv” malzemelerini geçmişle yüzleşme, toplumsal diyalog ve barış inşası için bir ilham kaynağına dönüştürerek, bastırılmış yerel hikayeleri özgürleştirici bir geleceğe taşımayı amaçlamaktadır.

Sırrı Sakık: Cumhurbaşkanına “Meclis tatile girmesin” dedim

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın zamanda görüşen DEM Parti Milletvekili Sırrı Sakık, görüşmede gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için “Meclis tatile girmesin” dediğini aktardı.

Sırrı Sakık, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 3 Haziran’da görüştü, Foto: Sırrı Sakık

Kürt siyasetinin önemli isimlerinden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ağrı Milletvekili Sırrı Sakık, 1993 yılından bu yana Kürt sorunu ve çatışma süreçlerinin sona ermesine dair yürütülen süreçlerde yer almış bir isim. Dönemin cumhurbaşkanları Turgut Özal, Süleyman Demirel, başbakanı Necmettin Erbakan’ın dönemlerinde hem PKK’nin ilan ettiği ateşkeslerin gerçekleşmesi hem de müzakere süreçlerin gelişmesi için taraflarla görüştü, müzakere heyetlerinde yer aldı.

2013 ile 2015 tarihleri arasında yürüyen ve adına “Çözüm Süreci” denen dönem ve Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli’nin 1 Ekim 2024 tarihinde Meclis Genel Kurulu sırasında DEM Parti milletvekillerinin bulunduğu sıralara giderek onlarla tokalaşması ve sonrasında Abdullah Öcalan’a “Umut Hakkı” ilkesinin uygulanması gerektiğini söylemesi ile başlayan süreçte resmi bir rol üstlenmemesine rağmen, siyasetteki tecrübesi ile önemli görüşmeler gerçekleştirmeye devam etti.

Sakık son olarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Ankara’da bulunan Külliye’de bir görüşme gerçekleştirerek bu rol ve misyonunu devam ettirdiğini göstermiş oldu.

4 Haziran 2026 tarihinde kişisel sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklama ve paylaştığı fotoğraf ile görüşmeyi duyuran Sırrı Sakık, açıklamasında “Dün akşam Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir görüşme gerçekleştirdim. Görüşmemizde halkımızın barışa, demokrasiye ve adalete dair beklentilerini, “Demokratik Toplum ve Barış” sürecinin somut adımlarla ilerlemesine yönelik talep ve umutlarını kendisine ilettim. Bu tarihsel sürecin günlük siyasetin çok üzerinde değerlendirilmesi gerektiğini, kanın, gözyaşının ve çatışmanın Türkiye’nin gündeminden tamamen çıkmasının toplumun ortak arzusu olduğunu ifade ettim.” dedi.

Sakık bu görüşmeyle ilgili daha önce kimi medya organlarına demeçler vererek görüşmenin içeriğine dair değerlendirmelerde bulundu.

Konuyla ilgili Niha+’a konuşan Sırrı Sakık, Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede Erdoğan’dan Meclis’in tatile girmemesini istedi:

“Görüşmede, ‘Siz erteleyip ötelerseniz bu süreç geçmişte olduğu gibi yine böyle riskler var. Onun için ertelemeye, ötelemeye gerek yok. Bu da benim talebimdir: Meclis bu yaz tatile girmesin. Mevcut yasaları çıkaralım, sorunları tartışalım, konuşalım. Sayın Öcalan’a heyetler gidecekse bu ambargoyu kaldırın, gitsinler, gelsinler. Barış böyle inşa olur’ dedim.”

“Ahlaki vicdani bir duruşum var”

“Bu halkın evladıyım. Bu halkın dil, kültür, kimlik var olabilme mücadelesinin bir parçasıyım. O gündür bugündür Kürt sorunu yerli yerinde durduğu için siyasi aktörler değişiyor, ama Kürt halkının talepleri değişmiyor. Var olmak istiyor. Anayasa’da olmak istiyor” diyen Sırrı Sakık, 1993 yılından bu yana gelişen müzakere süreçlerinde yer aldığını belirtti:

“Ben 1993 sürecinden başlayarak bugüne kadar bütün müzakere süreçlerinde yer aldım. Bugün tabii ki müzakerelerde yokum ama bir ahlaki vicdani duruşum var. Yani bilgimi, birikimimi, 40 yıldır yaşadıklarımı yetkililerle bu sorunu çözecek, çözebilecek gücü olan siyasi aktörlerle, görüşmeyi doğru bulurum. Siyaset dünyasının da görevi de budur. Benim de görevim buydu.”

Erdoğan ile görüşmesinin de bu kapsamda olduğunu söyleyen Kürt siyasetçi, “Sayın Cumhurbaşkanı başbakanken ben oğlumu kaybetmiştim. Beni aradığında yurt dışındaydı. Kendisine şunu söylemiştim: Siz bu ülkenin azizi olun. Ben acılardan süzülerek geliyorum. Kardeşimi, kız kardeşimi, babamı, ailemi, eşim mi… Ama hiçbir acının evlat acısı kadar acı olmadığını söyledim. Bu topraklarda Kürt, Türk halkının evlatları her gün bu topraklara düşüyor. Onun için aziz olun. Bu ülkenin barışını sağlayın. O gün de söylemiştim. Bugün de söylüyorum” dedi.

“Aklın yolu bidir”

Sakık kendisini fesh eden PKK’nin attığı adımlara rağmen siyaset dünyası ve parlamentonun adım atmadığını kaydederek şöyle devam etti:

“Bu ülkenin barışa ihtiyacı var. Neredeyse iki yıldır devam eden bir süreç var. PKK olumlu adımlar attı. Bunun karşılığında siyaset dünyası, parlamento, bu işin muhatabı olanlar hala adım atmadılar. Benim görüşmem bu temeldeydi. Ben kendisine de söyledim: Yani Kürtler diyor ‘Av di golê de bimîne, genî dibe’. Önce Kürtçe söyledim, sonra Türkçeye de çevirerek söyledim kendisine.

“Olabilecekleri net olarak kendisiyle paylaştım, Geçmişten bugüne kadar yaşanan olumsuzluklar, tıkanan süreci hep birlikte değerlendirdik.

“Sevgili Selahattin Demirtaş’ın da bir an önce özgür olması, bu sürece katılması gerektiğini söyledim. Geçmişte sizin hayata geçirdiğiniz AİHM kararları vardı. Leyla Zana, Hâtip Dicle, Selim Sadak, Orhan Doğan’ın benim de içinde bulunduğum DEP davasında AİHM kararlarını siz hayata geçirmiştiniz dedim. Şimdi de bizim sizden isteğim, hem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri hem de Türkiye’nin en üst organı olan Anayasa Mahkemesinin kararlarını da hayata geçirin dedim. O dönemde de yargı mahkum etmişti. Ama AYM’in verdiği kararları bizzat siz hayata geçirdiniz. Bunları konuştuk. Yani onlar notlar aldılar. “İlgileneceğiz, konuşacağız” dediler.

Eminim bu görüşmeler bir ete kemiğe bürünür. Aklı yolun birdir. Eğer gerçekten bu topraklarda barış sağlanacaksa birbirimizle oturup konuşabilmeliyiz. Geçmişten bugüne kadar gelen o tecrübeler, birikimler hepsi değerlendirilmelidir. Beni de dinledi. Uzun uzun konuştuk. Sonra özel sohbetlerimiz de oldu.

Endişelerimiz var. Ben bunu da seslendirdim. Halkın güveninin kırılmaması gerekir. Toplumda çok büyük bir halk desteği var. Bütün Kürtler bu konuda umutlu. Onun için bunu heba etmemeliyiz. Bunu küçük siyasete kurban etmemeliyiz.

Biz büyük bir barıştan, büyük bir mücadeleden, 100 yıllık bir mücadeleden bahsediyoruz. Yani size de tarih böyle bir misyonu getirdi, kapınızın önüne koydu. 100 yıllık bir sorununu çözebilecek bir gücünüz var. Bu gücü heba etmeyin. Bunu da söyledim. Diliyorum heba edilmez.”

Gazeteciler, mahpus meslektaşları için Taksim’de bir araya geliyor

Sahadaki gazeteciler, tüm mahpus gazetecilere özgürlük isteyerek herkesi 10 Haziran’da Taksim Tünel Meydanı’ndaki basın açıklamasına çağırıyor: “Basın özgürlüğüne yönelik tüm baskılar son bulsun! ETHA emekçileri Pınar’a, Nadiye’ye, Elif’e ve Müslüm’e özgürlük!”

Etkin Haber Ajansı (ETHA) gazetecileri Pınar Gayıp, Nadiye Gürbüz, Elif Bayburt ve Müslüm Koyun’un 3 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne (ESP) dönük operasyonlarda gözaltına alınıp tutuklanmasından bu yana 126 gün geçti.

Sahadaki gazeteciler, tutuklanan ETHA gazetecilerine özgürlük istemiyle 10 Haziran Çarşamba günü saat 19.00’da, Taksim Tünel Meydanı’nda bir basın açıklaması düzenleyecek.

Gazeteciler, bütün basın çalışanlarını, demokratik kitle örgütlerini ve kamuoyunu 10 Haziran’daki basın açıklamasına çağırıyor:

Özgür Basın Susturulamaz!

Pınar’a, Nadiye’ye, Elif’e, Müslüm’e ve Tüm Mahpus Gazetecilere Özgürlük!

Tarih: 10 Haziran Saat: 19.00 Yer: Taksim Tünel Meydanı

Meslektaşlarımız cezaevinde. ETHA emekçileri Pınar, Nadiye, Elif ve Müslüm ve onlarla birlikte bu ülkede özgürce haber yapmaya çalışan onlarca gazeteci, mesleklerini yaptıkları için tutuklu bulunuyor.

ETHA emekçisi arkadaşlarımız 3 Şubat’ta Ezilenlerin Sosyalist Partisi’ne yönelik yapılan operasyonlarda gözaltına alındılar, ardından tutuklandılar. Yaklaşık 5 ay geçmesine rağmen arkadaşlarımızın çoğuna dair iddianame bile hazırlanmadı.

Gazetecilik suç değildir. Yalnızca gerçekleri kayıt altına aldıkları için arkadaşlarımız bugün alıkonuluyor.

Gazetecileri susturmak, halkın bilgiye erişme hakkını susturmaktır. Susmuyoruz!

Özgür basın emekçileri olarak tüm gazeteci kuruluşlarını, emek ve meslek kuruluşlarını, demokratik kitle örgütlerini ve basın emekçilerini bu çağrıya kulak vermeye davet ediyoruz:

10 Haziran Çarşamba günü saat 19.00’da Taksim Tünel’de basın açıklaması için bir araya geliyoruz.

Sahadaki gazeteciler olarak sesimizi yükseltiyoruz:

Tutuklu gazeteciler serbest bırakılsın! Basın özgürlüğüne yönelik tüm baskılar son bulsun! ETHA emekçileri Pınar’a, Nadiye’ye, Elif’e ve Müslüm’e özgürlük!

Tüm mahpus gazetecilere özgürlük!

Ne olmuştu?

ESP’ye yönelik 3 Şubat’ta 22 şehirde düzenlenen operasyonlarda, aralarında partinin Eş Genel Başkanı Murat Çepni’nin de bulunduğu 95 kişi “örgüt üyeliği ve örgüt propagandası” iddiasıyla gözaltına alınmıştı. Tutuklananlar arasında ETHA çalışanı gazeteciler Pınar Gayıp, Müslüm Koyun, Nadiye Gürbüz ve Elif Bayburt da bulunuyordu. Güncel bilgilere göre, Koyun Marmara 2 No’lu L Tipi Cezaevi’nde tutulurken Gayıp, Gürbüz ve Bayburt Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutuluyor.

Tutuklanan gazeteci Pınar Gayıp, avukatları aracılığıyla gönderdiği mesajda, “Kapımızı kıranlar bilsin ki baş eğmeyeceğiz. Ülkede ezilenler, çocuklar, kadınlar, işçiler katledilmesin diye uğraşanlar bilsin ki pes etmeyeceğiz. Sosyalist basın susturulamaz” demişti.

bianet’teki habere göre, Ezilenlerin Hukuk Bürosu avukatlarından Cengizhan Karaşın, Gayıp’a yöneltilen iddialara ilişkin “Dosyasında gazetecilik faaliyeti dışında tek bir delil yok. İzmir’de gözaltına alındığı soruşturmasındaki deliller tekrar dosyasına eklendi. Özetle ‘İzmir’de tutuklayamadık, İstanbul’da tutuklayalım’” diye konuşmuştu.

Tutuklanan gazeteciler arasında henüz Müslüm Koyun’un duruşması belirlendi. Koyun’un duruşması 18 Temmuz saat 10.30’da İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

AB Mahkemesi Belediye Başkanı Karácsony’a açılan davayı düşürdü

Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karácsony’a 2025 Haziran’da Budapeşte’de gerçekleştirilen “Budapeşte Onur Yürüyüşü’nü düzenlediği” gerekçesiyle açılan dava, Macaristan’daki Orbán hükümetinin Nisan seçimlerindeki yenilgisinin ardından Avrupa Birliği (AB) Mahkemesi kararı ile düşürüldü.

Fotoğraf: Gergely Karácsony’nin X hesabı

2025’te düzenlenen Budapeşte Onur Yürüyüşü’nden sonra Orbán hükümeti, yürüyüşe katılan ve aralarında Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karácsony’nin de bulunduğu birçok kişiye soruşturma açmıştı.

PinkNews’in yayınladığı habere göre, 4 Haziran’da savcılık tarafından yayınlanan bir açıklamada, Macaristan’ın LGBTİ+ karşıtı yasalarına karşı Avrupa Adalet Divanı’nın verdiği emsal niteliğindeki kararı gerekçe gösterildi ve Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karácsony’a karşı “2025 Onur yürüyüşünü düzenlediği” gerekçesiyle açılan dava düşürüldü.

“Budapeşte’de ne özgürlük ne de aşk yasaklanabilir”

LGBTİ+ topluluğunun katıldığı halka açık etkinlikleri yasaklayan bir yasa çıkaran Viktor Orbán hükümetinin engellemelerine rağmen, etkinlik Haziran 2025’te gerçekleştirilmişti. Karácsony yürüyüşte şunları söylemişti: “Budapeşte’de ne özgürlük ne de aşk yasaklanabilir.”

Yetkililer, yasaklama kararına rağmen etkinliği düzenlediği gerekçesiyle Ocak ayında Karácsony hakkında dava açmıştı. Dava açılmasının ardından Karácsony, “Görünüşe göre bu ülkede, kendi özgürlüğünüzü ve başkalarının özgürlüğünü savunursanız ödeyeceğiniz bedel bu” demişti.

Savcılar, Péter Magyar’ın seçimlerde Orbán’ı yenmesinin ardından gelen Avrupa Birliği (AB) mahkemesi kararı ile suçlamaları düşürdüklerini açıkladı: “Avrupa Mahkemesi’nin kararını dikkate alarak… Savcılar, Budapeşte belediye başkanına karşı toplanma özgürlüğü yasasını ihlal ettiği gerekçesiyle yöneltilen suçlamaları düşürdü.” BBC News’e göre karar, Orbán’ın 16 yıllık iktidar döneminin sonlanmasından dokuz gün sonra verildi.

Ne olmuştu?

Macaristan eski başbakanı Viktor Orban, sağcı/muhafazakâr partisi Fidesz’in “çocuk koruma” yasası kapsamında LGBTİ+’ları kriminalize eden yasaları, 2025 yılında yürürlülüğe sokmuştu.

Budapeşte Onur Yürüyüşü 28 Haziran 2025’te gerçekleşti. Onur Yürüyüşü’nü örgütleyenler, etkinliğe rekor bir katılımla 200.000 kişinin katıldığını açıklarken ILGA-Europe ise 300.000 kişinin katıldığını söylemişti.

ILGA-Europe basın toplantısında, Pécs Pride organizatörü Géza Buzás-Hábel, polisin getirdiği yasağı kabul etmediğini anlatmıştı: “Yasağı kabul edersek, baskıyı da kabul etmiş oluruz. Eşitlik için mücadeleyi bırakmış oluruz. Bu sadece LGBTİ+ topluluğuyla ilgili değil. Bu, Avrupa Birliği’ndeki Macaristan’ın geleceğiyle ilgili.”

Macaristan hükümeti, onu Ocak ayında düzenlenen etkinliği organize etmekle suçladı. Ancak Nisan ayında Avrupa Adalet Divanı, Macaristan’ın LGBTİ+ karşıtı yasalarının AB kurallarını ihlal ettiği ve eşitlik ile azınlık hakları gibi değerlerine aykırı olduğu yönünde karar verdi.

Karácsony, 2019’dan beri Budapeşte Belediye Başkanıdır. Karácsony’nin partisi olan Diyalog – Yeşiller Partisi (Párbeszéd – A Zöldek Pártja), 2023 yılında Avrupa Yeşiller Partisi’ne katılmıştı. Yeşil ve merkez sol siyasetle özdeşleşmiş önde gelen bir muhalefet figürü olan Karácsony, Budapeşte’yi Macaristan’ın ulusal hükümetinden daha sosyal liberal bir konumda tutmuştur.

Ermenistan’da seçim: 2,5 milyon seçmen sandık başında

2017’den bu yana ilk kez zamanında yapılan Ermenistan parlamento seçimleri, ülkenin Rusya ile arasındaki dinamikleri belirleyen bir etken olarak öne çıkıyor.

Fotoğraf tasarım: Niha+

Bugün (7 Haziran) Ermenistan’da yaklaşık 2,5 milyon kayıtlı seçmen, 5 yıl boyunca görev yapacak 101 sandalyeli parlamentoyu belirlemek için yarışan 18 parti ve ittifak arasında seçim yapmak için sandığa gidiyor.

Seçimlere katılan 16’sı parti ve 2’si ittifak olmak üzere 18 siyasi güç kaydolduğu kaydedilirken Ermenistan seçimleri için ülke genelinde 2 bin 5 sandık kurulduğu belirtiliyor. Sandıklar yerel saatle 08.00’de açıldı ve 20.00’de kapanacak.

Çarpıcı olan bir nokta ise bugünkü Ermenistan seçimleri 2017’den bu yana ilk kez zamanında yapılması. Anayasal çoğunluğu hangi partinin elde edeceği ise henüz bir soru işareti.

Rusya mı Avrupa Birliği mi?

Seçim kampanyası boyunca temel gerilimin, Paşinyan yönetiminin Rusya ile mesafesi ve Azerbaycan ile varılmaya çalışılan barış çerçevesi olduğu görünüyor. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve partisi Sivil Sözleşme Partisi’nin, Ermenistan’ın Rusya bağımlılığını azaltma ve Avrupa Birliği (AB) ile yakın ilişkiler kurma hedefi güttüğü biliniyor.

Rusya’nın tarım ihracatını kısıtlama ve büyükelçisini geri çağırma gibi hamleleri, seçimi fiilen bir jeopolitik referanduma dönüştürüyor. Agos’a göre Paşinyan, muhalefetin seçimlerde kazanmasının Azerbaycan ile ilişkileri bozup yeni bir savaşa neden olabileceğini vurguluyor. Yani eğer muhalefet kazanırsa, Erivan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile yürüttüğü normalleşme ve barış süreci değişebilir veya Avrupa Birliği ile yakınlaşma çabaları son bulabilir.

29 Mayıs’ta ise Astana’da buluşan Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeleri Ermenistan’dan Avrupa Birliği (AB) mi yoksa AEB mi tercihine dair “en kısa sürede” bir referandum istemişti. Paşinyan ise bu öneriyi reddederek 1 Haziran’da “Ermenistan hükümetinin AB ve AEB arasında bir seçim yapmak kaçınılmaz hale gelene kadar” AEB içinde çalışmaya devam edeceğini belirtmişti.

29 Nisan’da Rusya Dışişleri Bakanlığı, “Rusya Federasyonu’nun Ermenistan Cumhuriyeti’ndeki Büyükelçisi Kopyrkin, Ermenistan liderliğinin Avrupa Birliği’yle yakınlaşmaya dönük adımlarıyla bağlantılı olarak, istişarelerde bulunmak üzere Moskova’ya geri çağrılmıştır” dedi. Putin ise her iki blokta aynı anda üyeliğin “imkansız” olduğunu söylemişti.

Rusya ayrıca 30 Mayıs’tan beri Ermenistan’dan domates, salatalık, biber, yeşillik ve çilek ithalatına geçici kısıtlama getireceğini bildirilmişti. Rusya, Ermenistan için hayati önem taşıyan ucuz gaz ve petrol tedarikini kesmekle de tehdit ediyor.

Armenpress’teki habere göre, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Avrupa Birliği’nin Rusya’nın Ermeni ürünlerine yönelik uyguladığı kısıtlamalar nedeniyle Ermenistan’a yönelik 50 milyon euro’yu aşan bir destek paketi hazırladığını açıklamıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan’ın AB’ye girmesi durumunda Rus pazarına gönderilen ürünlerde AEB standartlarının geçerli olmayacağını belirtmişti.

Anketlere göre Paşinyan’ın partisi önde

Anketler Başbakan Nikol Paşinyan’ın Sivil Sözleşme Partisi’nin büyük farkla önde olduğuna işaret ediyor.

Farklı anket kuruluşlarına göre veriler arasında fark var. 22 Mayıs tarihli Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü’nün (IRI) anketinde Sivil Sözleşme yüzde 32, Güçlü Ermenistan yüzde 6 olarak ölçülmüştü. Gallup International Association (MPG) 2–3 Haziran verisinde de benzer olarak Sivil Sözleşme yüzde 32,4’e ulaştı. Anketlerin büyük çoğunluğu, parlamento barajını yalnızca Sivil Sözleşme ve Güçlü Ermenistan’ın aşacağını gösteriyor.

Öte yandan JAMNews’teki seçim haberi, seçmenlerin yüzde 40’ının “hiçbir politikacıya güvenmediğini”, yüzde 23’ünün ise sandık gününde kararsız olduğunu ortaya koyarken beklenen seçmen katılımını ve iktidar partisinin taban genişliğini soru işaretine dönüştürüyor. Paşinyan’ın kazanma ihtimali konuşulsa da seçimin sonuçları büyük oranda sandık gününde kararsız olan seçmenlere bağlı gibi gözüküyor.

Gallup International / MPG · 2–3 Haziran 2026 · Aram Navasardyan tarafından 5 Haziran’da açıklandı
Sivil Sözleşme
32,4%
Güçlü Ermenistan
16,4%
Ermenistan İttifakı
15,2%
Müreffeh Ermenistan
8,8%
Birliğin Kanatları
6,2%
Diğerleri
<3,5%
Kaynak: Gallup International Association Ermenistan temsilcisi MPG, 2–3 Haziran 2026, n=1104. Gallup Ermenistan ofisi başkanı Aram Navasardyan tarafından 5 Haziran’da kamuoyuyla paylaşıldı.
Sivil Sözleşme / Civil Contract
Nikol Paşinyan
2018 Kadife Devrimi’nden bu yana iktidar partisi. 2021 erken seçimlerinde yüzde 54 ile güçlü çoğunluk elde etmişti. Paşinyan bu seçimde “Dördüncü Cumhuriyet” ve yeni anayasa vaadi üzerine kurulu bir yenileme sözü veriyor. Dış politikada AB ve ABD ile derinleşen iş birliği, Azerbaycan ve Türkiye ile normalleşme gündemin merkezinde.
İktidar
Güçlü Ermenistan / Strong Armenia
Samvel Karapetyan (ev hapsinde)
Ermenistan kamu bütçesinin yarısına denk 4,1 milyar dolarlık servetiyle Rusya-Ermenistan kökenli iş insanı Karapetyan, Haziran 2025’te siyasete girdi. Kilise-hükümet çatışmasında Kilise’yi savundu, ardından tutuklandı. Kampanyayı yeğeni yürütüyor. Seçmen rüşveti iddiaları gündeme geldi. Anayasal olarak başbakan olamaz (Rusya ve Kıbrıs vatandaşlığı).
Rusya Yanlısı
Ermenistan İttifakı / Armenia Alliance
Robert Koçaryan
Eski Cumhurbaşkanı Koçaryan liderliğindeki ittifak bu kez Taşnaksutyun ve yeni kurulan İleri Partisi ile genişledi. Koçaryan, Paşinyan’ı Rusya ile bağları koparmakla suçluyor; Rusya, ABD, Çin ve Fransa güvenceli bir “garantili barış” modelini savunuyor. 1 Mart 2008 olaylarındaki rolü nedeniyle yargılanmış, beraatla sonuçlanmıştı.
Rusya Yanlısı
Müreffeh Ermenistan / Prosperous Armenia
Gagik Tsarukyan
2004’ten bu yana süregelen parti, bu sefer Ana Ermenistan İttifakı ve Demokratik Alternatif ile ortak liste oluşturdu. Seçim öncesinde çift darbe yedi: ittifak ortağı Tevanyan’ın Rusya destekli casusluk iddiasıyla suçlanması ve Tsarukyan’ın geçmişteki tecavüz suçlamasının yeniden gündeme gelmesi.
Muhalefet
Ermenistan Liyakat Partisi / Meritocratic Party
Gurgen Simonyan
2025’te kurulmuş olmasına karşın ankette yüzde 2 ile dördüncü sıraya girdi. Ermenistan’ın Rusya liderliğindeki tüm bloklardan (AEB, KGAÖ, BDT) çekilmesini ve Batı ile tam entegrasyonu savunuyor. Simonyan, 2019–2020 yıllarında Kamu Konseyi’nde görev yapmıştı.
Yeni · Batı Yanlısı
Birliğin Kanatları / Wings of Unity
Arman Tatoyan
Eski Ombudsman Tatoyan, 2020 savaşından bu yana Azerbaycan’ın verdiği zararları raporlayan saha incelemeleriyle tanınıyor. Ancak Dossier Center, partinin kampanyasının Kremlin’le bağlantılı olduğunu ve yasadışı finansman aldığını açıkladı.
Şüpheli Kremlin Bağı
2018
Paşinyan, Kadife Devrim’in ardından iktidara geliyor. Sarkisyan döneminin otoriter elitine karşı yürütülen kitlesel protesto hareketi kazanıyor.
Ekim 2020
44 günlük İkinci Karabağ Savaşı’nda Ermenistan ağır bir askeri yenilgi alıyor. Kitlesel protestolar ve istifa talepleri gündeme geliyor.
Haziran 2021
Erken seçimde Sivil Sözleşme yüzde 54 oyla iktidarını koruyor. Muhalefet öngörülen büyüklükte bir oy desteği toparlayamıyor.
Eylül 2023
Azerbaycan’ın yeni harekâtıyla Dağlık Karabağ düşüyor; etnik Ermeni nüfus zorunlu göçe tabi kalıyor. Ermenistan’da derin travma ve sorgulamalar başlıyor.
Mayıs 2025
Ermenistan parlamentosu AB üyeliği için süreci başlatan yasayı kabul etti. Paşinyan, seçim kampanyasında iki yıl içinde Avrupa’ya vizesiz seyahati sağlama vaadinde bulundu.
Ağustos 2025
Ermenistan-Azerbaycan barış çerçevesi Beyaz Saray’da imzalandı.
Mayıs 2026
Erivan, tarihindeki ilk AB-Ermenistan zirvesine ev sahipliği yapıyor; tüm AB liderleri Erivan’da buluşuyor. ABD Dışişleri Bakanı Rubio 26 Mayıs’ta Erivan’ı ziyaret ediyor. Moskova buna karşılık tarım ihracatını kısıtlıyor, büyükelçisini geri çağırıyor.
7 Haziran 2026
2017’den bu yana zamanında yapılan ilk genel seçim. Sandıklar 08.00’de açıldı, 20.00’de kapanacak.

*İnfografi için yapay zeka araçları kullanılmıştır.

Kaynak: Agos, JAMNews, Armenpress

TÜİK yıllık enflasyonu %32,61, ENAG ise %53,13 hesapladı

TÜİK mayıs ayında yıllık enflasyonu yüzde 32,61 olarak açıklarken bağımsız araştırma grubu ENAG yüzde 53,13 olarak hesapladı. Yıllık en yüksek artış ise yüzde 50,06 ile eğitim alanında görüldü.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Mayıs 2026 dönemi Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) verilerini açıkladı. Buna göre enflasyon yıllık olarak yüzde 32,61 olarak gerçekleşti. Akademisyenlerden oluşan bağımsız araştırma grubu ENAG’ın aynı dönem için hesapladığı yıllık artış ise yüzde 53,13 oldu.

Mayıs 2026’da TÜFE 2026’nın Nisan ayına kıyasla yüzde 1,71 artış kaydetti. ENAG ise hesapladığı TÜFE’nin mayıs ayında aylık yüzde 2,16 arttığını duyurdu.

TÜİK’e göre tüketici fiyatları geçen yıla göre yüzde 32,61 artarken kira artış oranlarının belirlenmesinde standart olarak kullanılan “on iki aylık ortalamaya göre değişim” ise yüzde 32,24 oldu.

En yüksek artış eğitimde

Ana harcama grupları bazında yıllık değişimler incelendiğinde en yüksek artışın yüzde 50,06 ile eğitim alanında yaşandığı görüldü. Konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubu yüzde 45,59 ile ikinci sıraya yerleşirken gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış yüzde 34,86 oldu. Ulaştırma yüzde 34,29 ile bu grupları takip etti.

Aylık değişimde gıda fiyatları geriledi

Aylık bazda ise tablo farklılaştı. Genel endeks bir önceki aya göre yüzde 1,71 artarken gıda ve alkolsüz içecekler bir önceki aya göre yüzde 0,48 geriledi. En yüksek aylık artış yüzde 11,29 ile giyim ve ayakkabı grubunda kaydedildi. Konut alanında yüzde 2,28, ulaştırma alanında ise yüzde 2,03 artış görüldü.

Özel kapsamlı TÜFE göstergeleri grubuna dahil olan işlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE grubu, geçen yıla göre yüzde 31,30 artış kaydetti. Bu oran aylık bazda ise yüzde 2,87 olarak ölçüldü. Özel kapsamlı grupta yıllık en yüksek artış ise yüzde 33,76 ile “Mevsimlik ürünler hariç TÜFE” göstergesinde oldu.

TÜİK · Tüketici Fiyat Endeksi

Kaynak: Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Haziran 2026

Yıllık değişim

%32,61

Mayıs 2025: %35,41 ↓

Aylık değişim

%1,71

Mayıs 2025: 1,53

Yıl başından itibaren

%16,61

Mayıs 2025: 15,09

12 aylık ortalama

%32,24

Mayıs 2025: 45,80

Ana harcama grupları — yıllık değişim (%)

Aylık değişim oranları (%)

Genel endekse aylık katkı (puan)

Merkez Bankası, mayısda yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 26’ya, 2027 yıl sonunda ise yüzde 15’e yükseltti. Diğer taraftan İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) mayıs verilerine göre, İstanbul’da perakende fiyatlar aylık yüzde 1,53 artarken yıllık enflasyon oranı yüzde 36,77 oldu.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, dün (4 Haziran) enflasyon oranlarıyla ilgili yaptığı açıklamada “Dezenflasyon programına olan bağlılığımız güçlüdür. Büyük şokların yaşandığı bir yılda bile enflasyonun düşmeye devam etmesini ve yılı yüzde 20’li seviyelerde tamamlamasını bekliyoruz” demişti.

CİSST: Hapishane doluluk oranı yüzde 138,5’i aştı

CİSST’in açıkladığı verilere göre 2026 Haziran itibarıyla hapishanelerdeki 421.583 mahpus arasından en az 200’ü LGBTİ+, 476’sı engelli ve 14.276’sı yabancı uyruklu.

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), Haziran 2026 hapishane istatistiklerini açıkladı. Bu istatistiklere göre, haziran ayı itibarıyla Türkiye’de bulunan 402 hapishane, tasarlandığı kapasiteyi %138,5 oranında aşarak 421.583 kişiyi barındırıyor.

CİSST’in paylaştığı veriler, bu mahpusların 64.705’inin henüz yargılanmamış tutuklu, 4.673’ünün ise 18 yaşın altında çocuk olduğunu gösteriyor. İstatistiklerde ayrıca bu mahpuslar arasında en az 200 LGBTİ+ mahpus, 476 engelli mahpus ve 14.276’sı yabancı uyruklu mahpus bulunduğuna dikkat çekiliyor.

Hapishanelerde 891 bebek bulunuyor

Hapishanelerde kalan mahpuslar arasından yüzde 4,8’inin kadın mahpus olduğunu belirten CİSST’e göre hapishanelerde 891 bebek ve altı yaşını doldurmamış çocuk da bulunuyor. CİSST’in derlediği istatistikler, cezaevlerinin yalnızca bir hapis alanı değil, yaşlılar, çocuklar, engelliler ve anneleriyle birlikte kalan bebekler için de barındıkları bir alan olduğunu ortaya koyuyor.

Rapor · CİSST
Genel Görünüm
421.583
Toplam mahpus sayısı
402
Hapishane sayısı
304.390
Toplam kapasite
%38,5 kapasite aşımı
Koşullara Göre Dağılım
Kapalı hapishanelerde 303.922
Açık hapishanelerde 117.661
Hukuki Statü ve Özel Gruplar
356.878
Hükümlü
64.705
Tutuklu
(yargılanmayı bekliyor)
14.276
Yabancı uyruklu mahpus
200+
LGBTİ+ mahpus
Çocuklar ve Kadınlar
4.673
12–18 yaş arası çocuk mahpus
226’sı kız çocuk
20.360
Kadın mahpus
891
Annesiyle birlikte kalan 0–6 yaş çocuk
Yaş, Eğitim ve Çalışma
6.680
65 yaş ve üzeri mahpus
77.014
Eğitimini sürdürebilen mahpus
58.500
Sigortalı çalışan mahpus
Engelli Mahpuslar (Toplam: 476)
Engel TürüKişi Sayısı
Ortopedik engelli252
Görme engelli96
Dil ve konuşma engelli34
İşitme ve konuşma engelli26
İşitme engelli68
Günlük İaşe Bedeli (2026)
144 ₺
Yetişkin hükümlü, tutuklu ve görevli personel
275 ₺
Çocuk hükümlü ve tutuklu
275 ₺
Annesiyle kalan çocuklar, emziren anneler, hamileler
* Veriler CİSST tarafından derlenerek yayımlanmıştır.

Persepolis’in yazarı hayatını kaybetti

Persepolis’in yazarı ve yapımcısı olan Marjane Strapi’nin yakınları, Strapi’nin bugün yaşamını yitirdiğini duyurdu.

Marjane Satrapi. Fotoğraf: Wikipedia

Hem çizgi roman hem de bir film olan “Persepolis” ile dünya çapında ün kazanan Fransız-İranlı sanatçı Marjane Satrapi, 56 yaşında hayatını kaybetti. Sanatçının yakın çevresi bu haberi bugün (4 Haziran) duyurdu.

İranlı insan hakları aktivisti ve gazeteci Nergis Safiye Muhammedi adına kurulan dayanışma kuruluşu Narges Foundation, Satrapi’nin ölümüne ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Marjane Satrapi, feminizm, insan hakları ve özgürlük için yılmaz bir ses oldu. Eserleri ve toplumsal faaliyetleri aracılığıyla kadın haklarını kararlılıkla savundu, İran halkıyla dayanışma içinde oldu ve ‘Kadın, Yaşam, Özgürlük’ hareketinin mesajını küresel sahnede yankıladı.

Ailesinin yaptığı açıklamaya göre, Marjane Satrapi, 8 Nisan 2025’te vefat eden yapımcı, oyuncu ve senarist eşi Mattias Ripa’nın ölümünden bir yıl sonra ‘üzüntüden öldü.’

Marjane Satrapi, ardında güçlü bir kültürel, sanatsal ve ahlaki miras bırakıyor. Onun cesareti, yaşamının çok ötesinde yankılanmaya devam edecek.”

Yapımcı, oyuncu ve senarist olan Mattias Ripa, Satrapi’nin eşi, 8 Nisan 2025’te hayatını kaybetmişti. Eşinin vefatının ardından Satrapi, sinema eğitimi almak üzere Paris’e gelmek isteyen yabancı öğrencileri desteklemek amacıyla Mattias ve Marjane Ripa-Satrapi Sinema Vakfı’nı kurdu ve Instagram’da “Hayatımın aşkını kaybettiğim için” mesajını paylaşmıştı.

Satrapi’nin instagram hesabında ingilizce “Hayatımın aşkını kaybettiğim için” yazıyor.

Marjane Satrapi kimdir?

22 Kasım 1969’da İran’ın güneybatısındaki Reşt kentinde doğan Satrapi, İran’daki rejimin eleştirisi eserlerindeki temel konulardan birisi olmuştu. Oradaki Fransız okuluna gitti ve okul yıllarında Şah’ın düşüşü, Humeyni rejimi ve İran-Irak Savaşı’nın ilk yılları gibi önemli politik olaylara tanıklık etti. Özellikle 1979 İran Devrimi’nin ardından ülkede yaşanan siyasi gelişmeler, ilerleyen yıllarda eserlerinin temel konularından biri oldu.

Ailesi tarafından 14 yaşında Avrupa’ya gönderilen Satrapi, Viyana’da eğitim gördü ve 1994 yılında Fransa’ya yerleşti. 2006 yılında ise Fransa vatandaşlığı aldı. İran rejimini eleştirdiği Persepolis çizgi romanının ilk cildi 2003 yılında, ikinci cildi ise 2004 yılında yayımlandı.

Satrapi, dünya çapında büyük övgü alan otobiyografik grafik romanı “Persepolis” ile tanındı. Persepolis (2007) filmi dışında Chicken with Plums (2011), Gang of the Jotas (2012), The Voices (2014), Radioactive (2019) filmlerinde yönetmenlik yaptı.

Fransız hükümetini de eleştiren Satrapi, 2025 yılında İran’la ilişkilerinde sergilediği “ikiyüzlülük” gerekçesiyle Fransa Onur Nişanı’nı reddetmişti.

Kürt tarihçi Mehmet Bayrak’a “Saygı Etkinliği” düzenlenecek

Kırka yakın kitabı ve çok sayıda makalesiyle Türkiye’nin dilleri, kültürleri, tarihi ve coğrafyaları üzerine önemli çalışmalara imza atan araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak için İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde “Saygı Etkinliği” düzenlenecek.

Mehmet Bayrak, Foto: Etkinlik afişinden

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde, araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak’ın yarım yüzyılı aşkın akademik ve yayıncılık faaliyetlerini değerlendirmek amacıyla “Mehmet Bayrak’a Saygı” başlıklı bir etkinlik düzenlenecek.

“Mehmet Bayrak’a Saygı” etkinliği, 6 Haziran 2026 tarihinde saat 14.00–18.00 arasında İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul Kampüsü E1 – 301’de gerçekleştirilecek.

Etkinlikte, Mehmet Bayrak’ın Türkolojiden Kürdolojiye, Ermeni âşıklardan Alevilik çalışmalarına, etnomüzikolojiden kadın tarihine, Tevfik Fikret araştırmalarından Dersim Soykırımı çalışmalarına uzanan geniş yelpazedeki katkıları ele alınacak.

Kırka yakın kitabı ve çok sayıda makalesiyle Türkiye’nin dilleri, kültürleri, tarihi ve coğrafyaları üzerine önemli çalışmalara imza atan Bayrak’ın akademik ve entelektüel mirası, farklı alanlardan katılımcıların değerlendirmeleriyle tartışmaya açılacak.

İki oturum şeklinde gerçekleşecek etkinliğin programı şöyle;

1. Oturum: Yayıncılık, Araştırmacı-Yazarlık Faaliyetleri ve Özel Yaşamı

Gülay Bayrak “Yaşamı, Düşünce Dünyası ve Birlikte Yaşam Deneyimi”

Devrim Bayrak (Online) “Babanın İzinden Türkoloji Deneyimi”

Özgür Bayrak (Online) “Entelektüel bir baba figürü olarak Mehmet Bayrak”

Yusuf Alataş “Mehmet Bayrak’ın Yayıncılık Faaliyetleri Çerçevesinde Karşılaştığı Hukuki Süreçler ve İfade Özgürlüğü Savunusu”

İsmail Aktaş “Alternatif Yayıncılık Pratikleri İçerisinde Mehmet Bayrak’ın Yeri ve Katkıları

2. Oturum: Türkolojiden Kürdolojiye: Türkiye Kültürleri Araştırmalarına Katkısı

Nesimi Aday “Kürt Alevi Çalışmaları, Anti-Asimilasyonist Yönü ve 90 Kuşağı Üzerindeki Etkileri”

Baskın Oran (Online) “Mehmet Bayrak’ı Tanımak Sayesinde Kürt Meselesine Duhul Edişim”

Ulaş Özdemir “Mehmet Bayrak’ın Halk Şarkıları ve Edebiyatı Araştırmalarını Yeniden Düşünmek”

Martin Van Bruinessen (Online) “ Mehmet Bayrak’la Tanışmam”

Selim Temo (Online) “Xwendinên 35 Salan”

Namık Kemal Dinç “Kürdolojide Yol Açan Bir Öncü: Mehmet Bayrak”

Sohinda Katliamı: Bir yol, bir baskın ve on bir ölü

“Yerel anlatımlara göre, on bir erkek elleri, ayakları ve gözleri bağlandıktan sonra vurularak öldürüldü. Kimlikleri tespit edilen erkeklerin çoğu çiftçi, tarım işçisi ya da çevre köyler arasında seyahat eden kişilerdi.”

İran, Pakistan ve Afganistan’ın kesişimindeki Belucistan bölgesi. Fotoğraf: Balochwarna News

Fareed Baloch tarafından kaleme alınan ve The Balochistan Post‘ta yayımlanan “Sohinda Katliamı” raporunu Nihaplus okurları için Türkçeye çevirdik.

Sohinda bir şehir merkezi değil, buradan geçenlerin çoğu bu topraklara yabancı değil. Burası, Zehri’nin kırsal bir bölgesi, kuru tepeler, dağınık evler, tarlalar ve meyve bahçeleri arasından geçen bir yol, iş, su ve aile yaşamı konusunda birbirlerine bağımlı olan küçük yerleşim yerlerini birbirine bağlıyor.

Erkekler, her sabah rutin olarak bu yollarda arazilerini kontrol etmek, tarlalarını sulamak, meyve bahçelerine bakmak ya da yakın köylerdeki akrabalarını ziyaret etmek için seyahat ederler. Mesafeler yakındır, burada yapılan yolculuklar tanıdıktır ve yolculuk sebepleri nadiren dikkat çekicidir.

16 Nisan 2026’da, Zehri bölgesinden birkaç erkek Sohinda’dan geçiyordu. Günün sonunda on bir kişi hayatını kaybetmişti. Bir kişi ise ağır yaralı olarak hayatta kalmıştı.

Sohinda’da neler oldu?

O sabah erkekler birlikte yola çıkmamıştı. Yolculukları, aynı kırsal bölgedeki farklı yollardan başlamıştı: Sohinda, Rasa, Zawah ve Lehr çevresindeki tarlalardan, meyve bahçelerinden, aile evlerinden ve küçük yerleşim yerlerinden.

Aileler ve yerel kaynaklar, askeri operasyon sırasında farklı noktalarda durdurulduklarını ve Noorgama’dan yaklaşık beş kilometre uzaklıktaki Sohinda Dinlenme Evi’ne götürüldüklerini söyledi.

Bu anlatımlara göre, erkekler orada elleri, ayakları ve gözleri bağlandıktan sonra vurularak öldürüldü.

Sohinda katliamı sonrasında çekilen bir video. Video: Balochistan Post

Balochistan Post, katliamdan yaralı kurtulan Abdul Salam da dahil olmak üzere, olaydan etkilenen dokuz kişi hakkında ayrıntılı bilgi toplamayı başardı. Kimlikleri tespit edilen erkeklerin çoğu çiftçi, tarım işçisi ya da çevre köyler arasında seyahat eden kişilerdi.

Kalat’ın Kohing bölgesinde yaşayan ve son zamanlarda Zehri’nin Garrari köyünde ikamet eden Mohammad Sharif, o gün tarlalardan dönüyordu. Zehri Ghulam Bhat yakınlarında çiftçi olarak çalışan Sharif, ekinleri sulamaya gitmişti. Ailesini tanıyan yerel bir kaynağa göre, Sharif dönüş yolunda Sohinda’da durduruldu.

Kaynak, “Her gün olduğu gibi tarlalara gitmişti,” diyerek onu rutin işinden dönerken yakalanan bir çiftçi olarak anlattı.

Diğer dördü ise aile ziyareti için seyahat etmişti. Mohammad Ramzan, Habib, Saeed Ahmed ve Imam Bakhsh, Zawah’taki meyve bahçelerinde çalışıyordu ve akrabaları Mohammad Jan Jattak’ın oğlu Mohammad Qasim’i ziyaret etmek için Lehr’e gitmişti.

Başka bir anlatıma göre, Khari Zehri sakini Muheem Khan’ın oğlu Munir Hayat, Wadera Khuda Bakhsh’ın oğlu Wadera Mohammad Hayat ile birlikte Zehri’den ayrılmıştı. Yerel kaynaklar, ikilinin Mohammad Hayat’ın arazisini incelemek ve aile üyeleriyle buluşmak üzere yola çıktıklarını, ancak Rasa’da durdurulduklarını ve daha sonra öldürüldüklerini belirtti.

Haji Miraji’nin oğlu Manzoor Ahmed, Zehri’nin Aarchaeni bölgesinde tarımla uğraşıyordu ve tarım işleri için bir sondaj makinesi kullanıyordu. O da cinayetlerin ardından toplanan ifadelerde kimliği tespit edilen kişiler arasındaydı.

The Balochistan Post tarafından belgelenen olay sonrası görüntü ve videolarda, cesetleri çıkarıldıktan sonra birkaç kurbanın görüntüsü yer alıyordu, bazılarının elleri, ayakları, gözleri bağlı görünüyordu.

Önceki gün

Cinayetler, Belucistan Kurtuluş Ordusu’nun (BLA) Sohinda bölgesinde Pakistan güçleriyle çıkan çatışmalarda iki savaşçısının öldürüldüğünü açıklamasından bir gün sonra meydana geldi.

BLA yaptığı açıklamada, savaşçılarının 15 Nisan’da ilerleyen piyade personelini uzaktan kumandalı bir patlayıcı cihazla hedef aldığını, daha sonra da bölgeye doğru ilerleyen bir konvoya pusu kurduğunu belirtti.

Grup, iki saldırıda 10 Pakistanlı askerin öldürüldüğünü iddia etti. Kendi tarafında ölenlerin isimlerini Tanveer Mengal ve Sadullah olarak açıkladı.

Ertesi gün BLA, Pakistan güçleri ve bölgede “Ölüm Timleri” olarak bilinen devlet destekli silahlı grupların sivilleri gözaltına aldığını ve bunlardan 11’ini vurarak öldürdüğünü iddia etti.

Belucistan’daki silahlı grupları izleyen bir analist, Sohinda’da ölenlerin kimlikleri konusunda çelişen iddiaları değerlendirirken BLA’nın kendi kayıp raporlama uygulamasının önemli olduğunu söyledi.

Analist, “BLA savaşçılarını kaybettiğinde, isimlerini, takma adlarını ve operasyonel rollerini açıklar” dedi.

Sohinda katliamının arka planı

Sohinda’daki cinayetler, Zehri’de aylar süren gerginliğin ardından meydana geldi. Bölge sakinleri, Pakistan güçlerine yönelik silahlı saldırıların ardından defalarca sivil bölgelere uzanan askeri operasyonlar düzenlendiğini, bunun sonucunda evlerin hasar gördüğünü, tarlaların tahrip olduğunu ve günlük yaşamın kısıtlandığını belirtiyor.

Bu döngü, 11 Ağustos 2025’te, Beluç silahlı gruplarının ittifakı olan Baloch Raaji Aajoi Sangar (BRAS) militanlarının Pakistan güçleriyle çatışmaların ardından Zehri’nin bazı bölgelerini ele geçirmesiyle yoğunlaştı. BRAS, militanlarının 13 askeri araçtan oluşan bir konvoya pusu kurduğunu, 37 askeri öldürdüğünü ve askeri teçhizata el koyduğunu açıkladı.

Ölen Pakistanlı askerlerin, tahrip olmuş araçların ve yere serilmiş üniformaların görüntüleri daha sonra sosyal medyada yayıldı.

Bölge sakinleri, bunun ardından gelen askeri müdahalenin militanların bulunduğu mevzilerin ötesine uzandığını belirtti. Evler vuruldu, ekinler, su kaynakları ve güneş enerjisi sistemleri hasar gördü ya da tahrip edildi, aileler keyfi gözaltılar ve zorla kaybedilme vakaları bildirdi.

Eylül ayında, Pandarani kabilesinden üç kişi, evlerine düzenlenen hava saldırısında öldürüldü. İki gün sonra, Tarasani yakınlarında düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısı, taziye ziyaretinden dönen insanları vurdu; Bibi Amna, Lal Bibi ve Muhammed Hassan öldürüldü. 4 yaşındaki bir çocuk ve 65 yaşındaki bir adam da dahil olmak üzere beş kişi yaralandı.

BRAS’ın ilk saldırısı sona erdikten sonra bile, ittifakın gruplarından biri olan BLA, Zehri’nin bazı bölgelerindeki kontrolünü sürdürdüğünü ve Pakistan güçlerinin ilerleme girişimlerini defalarca engellediğini açıkladı. 26 Eylül’de BLA, savaşçılarının Anjeera’da 10 askeri araçtan oluşan bir konvoya pusu kurduğunu, dört araca doğrudan isabet ettirerek ikisini imha ettiğini ve 15’ten fazla Pakistanlı askerin öldürüldüğünü iddia etti.

Sakinlerin ifadesine göre, ertesi gün Pakistan kara birlikleri, silahlı helikopterler, savaş tankları ve çok sayıda askerle Zehri’ye girdi. 1 Ekim’de Noorgama’da düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısında pamuk tarlalarının yakınında oturan 4 sivil öldü.

Sakinlerin ifadesine göre, 4 ve 5 Ekim’e gelindiğinde operasyon sokağa çıkma yasağına dönüştü. Zehri’nin tek sivil hastanesi ele geçirilip askeri kampa dönüştürüldü, hareket özgürlüğü ise süresiz olarak kısıtlandı.

Sokağa çıkma yasağı altında yaşam

Sakinlerin ifadesine göre, takip eden aylarda sokağa çıkma yasağı Zehri’de günlük yaşamın bir parçası haline geldi.

Anjeera, Nichari, Pandran, Noorgama ve Kambi dahil olmak üzere bölgenin büyük bir kısmı askeri kısıtlamalar altında kaldı. Sakinlerin ifadesine göre, köyler arası hareket kısıtlandı, pazarlar baskı altında çalıştı ve aileler gıda, su, yakıt ve ilaç temin etmekte zorlandı.

Bölge sakinlerinin ifadesine göre bölgedeki tek sivil hastane de ele geçirilip askeri kampa dönüştürüldü, bu da yaralı ve hastaların tedavi seçeneklerini oldukça kısıtladı.

Bu kısıtlamalar Zehri’yi dış dünyadan da kopardı. Birçok bölgede internet ve mobil hizmetler kesintiye uğradı. Bu durum, tutuklamaların, kayıpların ve kaybolan kişilerin tam boyutunu doğrulamayı zorlaştırdı.

The Balochistan Post, Sohinda’daki cinayetleri böyle bir ortamda belgeledi. Bölge sakinleri ve yerel kaynaklar, Zehri’deki askeri operasyonların, baskınların ve iletişim kısıtlamalarının boyutuna bakıldığında, başka tanıklıkların da henüz ortaya çıkmamış olabileceğini belirtti.

The Balochistan Post’un edindiği bilgilere göre, haftalarca süren gözetim, baskınlar ve korku ortamının ardından birçok aile bölgeden ayrılıp Khuzdar, Hub Chowki ve diğer kasabalara göç etti.

Zehri’deki durum, Uluslararası Af Örgütü ve Pakistan İnsan Hakları Komisyonu da dahil olmak üzere insan hakları örgütleri tarafından da gündeme getirildi. Bu örgütler, temel hizmetlerin yeniden sağlanması, tutukluların serbest bırakılması ve ihlal iddialarının soruşturulması çağrısında bulundu.

Uluslararası Af Örgütü’nün açıklaması

Uluslararası Af Örgütü, 23 Ekim’de yaptığı açıklamada önde gelen Beluç aktivistler de dahil olmak üzere 32 kişiyi 1997 tarihli Terörle Mücadele Yasası’nın (ATA) 11-EE maddesi uyarınca Pakistan’ın terörist izleme listesine ekleyen Beluçistan hükümetini sert bir şekilde eleştirdi ve bu adımı “insan haklarına ve adil yargılama ilkesine bir hakaret” olarak nitelendirdi.

“Bu karar, Belucistan eyaletinin bazı bölgelerinden yasadışı cinayetlere dair endişe verici haberlerin geldiği bir dönemde alınmıştır. Özellikle endişe verici olan ise, Khuzdar ilçesinin Zehri kasabasında uygulanan sıkı sokağa çıkma yasağıdır, burada 25 Eylül’den bu yana bölgeye giriş ve çıkışlar tamamen yasaklanmış olup, ifade özgürlüğü hakkı tamamen hiçe sayılarak son birkaç aydır internet erişimi kesilmiştir.

Hükümete, tüm aktivistleri hem bu listeden hem de özgürlüklerine haksız kısıtlamalar getiren Çıkış Kontrol Listesi ve Pasaport Kontrol Listesi gibi diğer keyfi tanımlamalardan çıkarması için çağrıda bulunuyoruz. Yetkililer, hukuki süreci takip etmeli ve bu kişilerin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde bu tanımlamaya itiraz edebilmelerini sağlamalı ve terörle mücadele yasalarını uluslararası insan hakları hukukuna uygun hale getirmek için daha kapsamlı adımlar atmalıdır. Ayrıca, Pakistanlı yetkililer, askeri operasyonlar sırasında Zehri’de meydana gelen can kayıpları hakkında acil, tarafsız ve şeffaf bir soruşturma yürütmeli, internet kesintisini derhal kaldırmalı ve tüm güvenlik güçleri uluslararası hukuka uymalıdır.”

Pakistan İnsan Hakları Komisyonu’nun açıklaması

HRCP, isyancılara karşı askeri operasyonların sürdüğü bildirilen Belucistan’ın Huzdar ilçesine bağlı Zehri’de yaşanan ayrım gözetmeyen şiddet olaylarına ilişkin haberler karşısında derin endişesini dile getiriyor. Bir düğün konvoyunun saldırıya uğradığı iddia edilen olayda, küçük çocuklar da dahil olmak üzere birçok kişi hayatını kaybetti. Yerel kaynaklar ayrıca, insanların hareket özgürlüğünün ciddi şekilde kısıtlandığını ve birçok kasabanın fiilen girilemez bölge ilan edildiğini belirtiyor.

Federal ve eyalet hükümetlerini, sivil can kaybına yol açan bu tür olaylarla ilgili acil, şeffaf ve bağımsız bir soruşturma başlatmaya çağırıyoruz. Gazeteciler ve tarafsız gözlemcilerin de olay yerindeki gerçekleri doğrulamak üzere etkilenen bölgeleri ziyaret etmelerine izin verilmelidir.

Pakistanlı yetkililer, sivillerin öldürülmesi, tıbbi bakımın reddedildiği iddiaları veya Zehri’deki sivil hastanenin askeri kampa dönüştürüldüğü haberleri ile ilgili ayrıntılı bir açıklama yapmadı.

Sohinda hâlâ aynı kurak tepeler, tarlalar, meyve bahçeleri ve yerleşim yerleri arasında uzanıyor. Ancak ölenlerin aileleri için bu yol artık sadece kırsal yaşamın rutinini taşımıyor.

Bu yol, sıradan nedenlerle evlerinden ayrılan ve geri dönmeyen erkeklerin anılarını taşıyor.

Beluçlar kimdir?

Beluçlar, Pakistan, İran ve Afganistan’ın kesiştiği Belucistan bölgesinde yaşayan, İranî dillerden Beluçça’yı konuşan ve ağırlıklı olarak Sünni Müslüman olan bir halktır.

Pakistan’da Beluçların yoğunluklu yaşadığı Belucistan eyaletinin Pakistan topraklarının yüzde 44’ünü oluşturduğu biliniyor. Gazete Duvar’ın paylaştığı 2009 tahminlerine göre bu eyalette Beluçlar yaklaşık 7 milyonluk bir nüfusa sahip. İran’da ise en doğuda Ostān-e Sīstān-o Balūchestān (sistan ve Belucistan eyaleti) adıyla bilinen bir eyalet var. İran’daki en büyük bu eyaletin resmî nüfusu 2,4 milyon. Nüfusu Sünni Müslüman Beluçlar ve Şii Müslüman Sistaniler oluşturuyor. 2009 yılı tahminlerine göre Afganistan’da ise 568 bine yakın Beluç yaşıyor.

The Balochistan Post’un 16 Şubat 2023 tarihli bir haberine göre, Beluç halkı önemli bir göç süreci yaşamış ve bu süreç sonucunda dünyanın çeşitli ülkelerine ve bölgelerine yerleşmiştir. Dağınık olmalarına rağmen, toplam Beluç nüfusu yaklaşık 56.656.027 kişi olarak saptanmıştır.

Fotoğraf: Wikipedia

Beluçlar, belli büyük kabile/aşiret liderlerinin kontrolünde şekillenen feodal bir toplumsal yapıya sahiptir. Üç ülkeye ayrılmış devletsiz bir halk olan Beluçlar, yaşadıkları ülkelerdeki merkezi yönetimlerle kültürel ve siyasi haklar konusunda olumsuzluklar yaşamakta, başta Pakistan olmak üzere bulundukları devletler tarafından asimilasyon ve öldürme politikalarıyla karşı karşıya kalmaktadır. Beluçlar, birçok siyasi parti ve örgüt aracılığıyla maruz kaldıkları öldürme ve asimilasyon politikalarına karşı taleplerini dile getirmektedir. Örneğin, yazıda adı geçen Belucistan Kurtuluş Ordusu (BLA), Pakistan ve İran’ın dağlık Belucistan bölgesinde faaliyet gösteren bir gerilla ordusudur. Temel amacı, bölgeyi Pakistan egemenliğinden çıkararak bağımsız bir Beluç devleti kurmaktır. Baloch Raaji Aajoi Sangar (BRAS) ise Belucistan bölgesinde faaliyet gösteren militan örgütlerin oluşturduğu bir şemsiye ittifaktır.

Kaynak: Gazete Duvar, The Balochistan Post

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.