DFG ve MKG’den temmuz ayı basın özgürlüğü raporu: 27 gazeteci tutuklu

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) temmuz ayı hak ihlalleri raporlarına göre temmuzda gözaltılar, tutuklamalar, yargı tacizi, Kürtçe basına yönelik baskılar ve dijital sansür yoğun biçimde sürdü.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG), Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik Temmuz 2026 hak ihlalleri raporlarını yayımladı.

Verilere göre 4 Ağustos itibarıyla Türkiye’de 27 gazeteci tutuklu durumda. Raporlarda ayrıca, Türkiye’nin Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre 180 ülke arasında 163. sırada yer aldığı da vurgulandı.

Temmuz 2026 · Basın Özgürlüğü
Manşet Rakamları

Tutuklu sayıları farklı tarihlerde kaydedilmiştir.

27
Tutuklu gazeteci
DFG · 4 Ağustos
8
Tutuklu kadın gazeteci
MKG · 1 Temmuz
163/180
RSF Basın Özgürlüğü Endeksi
Türkiye’nin sırası · 2026
Kaynak: Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) Temmuz 2026 hak ihlalleri raporları; Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi.

“Bir ayda 12 gazeteci gözaltına alındı”

DFG raporuna göre Temmuz ayında 12 gazeteci gözaltına alındı. Gözaltına alınan gazetecilerden ikisi [Fatma Sibel Gürcihan ve Cem Küçük] tutuklandı. Bu ay içerisinde 3 gazetecinin evine baskın düzenlendi. MKG’nin kadın gazetecilere ilişkin verilerinde ise 5 gözaltı, 1 tutuklama ve 2 ev baskını kaydedildi.

Gözaltına alınanlar arasında Cumhuriyet Gazetesi muhabiri Gülnur Saydam, gazeteci Fatma Sibel Gürcihan, T24 editörü Buse Söğütlü, Odatv editörü Ceren Erdoğdu, Niha+ muhabiri Abbas Vural, Azadîya Welat Yazı İşleri Müdürü Berfin Ay, gazeteci Hazar Dost, BirGün muhabiri Kayhan Ayhan, Deutsche Welle (DW) Türkçe muhabiri Alican Uludağ ve gazeteciler Ali Taş, Fermandar Kardaş ve Cem Küçük de vardı. Söz konusu suçlamalarda gözaltına alınan gazetecilerin haberleri, sosyal medya paylaşımları ve geçmişte katıldıkları eylemler gerekçe gösterildi.

Temmuz 2026 · Basın Özgürlüğü
Gözaltı ve Tutuklama Bilançosu
DFG (genel)MKG (kadın)
Gözaltı
12
DFG
5
MKG
Tutuklama
2
DFG
1
MKG
Ev baskını
3
DFG
2
MKG
İfadeye çağrılan
DFG
1
MKG
Kötü muamele
1
DFG
MKG
Tehdit / hedef gösterilen
1
DFG
1
MKG
Kaynak: Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) Temmuz 2026 hak ihlalleri raporları.

“14 dosyada 33 gazeteci yargılanıyor”

Yargı süreçleri, Temmuz ayının en kalabalık ihlal alanı oldu. DFG’ye göre geçtiğimiz ay içerisinde 14 dosyada 33 gazetecinin yargılanması sürerken, 5 gazeteci hakkında yeni soruşturma, 1 gazeteci hakkında yeni dava açıldı. MKG’nin kadın gazeteciler özelindeki sayımında ise 8 dosya, 11 gazeteci ve 2 yeni soruşturma yer aldı.

Rapora göre Temmuz ayında Aslıhan Gençay ve Sarya Toprak hakkında beraat; Müslüm Koyun ile Yıldız Tar hakkında tahliye kararı verilmesi, tablonun olumlu kısmını oluştururken çok sayıda davanın ileri tarihlere ertelenmesi ve adli kontrol tedbirlerinin sürdürülmesi ise yargı yoluyla baskının devam ettiğini gösterdi.

Temmuz 2026 · Basın Özgürlüğü
Yargılama Bilançosu
DFG (genel)MKG (kadın)
Yargılaması süren dosya
14
DFG
8
MKG
Yargılaması süren gazeteci
33
DFG
11
MKG
Yeni soruşturma
5
DFG
2
MKG
Yeni dava
1
DFG
MKG
Kaynak: Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) Temmuz 2026 hak ihlalleri raporları.

Dijital sansür: Siteler, hesaplar, platformlar engellendi

Temmuz ayında dijital mecralar yoğun erişim engelleriyle karşılaştı. DFG, 5 internet sitesinin kapatıldığını, 2 habere ve 20 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildiğini kaydetti. MKG ise 17 dijital medya hesabının kapatıldığını, 11 dijital medya platformunun erişime engellendiğini belirtti. Ay boyunca RTÜK verilerine göre çeşitli haberlere 11 kez yayın yasağı getirildi.

Engellemelerde Kürtçe yayın yapan kuruluşlar öne çıktı. Nûmedya24, Azadîya Welat, Ajansa Welat ve Nupel Haber’in internet siteleri; Sendika.Org, soL Haber, Özgürüz ve Jinnews’in sosyal medya hesapları erişime kapatıldı. Jinnews’in X hesabı yedinci kez engellendi.

Temmuz 2026 · Basın Özgürlüğü
Erişim Engeli ve Dijital Sansür

DFG — genel
5
Kapatılan internet sitesi
2
Erişim engelli haber
20
Erişim engelli sosyal medya içeriği
MKG — kadın gazeteciler
17
Kapatılan dijital medya hesabı
11
Erişim engelli dijital platform
Ortak
11
Yayın yasağı
Her iki raporda ortak
Kaynak: Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) ve Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) Temmuz 2026 hak ihlalleri raporları.

Dr. Vahdet Mesut Ayan: “Gazetecilere baskı iktidarın yönetim kriziyle ilgili”

Barış akademisyeni Dr. Vahdet Mesut Ayan, gazetecilere dönük müdahalelerin ana akım medya çalışanlarına kadar uzanmasını yıllardır hedefteki Kürt ve sosyalist basına yeterince sahip çıkılmamasının bir sonucu olarak değerlendirdi.

Fotoğraf: İlke TV

Sınır Tanımayan Gazeteciler’in (RSF) yayımladığı 2025 Dünya Basın Özgürlüğü raporuna göre, basın özgürlüğü konusunda geçen yıla kıyasla bir basamak daha gerileyerek 180 ülke arasında 159’uncu sıraya düşen Türkiye, geçtiğimiz yıl ulusal düzeydeki olumsuz şartlar nedeniyle yeniden düşüş yaşadı ve “çok vahim” kategorisinde kaldı.

Son dönemde gazetecilere yönelik artan baskılar, basın özgürlüğü tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Ramazan Bayramı’nda aile ziyareti için gittiği Tokat’ta gece saatlerinde bir operasyonla gözaltına alınan İsmail Arı’nın Ankara’ya getirildikten sonra 24 saat içerisinde tutuklanması, DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ’ın evinden gözaltına alınıp 22 saat sonra cezaevine gönderilmesi bu baskının en somut örnekleri oldu.

Haklarında açılan soruşturmalarda gidip ifade vermiş gazetecilerin polis operasyonları ile gözaltına alınması keyfi cezalandırma argümanlarını güçlendirirken muhalif kimliği ile bilinen gazetecilere yönelik tutuklamalar meslektaşlarının eylemliliklerine de sebep oldu. Bu eylemliliklerde Pınar Gayıp ve Nedim Oruç gibi son dönemde tutuklanan gazetecilere yer verilmemesi de çeşitli çevreler tarafından eleştirileri beraberinde getirdi.

Geçmişte Kürt ve sosyalist gazetecilere yönelik “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla yapılan saldırıların bugün yeni yasalar ile ana akım medyaya kadar genişletilmiş olmasının ne anlama geldiğini, gazeteciliğe yönelik saldırılar ile iktidarın hedefleri arasındaki ilişkiyi, toplumsal muhalefetin tutumunu ve Türkiye’de medyanın geleceğine ilişkin senaryoları değerlendiren iletişim bilimci ve barış akademisyeni Dr. Vahdet Mesut Ayan yaşananların siyasal iktidarın mevcut durumu yönetme kriziyle birlikte incelenmesi gerektiğini söyledi. Ayan, gazeteciliğin geleceğinin medya alanındaki örgütlenme düzeyiyle bağlantılı olduğunu fakat bunun kendi başına yeterli olmayacağını savundu.

“Gazeteciliğe dönük saldırılar yeni değil”

İsmail Arı, Alican Uludağ, Pınar Gayıp ve Nedim Oruç gibi gazetecilerin tutuklanmasının gazeteciliğe yönelik saldırıları daha görünür hâle getirdiğini ifade eden akademisyen Vahdet Mesut Ayan, iktidarın bu konudaki pratiklerinin daha köklü olduğunu hatırlattı.

Mevcut tutuklamaların, siyasal iktidarın uzun yıllardır sürdürdüğü baskı politikalarının bir uzantısı olduğunu vurgulayan Ayan; medyayı kontrol etmenin yöntemleri arasında mülkiyet yapısını iktidar lehine değiştirmekten kayyım uygulamalarına, gazetecileri mesleki faaliyetleri nedeniyle soruşturma ve kovuşturma kıskacına almaya kadar geniş bir yelpaze bulunduğunu ifade etti.

2024 yerel seçimlerinden sonra ortaya çıkan tablonun, iktidarın toplumsal rıza üretme kapasitesinde ciddi bir zayıflamaya işaret ettiğini belirten Ayan, “Bu tür durumlarda iktidarlar, kamunun bilgiye erişimini daha fazla denetim altına alma eğilimi gösterir” dedi. Ayan’a göre bugün tanık olduğumuz baskı artışı, yalnızca medyayı değil, genel olarak muhalefet alanını kuşatmayı hedefleyen geniş bir kontrol stratejisinin parçasını oluşturuyor.

Söz konusu gazetecilerin suçunun kamuyu ilgilendiren bilgilerin yine kamuoyu ile paylaşılması olduğunu söyleyen Dr. Vahdet Mesut Ayan, şunları da ekledi:

“Türk Ceza Kanunu’nun 217/A maddesinde düzenlenen “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçu, muğlak yapısı nedeniyle iktidarın hoşuna gitmeyen haberleri cezalandırmak için işlevsel bir araca dönüşüyor. Nitekim İsmail Arı’nın gözaltına alınması ve tutuklanması sürecinde, herhangi bir somut soruşturma yürütülmeden yalnızca Dezenformasyonla Mücadele Merkezi’nin (DMM) yaptığı açıklamanın esas alınması bu duruma çarpıcı bir örnek sunuyor.

Sonuç olarak, medya ve gazeteciler üzerindeki baskının artışını, siyasal iktidarın yönetme kapasitesinde yaşadığı aşınma ve buna bağlı olarak ortaya çıkan yönetim krizleriyle birlikte değerlendirmeli. Bu çerçevede belirleyici olan, iktidarın giderek artan ölçüde ‘yönetememe’ sorununa verdiği otoriter tepkilerdir.”

“Karşı duruşun geliştirilememesi, saldırıların zeminini genişletiyor”

Ayan, geçmişte Kürt veya sosyalist gazetecilere “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla açılan soruşturmaların bugün ana akım medyada çalışıyor denebilecek gazetecilere kadar yayılmış olmasında ise muhalefetin tutumunun göz ardı edilemez olduğunu savundu:

“Siyasal iktidarın yönetme kapasitesindeki aşınma, uzun yıllar boyunca hedefte olan Kürt ve sosyalist medyanın yanına artık ana akım gazeteciliği de eklemiş durumda. Dolayısıyla bugün yaşadığımız tablo, bir kırılmadan ziyade, kapsamı genişleyen bir sürekliliğe işaret ediyor. ‘Sansür yasaları’ olarak adlandırılan düzenlemelerin ortaya çıkış koşulları da burada yatıyor. Siyasal iktidar hem İletişim Başkanlığı hem de onun bünyesinde faaliyet gösteren DMM aracılığıyla dolaşımdaki bilgiyi daha sıkı denetim altına almak ve mümkün olduğunca tekelleştirmek istiyor. Ancak toplumun yapısı, iktidarın özellikle iktisadi ve kültürel politikalarına yönelik artan hoşnutsuzluk ve bu hoşnutsuzluğu ifade edebilecek mecraların teknolojik gelişmelerle çoğalması, bu denetim arayışını sürekli yeni düzenlemelerle tahkim etme ihtiyacını doğuruyor.

Öte yandan muhalefetin bu süreçteki rolünü de göz ardı etmemek gerekiyor. İktidara mesafeli toplumsal kesimlerin siyasal düzlemdeki temsilinde görülen ikircikli tutum ve bu düzenlemelere karşı yeterince güçlü ve örgütlü bir karşı duruşun geliştirilememesi, bugün karşı karşıya kaldığımız keyfi soruşturma ve tutuklama pratiklerinin zeminini genişletiyor.”

“Seçici dayanışma eleştirileri göz ardı edilemez”

29 Mart 2026’da gerçekleştirilen “Gazetecilere Özgürlük” yürüyüşü, Fotoğraf: BirGün

Son dönemde yaşanan tutuklamalara karşı yapılan açıklama ve eylemlilikleri de değerlendiren Ayan, Türkiye’de gazeteciler arasında dayanışmanın tarihsel olarak eşit ve kapsayıcı biçimde kurulamadığını ve taleplerin karşılık bulmamasının ise toplumun örgütsüzlüğü ile ilişkili olduğunu vurguladı. Özellikle Kürt ve sosyalist gazetecilere yönelik baskı dönemlerinde daha sınırlı tepkilerin verildiğini hatırlatan Ayan, bugün ortaya çıkan dayanışma pratiklerinin benzer sınırlar taşıdığı yönündeki eleştirilerin de belirli ölçüde karşılık bulduğunu ifade etti.

Bu durumu yalnızca bireysel tercihler ya da güncel tutumlarla açıklamanın da eksik kalacağını belirten Ayan, aynı zamanda tepkilerin ve eylemliliklerin de kuşkusuz gerekli olduğunu savundu:

“Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre basın kolundaki sendikalaşma oranı yüzde 14 seviyesinde. Örgütlülüğün bu düzeyde kalması hem dayanışmanın kapsayıcılığını sınırlıyor hem de verilen tepkilerin etkisini azaltıyor.

Dolayısıyla mesele, yalnızca ‘kimin kiminle dayanıştığı’ sorusuna indirgenemez. Asıl sorun, bu dayanışmayı sürekli, kapsayıcı ve etkili kılacak örgütsel zeminin yeterince güçlü olmamasıdır. Basın ve medya alanındaki sendika ve meslek örgütlerinin, örgütlülüğü artırmaya yönelik somut ve kapsayıcı politikaları gecikmeden hayata geçirmesi bu nedenle kritik önemdedir.

Böyle bir örgütlülük, yalnızca eylem kapasitesini artırmakla kalmayacak; aynı zamanda gazeteciler arasındaki ideolojik ayrımların aşılmasına ve daha ilkesel, daha kapsayıcı bir dayanışma hattının kurulmasına da zemin hazırlayacaktır.”

“Çözüm parçalı değil, bütüncül bir perspektif gerektiriyor”

Son olarak Türkiye’de medyanın geleceğine dair ne gibi senaryolar mevcut olduğuna dair değerlendirmelerde bulunan Ayan, farklı senaryoların konuşulabileceğini fakat bunların tamamının mevcut güç ilişkileri ile doğrudan bağlantılı olduğunu söyledi. Ayan’a göre, bugünkü tablo, medya alanının önemli ölçüde siyasal iktidarın etkisi ve kontrolü altında olduğunu gösteriyor.

Ayan, yeni bir değişim perspektifinin ancak bu kontrol ilişkisini hedef alan politik ve kurumsal dönüşümlerle mümkün olduğunu belirtti:

“Mesele yalnızca medya alanının kendi iç dinamikleriyle sınırlı değil; doğrudan siyasal iktidar ve güç ilişkileriyle bağlantılı bir yapısal dönüşüm sorunu.

Öte yandan gazeteciler Türkiye’de çift yönlü bir baskı altında faaliyet yürütüyor. Bunun ilk boyutu, medya emek süreçlerinin kapitalist üretim ilişkileri içinde giderek daha güvencesiz ve parçalı hale gelmesi. Geçici, atipik ve esnek çalışma rejimleri; düşük ücret, güvencesizlik, örgütsüzlük ve buna bağlı olarak yaşanan vasıfsızlaşma bu alanın temel karakteristikleri haline gelmiş durumda. İkinci boyut ise otoriter siyasal iktidarın medya kurumları ve gazeteciler üzerindeki doğrudan baskısı. Bu iki katman birlikte düşünüldüğünde, sorun yalnızca ifade özgürlüğü meselesi olmaktan çıkıp aynı zamanda bir emek rejimi ve örgütlenme sorunu haline geliyor.

Bu nedenle çözüm de parçalı değil, bütüncül bir perspektif gerektiriyor. Medya alanındaki örgütlülüğün güçlendirilmesi ve gazetecilerin işçi sınıfının diğer kesimleriyle daha güçlü dayanışma ilişkileri kurabilmesi kritik önemde. Böyle bir bütüncül mücadele hattı kurulmadığı sürece, yalnızca mevcut iktidar değil, iktidar değişiklikleri sonrasında da benzer yapısal sorunların devam etme riski oldukça yüksek.”

2025’te Avrupalı gazetecilere dönük 1.481 ihlal belgelendi

Medya Özgürlüğü Hızlı Müdahale (MFRR), 2025’te Avrupa genelinde basın ve medya özgürlüğüne yönelik 1.481 hak ihlali belgeledi. Mapping Media Freedom (MapMF) veritabanına dayanan ihlaller 2.377 medya çalışanı ve kurumu doğrudan ilgilendirirken raporda, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerde 740, AB aday ülkelerinde ise 741 ihlalin kayda geçtiği belirtildi.

Raporun Türkiye bölümünde, basın özgürlüğünün 2025’te daha da kötüye gitmesi “giderek kısıtlayıcı hale gelen siyasi iklim” ile ilişkilendirilirken izleme döneminde MapMF, Türkiye’de 259 gazeteci ve medya kuruluşunu etkileyen 137 ihlal belgeledi.

“Bu olaylar, eleştirel haberciliğin giderek suç veya güvenlik sorunu olarak yeniden çerçevelendirildiği sistematik bir eğilimi ortaya koymaktadır” diyen rapora göre; eleştirel gazetecilik, sistematik biçimde “suç” ya da “güvenlik sorunu” olarak yeniden tanımlanıyor.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.