Hapishanelerde 207’si kız çocuk olmak üzere 12-18 yaş arası 4 bin 524 çocuk tutulmaktadır. 19 bin 809 kadın mahpusun yanında annesi ile 0-6 yaş grubu çocuk sayısı 891‘dir.
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin (CİSST) Nisan 2026 yılı açıklamasına göre, Türkiye’de, toplam 304 bin 956 kapasiteli 403 hapishanede 414 bin 401 mahpus tutuluyor. 116 bin 66 mahpus açık, 298 bin 335 mahpus kapalı hapishanelerde kalıyor.
CİSST · Nisan 2026 · Türkiye Ceza İnfaz Sistemi
Türkiye Hapishanelerinde Kapasite Krizi
Resmi kaynaklar temelinde derlenen veriler ışığında hazırlanmıştır
403Hapishane Sayısı
414.401Toplam Mahpus
Kapasite: 304.956
+%35,9Doluluk Fazlası
109.445 kişi kapasitesi üstünde
Kapasite — Doluluk Oranı
Resmi Kapasite: 304.956Mevcut: 414.401
%100 kapasite dolduğunda%135,9 — her 100 kapasiteye 136 mahpus
116.066Açık Hapishanelerde%28,0
298.335Kapalı Hapishanelerde%72,0
Hukuki Durum
351.887
Hükümlü (%84,9)
62.514
Tutuklu (%15,1)
Özel Gruplar
19.809Kadın mahpus
891Annesiyle kalan çocuk (0–6 yaş)
4.524Çocuk mahpus (12–18 yaş) — 207’si kız
6.63865 yaş üstü mahpus
14.276Yabancı uyruklu mahpus
200LGBTİ+ mahpus
Engelli Mahpuslar
476
Hapishanelerde engelli mahpus bulunmaktadır. Türlere göre dağılım aşağıda gösterilmektedir.
252Ortopedik Engel
96Görme Engeli
68İşitme Engeli
34Dil & Konuşma Engeli
26İşitme + Konuşma Engeli
Eğitim ve İstihdam (2025 Verisi)
77.014
Öğrenimini sürdüren mahpus
58.500
Sigortalı mesleki faaliyette bulunan mahpus
Günlük İaşe Bedeli (2025)
144 ₺
Yetişkin hükümlü ve tutuklular ile görevdeki personel için
275 ₺
Çocuk hükümlü/tutuklular; annesiyle kalan çocuklar; süt emziren ve hamile mahpuslar için
Kaynak: CİSST (Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği) — Nisan 2026 açıklaması; resmi verilere dayanmaktadırNihaPLUS · Nisan 2026
Resmi kaynaklardan elde edilen veriler ışığında yapılan açıklamaya göre, bu mahpusların 351 bin 887’si hükümlü, 62 bin 514’ü tutuklu. 200‘ü LGBTİ+, 14 bin 276’sı yabancı mahpus. Hapishanelerde dil ve konuşma engelli olan 34, görme engelli 96, işitme engeli olan 68, işitme ve konuşma engeli olan 26 ve ortopedik engeli olan 252 kişi olmak üzere 476 engelli mahpus var.
Hapishanelerdeki mahpusların 6 bin 638’i 65 yaşın üstünde. 2025 yılında açıklanan son rakama göre hapishanelerde öğrenimini sürdürebilen mahpus sayısı 77 bin 14 ve sigortalı olarak mesleki faaliyette bulunan 58 bin 500 mahpus bulunuyor. Hapishanelerde 207’si kız çocuk olmak üzere 12-18 yaş arası 4 bin 524 çocuk varken, 19 bin 809 kadın mahpusun yanında, annesi ile 0-6 yaş grubu çocuk sayısı 891‘dir.
Derneğin verdiği diğer bir bilgiye göre, 2025 yılı itibarıyla ise iaşe bedeli, hükümlü ve tutuklular ile görev başında bulunan personel için 144 TL, çocuk hükümlü ve tutuklular için 275 TL, kurumda annesiyle birlikte kalan çocuklar ile süt emziren hükümlü ve tutuklu anneler ve hamileler için de 275 TL’dir.
2026 yılının ilk aylarında AB’ye düzensiz göçler yarı yarıya azalırken, aynı dönemde Akdeniz ve Ege’de AB’ye girmeye çalışan 600’ü aşkın kişi yaşamını yitirdi. Bu oran, 2014’teki yoğun göçten sonraki en yüksek rakam.
Foto: IOM Turkey
AB üyesi ülkelerin özellikle son iki yıldır kara sınırlarında arttırdığı önlemler nedeniyle, göçmen kaçakçıları daha riskli, dolayısıyla göçmenler için daha ölümcül rotaları tercih etmeye başladı. Kara sınırlarındaki olağanüstü önlemler nedeniyle bu rotaları daha az tercih eden göçmen kaçakçılarının yeni tercihi, göçmenleri ölüme sürükleyen yeni rotalar. Bu durum Avrupa’ya düzensiz göçleri engellese de geçen yılın aynı dönemleri için mülteci ölümlerinin iki kattan fazla artmasına neden oldu.
Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) verilerine göre, yılın ilk iki ayında Akdeniz’i geçmeye çalışırken yaklaşık 655 göçmen hayatını kaybetti veya kayboldu. Bu sayı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 128’lik bir artışa işaret ediyor.
Göçmenler tehlikeli yollara sürükleniyor
Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) verilerine göre 2014 yılından bu yana Akdeniz’de yaklaşık 33 bin göçmen hayatını kaybetti ya da kayıp olarak kayda geçti. Avrupa Sınır ve Sahil Güvenlik Ajansı Frontex göre ise, Ocak ve Şubat aylarında AB dış sınırlarında yaklaşık 12 bin düzensiz geçiş tespit edildi. Bu rakam, 2025’in aynı dönemine göre yüzde 52’lik bir düşüş anlamına geliyor.
Frontex, geçişlerdeki azalmayı, ana göç rotolarındaki olumsuz hava koşulları ve AB kara sınırlarında artan güvenlik önlemlerine bağlarken, bu durumun göçmenler için daha tehlikeli yollara sürüklendiğini gösteriyor. İnsan kaçakçıları, yüksek risklere rağmen göçmenleri bu yollarda ölüme sürüklüyor. IOM, bu dönemi, 2014’ten bu yana Akdeniz’deki en ölümcül yıl açılışı olarak kayıtlara geçirdi.
2026 yılının ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı zaman dilimine göre, göç rotalarından Batı Afrika’da yüzde 83’lük bir azalma, Merkez Akdeniz Hattında yüzde 50 oranında azalma görülmesine rağmen, insan kaçakçılarının çok daha riskli yolları tercih ettiğini bu durumda can kaybını arttırdığı gözlemleniyor.
Birleşmiş Milletler (BM) Uluslararası Göç Örgütünün (IOM) 26 Ocak’ta, Harry Kasırgası’nın etkili olduğu 18-25 Ocak tarihleri arasında, “birkaç teknenin ölümcül kazalara karıştığını” belirten açıklamasının ardından İtalya merkezli “Mediterranea Saving Humans” isimli sivil toplum örgütü, yaptığı açıklamada sadece bu dönemde yaklaşık bin kişinin kaybolmuş olabileceğini açıkladı. İtalya’da şubat ayında Calabria ve Sicilya kıyılarında 15 kişinin cansız bedeni bulundu. Bu kişilerin, ocak ayında şiddetli fırtınalar sırasında Kuzey Afrika’dan tehlikeli geçişi denemeye çalışırken boğulan yüzlerce göçmenden bazıları olduğu değerlendiriliyor.
IOM verilerine göre — 2025 yılı:
Göç yollarında en az 7.667 kişi öldü veya kayboldu.
Akdeniz’de en az 2.185 kişi hayatını kaybetti ya da kayboldu.
Batı Afrika–Kanarya Adaları (Atlantik) rotasında 1.214 kişi hayatını kaybetti ya da kayboldu.
Denizde en az 1.500 kişi daha kayıp olarak bildirildi; arama kurtarma çalışmalarının yetersizliği nedeniyle doğrulanamadı.
2025 rakamları, 2024’teki yaklaşık 9.200 sayısının altında kaldı.
Mediterranea Saving Humans yaptığı açıklamada, 23 Ocak günü Malta yakınlarında kurtarılan bir göçmen teknesinde, 50 kişinin denizde hayatını kaybettiğini belirtmiş, bu olayın ardından İtalya Sahil Güvenlik kaynakları da ülke basınına Orta Akdeniz’de kasırga sırasında en az 380 kişinin kaybolduğunu aktarmıştı.
Refugee Support Aegean (RSA) verilerine göre Türkiye ile Yunanistan arasında 2025 yılında 150’yi aşkın kişi yaşamını yitirirken yılın ilk ilk çeyreğinde ise ölü sayısı 50’ye yaklaştı. Göçmenleri taşıyan teknelerin batması sonucu kaybolan kişilerin sayısı ise hiçbir zaman net olarak bilinmiyor. Bu kişilerin sadece küçük bir kısmı ya kendi imkanları ile karaya çıkmış oluyorlar veya çok azı daha sonra kurtarılabiliniyor.
2026 yılı verileri
Ege’de belgelenen olaylar — 2026 ilk çeyrek
Ocak 2026 — 1. Hafta
Dikili → Midilli (Yunanistan)
Midilli’ye geçmeye çalışan tekne battı.
■ 1 ölü7 kayıp
25 Ocak 2026
İkarya Adası açıkları
Batan tekneden 50 kişi kurtarıldı.
■ 2 ölü3 kayıp50 kurtarılan
Ocak–Şubat 2026 (kesin tarih doğrulanamadı)
Sakız Adası açıkları — yılın en ölümcül olayı
Yunanistan Sahil Güvenlik botu ile göçmen taşıyan sürat teknesi çarpıştı. İddialara göre YSG botu, tekneyi Türkiye sınırına geri itmek için manevra yapıyordu.
■ 15 ölü
“Sürat teknesinin operatörü devriye gemisinin görsel ve işitsel sinyallerine uymadı. Bunun yerine rotasını tersine çevirerek devriye gemisine sancak tarafından çarptı. Çarpmanın şiddetiyle sürat teknesi alabora oldu ve battı.”
— Yunanistan Sahil Güvenlik Teşkilatı
Şubat 2026 — 1. Hafta
Ege Denizi (lastik bot)
Türkiye Sahil Güvenlik Komutanlığı açıklamasına göre 45 göçmeni taşıyan lastik bot kısmen battı.
■ en az 3 ölü4 kayıp
1 Nisan 2026
Bodrum açıkları
Göçmenleri taşıyan bot battı.
■ 19 ölü
Ocak ayının ilk haftasında Dikili’den Yunanistan’ın Midilli adasına gitmeye çalışan bir tekne battı bir kişi ölürken 7 kişinin kayıp olduğu bildirildi.
25 Ocak’ta İkarya Adası yakınlarında batan bir teknede 2 kişi yaşamını yitirdi 3 kişi kaybolurken, 50 kişinin ise kurtarıldığı açıklandı.
Ege Denizi’de yılın en ölümcül olayı ise Ege adalarından Sakız yakınlarında bir Yunanistan Sahil Güvenlik botuyla göçmen taşıyan sürat teknesi arasındaki çarpışma sonucu yaşandı. Olayda 15 kişi yaşamını yitirirken, İddialara göre Yunanistan Sahil Güvenlik botu göçmen botunu Türkiye sınırlarına geri itmeye çalışıyordu.
Yunanistan Sahil Güvenlik Teşkilatı ise teknenin suçlayarak “Sürat teknesinin operatörü devriye gemisinin görsel ve işitsel sinyallerine uymadı. Bunun yerine, sürat teknesi rotasını tersine çevirerek devriye gemisine sancak tarafından çarptı. Çarpmanın şiddetiyle sürat teknesi alabora oldu ve battı, gemidekilerin tamamı denize düştü.”
Yine Şubat ayının ilk haftasında Türkiye Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre ise Ege Denizi’nde 45 göçmeni taşıyan bir lastik botun kısmen batması sonucu en az 3 göçmen hayatını kaybederken, 4 kişi de kayboldu.
1 Nisan günü Bodrum açıklarında göçmenleri taşıyan botun batması sonucu 19 kişi hayatını kaybetti.
Dilovası’nda 7 işçinin hayatını kaybettiği Ravive Kozmetik katliamının duruşması 26 Mart’ta görüldü. Duruşmada salonun basına ve yurttaşlara kapatılması ve sanıkların ifadeleri tartışma yarattı.
Kocaeli’de 3’ü çocuk 7 işçinin yaşamını yitirdiği Ravive Kozmetik katliamına yönelik 8’i tutuklu 16 sanığa açılan davanın ilk duruşması sona erdi. Gebze 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapasite yetersizliğini sebep göstermesi nedeniyle Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında bir sanığın tahliyesine karar verilirken dava 20 Mayıs’a ertelendi.
Sanıklar “üretimde söz hakkı olmadığını” iddia ederek suçu facia sonrası kalp krizi geçirerek yaşamını yitiren babalarına yüklemeye çalıştı. Sanık patron Altay Ali Oransal’ın “Binlerce kaza oluyor ama ben hiç patronun yargılandığını ya da ifadeye çağrıldığını duymadım” diye savunma yapması çarpıcı bir ifade olarak kayıtlara geçti.
Dört gün süren duruşmanın ilk gününde davayı takip etmeye gelen yurttaşlar duruşma salonuna alınmazken basın çalışanlarının telefon ve kayıt cihazlarını içeri sokması da engellendi.
Basının takibi engellendi
Yurttaşlar “kapasite sorunu nedeniyle Kandıra’ya taşınan davada nasıl yer olmuyor” sorusunu yönelterek yasaklamaları protesto etti. Basını engellemeye yönelik girişimler ise birçok kurum ve siyasetçi tarafından eleştirildi.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), DEM Parti, Emek Partisi (EMEP) ve Türkiye İşçi Partisi (TİP) gibi partilerin yanı sıra Birleşik Metal-İş Sendikası, İstanbul Barosu, Türk Mimar ve Mühendisler Odaları Birliği (TMMOB) gibi kuruluşlar da davayı takip etti. Kocaeli Kadın Platformu gibi sivil toplum kuruluşlarının davaya katılma talepleri ise reddedildi.
1 sanık tahliye, 7 kişinin tutukluluğu devam
Mağdur aileleri, konuşmalarında çocuklarının sigortasız, güvencesiz ve ağır koşullarda çalıştırıldığını belirterek sanıkların sorumluluğuna dikkat çekerken işçilerin mola ve yemek koşullarına ilişkin görüntüler de mahkemeye delil olarak sunuldu.
Savcılık, tutuklu sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istese de mahkeme “suçluyu kayırma” nedeniyle tutuklu bulunan Onay Yörüklü’nün tahliyesine karar verdi. 7 sanığın tutukluluğunun devamına karar verilen duruşma 20 Mayıs’a ertelendi. Ayrıca mahkeme, kamu görevlileri hakkındaki soruşturmanın hangi aşamada olduğunun sorulmasını istedi.
Avukat Yetigin: “Türkiye’deki emek rejimi ile de hesaplaşmak zorundayız”
Dava avukatlarından Elif Yetigin de Niha+’ya konuştu:
“8 Kasım 2025’de gerçekleşen bu işçi katliamı dosyasının ilk duruşmasında, dört gün boyunca işçilerin nasıl bir sömürü zincirinin parçası olduğunu anlatmaya çalıştık. Yalnızca şirket sahiplerinin sorumluluklarıyla değil, Türkiye’deki çalışma yaşamının sorunlarıyla da hesaplaştık. Çünkü Dilovası Katliamı gibi her katliam, bir sonraki katliamı tetikliyor. Cezasızlık, başka cezasızlıkları doğuruyor.”
“Bankalara müzekkere yazılması, şirketler arasındaki ilişkilerin daha detaylı incelenmesi gibi taleplerimizin mahkeme tarafından kabul edilmesi önemliydi. Zira sanıklar, teknik olarak şirket sahibi olan ve geçtiğimiz aylarda geçirdiği kalp krizi ile yaşamını yitiren babalarına suçu yükleyerek kendilerini aklamaya çalışıyor.”
Davanın sadece ailenin şirketleri ile sınırlı olmadığını, küresel şirketlerin de üretim faaliyetinde yer aldığını aktaran Yetigin; bu sebeple Lider Kozmetik CEO’sunun da bir sonraki duruşmada dinlenmesine karar verildiğini belirtti.
Kamu görevlileri yönünden devam eden soruşturmanın akıbetinin sorulma kararının önemli olduğunu söyleyen Yetigin, Soma ve Hendek katliamlarında yaşanan zaman aşımı uygulamalarını hatırlatarak benzer bir şeyin yaşanmaması için mücadelemizi edeceklerini belirtti.
Kamuoyunun davayı sahiplenmesinin kritik önemde olduğunu belirten Yetigin, “Bu davada adalet, ancak emekten ve demokrasiden yana olan kamuoyunun desteği ile yerini bulacaktır” dedi.
Ne olmuştu?
8 Kasım 2025’te Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde bulunan Ravive Kozmetik fabrikasında meydana gelen patlama, işçi sağlığı ve iş güvenliği konularını yeniden gündeme taşımıştı.
Patlama sonucunda 3’ü çocuk olan 7 işçi hayatını kaybetti. Olayın ardından fabrikanın çalışma koşulları, denetim eksiklikleri ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınıp alınmadığı tartışma konusu olurken, yaşananlar iş cinayetleri ve denetimsizlik eleştirilerini yeniden gündeme getirdi.
Çalışma Bakanlığı’na ait İŞKUR binasının yanında bulunan üretim atölyesinin daha önce defalarca şikayet edildiği öğrenilmişti. İşletmenin yıllardır sigortasız işçi çalıştırdığı ve iş sağlığı ve işçi güvenliği koşullarının sağlanmadığına ilişkin CİMER şikayetleri ve de basına yansımıştı.
Katliamın ardından tutuklanan sanıklardan birisi olan Kurtuluş Oransal, Ceza İnfaz Kurumu’nda kalp krizi geçirerek yaşamını yitirmişti.
Tahliyesi sürekli ertelenen hasta mahkum Mehmet Edip Taşar, 24 Mart’ta hayatını kaybetti.ÖHD Hapishane Komisyonu üyesi Yıldız: “Hasta mahkumlar göz göre göre ölüme mahkum ediliyor.”
Marmara 5 No’lu L Tipi Kapalı Cezaevi’nde 27 Aralık 2022 tarihinden beri tutulan hasta mahkum Mehmet Edip Taşar, 24 Mart’ta tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti. Taşar, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) “hasta mahpuslar” listesinde yer alıyordu.
İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi, 25 Şubat tarihinde hasta mahkum Mehmet Edip Taşar’ın durumuna ilişkin İstanbul Beyoğlu’nda bulunan baro binasında basın toplantısı gerçekleştirmişti.
Toplantıda İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi üyesi Rabia Gündoğmuş, Taşar’ın 40 kiloya düştüğünü, görme, yürüme ve konuşma kabiliyetinin azaldığını vurgulamıştı.
Merkez 13 Mart tarihinde de konuya dikkat çekmek üzere bir basın açıklaması yayımlamıştı.
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) İstanbul Şubesi 26 Şubat’ta, Taşar’ın Adli Tıp Kurumu’na sevki sırasında doktorların sözlü ve fiziksel saldırısına uğradığını açıklamıştı.
2025’te hasta mahkum sayısı
İHD 2025 Yılı Hasta Mahpuslar Raporu‘na göre Türkiye Hapishanelerinde tespit edildiği kadarıyla 161’i kadın ve 1251’i erkek olmak üzere en az 1412 hasta mahkum bulunuyor. Rapora göre, 335 mahkumun sağlık durumu ağır.
Bunların arasından 230’u tek başına yaşamını devam ettiremiyor ve 105’inin de desteğe ihtiyacı bulunuyor. 188 mahkumun ise hastalıkları nedeniyle sürekli olarak kontrol edilmesi gerekiyor.
Raporda hasta mahkumların zamanında revire götürülmemesi, 3. basamak sağlık hizmetlerine sevk işlemlerinde ise aylarca sırada bekletilmeleri ve yetersiz beslenme, ısınma ve hijyen koşullarında yaşadıkları belirtilmişti.
ÖHD, Taşar’ın ölümü ardından yaptığı açıklamada yapılan birçok hukuki başvuruda infaz erteleme kararı veya sağlık durumuna rağmen Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından “hapishanede kalamaz” raporu verilmediğini belirtmişti.
ÖHD İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu Üyesi Destina Yıldız, Taşar ve hasta mahkumlar konusu ile ilgili olarak Niha+‘ya konuştu. Yıldız, Mehmet Edip Taşar’ın ve bütün hasta mahkumların ölümüne ilişkin ATK’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan uzak yapısı sebebiyle hasta mahkumlarla ilişkin dosyalar başta olmak üzere birçok dosyada çelişkili raporlar verildiğini vurguladı.
ATK raporlarının nasıl hazırlandığı sürecini anlatan Yıldız, sözlerine şöyle devam etti:
“Hasta mahkumlar özelinde 5275 Sayılı Kanunu’nun 16. maddesinin 3. fıkrasında ‘hastalığının hayatı için kesin tehlike teşkil ettiğine Adli Tıp Kurumunca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenip Adli Tıp Kurumunca onaylanan rapor gereği karar verilen’ kişilerin infazlarının ertelenebileceği düzenlenmiştir. Buna göre hasta mahkumun infazının ertelenmesi için önce savcılığa başvurarak hastaneye sevkinin sağlanması, daha sonra ilgili heyetten rapor alınması, hazırlanan bu raporun onay için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi veya doğrudan hasta mahkumun Adli Tıp Kurumu’na sevkinin yapılması gerekmektedir. Muayene sonrasında raporun burada hazırlanıp ATK’nin onayladığı veya hazırladığı rapor sonrasında ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından mahkumun ‘toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı’ şeklinde değerlendirilme yapılması gerekiyo.
ATK raporları fiilen uygulanmıyor
Yıldız, hasta mahkumların durumları göz önünde bulundurulduğunda ATK raporlarının fiilen gerçekleştirilmediğini belirtti.
“Adli Tıp Kurumu tarafından ‘hapishanede kalamaz’ raporu verilen durumlarda da mahkumların tahliyeleri savcılıklar veya mahkemeler tarafından gerçekleştirilmiyor. Hasta mahkumlar; savcılık, hastane ve Adli Tıp Kurumu arasındaki çelişkili raporlarla ölüme mahkum ediliyor.”
Yıldız, AİHM’in özellikle ölümcül hastalığa yakalanmış kişiler veya sağlık durumu hapishane koşulları ile uyumsuz hale gelmiş kişilerin alıkonulmaya devam etmesinin 3. maddede düzenlenen işkence yasağı kapsamında değerlendirilebileceğini ifade ettiğini anlattı.
“Uluslararası ve ulusal düzenlemeler ile yargı kararları kapsamında devlet hapishanelerdeki mahkumların sağlık ve yaşamlarından sorumludur. Mahkumların başta yaşam hakkı olmak üzere tedavi ve sağlık hakları önündeki engelleri kaldırarak mahkumların tedavi ve sağlık haklarına erişimini sağlamakla yükümlüdür.”
Mahkumlar göz göre göre ölüme mahkum ediliyor
“Oysa bugün Türkiye’de hasta mahkumlar ya hiç tahliye edilmiyor ya da ölüm eşiğine gelmeden tahliye edilmiyor. Bu aşamada tahliye edilen hasta mahkumlar geciken teşhis ve tedaviler nedeniyle kısa süre sonra hayatlarını kaybediyorlar. Hasta mahkumlar göz göre göre ölüme mahkum ediliyorlar. Hayatını kaybeden hasta mahkum Mehmet Edip Taşar da bu isimlerden birisi. Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenmiş olan “hapishanede kalamaz” raporuna rağmen tahliye edilmemesi ve ölüme mahkum edilmesi devletin politik mahkumlara ve hasta mahkumlara yaklaşımının en açık göstergesidir.”
HRANA, 28 Şubat’ta başlayan İran ve ABD-İsrail arasındaki savaş nedeniyle aralarında 29’u kadın ve 205’i çocuk olan en az 1.298 sivilin yaşamını yitirdiğini açıkladı.
Son iki haftadaki saldırıların yoğunluk noktalarına göre dağılımı haritası, HRANA
ABD merkezli ve bağımsız bir insan hakları kuruluşu olan İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), 28 Şubat’tan bu yana İran ve ABD-İsrail arasında yaşanan savaşa dair açıklama yaptı.
HRANA, 28 Şubat’tan bu yana kaydettiği veriler, İran’daki savaş nedeniyle görülen hasar ile birlikte ölü ve yaralı sayısının verilerini kamuoyuyla paylaştı.
HRANA tarafından verilen verilere göre, savaşın on dördüncü gününün sonuna kadar İran’ın çeşitli bölgelerinde toplam 2.061 ayrı olayda 5.480 saldırı kaydedildiğini ve bu saldırıların 4.765 sivil ve asker kaybına yol açtığını belirtti.
En çok zarar gören şehir: Tahran
İran’ın 31 eyaletin tamamının en az bir kez hedef alındığını söyleyen HRANA, toplamda 209 şehrin bu dönemde ya doğrudan saldırıya uğradı ya da saldırıların yol açtığı hasara maruz kaldığını açıkladı. 31 eyalet içinde en çok saldırıya maruz kalan eyaletin, saldırıların %39.53’ünün hedefi olmasıyla Tahran olduğu belirtildi.
36 okul hasar gördü
HRANA, yapılan saha incelemeleri sonucunda birçok sağlık tesisinin, okulun ve yerleşim alanının ciddi zarar gördüğünü ortaya koydu.
HRANA, en az 20 hastane veya tıp merkezinin hasar gördüğünü açıkladı. Ülke genelinde en az 36 okulun hasar gördüğünü, bu olayların yedisinde, birçok öğrencinin de hayatını kaybettiğini veya yaralandığını belirtti.
Hayatını kaybeden 1298 sivilin en az 205’i çocuk
HRANA, aralarında en az 205 çocuğun ve en az 29 kadının bulunduğu 1.298 sivilin hayatını kaybettiğini söyledi. Saldırılar sırasında en az 654 sivilin yaralandığı biliniyor. Paylaşılan veriler, saldırılar sırasında en az 14 çocuğun ve en az 30 kadının yaralandığını gösteriyor.
Raporda ayrıca 599 kişinin ölümünün “belirsiz” olarak kaydedildiği, fakat bazı bölgelere bağımsız erişimin olmaması ve kriz koşullarında mağdurların kimliklerinin kesin olarak tespit edilmesindeki zorluklar nedeniyle doğrulanamadığı ifade edildi.
HRANA, hükümet tarafından yapılan internet kesintisinin savaş sırasındaki olayların belgelenmesi ve olası insan hakları ihlallerinin kaydedilmesi üzerinde de önemli bir etkisi olduğunu söyledi.
Senegal Ulusal Meclisi, LGBTİ+ ilişkiler için öngörülen azami cezayı iki katına çıkararak bu suçun hapis cezasını 10 yıla yükseltecek içeren bir yasa tasarısını kabul etti.
Fotoğraf: KaosGL
Senegal Meclisi LGBTI+ bireylere yönelik ayrımcı bir karara daha imza attı. Bu karara göre, Senegal, “doğaya aykırı eylemleri” yasaklayan Ceza Kanunu’nun 319. maddesi uyarınca, rıza ile gerçekleşen eşcinsel ilişkiler için verilen cezaları 5 yıl ile 10 yıl arasında cezalandırmayı öngören yasayı kabul etti.
PinkNews‘te yer alan habere göre, bu karar 11 Mart günü kabul edildi. Senegal, “doğaya aykırı eylemleri” yasaklayan Ceza Kanunu’nun 319. maddesi uyarınca, rıza ile gerçekleşen eşcinsel ilişkileri halihazırda 1 ile 5 yıl arasında değişen hapis cezasına mahkum ediyordu.
Hapis ve para cezası 5 katına çıkarılacak
Senegal Başbakanı Ousmane Sonko tarafından geçen ay parlamentoya sunulan yeni yasa tasarısı, eşcinsel ilişkileri “doğaya aykırı” olarak nitelendiriyor. Tasarı, bu suçtan hüküm giyenlere verilen hapis cezasını 1 ile 5 yıldan 5 ile 10 yıl arasına çıkarıyor. Ayrıca bu tasarı, eşcinselliğin teşvik edilmesini bir suç sayarak para cezasını 1,5 milyon CFA frangından (115.807,95 TL) 10 milyon CFA frangına (772.053 TL) çıkarıyor.
Ceza Kanunu’nda değişiklik getiren yasa tasarısı, Senegal parlamentosunda 11 Mart’ta yapılan oylamada 135’e karşı sıfır oyla kabul edildi; üç milletvekili ise çekimser kaldı. Tasarı şimdi Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye’nin imzasını bekliyor. Milletvekili ve yasama üyesi Diaraye Ba, oylamanın ardından “Eşcinseller bu ülkede artık nefes alamayacak. Eşcinseller bu ülkede artık ifade özgürlüğüne sahip olmayacak.” dedi.
Birçok haber kaynağının duyurduğuna göre, bu tasarı, eşcinsel ilişkilere verilen 1 ile 5 yıl arasında olan hapis cezasını, eşcinsel ilişkileri “doğaya aykırı eylemler” olarak adlandırarak hapis cezasını 5 ile 10 yıl arasına çıkarıyor. Ayrıca bu tasarı, eşcinsel ilişkileri savunan herkese 3 ile 7 yıl arasında hapis cezası getiriyor.
Reuters‘in haberine göre, İslam ve sivil toplum örgütlerinden oluşan bir ağ olan ve homofobik çalışmalarıyla bilinen And Samm Jikko Yi’nin lideri İmam Babacar Sylla, Faye’den tasarıyı bir an önce yasalaştırılmazsa LGBTİ+’ların hastalık bulaştırmaya devam edeceğini söyledi.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, bu tasarının insanları tehlikeye koyacağını belirterek cumhurbaşkanını tasarıyı imzalamamaya çağırdı.
“Bu tasarı daha fazla korkuyu ve göçü getirecek”
BBC News’e konuşan Senegal LGBTİ+ Derneği Başkanı ve tıp doktoru Charles Dotou, “Eşcinsel ilişkilerin çoğu zaten gizli kalıyordu.” dedi. Dotou, sözlerine şöyle devam etti:
“Tek olacak olan şey, insanların daha fazla saklanmaya başlaması, daha fazla korku yaratması ve insanların o toplulukta normal bir şekilde yaşamaktan korkması olacaktır. Böylece, zaten ifşa olmuş kişiler başta olmak üzere, bir göç dalgası yaşanacak ve bu da toplumda bir miktar kaos yaratacaktır.”
Ne Olmuştu?
Geçen sene Senegal, Dakar’daki eşcinsellik karşıtı protestoların ardından, Mayıs 2025 bitiminde eşcinsel ilişkilere karşı mevcut yasaları sertleştirmeye yönelik hükümet tarafından yeni bir kampanya başlatılmıştı.
Yasa tasarısı öncesi gözaltı dalgası
France24‘ün haberine göre, geçtiğimiz haftalarda Senegal’deki sosyal mecralar homofobik mesajlar ve eşcinsel ilişkiye girdikleri iddia edilen kişilerin kimliklerinin ifşa edilmesi yönündeki çağrılarla dolmuştu.
Uluslararası medya, Şubat ayından bu yana ülkenin LGBTİ+ karşıtı yasaları kapsamında düzinelerce erkeğin gözaltına alındığını bildirdi. Bu gözaltı dalgasının başlangıcında polis, aralarında medya sunucusu Pape Chinch Diallo ve müzisyen Djiby Dramé’nin de bulunduğu 12 kişiyi gözaltına almıştı. Gözaltılar genellikle suçlamalara ve telefon aramalarına dayandırılmıştı. Human Dignity Trust‘un paylaştığı verilere göre,aynı ayın ilerleyen günlerinde aralarında bir gazetecinin de bulunduğu birkaç gözaltının daha gerçekleştiği ve bazı kaynaklara göre bugüne kadar 40 kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Aralarından bazıları, her türlü cinsel yönelime sahip kişilerin HIV’e yakalanabileceği ve yayabileceği bilimsel olarak uzun bir süre önce kanıtlanmış olmasına rağmen “HIV’i kasıtlı olarak bulaştırmakla” suçlanıyor.
Afrika’daki 54 ülkeden en az 32’sinde, eşcinsel ilişkileri yasaklayan ve cezalandıran yasalar bulunduğu biliniyor. Bu ülkeler arasından Uganda, Moritanya ve Somali’de bu suçlara idam cezası uygulanmaktadır.
ILGA verilerine ve Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi‘ne göre ise Sadece Güney Afrika Cumhuriyeti, Angola Cumhuriyeti ve Mozambik Cumhuriyeti LGBTİ+’lara yönelik nefret suçlarını ceza kanunlarından açıkça kaldırmıştır.
Kaynak: Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi, BBC News, France24, ILGA, PinkNews, Reuters