Özgürlüğün kalemi: Angela Davis

Feminist ve siyahi devrimci bir yazar olan Davis; siyasi tutsakların yaşam koşulları başta olmak üzere feminizm, LGBTİ+ hakları ve ırksal-sosyal adalet gibi birçok konuyu gündeme getirmeye devam ediyor.

Angela Y. Davis’in temsili bir fotoğrafı

Feminist, akademisyen, yazar ve siyahi devrimci Angela Yvonne Davis, dünya çapında adı duyulmuş Marksist ve Feminist düşünürlerden birisi. Hayatı boyunca siyasi tutukluların, siyahilerin, kadınların, LGBTİ+’ların, hayvanların hakları için mücadele etti. Hâlâ Kaliforniya Üniversitesi’nde onursal profesör olarak görev yapmaktadır.

Birmingham’da başlayan çocukluk

Angela Y. Davis, 26 Ocak 1944’te Alabama’nın Birmingham şehrinde doğdu ve ilkokul ve ortaokulu burada okudu. Birmingham’daki mahallesi, siyahi komşularının evleri milliyetçi ve beyaz üstünlükçü bir örgüt olan Ku Klux Klan örgütünün hedefi olduğu için “Dynamite Hill” (Dinamit Tepesi) olarak adlandırıldı. Davis’in anne ve babası, ırk ayrımcılığının uygulandığı okullarda öğretmenlik yapıyordu. Annesi yaz tatillerinde yüksek lisans derecesi aldı ve Davis’in doğumundan kısa bir süre sonra babası öğretmenliği bırakıp tamirci oldu.

Davis, ailedeki dört kardeşten en büyüğüdür. O küçükken ebeveynleri devrimci ve ırkçılık karşıtı çalışmalara yoğun bir şekilde katılıyordu. Davis ailesi, o dönemde hükümetin gözünde yasadışı olan Ulusal Renkli İnsanların İlerlemesi Derneği (NAACP) ile siyahlar arasında ittifaklar kurmaya ve haksız yere suçlananları savunmaya odaklanan bir grup olan Güney Siyahi Gençlik Kongresi (SNYC) üyesiydi.

11 yaşındaki Davis, yerel bir kilisede ırklararası tartışma grupları düzenleyen bir organizasyona katıldı. Ancak 1963 yılında Ku Klux Klan örgütü, bu toplantıları bahane ederek kiliseyi yaktı.

Okul hayatı ve siyasete atılım

14 yaşında Davis, New York şehrindeki bir özel okul olan Elizabeth Erwin Lisesi’ne devam etmek üzere güneyli siyahi öğrenciler kapsamında verilen bir bursu kazandı. 15 yaşına geldiğinde Davis, bir süre kaldığı New York’ta dostlarıyla geçirdiği süre zarfında Güney’deki ırk ayrımcılığının daha fazla farkına vardı. Bu ziyaretler, Davis’in Güney’deki siyahların özgürleşmesinin tüm siyahları özgürleştireceği yönündeki algısını etkiledi.

1960 yılında, Komünist Parti ile bağlantıları olan sosyalist bir gençlik örgütü olan Advance’ye katıldı. 1961 yılında liseden mezun olduktan sonra Brandeis Üniversitesi’nden burs aldı ve burada bir yıl Fransa’da okudu. 1965 yılında Fransızca bölümünden onur derecesiyle mezun oldu. Eğitimine Almanya’daki Frankfurt Üniversitesi’nde felsefe okuyarak devam etti ve yüksek lisans derecesini California-San Diego Üniversitesi’nden, doktora derecesini de Humbolt Üniversite’sinden aldı.

1969 yılında Davis, Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışırken siyahilerin hakkını savunan Kara Panter Partisi’ne (BPP) ve Los Angeles Öğrenci Şiddetsiz Koordinasyon Komitesi’ne (SNCC) katıldı. Davis, BPP ve SNCC’de kadınların rolüyle ilgili sorunları fark etti ve Komünist Parti, Irkçılık ve Siyasi Baskıya Karşı Ulusal İttifak ve Siyah Kadınlar Siyasi Grubu gibi sınıf, ırk ve cinsiyet sorunlarını ele alan kesişimsel örgütlere katılma gereği duydu. Bu dönemde Davis, ABD’nin ticaret ambargosunu protesto etmek için gizlice Küba’ya gitti.

Vali Reagan’ın baskısı

1969 yılında Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles’ta felsefe öğretmek üzere işe alındı. Kaliforniya Üniversitesi Yönetim Kurulu, Vali Ronald Reagan, Davis’i ABD Komünist Partisi üyesi olduğu için işten çıkardı. Mahkeme kararıyla işten çıkarılması engellense de Yönetim Kurulu 1970 yılında “kışkırtıcı dil kullandığı” gerekçesiyle onu tekrar işten çıkardı. Vali Reagan, Davis’in bir daha asla Kaliforniya Üniversitesi sisteminde ders veremeyeceğini açıkladı. Davis’in Kara Panter Partisi’ne açıkça destek vermesi, Vali Reagan ve FBI tarafından zulüm görmesinin bir başka nedeniydi.

16 ay mahkumluk: “Angela’ya ve bütün siyasi tutsaklara özgürlük”

Angela Davis’i kamuoyuna tanıtan asıl olay, 1970 yılında gerçekleşen bir tutuklanma ve yargılanma süreciydi.

Üstünde “Angela’ya ve bütün siyasi tutsaklara özgürlük” yazan rozet

Ocak 1970’te, Kaliforniya’daki Soledad Hapishanesi’nde tutuklu bulunan George Jackson ve diğer iki mahkum, bir hapishane gardiyanını öldürmekle suçlandı. Duruşma sırasında, Jackson’ın 17 yaşındaki kardeşi Jonathan Jackson, Marin County mahkemesini ele geçirdi ve siyahi sanıkları silahlandırarak yargıç, savcı ve üç kadın jüri üyesini rehin aldı. Bu süreç sonucunda yargıç, Jonathan Jackson ve militanlar öldürüldü; savcı ve jüri üyelerinden birisi yaralandı. Davis, bu olayda kullanılan silahları satın almakla suçlandı ve “ağırlaştırılmış adam kaçırma ve birinci derece cinayet” suçlamasıyla yargılandı. Suçlama ardından Davis kovuşturmadan kaçtı. İlk tutuklama emri çıkarıldıktan dört gün sonra, Eski Federal Soruşturma Bürosu Başkanı J. Edgar Hoover, Angela Davis’i FBI’nin “En Çok Aranan On Kaçak Listesi”ne dahil etti. Davis, New York’ta yakalanana kadar iki ay boyunca kaçak hayatı sürdü. Dünya çapında binlerce aktivist onun serbest bırakılmasını talep ederek tutuklanmasını protesto etti. Protesto ve imza kampanyalarının sonucunda Davis, 16 ay hapis yattıktan sonra yargılandı ve 4 Haziran 1972’de tamamı beyazlardan oluşan bir jüri tarafından suçsuz bulundu.

Davası sona erdikten sonra Davis, Küba, SSCB ve Doğu Almanya dahil olmak üzere çeşitli komünist ülkeleri ziyaret etti. Amerika Birleşik Devletleri’ne döndükten sonra, öğretim kariyerine devam etti. Claremont Kolejleri, San Francisco Eyalet Üniversitesi ve 1991’den 2008’e kadar ders verdiği Kaliforniya Üniversitesi dahil olmak üzere Kaliforniya’daki çeşitli üniversitelerde görev yaptı. Hala Kaliforniya Üniversitesi’nde onursal profesör olarak görev yapmaktadır. Burada Bilinç Tarihi Bölümü’nde ders vermiş ve Feminist Çalışmalar Bölümü’nün eski direktörüdür.

ABD Komünist Partisi’nin 1980 ve 1984 seçimlerine başkan yardımcısı adayı olarak Angela Davis’i gösterdiği biliniyor.

Davis’in Türkçeye çevrilen kitapları

“Angela Davis: Bir Otobiyografi” (2017), Kadınlar, Irk ve Sınıf (1983), “Irkçı Kuşatma ve Kadınlar” (2016), “Özgürlük Kesintisiz Bir Mücadeledir: Ferguson, Filistin ve Bir Hareketin Oluşumu” (2017) ve “Eğer Şafakta Gelirlerse” (2008) gibi birçok kitabın yazarıdır.

Hayatı boyunca ırkçılık, ataerkil baskı, savaş, hapis ve idam cezasına karşı mücadeleye öncülük etmeye devam eden Davis; 1991 yılında ABD Komünist Partisi’nden ayrıldı ve Demokrasi ve Sosyalizm Yazışma Komiteleri’ni kurdu.

Davis’in lezbiyen kimliği

Davis; 1980’lerin başında fotoğrafçı Hilton Braithwaite ile evlendi, 1987’de ise ondan boşandı. 1997 yılında Davis, Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki Çeşitli Cinsellik ve Cinsiyet Birliği’nde lezbiyen olarak açıldı.

Angela Davis, 25 Nisan 2022’de Brüksel’de Avrupa ve Orta Asya Lezbiyen* Topluluğu (EL*C) Eş Başkanı Joelle Sambi Nzeba’nın Lezbiyen Görünürlük Günü ve lezbiyen siyasi aktivizm hakkındaki sorusuna yanıt verdi:

“Black Lives Matter hareketi, siyah kadınların queer aktivizminin herkes için demokrasi mücadelesinde ne kadar önemli bir liderlik rolü oynadığını göstermiştir. Lezbiyenlerin, özellikle de siyah lezbiyenlerin görünürlüğünün tanınmasının kesinlikle çok önemli olduğunu söyleyebilirim.”

“Ancak bence en önemli olan şey; bu mücadelelerde yer alan belirli bireylerin kimlikleri değil, bu konuları birlikte düşünme ve en marjinalleştirilmiş olanların ve mücadeleleri herkes için özgürlük hayali olanların liderliğini takip etmeyi öğrenemezsek radikal sosyalist demokrasi olamayacağını kabul etme becerisidir.”

“Veganlık devrimci bir bakış açısının parçası”

Davis, 27. Renkli Kadınları Güçlendirme Konferansı’ndaki bir söyleşide vegan olduğunu belirterek veganlıkla ilgili görüşlerini ifade etmişti:

“Artık bunun hakkında konuşmanın doğru zamanı olduğunu düşünüyorum çünkü bu, devrimci bir bakış açısının parçası. İnsanlarla daha şefkatli ilişkiler kurmanın yanı sıra, bu gezegeni paylaştığımız diğer canlılarla da şefkatli ilişkiler kurmanın yollarını bulmalıyız ve bu, kapitalist endüstriyel gıda üretim sisteminin tümüne meydan okumak anlamına gelir.”

“Çoğu insan biftek ya da tavuk yerken hayvanları yediklerini düşünmez. Çoğu insan, bu hayvanların sadece gıda ürünü olmak için katlanmak zorunda oldukları korkunç acıları düşünmez.”

2011 yılında, bir grup Siyah, Yerli ve Renkli İnsanlar (BIPOC) feminist akademisyen ve aktivistle birlikte Filistin’e seyahat etti ve İsrail’in siyonist ırkçılığını sona erdirmesi için bir kampanya başlattı.

Mevcut koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) salgını sırasında Davis, San Quentin hapishanesindeki sosyal mesafe protestosu ve bu salgın sırasında öne çıkan, renkli insanlar için sınırlı sağlık hizmetlerine erişim gibi sosyal eşitsizlikler hakkındaki haberleri yayarak hapishanelerin kaldırılmasını savundu.

Davis, hapishanelerin kaldırılması, radikal feminizm, LGBTİ+ hakları, ırksal ve sosyal adalet konularındaki tartışmayı sürdürmek için yerel üniversitelerde ve etkinliklerde konuşmalar yapmaya devam ediyor.

Kürt halkının mücadelesine desteği

ANF’nin haberine göre, aralarında Angela Davis’in de bulunduğu 33 düşünür, Abdullah Öcalan için “umut hakkı”nın uygulanması çağrısında bulundu. Ayrıca Davis, şimdiye kadar Aysel Tuğluk gibi Kürt kadın siyasi tutsakların özgürlüğünü isteyen çağrılara destek vermiştir. Kürtlere yönelik saldırıları kınayarak Birleşmiş Milletler’e (BM) 2022 yılında açık mektup gönderen 75 kadın arasında Angela Davis de yer alıyordu.

Filozof Jürgen Habermas hayatını kaybetti

Almanyalı filozof Jürgen Habermas, ardında bıraktığı fikirleri ve çalışmalarının yanı sıra Filistin’de yaşananları soykırım olarak tanımlamayan ve İsrail’in meşru müdafaa hakkını savunan bildirinin imzacılarından olmasıyla da dikkat çekmişti.

Dünyaca bilinen Almanyalı filozof Jürgen Habermas; ardında pek çok ödül, akademik çalışma ve fikirler bırakarak 94 yaşında aramızdan ayrıldı.
Fotoğraf: Britannica

Almanyalı filozof, sosyolog ve siyaset bilimcisi Jürgen Habermas, Almanya’nın Starnberg kentinde 96 yaşında hayatını kaybetti. Habermas’ın ölümü, bugün (14 Mart) Almanya merkezli Suhrkamp Yayınevi tarafından duyuruldu. Habermas, modern sosyal teori, kamusal alan, demokrasi ve iletişimsel rasyonalizm konularındaki çalışmalarıyla dünya çapında bilinmekteydi.

1929 yılında Almanya’nın Düsseldorf kentinde doğan Habermas, Frankfurt okulunun ikinci kuşak temsilcileri arasında gösterilmekteydi. Doğuştan yarık damak hastalığı olan Habermas, çocukluğundan itibaren bir dizi ameliyat geçirdi ve bu deneyimler onun dil üzerine fikirlerini etkiledi.

Habermas, sözlü dilin etkilerini “bireyler olarak onsuz var olamayacağımız bir ortaklık katmanı” olarak bizzat deneyimlediğini aktardı. Ayrıca, “yazılı biçimin sözlü dilin kusurlarını gizlediğini” ifade etti.

Nazi Almanyası’nın yenilgisi sırasında 15 yaşında olan Habermas, daha sonra 1945’te yeni bir dönemin doğuşunu ve Nazi suçlarının gerçekliğiyle yüzleşmesini, felsefe ve sosyal teoriye yönelmesini sağlayan vazgeçilmez bir etken olarak belirtti.

1960’ların sonlarında Almanya’da ve dünya genelinde yükselen solcu öğrenci hareketiyle karmaşık bir ilişkisi olan Habermas, bir yandan bu hareketle etkileşim kurarken, diğer yandan o dönem “sol faşizm” olarak adlandırdığı tehlikeye karşı uyarılarda bulunmaktaydı. Nitekim Habermas, daha sonra bu hareketin Almanya toplumunda “köklü bir liberalleşmenin” itici gücü olduğunu kabul edecekti.

Lisans eğitimini Göttingen, Zurich ve Bonn Üniversitelerinde, felsefe doktorasını ise Bonn Üniversitesi’nde Das Absolute und die Geschichte: Von der Zwiespältigkeit in Schellings Denken (Kesinlik ve Tarih: Schelling Düşüncesinde Duygu Karmaşası) adlı teziyle tamamladı.

Habermas’ın başlıca eserleri:

  • Strukturwandel der Öffentlichkeit (Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü) (1962)
  • Erkenntnis und Interesse (Bilgi ve İlgi) (1968)
  • heorie des kommunikativen Handelns (İletişimsel Eylem Kuramı) (1981)
  • Der philosophische Diskurs der Moderne (Modernin Felsefî Söylemi) (1985)
  • Die nachholende Revolution (Arkadan Yetişen Devrim) (1990)
  • Faktizität und Geltung (Olgular ve Normlar) (1992)

Habermas 1961’de Marburg’da doçentlik unvanını alıp 1964 yılında ise Frankfurt Üniversitesi’nde felsefe ve sosyoloji profesörü oldu. 1971-1981 yıllarında Max Planck Enstitüsü’nün müdürlüğünü yapan Habermas, 1981’de Berkeley Üniversitesi’nde konuk profesör olarak bulundu. 1982’de ise Frankfurt Üniversitesi’ne profesör olarak geri döndü ve 1994 yılında buradan emekli oldu.

Habermas; Hegel Ödülü, Sigmund Freud Ödülü, Theodore W. Adorno Ödülü, Wilhelm Leibniz Ödülü, Sonning Ödülü, Heinrich Heine Ödülü, Erasmus Ödülü gibi pek çok prestijli ödülün sahibi olmuştur

Habermas aynı zamanda, 7 Ekim sonrasında Filistin’de yaşananlarla ilgili yayımlanan “Dayanışma İlkeleri” adlı bildirinin imzacılarından biriydi. Habermas haricinde Nicole Deitelhoff, Rainer Forst, Klaus Günther‘in de imzaladıkları bildiri, İsrail’in meşru müdafaa hakkını savunurken yaşananların soykırım olarak tanımlanmasına ise karşı çıkmaktaydı:

“Genel anlamda Yahudi yaşamını ortadan kaldırmaya yönelik bir niyete sahip olan Hamas katliamı, İsrail’i karşılık vermeye yöneltmiştir. İlkesel olarak haklı olan bu misillemenin nasıl yürütüldüğü ise tartışmalı bir konudur. Orantılılık, sivil kayıpların önlenmesi ve gelecekteki bir barış perspektifi gözetilerek savaşın yürütülmesi, yol gösterici ilkeler olmalıdır. Bununla birlikte, Filistin halkının akıbetine duyulan tüm endişelere rağmen, İsrail’in eylemlerine soykırım niyeti atfedildiğinde değerlendirme standartları tamamen ölçüsünü yitirmektedir.”

Kaynaklar: AP (Associated Press), Washington Post, DW (Deutsche Welle), Reset DOC

Sırbistan’ın Lizbon Büyükelçiliği’nde kokain skandalı

Fotoğraf: Euronews

Sırbistan’ın Portekiz’deki diplomatik misyonu ile ilgili uyuşturucu iddiaları gündemdeyken olayların perde arkasında Cumhurbaşkanı Vučić’in yakın çevresi dikkat çekiyor.

Fotoğraf: Euronews
Fotoğraf: Euronews

Sırbistan’ın Portekiz’deki diplomatik misyonu, Karadağlı suç çetesi tarafından kokain depolamak amacıyla güvenli bir sığınak olarak kullanıldı.

Aynı zamanda Sırp İlerici Partisi’nin (SNS) kurucularından olan Büyükelçi Oliver Antic, Aleksandar Vučić ve iktidardaki partiye yakın kişilerin uyuşturucu kaçakçılığı veya kullanımıyla ilişkilendirilmesi bundan önce de gündeme gelmişti.

Sky televizyonunun aktardıklarına göre uluslararası kokain kaçakçılığıyla suçlanan eski Budva Belediye Başkanı ve Demokratik Cephe üyesi Milo Bozovic ile ortağı İvan Mijatovic’in yazışmalarına atıfta bulunularak, Lizbon’daki Sırbistan Büyükelçiliği’nin uyuşturucuları için güvenli bir sığınak görevi gördüğü belirtildi.

Skaj Mijatović, Božović’e gönderdiği mesajda, MSC Fantasia gemisinden 100 kilogram kokaini çıkarmak için bir planı olduğunu belirtti:

“7 dakikalık boş zamanım var, eğer bu 7 dakika içinde bu işi yapamayacaksak, canınız cehenneme. Malları doğrudan elçiliğe götürüyorum ve bir şey olursa nerede olduğunu biliyorsunuz. Size yedek bir büyükelçi vereceğim.”

Büyükelçi Oliver Antic

Bu mesajlar 2020 yılına, daha doğrusu iktidardaki partinin kurucusu Oliver Antić’in Sırbistan büyükelçisi olduğu döneme ait mesajlar.

Antić’in adı, Kragujevac Hukuk Fakültesi’nde sınav ve diploma satışıyla ilgili olan “Indeksi” olayıyla ilişkilendirilmişti. O dönemde, bu fakültede sınav ve diplomaların manipüle edilmesi karşılığında 500 ile 16 bin euro arasında rüşvet alındığı konuşulmaktaydı.

Ayrıca, Antic hakkında daha önce 2020-2021 yılları arasında Belgrad’daki evinde o zamanlar dokuz yaşında olan kızına cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle suç duyurusunda bulunulmuştu. Fakat kendisinin 2022’de ölmesinin ardındandava çözümsüz kaldı.

Lizbon’daki Sırbistan büyükelçiliğiyle ilgili bu son olay, iktidar partisinin suç dünyasından kişilerle, hatta Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in yakın çevresinden bazı kişilerle kurduğu temasların ve bağlantıların uyuşturucuyla doğrudan bağlantılı olduğuna dair bir dizi örnekten bir diğeridir.

Şoför Petar Filipović

Radar’ın daha önce bildirdiğine göre, Petar Filipović 2024’ün sonlarında polis tarafından lüks bir araçta 34 paket eroinle yakalandı. Filipović, “Informer” gazetesinin düzenlediği partide Cumhurbaşkanı Vučić’in koruma ekibinin bir üyesi olarak görülmemiş olsaydı, bu olay muhtemelen sıradan bir asayiş haberinden ibaret kalacaktı.

Söz konusu olaydan iki ayı aşkın bir süre sonra Filipović, Belgrad’daki Yüksek Savcılık binasında sorgulandı. Suçun ortaya çıkmasından şüphelinin sorgulanmasına kadar geçen sürenin uzunluğuna rağmen hakkında herhangi bir arama veya yakalama kararı çıkarılmadı.

Davaya bakan Savcı Aleksandra Mrdović şüphelinin ifadesini aldı ancak tutuklama talebinde bulunmadı. Söz konusu eylemin “kişisel kullanım amacıyla uyuşturucu bulundurma” kapsamında değerlendirildiği dosyada, Filipović hakkında ertelenmiş hapis cezası ve zorunlu uyuşturucu tedavisi talep edildi.

Ancak tüm bu yaşananlar ve hukuki süreç, Filipović’in rejim yanlısı gazete tarafından düzenlenen bir partide Vučić’in yanında boy göstermesine engel teşkil etmedi.

Koluvija ve Jovanjica

Kuşkusuz bu skandalların en bilineni, Jovanjica’daki esrar plantasyonunu devletin zirvesiyle ve güvenlik servisleriyle ilişkilendiren vakadır. Sırbistan güvenlik birimlerine mensup çok sayıda kişinin özel bir uyuşturucu servetinin korunmasına doğrudan dahil olduğu tartışmasız bir şekilde ortaya çıkmış olmasına rağmen, tesisin sahibi Predrag Koluvija bizzat Cumhurbaşkanı Vučić’in himayesinde kaldı.

Vučić konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Her şeyden önce bu adam iki yıl boyunca tutuklu kaldı. Böyle bir suçtan ötürü bir kişinin iki yıl içeride tutulduğu benzer bir dava yok. Üstelik şimdi de neden tutukluluğunun devam etmediği sorgulanıyor. Takdir edersiniz ki bu çok garip. Çünkü kendisi kimseyi öldürmedi, elinde 10 ton kokain falan da yoktu. Anladığım kadarıyla bir ton esrar söz konusu ki Almanya ve çevremizdeki ülkelerin yarısı bunu zaten yasallaştırdı. Kaldı ki kendisi bu iddiaları tamamen reddediyor. Ancak böyle bir suçlamayla iki yıl tutuklu kalması, görünüşe göre birilerinin ortaya çıkacak gerçeklerden (duyulabileceklerden) korktuğunu gösteriyor. Bu kişilerin kim olduğunu göreceğiz.”

Koluvija’nın yalnızca Vučić’in değil, tüm iktidar çevresinin koruması altında olduğu, kamuoyunun Koluvija’nın savunucusu ve hamisi olarak Vladimir Đukanović’i seçtiğini görmesiyle daha da netleşti.

2023 yılında Sırbistan Barolar Birliği Disiplin Mahkemesi, Đukanović’e kendi YouTube kanalında Koluvija ile gerçekleştirdiği röportaj sebebiyle para cezası kesti.

Organize Suçlar Savcılığı, Predrag Koluvija’yı izinsiz esrar üreten ve satışını yapan bir suç örgütünün lideri ve organizatörü olmakla suçluyor. Koluvija hakkında açılan çok sayıda ceza davası ise halihazırda tek bir dosyada birleştirilmiş durumda.

Rekor Operasyon ve El Koyma

Sırbistan kamuoyu, Jovanjica’nın Avrupa’nın bu bölgesindeki veya en azından Sırbistan tarihindeki en büyük uyuşturucu operasyonu olduğunu düşünüyordu. Ancak, Kruševac’a bağlı Konjuh köyünde polis ve savcılığın ortaklaşa düzenlediği dev operasyonla tutuklanan İlerici Partili Rade Spasojević bu rekoru kırdı. Zira polis, Spasojević’in salatalık yetiştirmek için kullandığı arazisinde tam beş ton esrar ele geçirdi.

Öte yandan, Kruševac’taki muhaliflerin ortaya çıkardığı üzere Rade Spasojević, Aleksandar Vučić’in uzun yıllardır mesai arkadaşı olan ve Sırbistan Hükümeti’nde bakanlık görevini yürüten Bratislav Gašić’in de yakın bir dostu.

Savcılık, geçtiğimiz yılın Ağustos ayında Zemun’da piyasaya sürülmek üzere hazırlanan iki ton esrarın ele geçirildiği olayla bağlantılı soruşturmaların genişleyerek devam ettiğini duyurdu. Polis, operasyon kapsamında Spasojević’in yanı sıra Aleksandra Mijajlović, Nebojša Spasojević, Ivan Dragnić ve Uroš Mladenovski hakkında da yasal işlem başlattı.

Yapılan aramalarda uyuşturucu maddelerin yanı sıra, aralarında otomatik tüfeklerin ve taşınabilir roketatarların da bulunduğu silahlar ele geçirildi.

Cumhurbaşkanının “Sağdıcı” Nikola Petrović

En sarsıcı örneklerden biri de Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’in sağdıcı (yakını) Nikola Petrović’in davasıdır. Petrović, Mart 2023’te kokain ve alkolün etkisindeyken bir trafik kazasına neden olmuş, ancak bu olaydan dolayı herhangi bir ceza almamıştır.

Kaza esnasında lüks otomobiliyle tali yoldan ana yola çıkan Petrović, “Dur” tabelasını ihlal etmiş ve içinde iki kişinin bulunduğu bir araca çarpmıştır.

Kaza mahallinde yapılan testlerde kanında 0.4 promilin üzerinde alkol tespit edilmiş, ayrıca kokain testi de pozitif çıkmıştır.

Ancak CINS‘in (Sırbistan Araştırmacı Gazetecilik Merkezi) haberine göre uzmanlar daha sonra hazırladıkları raporda, alkolün emilim aşamasında olması sebebiyle kandaki alkol oranının yasal sınırlar dahilindeki 0.1 ile 0.2 promil arasında olduğunu ve kokain kullanımının tam zamanının tespit edilemeyeceğini ileri sürmüşlerdir.

Başlangıçta Petrović hakkında ceza davası açılmış olsa da daha sonra bu adımdan vazgeçilmiş ve tüm hukuki süreç basit bir kabahat suçlamasıyla kapatılmıştır.

İlk etapta 10.000 dinar ve ek olarak iki ayrı para cezasına çarptırılan Petrović’in bu cezaları, Ceza Temyiz Mahkemesi tarafından bozuldu. NOVA‘nın aktardıklarına göre, kazanın üzerinden geçen iki yılın ardından hukuki sürecin tamamlanamaması nedeniyle mutlak zaman aşımı devreye girdi ve Petrović, neden olduğu kazaya rağmen özgür şekilde hayatına devam ediyor.

Kaynak: The Geopost

HRANA: İran’da en az 1.298 sivil hayatını kaybetti

HRANA, 28 Şubat’ta başlayan İran ve ABD-İsrail arasındaki savaş nedeniyle aralarında 29’u kadın ve 205’i çocuk olan en az 1.298 sivilin yaşamını yitirdiğini açıkladı.

Son iki haftadaki saldırıların yoğunluk noktalarına göre dağılımı haritası, HRANA

ABD merkezli ve bağımsız bir insan hakları kuruluşu olan İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), 28 Şubat’tan bu yana İran ve ABD-İsrail arasında yaşanan savaşa dair açıklama yaptı.

HRANA, 28 Şubat’tan bu yana kaydettiği veriler, İran’daki savaş nedeniyle görülen hasar ile birlikte ölü ve yaralı sayısının verilerini kamuoyuyla paylaştı.

HRANA tarafından verilen verilere göre, savaşın on dördüncü gününün sonuna kadar İran’ın çeşitli bölgelerinde toplam 2.061 ayrı olayda 5.480 saldırı kaydedildiğini ve bu saldırıların 4.765 sivil ve asker kaybına yol açtığını belirtti.

En çok zarar gören şehir: Tahran

İran’ın 31 eyaletin tamamının en az bir kez hedef alındığını söyleyen HRANA, toplamda 209 şehrin bu dönemde ya doğrudan saldırıya uğradı ya da saldırıların yol açtığı hasara maruz kaldığını açıkladı. 31 eyalet içinde en çok saldırıya maruz kalan eyaletin, saldırıların %39.53’ünün hedefi olmasıyla Tahran olduğu belirtildi.

36 okul hasar gördü

HRANA, yapılan saha incelemeleri sonucunda birçok sağlık tesisinin, okulun ve yerleşim alanının ciddi zarar gördüğünü ortaya koydu.

HRANA, en az 20 hastane veya tıp merkezinin hasar gördüğünü açıkladı. Ülke genelinde en az 36 okulun hasar gördüğünü, bu olayların yedisinde, birçok öğrencinin de hayatını kaybettiğini veya yaralandığını belirtti.

Hayatını kaybeden 1298 sivilin en az 205’i çocuk

HRANA, aralarında en az 205 çocuğun ve en az 29 kadının bulunduğu 1.298 sivilin hayatını kaybettiğini söyledi. Saldırılar sırasında en az 654 sivilin yaralandığı biliniyor. Paylaşılan veriler, saldırılar sırasında en az 14 çocuğun ve en az 30 kadının yaralandığını gösteriyor.

Raporda ayrıca 599 kişinin ölümünün “belirsiz” olarak kaydedildiği, fakat bazı bölgelere bağımsız erişimin olmaması ve kriz koşullarında mağdurların kimliklerinin kesin olarak tespit edilmesindeki zorluklar nedeniyle doğrulanamadığı ifade edildi.

HRANA, hükümet tarafından yapılan internet kesintisinin savaş sırasındaki olayların belgelenmesi ve olası insan hakları ihlallerinin kaydedilmesi üzerinde de önemli bir etkisi olduğunu söyledi.

Senegal’de LGBTİ+lara hapis cezası 5 katına çıkarıldı

Senegal Ulusal Meclisi, LGBTİ+ ilişkiler için öngörülen azami cezayı iki katına çıkararak bu suçun hapis cezasını 10 yıla yükseltecek içeren bir yasa tasarısını kabul etti.

Fotoğraf: KaosGL

Senegal Meclisi LGBTI+ bireylere yönelik ayrımcı bir karara daha imza attı. Bu karara göre, Senegal, “doğaya aykırı eylemleri” yasaklayan Ceza Kanunu’nun 319. maddesi uyarınca, rıza ile gerçekleşen eşcinsel ilişkiler için verilen cezaları 5 yıl ile 10 yıl arasında cezalandırmayı öngören yasayı kabul etti.

PinkNews‘te yer alan habere göre, bu karar 11 Mart günü kabul edildi. Senegal, “doğaya aykırı eylemleri” yasaklayan Ceza Kanunu’nun 319. maddesi uyarınca, rıza ile gerçekleşen eşcinsel ilişkileri halihazırda 1 ile 5 yıl arasında değişen hapis cezasına mahkum ediyordu.

Hapis ve para cezası 5 katına çıkarılacak

Senegal Başbakanı Ousmane Sonko tarafından geçen ay parlamentoya sunulan yeni yasa tasarısı, eşcinsel ilişkileri “doğaya aykırı” olarak nitelendiriyor. Tasarı, bu suçtan hüküm giyenlere verilen hapis cezasını 1 ile 5 yıldan 5 ile 10 yıl arasına çıkarıyor. Ayrıca bu tasarı, eşcinselliğin teşvik edilmesini bir suç sayarak para cezasını 1,5 milyon CFA frangından (115.807,95 TL) 10 milyon CFA frangına (772.053 TL) çıkarıyor.

Ceza Kanunu’nda değişiklik getiren yasa tasarısı, Senegal parlamentosunda 11 Mart’ta yapılan oylamada 135’e karşı sıfır oyla kabul edildi; üç milletvekili ise çekimser kaldı. Tasarı şimdi Cumhurbaşkanı Bassirou Diomaye Faye’nin imzasını bekliyor. Milletvekili ve yasama üyesi Diaraye Ba, oylamanın ardından “Eşcinseller bu ülkede artık nefes alamayacak. Eşcinseller bu ülkede artık ifade özgürlüğüne sahip olmayacak.” dedi.

Birçok haber kaynağının duyurduğuna göre, bu tasarı, eşcinsel ilişkilere verilen 1 ile 5 yıl arasında olan hapis cezasını, eşcinsel ilişkileri “doğaya aykırı eylemler” olarak adlandırarak hapis cezasını 5 ile 10 yıl arasına çıkarıyor. Ayrıca bu tasarı, eşcinsel ilişkileri savunan herkese 3 ile 7 yıl arasında hapis cezası getiriyor.

Reuters‘in haberine göre, İslam ve sivil toplum örgütlerinden oluşan bir ağ olan ve homofobik çalışmalarıyla bilinen And Samm Jikko Yi’nin lideri İmam Babacar Sylla, Faye’den tasarıyı bir an önce yasalaştırılmazsa LGBTİ+’ların hastalık bulaştırmaya devam edeceğini söyledi.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, bu tasarının insanları tehlikeye koyacağını belirterek cumhurbaşkanını tasarıyı imzalamamaya çağırdı.

“Bu tasarı daha fazla korkuyu ve göçü getirecek”

BBC News’e konuşan Senegal LGBTİ+ Derneği Başkanı ve tıp doktoru Charles Dotou, “Eşcinsel ilişkilerin çoğu zaten gizli kalıyordu.” dedi. Dotou, sözlerine şöyle devam etti:

“Tek olacak olan şey, insanların daha fazla saklanmaya başlaması, daha fazla korku yaratması ve insanların o toplulukta normal bir şekilde yaşamaktan korkması olacaktır. Böylece, zaten ifşa olmuş kişiler başta olmak üzere, bir göç dalgası yaşanacak ve bu da toplumda bir miktar kaos yaratacaktır.”

Ne Olmuştu?

Geçen sene Senegal, Dakar’daki eşcinsellik karşıtı protestoların ardından, Mayıs 2025 bitiminde eşcinsel ilişkilere karşı mevcut yasaları sertleştirmeye yönelik hükümet tarafından yeni bir kampanya başlatılmıştı.

Yasa tasarısı öncesi gözaltı dalgası

France24‘ün haberine göre, geçtiğimiz haftalarda Senegal’deki sosyal mecralar homofobik mesajlar ve eşcinsel ilişkiye girdikleri iddia edilen kişilerin kimliklerinin ifşa edilmesi yönündeki çağrılarla dolmuştu.

Uluslararası medya, Şubat ayından bu yana ülkenin LGBTİ+ karşıtı yasaları kapsamında düzinelerce erkeğin gözaltına alındığını bildirdi. Bu gözaltı dalgasının başlangıcında polis, aralarında medya sunucusu Pape Chinch Diallo ve müzisyen Djiby Dramé’nin de bulunduğu 12 kişiyi gözaltına almıştı. Gözaltılar genellikle suçlamalara ve telefon aramalarına dayandırılmıştı. Human Dignity Trust‘un paylaştığı verilere göre,aynı ayın ilerleyen günlerinde aralarında bir gazetecinin de bulunduğu birkaç gözaltının daha gerçekleştiği ve bazı kaynaklara göre bugüne kadar 40 kişinin gözaltına alındığı bildirildi. Aralarından bazıları, her türlü cinsel yönelime sahip kişilerin HIV’e yakalanabileceği ve yayabileceği bilimsel olarak uzun bir süre önce kanıtlanmış olmasına rağmen “HIV’i kasıtlı olarak bulaştırmakla” suçlanıyor.

Afrika’daki 54 ülkeden en az 32’sinde, eşcinsel ilişkileri yasaklayan ve cezalandıran yasalar bulunduğu biliniyor. Bu ülkeler arasından Uganda, Moritanya ve Somali’de bu suçlara idam cezası uygulanmaktadır.

ILGA verilerine ve Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi‘ne göre ise Sadece Güney Afrika Cumhuriyeti, Angola Cumhuriyeti ve Mozambik Cumhuriyeti LGBTİ+’lara yönelik nefret suçlarını ceza kanunlarından açıkça kaldırmıştır.

Kaynak: Avrupa Parlamentosu Araştırma Servisi, BBC News, France24, ILGA, PinkNews, Reuters

Rojhilat’ta yeni safha: Kürt partileri ortak cephede

İran’ın içinden geçtiği kriz ortamında Rojhilat’taki Kürt siyasi güçleri Şubat 2026’da bir araya geldi. On yıllardır parçalı seyreden hareket, ideolojik farklılıklarını askıya alarak ortak bir platform kurdu. Bu yapıyı oluşturan partiler kim, ne talep ediyor?

Kürdistan Demokrat Partisi-İran (KDP-İ), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Komalası ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Xebat), 22 Şubat 2026’da İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu‘nu kurdu.

Koalisyon; İran İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi için mücadele etmeyi, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını hayata geçirmeyi ve Rojhilat’ta Kürt ulusunun siyasi iradesine dayanan demokratik bir yapı kurmayı hedefliyor.

İran’ın Irak Kürdistanı’ndaki Kürt parti merkezlerini füze ve dronlarla vurduğu süreçte kurulan ittifak, on yıllardır parçalı seyreden Rojhilat siyasi hareketinin tarihsel birlik çabasını somutlaştırıyor. Başlangıçta imzadan kaçınan Mohtadi liderliğindeki Komala Partisi, 4 Mart 2026’da koalisyona katıldı.

Partiler ve talepleri

KDP-İ (1945)

Rojhilat’ın en köklü partisi. Mahabad’da kurulan KDP-İ, 1946’da kurulan Kürdistan Cumhuriyeti’nin de çekirdeğini oluşturdu.

Sosyalist Enternasyonal üyesi olan parti, federal ve demokratik bir İran çerçevesinde Kürt ulusal haklarını savunuyor. Azeri, Beluç, Türkmen ve Arap uluslarını stratejik müttefik olarak görüyor. UNPO’da Rojhilat’ın resmi temsilcisi.

KDP-İ, Genel Sekreter Ebdulrehman Qasimlo’nun 1989’da Viyana’da İranlı yetkililerle barış görüşmeleri sırasında öldürülmesiyle sarsıldı. Ardılı Sadiq Şerefkendî de 1992’de Berlin’de düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Her iki suikast, İran devletinin operasyonu olarak belgelendi. Mevcut Genel Sekreter Mistefa Hicri, 2016’da uzun yıllardır süren sessizliğin ardından örgütün yeniden silahlı mücadeleye döneceğini ilan etti.

Komala — İran Kürdistanı Komala Partisi (Mohtadi kolu, 1969/2000)

1969’da Tahran’da bir grup Kürt öğrenci ve aydın tarafından kurulan Komala, İran Devrimi öncesinde Kürdistan’da kitlesel gösterilerin örgütleyicisi oldu. 1983’te İran Komünist Partisi’ne katıldı. Abdullah Mohtadi’nin 2000’de ayrılmasıyla sosyal demokrat bir çizgiye geçti.

Federal ve laik demokratik bir İran talep ediyor. Kürtler ve diğer azınlıklar için eşit haklar, teokratik rejimin sona erdirilmesini savunuyor. Koalisyona başlangıçta katılmadı; geçiş dönemine ilişkin belirsizlikleri gerekçe gösterdi. 4 Mart’ta imzaladı.

Komala — İran Kürdistanı Emekçiler Örgütü / CPI Kürdistan Kanadı (Alizadeh kolu, 1969/1983)

İran Komünist Partisi bünyesindeki Komala’nın 2000 bölünmesinden sonra CPI’nin Kürdistan kolu olarak varlığını sürdüren yapı. Marksist-Leninist çizgide, sınıf eksenli bir program yürütüyor. Kadın özgürlüğü ve toplumsal kurtuluşu Kürt siyasi gündeminin merkezine koyuyor. İşçi sendikalarının ve örgütlenmelerinin güçlendirilmesini savunuyor.

PJAK (2004)

PKK’nin ideolojik çerçevesinde, Rojhilat için Abdullah Öcalan’ın demokratik konfederalizm modelini hayata geçirmek amacıyla kuruldu. Demokratik, ekolojik ve cinsiyete duyarlı bir toplum paradigması temel eksen. Militanlarının yaklaşık yarısı kadın.

İran’ın teokrasisinin etnik azınlıklar için özerkliği tanıyan federal ve demokratik bir yapıyla değiştirilmesini talep ediyor. İran ve ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor.

PAK (1991)

Körfez Savaşı’nın ardından Kuzey Irak’taki güç boşluğunda kurulan Kürdistan Özgürlük Partisi, İran rejimiyle müzakereyi reddeden bir çizgide duruyor. İran’da halk ayaklanmasıyla rejimin devrilmesini ya da iktidarının daraltılmasını talep ediyor. Ocak 2026 protestoları sırasında İran Devrim Muhafızları’na yönelik saldırılar düzenlediğini açıkladı; İran, Irak Kürdistanı’ndaki PAK üslerini vurdu.

Xebat (1980)

İran Kürdistanı Mücadele Örgütü olarak da bilinen Xebat, 1980’de kuruldu. İran’da demokratik bir rejimin kurulmasını ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunuyor. Koalisyonun kurucu imzacılarından.

Koalisyonun temel hedefleri

Koalisyon bildirgesi altı temel hedefe dayanıyor: İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi için ortak mücadele; kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesi; Rojhilat’ta demokratik ve ulusal bir kurumun tesisi; Kürt öz savunma hakkının tanınması; iç şiddetin reddi; uluslararası ilişkilerin koordinasyonu için ortak diplomatik komite. Ortak peşmerge komuta merkezi oluşturulması da gündemde.

Monarşist muhalefetin fiilen lideri Reza Pehlevi, ittifakın kuruluşuna sert tepki gösterdi; Kürt partilerini ayrılıkçılıkla suçladı ve rejim sonrası dönemde askeri müdahale tehdidinde bulundu. Koalisyon, bu açıklamaya karşı Kürt haklarına bağlılığını yineleyerek “özgürlük güçlerini” otoriterliğe karşı durmaya çağırdı.

Arka plan

Rojhilat’taki Kürt siyasi örgütlenmesi, 1946’da Mahabad’da ilan edilen ve yalnızca 11 ay süren Kürdistan Cumhuriyeti’ne dayanıyor. Qazî Muhemmed liderliğinde kurulan cumhuriyet, Sovyetlerin çekilmesinin ardından İran ordusu tarafından bastırıldı; Qazî Muhemmed, Hacî Baba Şêx ve Seyfî Qazî cumhuriyetin ilan edildiği meydanda idam edildi.

2022’de Kürt kadın Jîna Mahsa Aminî’nin İran Ahlak Polisi tarafından gözaltına alınarak hayatını kaybetmesinin ardından patlak veren Jin Jiyan Azadî ayaklanması, Kürt siyasi hareketini yeniden uluslararası gündemin merkezine taşıdı. Yüzlerce Kürt bu süreçte hayatını kaybetti.

2025-2026 İran krizinde ise beş parti Şubat 2026’da resmi koalisyonu kurdu. İran, kuruluşun hemen ardından Erbil yakınlarındaki Kürt parti merkezlerini füze ve dronlarla hedef aldı.

İran’a saldırı: Savaşın ilk yedi günü

İlk hafta içinde İran’daki askeri altyapı, komuta merkezleri ve güvenlik kurumları hedef alındı; İran ise İsrail şehirleri ve ABD’nin Körfez’deki askeri üslerini vurdu.

Foto: Rudaw

28 Şubat 2026’da başlayan ve hızla bölgesel bir krize dönüşen İran savaşı, ilk haftasında Orta Doğu’daki güç dengelerini sarsan gelişmelere sahne oldu. ABD ve İsrail’in İran’daki askeri hedeflere yönelik hava saldırılarıyla başlayan operasyon, İran’ın füze ve drone misillemeleriyle karşılık vermesi üzerine bölgesel bir çatışmaya dönüştü.

İlk hafta içinde İran’daki askeri altyapı, komuta merkezleri ve güvenlik kurumları hedef alındı; İran ise İsrail şehirleri ve ABD’nin Körfez’deki askeri üslerini vurdu.

Uluslararası toplumdan ise çoğunlukla ateşkes ve diplomasi çağrıları geldi.

Iran War First Week Interactive Map

Iran War – 28 Feb to 6 Mar 2026

Interaktif harita: ABD-İsrail saldırıları, İran misillemeleri ve sivil hedefler

28 Şubat

Savaşın başlangıcı

ABD ve İsrail, İran’daki askeri hedeflere yönelik geniş çaplı saldırılar başlattı. İran’ın başkenti Tahran başta olmak üzere İsfahan, Kum ve Kirmanşah’ta patlamalar rapor edildi.

ABD Savunma Bakanlığı saldırıların amacını şöyle açıkladı: “Operasyon İran’ın saldırı kapasitesini zayıflatmayı ve bölgesel tehditleri azaltmayı amaçlıyor.”

İsrail hükümeti ise operasyonu “önleyici savunma” olarak nitelendirdi.

Liderlik hedefi

Saldırılar sırasında İran’ın dini lideri Ali Khamenei hayatını kaybetti. İran yönetimi bu suikastı “uluslararası hukukun açık ihlali” olarak nitelendirdi ve yeni liderlik konseyi oluşturdu.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ABD ve İsrail saldırılarında hayatını kaybeden İran dini lideri Ali Hamaney için intikam almanın İran İslam Cumhuriyeti’nin “meşru hakkı ve görevi” olarak gördüklerini söyledi. Pezeşkiyan ayrıca, Hameney’e yönelik bu suikastı, “Müslümanlara, özellikle de Şiilere karşı açık savaş ilanı” olarak nitelendirdi.

Sivil kayıplar

ABD-İsrail savaş uçakları, İran’ın Hormozgan eyaletinde bulunan Minab kentinde bir okulun vurulduğu bildirildi. Saldırıda 168 kız çocuğu hayatını kaybetti. Bu olay savaşın ilk gününden itibaren uluslararası tepkilere yol açtı.

1–2 Mart

İran’dan misilleme

İran Devrim Muhafızları İsrail ve ABD üslerini hedef alan füze saldırıları başlattı.

Hedefler:

  • Tel Aviv
  • Hayfa
  • ABD’nin Katar’daki Al Udeid üssü
  • Bahreyn’deki ABD 5. Filo karargâhı

İran yönetimi saldırıları “meşru savunma” olarak tanımladı.

2–3 Mart

İran’daki askeri altyapı hedefte

ABD ve İsrail saldırıları İran’ın askeri kurumlarına yöneldi.

Vurulduğu bildirilen hedefler:

  • Devrim Muhafızları tesisleri
  • füze depoları
  • askeri üsler
  • devlet televizyonu merkezleri

World Health Organization bazı sağlık tesislerinin de hasar gördüğünü açıkladı.

3–5 Mart

Savaş bölgeselleşiyor

İran’ın misilleme saldırıları Körfez ülkelerine yayıldı.

Füze ve drone saldırıları şu ülkelerde rapor edildi:

  • Katar
  • Bahreyn
  • Kuveyt
  • Birleşik Arap Emirlikleri

Gulf Cooperation Council ülkeleri ortak açıklama yaparak gerilimin düşürülmesini istedi.

Deniz çatışması

Savaşın ilerleyen günlerinde deniz çatışmaları da yaşandı. ABD donanması bir İran savaş gemisini batırdı. Bu olay çatışmanın deniz boyutuna genişlediğini gösterdi.

4–6 Mart

İran’da internet kesintisi

İran hükümeti ülke genelinde internet erişimini sınırladı. Yetkililer bunu güvenlik gerekçesiyle yaptıklarını açıkladı.

İlk haftanın bilançosu

Bağımsız raporlara göre:

yüzlerce füze fırlatıldı. İran’da 1000’den fazla kişi öldü. İsrail’de 10’dan fazla kişi öldü. Körfez ülkelerinde yaralanmalar rapor edildi.

Not: Bu haberde kullanılan harita, yapay zeka aracı Chatgpt tarafından nihaplus için yapılmıştır.

DEM Parti: 8 Mart tatil ilan edilsin

Kanun teklifinin gerekçesinde, 8 Mart’ın kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin tarihsel hafızasını taşıyan siyasal bir gün olduğu vurgulandı.

Foto: Ferid Demirel
Foto: Ferid Demirel

DEM Parti, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nün resmi tatil ilan edilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na kanun teklifi verdi.

Teklif, DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in imzasıyla Meclis Başkanlığı’na sunuldu.

“Kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin simgesi”

Kanun teklifinin gerekçesinde, 8 Mart’ın kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesinin tarihsel hafızasını taşıyan siyasal bir gün olduğu vurgulandı.

Gerekçede, 1 Mayıs’ın Emek ve Dayanışma Günü olarak resmi tatil ilan edilmesinin emek mücadelesinin tarihsel öneminin tanınması anlamına geldiği belirtilerek, 8 Mart’ın da benzer şekilde kadınların mücadelesinin kamusal ve kurucu bir değer olarak tanınmasını sağlayacağı ifade edildi.

“Kadınların bir araya gelmesini güvence altına alacak”

Teklif metninde, 8 Mart’ın resmi tatil ilan edilmesinin kadınların o gün ücretli ya da ücretsiz emek baskısı altında kalmadan bir araya gelmesini, forumlar, yürüyüşler ve dayanışma etkinlikleri düzenlemesini mümkün kılacağı kaydedildi.

Saldırı nedeniyle Kürdistan’da petrol üretimi durdu

Saldırı sonucunda sahada maddi hasar meydana gelirken petrol üretiminin durdurulduğu bildirildi.

Foto: Rudaw
Foto: Rudaw

Kürdistan Bölgesi Doğal Kaynaklar Bakanlığı, dün gece Duhok’taki HKN petrol sahasına yönelik bir saldırı düzenlendiğini açıkladı.

Saldırı sonucunda sahada maddi hasar meydana gelirken petrol üretiminin durdurulduğu bildirildi.

ABD ile İsrail’in 28 Şubat 2026 tarihinde İran’a yönelik başlatmış olduğu saldırıdan sonra Kürdistan Bölgesi de dahil pek çok Körfez ülkesi, Irak ve bölge ülkelerine yönelik insansız hava araçları ile saldırılar gerçekleşiyor.

Rudaw’ın haberine göre, Doğal Kaynaklar Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, “Dün gece Irak’taki yasa dışı gruplar tarafından Duhok ilinin Sersing ilçesinde bulunan HKN petrol sahasına bir saldırı gerçekleştirilmiştir” denildi.

Üretim durduruldu

Saldırının yol açtığı hasara ilişkin bilgi veren bakanlık, “Söz konusu saldırı sahadaki petrol üretiminin durmasına neden olmuştur” ifadesini kullandı.

Saldırıyı şiddetle kınayan bakanlık, eylemin Kürdistan Bölgesi’nin ekonomik altyapısını ve halkın kaynaklarını hedef aldığını vurguladı.

2 dron ile saldırı düzenlendi

Duhok’un Sersing ilçesinde bulunan HKN petrol sahası, Kürdistan Bölgesi’nin en aktif üretim alanlarından biri olarak biliniyor.

Edinilen bilgilere göre saldırı 2 insansız hava aracı (dron) ile gerçekleştirildi.

Rojhilat’taki Kürt partileri ne istiyor?

Yedi örgütün siyasi programı: federalizmden bağımsızlığa, Marksizmden demokratik konfederalizme kadar geniş bir yelpazede bulunuyor.

Foto: Rudaw

İran Kürdistanı’nda (Rojhilat) faaliyet yürüten Kürt siyasi örgütleri, İran rejimine karşı ortak bir tutum sergilemekle birlikte siyasi hedefleri ve ideolojik çizgileri bakımından birbirinden belirgin biçimde ayrışmaktadır. Partilerin resmi kaynaklarından derlenen verilere göre, söz konusu örgütler dört farklı ideolojik eksende konumlanmaktadır: sosyal demokrasi, Marksizm, Kürt milliyetçiliği ve demokratik konfederalizm.

KDP-İ: “İran’da demokrasi, Kürdistan’a özerklik”

1945’te Mahabad’da kurulan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), federal ve demokratik bir İran çerçevesinde Kürt ulusal haklarının elde edilmesini savunmaktadır. Sosyalist Enternasyonal üyesi olan ve UNPO’da Rojhilat’ın resmi temsilcisi konumundaki parti, İran’daki Azeri, Beluç, Türkmen ve Arap örgütleriyle birlikte Federal İran için Uluslar Kongresi’ni (CNFI) kurmuştur. Genel Sekreter Mustafa Hijri liderliğindeki KDP-İ, Irak Kürdistanı’nın Koya kentini merkez olarak kullanmaktadır.

İki Komala: Aynı ad, farklı çizgi

“Komala” adını taşıyan iki ayrı örgüt, 2000 yılındaki bölünmenin izlerini hâlâ taşımaktadır.

Abdullah Mohtadi liderliğindeki İran Kürdistanı Komala Partisi, sosyal demokrat bir çizgide özgür, federal ve laik bir İran için mücadele ettiğini açıklamaktadır. Ebrahim Alizadeh önderliğindeki İran Komünist Partisi Kürdistan Örgütü ise Marksist-Leninist bir platformda İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesini ve Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını talep etmektedir. Örgüt, kadın özgürlüğü ile işçi sınıfının siyasi örgütlenmesini temel gündem maddeleri olarak öne çıkarmaktadır. 2007’deki bir iç bölünmeden doğan üçüncü yapı Kürdistan Emekçileri Örgütü ise Omar İlkhanizadeh liderliğinde sosyalist bir İran hedefiyle yoluna devam etmektedir.

PJAK: Demokratik konfederalizm

2004’te kurulan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik konfederalizm modelini siyasi programının temeline almaktadır. Parti, Rojhilat’ta köy konseyleri ve il meclislerine dayalı bir özyönetim sistemi kurulmasını savunmakta; kadın özgürlüğü ile ekolojik sürdürülebilirliği bu programın ayrılmaz unsurları olarak tanımlamaktadır. Militanlarının yaklaşık yarısı kadınlardan oluşan örgüt, İran-Irak sınırındaki Kandil bölgesini üs olarak kullanmaktadır.

PAK: Silahlı muhalefet

1991’de kurulan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Hüseyin Yezdanpenah liderliğinde Kürt ulusal kimliği eksenli bir siyasi program izlemektedir. Örgüt, İran rejimiyle müzakere yerine aktif silahlı muhalefeyi benimsemekte ve İran genelinde bir halk ayaklanması yoluyla rejimin sona erdirilmesini talep etmektedir.

Xebat: İslamcı kökenden milliyetçi-demokratik söyleme

1980’de kurulan İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Xebat), İslamcı bir ideolojik çizgiyle başladığı yolculuğunda günümüzde milliyetçi-demokratik bir söylem benimsemektedir. Örgüt, İran’da demokratik bir yönetim sisteminin kurulmasını ve Rojhilat’ta özerk yönetimi savunmaktadır.

Şubat 2026: Ortak koalisyon

Yedi örgütten beşi — KDP-İ, PJAK, PAK, Komala (Alizadeh kolu) ve Xebat — 22 Şubat 2026’da İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nu kurdu. Koalisyon bildirgesinde İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesi ve Rojhilat’ta demokratik bir yönetim yapısının tesisi ortak hedefler olarak benimsendi. Mohtadi liderliğindeki Komala Partisi başlangıçta bazı belirsizlikleri gerekçe göstererek imzalamadığı koalisyona 4 Mart 2026’da katıldı.

Kaynak: pdki.org · komalainternational.org · komalah.org · komele.org · pjak.org · khabatonline.org

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.