Uçar: “Çocuklar uygun ayakkabısı olmadığı için okula gidemiyor”

Artan enflasyon ve düşen alım gücü, çocukların kıyafet ve ayakkabıya erişimini zorlaştırıyor. Derin Yoksulluk Ağı’ndan Önder Uçar, kıyafete erişememenin çocukların eğitim ve sosyal yaşamına etkilerini anlattı: “Kıyafet meselesini basitçe bir tüketim ihtiyacı olarak değil, çocuğun eğitim ve sosyal yaşama katılımıyla ilgili bir mesele olarak görüyoruz.”

Fotoğraf: Canva

Artan enflasyon ve beraberinde düşen alım gücü, küçük yaşlardan ergenlik çağına kadar çocukların kıyafete erişimini de zorlaştırıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun paylaştığı verilere göre 2025’te Türkiye’de 0-17 yaş grubundaki çocukların yüzde 36.8’i yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altında bulunuyordu.

Derin Yoksulluk Ağı’ndan Önder Uçar sahadaki gözlemleri ve çalışmalarından yola çıkarak Türkiye’de çocukların kıyafete erişimde yaşadığı zorlukları anlattı.

“Yoksulluğun temel insan hakkı ihlali olduğunu görüyoruz”

Önder Uçar

Uçar, kıyafet ve ayakkabının derin yoksulluk yaşayan hanelerde mecburen ve sıklıkla ertelenen ihtiyaçlardan biri haline geldiğini sahada gözlemlediklerini söyledi. Uçar, “Hane geliri; kira, gıda, fatura, ulaşım gibi zorunlu giderleri dahi karşılamaya yetmediğinden yeni bir pantolon, mont ya da ayakkabı almak aile bütçesinde sürekli sonraya bırakılıyor” dedi.

Çocuklar büyüdüğü için yetişkinlerde olduğu gibi aynı kıyafeti yıllarca kullanmanın mümkün olmadığını söyleyen Uçar, ayakkabı numarası ve beden ölçüsü değiştikçe ihtiyacın tekrar ortaya çıktığını da belirtti.

Derin Yoksulluk Ağı

234 çocuktan 192’sinin ayakkabısı karşılanamıyor

Uçar, Derin Yoksulluk Ağı olarak 2025 yılında destek verdikleri 90 hanede yaşayan 0-18 yaş aralığındaki 234 çocuğun giyim ihtiyaçlarını incelediklerinde şu sonuçlarla karşılaştıklarını aktardı:

Karşılanamayan Giyim İhtiyaçları (234 çocuk üzerinden)

Ayakkabı / Spor Ayakkabı 192 çocuk
%82
Pantolon 158 çocuk
%68
Tişört 148 çocuk
%63
Yeterli İç Çamaşırı 129 çocuk
%55

“Türkiye genelindeki tablonun da bu saha gözleminden çok farklı olmadığını düşünüyoruz çünkü TÜİK’in 2024 verilerine göre 15 yaş ve altı çocukların bulunduğu hanelerin yüzde 9,2’sinde çocuklara maddi yetersizlik nedeniyle yeni giysi alınamıyordu; düzgün iki çift ayakkabıya sahip olamama oranı ise yüzde 9,4 idi.”

Buna karşın ailelerin geliştirdiği çözümlerin “ihtiyacı bir süre daha idare etmeyi” sağladığını söyleyen Uçar, “Görüşmelerimizde ikinci el pazarlardan kıyafet almaya çalışan, belediyelerin desteklerinden yararlanan, elindeki kıyafeti mümkün olduğu kadar uzun süre kullanmak zorunda kalan ailelerle karşılaştık. Çok daha ağır yoksunluk yaşayan hanelerde kıyafetin veya okul çantasının çöpten temin edildiği örnekler de gördük” diye konuştu.

Uçar, uzun süredir çocuklarına mağazadan yeni bir kıyafet ya da ayakkabı alamadığı için çocuğunun güncel beden veya ayakkabı numarasını bilmediğini söyleyen ebeveynler olduğunu ancak burada ailelerin kıyafeti önemsemediği gibi bir sonuç çıkarılmaması gerektiğini, tam tersine, ailelerin çocuklarının ihtiyaçlarının farkında olduklarını fakat sürekli bir tercih yapmak zorunda bırakıldıklarını söyledi:

“O gün eve yemek mi alınacak, elektrik faturası mı ödenecek, çocuk için ayakkabı mı alınacak? Derin yoksulluk koşullarında bu tercihlerin hiçbirinin gerçek anlamda özgür bir tercih olmadığını görüyoruz, yoksulluğun nasıl bir temel insan hakkı ihlali olduğunu görüyoruz.”

“Kıyafet çocuğun eğitim ve sosyal yaşama katılımıyla ilgili bir mesele”

Kıyafete erişim sorununun, yaşa bağlı olarak farklı biçimler aldığını varsayabileceklerini söyleyen Uçar, küçük çocuklarda çok hızlı değişen beden ve ayakkabı ölçülerinin ihtiyacın daha sık yenilenmesine yol açtığını, okul çağında ise giyim ihtiyacının eğitim yaşamıyla doğrudan birleştiğini; okul kıyafeti, ayakkabı, eşofman ve spor ayakkabısı gibi yeni kalemler ortaya çıktığını belirtti. Uçar, ergenlik döneminde ise çocuğun kendi bedeniyle ilişkisi, akranları tarafından nasıl görüldüğü, gruba ait hissetmesi ve kendi tercihlerini oluşturmasının daha fazla önem kazandığını, bu nedenle aynı maddi yoksunluk ergen bir çocuk için utanma, kendisini arkadaşlarıyla kıyaslama veya sosyal ortamlardan geri çekilme biçiminde daha görünür hale gelebildiğini ifade etti:

“Nitekim saha görüşmelerimizden birinde bir anne, ergenlik çağındaki kızının kıyafetleri nedeniyle zaman zaman okula gitmek istemediğini aktarmıştı.”

Uçar, mevsim açısından da en kritik dönemlerden birinin okulların açılmasıyla sonbahar ve kış koşullarının birbirini takip ettiği dönem olduğunu aktardı. “Birkaç ay içerisinde okul kıyafeti, kapalı ayakkabı veya spor ayakkabısı, mont, kazak ve benzeri ihtiyaçlar aynı hanenin önüne birlikte geliyor” diyen Uçar, kış aylarında bu ihtiyaçların çocukların soğuk ve yağışlı hava koşullarına karşı korunması açısından daha da kritik hale geldiğini de sözlerine ekledi.

Uçar, Giyim Güvensizliği çalışmalarında karşılaştıkları durumu ise şöyle anlattı:

“Giyim Güvensizliği çalışmamızda spor ayakkabısı olmadığı için beden eğitimi dersine katılamayan çocuklara rastladık. Okula terlikle gittiği için akran zorbalığına maruz kalan çocuklar vardı. Ayakkabısı yağmurda ıslandığı için soğuk havalarda okula gönderilemeyen çocuklar gördük. Bunların her biri ilk bakışta küçük bir ihtiyaç gibi görülebilir ama çocuğun eğitim hayatına doğrudan etki ediyor. Bir çocuk okula gitmediğinde bunu hemen çocuğun isteksizliğiyle ya da ailenin eğitime verdiği önemle açıklamak çok kolay. Oysa bazen arkasında son derece somut bir yoksunluk bulunuyor. Çocuk uygun ayakkabısı olmadığı için okula gidemiyor, spor dersine katılamıyor ya da arkadaşlarının kendisiyle alay etmesinden çekindiği için geri duruyor.”

Akran ilişkileri açısından da benzer bir durum olduğunu, özellikle okul çağında çocukların birbirlerinin nasıl giyindiğinin, hangi ayakkabıyı kullandığının, aynı kıyafeti ne kadar sık giydiğinin farkında olduklarını, dolayısıyla yoksulluk çocuk açısından utanma, zorbalığa maruz kalma, arkadaşlarından geri çekilme ya da bazı etkinliklere hiç katılmama sonucunu doğurabildiğini ifade etti:

“Bu nedenle kıyafet meselesini basitçe bir tüketim ihtiyacı olarak değil, çocuğun eğitim ve sosyal yaşama katılımıyla ilgili bir mesele olarak görüyoruz.”

“Çocuğun gerçekten kullanabileceği ürüne ihtiyacı var”

İkinci el kıyafetlerin ihtiyacın ne kadarını karşıladığına ilişkin oran verebileceği bir veri olmadığını söyleyen Uçar, “Örneğin biz de ikinci el kıyafet bağışı kabul ediyoruz ancak bunun için ürünlerin çok iyi korunmuş, temiz ve yıkanmış, düzgün biçimde paketlenmiş olması gibi koşullarımız var. Bunun yanında hiç kullanılmamış ürünleri de bağış olarak kabul ediyor ve ihtiyaç sahibi hanelere ulaştırıyoruz. Bunların hepsi ihtiyacı karşılamak açısından şüphesiz önemli” diye konuştu.

Uçar, aynı bağışların doğal bir sınırı olduğunu da söyledi:

“Gelen ürünle çocuğun gerçek ihtiyacının her zaman birebir eşleşmesi mümkün olmayabiliyor. Burada sadece beden ya da ayakkabı numarasından söz etmiyoruz. Mevsim, kullanım amacı, model ve çocuğun neyi giymek istediği de önemli. Çocuğun herhangi bir monta ya da herhangi bir ayakkabıya değil, kendisine uyan ve gerçekten kullanabileceği ürüne ihtiyacı var. Tam da bu nedenlerle biz ağırlıklı olarak, özellikle bayram dönemlerinde açtığımız kampanyalarla kıyafet kodu satın alıp ailelere ulaştırıyoruz. Aileler ve çocuklar bu kodlarla kendi ihtiyaçlarını önceliklendirerek alışveriş yapabiliyor; bedenine, ihtiyacına ve tercihine uygun ürünü kendileri seçebiliyor. Bizim açımızdan en işlevsel ve en hak temelli model de bu. Çünkü burada tercih hakkını da gözetmek gerekiyor. Yoksulluk yaşayan bir çocuğun kıyafetinin sürekli başkaları tarafından belirlenmesi, onun zaten daralmış olan özgür alanını daha da daraltabiliyor. Kıyafet kodu ise hangi ihtiyacın önce karşılanacağına, hangi bedenin ya da modelin alınacağına aile ve çocuğun kendisinin karar vermesine imkân tanıyor.”

Uçar, bu yöntemin bir başka önemli tarafının da desteği alan kişiyi pasif bir yardım alıcısı konumuna yerleştirmemesi olduğunu belirtti. Kendi alışverişini yapabilmenin, kendi önceliğini ve tercihini belirleyebilmenin “yardım alıyorum” hissini ve bunun yaratabileceği damgalanmayı mümkün olduğunca azalttığını söyledi.

“Aile hangi ürüne ihtiyaç varsa ona ulaşabilmeli”

Uçar, “Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 27. maddesi de giyimi çocuğun yeterli yaşam standardının açık bir unsuru olarak tanımlıyor. Türkiye’de ihtiyaç sahibi hanelere yönelik eğitim yardımları var, Örneğin Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları okul ihtiyaçlarına yönelik destek verebiliyor, Şartlı Eğitim Yardımı uygulanıyor” dedi. Ancak kıyafet ve ayakkabı açısından bakıldığında ailelerin ihtiyaç ortaya çıktıkça yeniden destek aramak zorunda kaldığını gördüklerini de ekledi.

Uçar’a göre burada yapılabilecek en somut şeylerden birinin düşük gelirli hanelerde yaşayan çocuklar için düzenli bir giyim ve ayakkabı desteğinin tanımlanması olabilir.

“Örneğin okul yılı başında ve kış öncesinde çocuk başına belirli bir destek sağlanabilir ve bu tutar güncel fiyatlara göre düzenli olarak yenilenebilir. Aile mont, ayakkabı, okul kıyafeti, iç giyim veya eşofman gibi o sırada gerçekten hangi ürüne ihtiyaç varsa ona ulaşabilmeli.”

Uçar’a göre bu desteğin aynı paketler yerine mümkün olduğunca nakit ya da belirli ürünlerde kullanılabilecek bir alışveriş desteği biçiminde olması da önemli:

“Çünkü her çocuğun bedeni, ihtiyacı ve tercihi farklı. Bazen aileye standart bir paket vermek yerine ona ihtiyacı olan ürünü seçebileceği alanı açmak hem daha işlevsel hem de daha onurlu bir destek biçimi oluyor.”

Uçar, kıyafet desteğinin tek başına çocuk yoksulluğunu çözmeyeceğini belirtti:

“Aynı aile kira, gıda, fatura, ulaşım ve eğitim giderleri arasında sürekli seçim yapmak zorunda kalıyorsa bir ihtiyacı çözünce diğeri ortaya çıkıyor. Bu nedenle kıyafet ve ayakkabı desteğini ücretsiz okul yemeği, eğitim giderlerinin karşılanması ve düzenli gelir desteği gibi politikaların parçası olarak düşünmek gerekiyor.”

Foggo: “Nafaka anne ve çocuk için hayati bir destek”

Anayasa Mahkemesi’nin boşanan eşin yoksulluk nafakasını “süresiz olarak” talep edebilmesini sağlayan düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı görerek iptal etmesine tepki gösteren Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo, derin yoksulluk yaşayan yalnız annelerin hali hazırda düzensiz ve sigortasız işlerde çalıştığını hatırlattı.

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Anayasa Mahkemesi (AYM), Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan boşanan eşin yoksulluk nafakasını “süresiz olarak” talep edebilmesini sağlayan düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı görerek iptal etti. AYM Genel Kurulu, yasal düzenleme yapılması için TBMM’ye 9 ay süre tanınmasına karar verdi.

Antalya 12. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” alınması ibaresinin iptali için 2025 yılında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurmuştu. Yüksek mahkeme, bu kararı yerel mahkemenin başvurusu üzerine aldı.

İptal kararı sonrası AKP’nin masasındaki taslakta evlilik süresinin esas alınması planlandığı basına yansıdı. Buna göre, 3 yıl evli kalanlara 5 yıl, 5 yıl evli kalanlara 7 yıl, 10 yıl evli kalanlara ise 12 süreyle nafaka ödenmesi öngörülüyor.

Konuya ilişkin Niha+‘ya değerlendirmede bulunan Derin Yoksulluk Ağı’nın (DYA) kurucusu Hacer Foggo, nafaka kesildiğinde ya da ödenmediğinde hanelerde ortaya çıkan açlık, borçlanma, okuldan kopuş ve barınma risklerinin altını çizdi.

Hacer Foggo: “Nafaka yetersiz ama hayati bir destek”

Fotoğraf: Hacer Foggo

Foggo, nafakanın kadınlar için ne kadar hayati önemde olduğunu vurgulayarak kamuoyunda yaratılan “kadınlar yüksek meblağlarda nafaka alıyor” algısının sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini söyledi:

“Derin yoksulluk yaşayan ve bizim sahada destek verdiğimiz özellikle günlük güvencesiz çalışan yalnız annelerin önemli bir kısmı ya çok düşük miktarlarda nafaka alıyor ya da hükmedilen nafakayı düzenli tahsil edemiyor. Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2024 Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu’nda da incelenen dosyalarda ortalama yoksulluk nafakasının 1.179,40 TL olduğu görülüyor. Bu miktarın bir kadının tek başına yaşamasına yetmesi mümkün değil. Bizim sahada gördüğümüz şu: Nafaka kadınlar için bir refah aracı değil, kira, fatura, gıda, çocukların okul beslenmesi, ulaşım, ilaç, yakacak ve güvenli bir yaşam için çoğu zaman hayati ama yetersiz bir destek. Derin yoksulluk yaşayan kadınlar zaten günlük, düzensiz ve güvencesiz işlerle ayakta kalmaya çalışıyor.”

Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2019 tarihli “Yoksulluk Nafakası Araştırması” raporunda, mahkemeler tarafından hükmedilen nafakaların yalnızca yüzde 20,7’sinin nafaka yükümlüleri tarafından ödendiği, yüzde 50,7’sinin ise hiç ödenmediği kaydedilmişti.

Vakfın 2024 tarihli “Yoksulluk Nafakası Araştırması” raporunda ise herhangi bir geliri olmayan erkeklerin oranı yüzde 7 iken hiçbir geliri olmayan kadınların oranının yüzde 47 olduğu belirtilmişti. Buna göre, erkeklerin yüzde 80’i asgari ücret ve üzeri ücrete çalışırken bu oran kadınlarda yüzde 46’dan ibaret.

“Kadınların bulunduğu yapısal eşitsizlikler görmezden geliniyor”

Kamuoyunda nafakanın süreli hale getirilmesini “Kadınlar da çalışsın” diyerek savunan argümana tepki gösteren Foggo, bu argümanın kadınların içinde bulunduğu yapısal eşitsizlikleri görmezden geldiğini ifade etti. Foggo, derin yoksulluk yaşayan yalnız annelerin hali hazırda çalıştığını, gündelik temizliğe gittiğini, parça başı işler yaptığını, düzensiz ve sigortasız işlerde çalıştığını söyleyerek bu işlerin düzenli gelir, sosyal güvence ve insanca yaşam sağlayan işler olmadığının altını çizdi.

Kadınların işgücüne katılımının önündeki en büyük engellerden birinin bakım yükü olduğunu hatırlatan Foggo, “Ücretsiz ve erişilebilir kreş yoksa, kadın çocuğunu güvenle bırakabileceği bir yer bulamıyorsa sabit gelirle çalışması fiilen mümkün olmuyor. Birçok kadın çocuk bakımı, okul takibi, hastane süreçleri, ev işleri ve geçim sorumluluğunu tek başına üstleniyor. Bu koşulları görmezden gelmek derin yoksulluk koşullarını bilmemek demektir” dedi.

“Kadının şiddetten uzaklaşması zorlaşır”

Foggo’ya göre, nafaka süresi bittiğinde ekonomik bağımsızlığını henüz kuramamış bir kadını daha derin yoksulluk bekliyor. “Çocuğunu bırakabileceği ücretsiz bir kreş bulamayan, düzenli ve güvenceli işe erişemeyen bir kadın için nafakanın kesilmesi, temel yaşam giderlerini karşılayamamak anlamına geliyor” diyen Foggo, bunun kadınları daha güvencesiz ve sağlıksız bir duruma sokacağını anlattı:

“Bu durum kadınları daha düşük ücretli, sigortasız, uzun saatli ve sağlıksız işlere razı olmaya zorlayabilir. Bazı kadınlar için ise şiddet gördüğü eve dönme ya da şiddet ilişkisine katlanma baskısını artırabilir. Çünkü boşanma kararı yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ekonomik bir karardır. Kadın ‘çocuğumla nerede kalacağım, kirayı nasıl ödeyeceğim, çocuğumu nasıl doyuracağım’ sorularına yanıt bulamıyorsa şiddetten uzaklaşması da zorlaşır.”

“Nafaka çocuğun hayatını da etkiliyor”

Nafakanın yalnızca kadının değil, çocukların da yaşam koşullarını doğrudan etkilediğini söyleyen Foggo’ya göre bir annenin gelirinin azalması, çocuğun beslenmesinden eğitimine, sağlığa erişiminden barınmasına kadar her alanda sonuç doğuruyor.

Foggo, nafaka güvencesinin ortadan kalkmasının çocuk işçiliği, eğitimden kopuşu, yetersiz beslenmeyi ve çocuk yaşta evlilik risklerini artırabilecek etkenlerden biri olduğunu vurguladı ve buna örnek olarak “Sahada çocukların okul yol parasının karşılanamadığı için eğitimden koptuğunu, okul beslenmesi hazırlanamadığını, çocukların evde küçük kardeşlerine bakmak ya da haneye gelir getirmek için çalışmak zorunda kaldığını görüyoruz” dedi.

Böyle bir kararın sadece nafaka başlığı altında değil, kadın yoksulluğu, çocuk yoksulluğu, bakım emeği ve şiddetten uzaklaşma hakkı ile birlikte düşünülerek ele alınması gerektiğini söyledi:

“Bizce acil olarak sahadaki etkileri izlenmeli. Aynı zamanda ücretsiz ve erişilebilir kreşler yaygınlaştırılmalı, yalnız annelere düzenli sosyal destek sağlanmalı, güvenceli istihdam olanakları artırılmalı ve nafakanın tahsil edilememesi durumunda etkili kamu mekanizmaları işletilmeli. Kadınların yoksulluğunu azaltacak sosyal politikalar kurulmadan nafaka hakkının süreyle sınırlandırılması kabul edilemez. Bizim açımızdan nafaka hakkına dokunmak, derin yoksulluk yaşayan kadınların ve çocukların yaşam hakkına dokunmaktır.”

DYA: “Yalnız anneler için nafaka hayatidir”

Derin Yoksulluk Ağı’nın süresiz nafaka iptali kararına ilişkin açıklaması ise şu şekilde:

Nafaka Hakkına Dokunmak, Kadınların ve Çocukların Yaşam Hakkına Dokunmaktır

Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesi, yalnızca teknik bir hukuk tartışması değildir. Bu karar, Türkiye’de kadınların, özellikle de derin yoksulluk yaşayan, günlük ve güvencesiz işlerde çalışan yalnız annelerin yaşam koşullarından bağımsız değerlendirilemez.

Yoksulluk nafakası kamuoyunda sunulduğu gibi koşulsuz, sınırsız ve otomatik bir ayrıcalık değildir. Ağır kusurlu olmamak, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmek ve ihtiyacın devam etmesi gibi koşullara bağlıdır. İhtiyaç ortadan kalktığında, nafaka zaten kaldırılabilmektedir. Buna rağmen nafaka hakkının “ömür boyu yük” gibi sunulması, kadınların evlilik içinde üstlendiği karşılıksız bakım emeğini, boşanma sonrası yoksullaşmayı ve erkek şiddetinden uzaklaşmanın ekonomik koşullarını görünmez kılmaktadır. Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2024 Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu ise nafaka miktarlarının kamuoyunda iddia edildiği gibi yüksek olmadığını, incelenen dosyalarda ortalama yoksulluk nafakasının 1.179,40 TL olduğunu ve hükmedilen nafakaların önemli bir kısmının tahsil edilemediğini göstermektedir. Derin Yoksulluk Ağı olarak sahada gördüğümüz gerçek şudur: Yalnız anneler için nafaka, bir refah aracı değil, kira, fatura, gıda, okul beslenmesi, ulaşım, odun, kömür, ilaç ve “güvenli” bir yaşam için çoğu zaman hayati bir eşiktir.

Derin yoksulluk yaşayan yalnız anneler, bir yandan çocuklarının bakımını tek başına üstlenirken diğer yandan hanenin geçimini günlük, düzensiz, düşük ücretli ve güvencesiz işlerle sağlamaya çalışmaktadır. Tek ebeveynli hanelerin, güvenceli işi, düzenli geliri ve çocuklarını güvenle bırakabileceği ücretsiz bakım desteği yoktur. Bu nedenle nafakanın süreyle sınırlandırılması, özellikle yalnız anneler açısından şu sonuçları doğuracaktır:

  • Kadınların ve çocukların yoksulluğunu derinleştirecektir. Günlük işlerde çalışan bir anne için gelir, her gün yeniden bulunması gereken bir şeydir, o gün iş yoksa açlık vardır, çocuk hastaysa ilaç yoktur. Nafakanın sınırlandırılması yoksulluğu derinleştirecektir.
    “Bazı günler kendim yemiyorum çocuklarım daha fazla yiyebilsin diye. Ama makarna ile ne kadar yeterli beslenebilirler ki? Bazı günler hiç olmuyor, hepimiz aç geçirmek zorunda kalıyoruz.”
  • Şiddetten uzaklaşmayı zorlaştıracaktır. Kadınların boşanma kararı almasının önündeki en büyük engellerden biri ekonomik güvencesizliktir. Şiddet gördüğü evden çıkmak isteyen kadın, çocuğuyla birlikte nerede kalacağını, kirayı nasıl ödeyeceğini, çocuğunu nasıl doyuracağını düşünmek zorunda bırakılacak ve şiddete “katlanmaya” devam edecektir.
    “Eski eşimle olan sıkıntılarımdan dolayı hayati tehlikem hala devam etmekte. Beni öldürür çocuklarıma zarar verir diye evden çıkamıyorum. Oğlum okulu bıraktı, günlük işler yapıyor.”
  • Bakım emeğinin yükünü tamamen kadınların omzuna bırakacaktır. Çocuk bakımı, okul takibi, hastane, ev işleri ve geçim aynı anda yalnız annenin sorumluluğuna bırakılmaktadır. Ücretsiz ve erişilebilir kreşler yaygın değilken, esnek ve güvenceli istihdam sağlanmazken nafaka hakkının sınırlandırılması kadınları eve kapatacaktır.
    “Her gün, günlük işler de çalışıyorum, çocuklarımla doğru düzgün vakit bile geçiremiyorum yorgunluktan. Büyük oğlum okuldan ayrıldı, küçük kardeşlerine bakıyor evde.”
  • Çocukların eğitim, beslenme ve sağlık hakkını elinden alacaktır. Nafaka tartışması yalnızca kadınların değil, çocukların da yaşam koşullarıyla ilgilidir. Yalnız annenin yoksullaşması, çocuğun okuldan kopması, yetersiz beslenmesi, sağlık hizmetlerine erişememesi anlamına gelebilir. “Lise 1’de oğlanın yol parasını veremedim, mecburen okuldan aldım.”
  • Barınma krizini ağırlaştıracaktır. Tek ebeveynli hanelerde kira, fatura ve temel ev giderleri yoksulluğun en yakıcı başlıklarındandır. Nafaka hakkının sınırlandırılması, kadınları çocuklarıyla birlikte güvensiz, sağlıksız yaşam alanlarına itecektir. “Geçinemiyorum, çocuğa beslenme mi koyayım hergün, kiramı ödeyim”
  • Ekonomik şiddetin boşanma sonrasında da sürmesine yol açacaktır. Nafakanın ödenmemesi, geciktirilmesi, kadının nafakadan vazgeçmeye zorlanması ekonomik şiddetin biçimleridir. Ekonomik şiddet uygulayan erkeklerin sorumluluktan kaçmasını kolaylaştıracaktır. Kadınları daha düşük ücretli, sigortasız, uzun saatli ve sağlıksız işlere razı olmak zorunda kalacaktır.
    “Ne kadar çalışırsam çalışayım yetmiyor. Patron hep geciktiriyor. Sesimi çıkaramıyorum. Her kuruşu hesap ederek yaşamak zorundayım… İnan Ped bile kullanamıyorum.”

Kadınların yoksulluğunu azaltacak sosyal politikalar geliştirilmeden, ücretsiz kreşler yaygınlaştırılmadan, güvenceli istihdam sağlanmadan, eşit işe eşit ücret hayata geçirilmeden ve bakım emeği hayata geçirilmeden nafaka hakkının sınırlandırılması
kabul edilemez. Uygulamada bu haktan çoğunlukla kadınların yararlanması toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanmaktadır. Yoksulluk nafakası kadınlara tanınmış bir ayrıcalık değil, boşanma sonrası yoksulluğa düşen taraf için sosyal koruma mekanizmasıdır ve yeterli değildir.

  • Kadın yoksulluğunu görmezden gelen hiçbir düzenleme adil değildir.
  • Çocukların bakım yükünü yalnız annelerin omzuna bırakan hiçbir politika sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmaz.
  • Şiddetten uzaklaşmak isteyen kadınların ekonomik güvencesini zayıflatan hiçbir karar yaşam hakkından bağımsız düşünülemez.
  • Nafaka hakkına dokunmak, derin yoksulluk yaşayan kadınların ve çocukların yaşamına dokunmaktır. Kadınları yoksulluğa, şiddete ve eve kapatmaya, bağımlılık ilişkilerine mahkum edecek hiçbir düzenlemeyi kabul etmiyoruz.

Derin Yoksulluk Ağı

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.