Foggo: “Nafaka anne ve çocuk için hayati bir destek”

Anayasa Mahkemesi’nin boşanan eşin yoksulluk nafakasını “süresiz olarak” talep edebilmesini sağlayan düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı görerek iptal etmesine tepki gösteren Derin Yoksulluk Ağı’nın kurucusu Hacer Foggo, derin yoksulluk yaşayan yalnız annelerin hali hazırda düzensiz ve sigortasız işlerde çalıştığını hatırlattı.

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Anayasa Mahkemesi (AYM), Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan boşanan eşin yoksulluk nafakasını “süresiz olarak” talep edebilmesini sağlayan düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı görerek iptal etti. AYM Genel Kurulu, yasal düzenleme yapılması için TBMM’ye 9 ay süre tanınmasına karar verdi.

Antalya 12. Aile Mahkemesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” alınması ibaresinin iptali için 2025 yılında Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurmuştu. Yüksek mahkeme, bu kararı yerel mahkemenin başvurusu üzerine aldı.

İptal kararı sonrası AKP’nin masasındaki taslakta evlilik süresinin esas alınması planlandığı basına yansıdı. Buna göre, 3 yıl evli kalanlara 5 yıl, 5 yıl evli kalanlara 7 yıl, 10 yıl evli kalanlara ise 12 süreyle nafaka ödenmesi öngörülüyor.

Konuya ilişkin Niha+‘ya değerlendirmede bulunan Derin Yoksulluk Ağı’nın (DYA) kurucusu Hacer Foggo, nafaka kesildiğinde ya da ödenmediğinde hanelerde ortaya çıkan açlık, borçlanma, okuldan kopuş ve barınma risklerinin altını çizdi.

Hacer Foggo: “Nafaka yetersiz ama hayati bir destek”

Fotoğraf: Hacer Foggo

Foggo, nafakanın kadınlar için ne kadar hayati önemde olduğunu vurgulayarak kamuoyunda yaratılan “kadınlar yüksek meblağlarda nafaka alıyor” algısının sahadaki gerçeklikle örtüşmediğini söyledi:

“Derin yoksulluk yaşayan ve bizim sahada destek verdiğimiz özellikle günlük güvencesiz çalışan yalnız annelerin önemli bir kısmı ya çok düşük miktarlarda nafaka alıyor ya da hükmedilen nafakayı düzenli tahsil edemiyor. Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2024 Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu’nda da incelenen dosyalarda ortalama yoksulluk nafakasının 1.179,40 TL olduğu görülüyor. Bu miktarın bir kadının tek başına yaşamasına yetmesi mümkün değil. Bizim sahada gördüğümüz şu: Nafaka kadınlar için bir refah aracı değil, kira, fatura, gıda, çocukların okul beslenmesi, ulaşım, ilaç, yakacak ve güvenli bir yaşam için çoğu zaman hayati ama yetersiz bir destek. Derin yoksulluk yaşayan kadınlar zaten günlük, düzensiz ve güvencesiz işlerle ayakta kalmaya çalışıyor.”

Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2019 tarihli “Yoksulluk Nafakası Araştırması” raporunda, mahkemeler tarafından hükmedilen nafakaların yalnızca yüzde 20,7’sinin nafaka yükümlüleri tarafından ödendiği, yüzde 50,7’sinin ise hiç ödenmediği kaydedilmişti.

Vakfın 2024 tarihli “Yoksulluk Nafakası Araştırması” raporunda ise herhangi bir geliri olmayan erkeklerin oranı yüzde 7 iken hiçbir geliri olmayan kadınların oranının yüzde 47 olduğu belirtilmişti. Buna göre, erkeklerin yüzde 80’i asgari ücret ve üzeri ücrete çalışırken bu oran kadınlarda yüzde 46’dan ibaret.

“Kadınların bulunduğu yapısal eşitsizlikler görmezden geliniyor”

Kamuoyunda nafakanın süreli hale getirilmesini “Kadınlar da çalışsın” diyerek savunan argümana tepki gösteren Foggo, bu argümanın kadınların içinde bulunduğu yapısal eşitsizlikleri görmezden geldiğini ifade etti. Foggo, derin yoksulluk yaşayan yalnız annelerin hali hazırda çalıştığını, gündelik temizliğe gittiğini, parça başı işler yaptığını, düzensiz ve sigortasız işlerde çalıştığını söyleyerek bu işlerin düzenli gelir, sosyal güvence ve insanca yaşam sağlayan işler olmadığının altını çizdi.

Kadınların işgücüne katılımının önündeki en büyük engellerden birinin bakım yükü olduğunu hatırlatan Foggo, “Ücretsiz ve erişilebilir kreş yoksa, kadın çocuğunu güvenle bırakabileceği bir yer bulamıyorsa sabit gelirle çalışması fiilen mümkün olmuyor. Birçok kadın çocuk bakımı, okul takibi, hastane süreçleri, ev işleri ve geçim sorumluluğunu tek başına üstleniyor. Bu koşulları görmezden gelmek derin yoksulluk koşullarını bilmemek demektir” dedi.

“Kadının şiddetten uzaklaşması zorlaşır”

Foggo’ya göre, nafaka süresi bittiğinde ekonomik bağımsızlığını henüz kuramamış bir kadını daha derin yoksulluk bekliyor. “Çocuğunu bırakabileceği ücretsiz bir kreş bulamayan, düzenli ve güvenceli işe erişemeyen bir kadın için nafakanın kesilmesi, temel yaşam giderlerini karşılayamamak anlamına geliyor” diyen Foggo, bunun kadınları daha güvencesiz ve sağlıksız bir duruma sokacağını anlattı:

“Bu durum kadınları daha düşük ücretli, sigortasız, uzun saatli ve sağlıksız işlere razı olmaya zorlayabilir. Bazı kadınlar için ise şiddet gördüğü eve dönme ya da şiddet ilişkisine katlanma baskısını artırabilir. Çünkü boşanma kararı yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ekonomik bir karardır. Kadın ‘çocuğumla nerede kalacağım, kirayı nasıl ödeyeceğim, çocuğumu nasıl doyuracağım’ sorularına yanıt bulamıyorsa şiddetten uzaklaşması da zorlaşır.”

“Nafaka çocuğun hayatını da etkiliyor”

Nafakanın yalnızca kadının değil, çocukların da yaşam koşullarını doğrudan etkilediğini söyleyen Foggo’ya göre bir annenin gelirinin azalması, çocuğun beslenmesinden eğitimine, sağlığa erişiminden barınmasına kadar her alanda sonuç doğuruyor.

Foggo, nafaka güvencesinin ortadan kalkmasının çocuk işçiliği, eğitimden kopuşu, yetersiz beslenmeyi ve çocuk yaşta evlilik risklerini artırabilecek etkenlerden biri olduğunu vurguladı ve buna örnek olarak “Sahada çocukların okul yol parasının karşılanamadığı için eğitimden koptuğunu, okul beslenmesi hazırlanamadığını, çocukların evde küçük kardeşlerine bakmak ya da haneye gelir getirmek için çalışmak zorunda kaldığını görüyoruz” dedi.

Böyle bir kararın sadece nafaka başlığı altında değil, kadın yoksulluğu, çocuk yoksulluğu, bakım emeği ve şiddetten uzaklaşma hakkı ile birlikte düşünülerek ele alınması gerektiğini söyledi:

“Bizce acil olarak sahadaki etkileri izlenmeli. Aynı zamanda ücretsiz ve erişilebilir kreşler yaygınlaştırılmalı, yalnız annelere düzenli sosyal destek sağlanmalı, güvenceli istihdam olanakları artırılmalı ve nafakanın tahsil edilememesi durumunda etkili kamu mekanizmaları işletilmeli. Kadınların yoksulluğunu azaltacak sosyal politikalar kurulmadan nafaka hakkının süreyle sınırlandırılması kabul edilemez. Bizim açımızdan nafaka hakkına dokunmak, derin yoksulluk yaşayan kadınların ve çocukların yaşam hakkına dokunmaktır.”

DYA: “Yalnız anneler için nafaka hayatidir”

Derin Yoksulluk Ağı’nın süresiz nafaka iptali kararına ilişkin açıklaması ise şu şekilde:

Nafaka Hakkına Dokunmak, Kadınların ve Çocukların Yaşam Hakkına Dokunmaktır

Anayasa Mahkemesi’nin Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan yoksulluk nafakasına ilişkin “süresiz olarak” ibaresini iptal etmesi, yalnızca teknik bir hukuk tartışması değildir. Bu karar, Türkiye’de kadınların, özellikle de derin yoksulluk yaşayan, günlük ve güvencesiz işlerde çalışan yalnız annelerin yaşam koşullarından bağımsız değerlendirilemez.

Yoksulluk nafakası kamuoyunda sunulduğu gibi koşulsuz, sınırsız ve otomatik bir ayrıcalık değildir. Ağır kusurlu olmamak, boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmek ve ihtiyacın devam etmesi gibi koşullara bağlıdır. İhtiyaç ortadan kalktığında, nafaka zaten kaldırılabilmektedir. Buna rağmen nafaka hakkının “ömür boyu yük” gibi sunulması, kadınların evlilik içinde üstlendiği karşılıksız bakım emeğini, boşanma sonrası yoksullaşmayı ve erkek şiddetinden uzaklaşmanın ekonomik koşullarını görünmez kılmaktadır. Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2024 Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu ise nafaka miktarlarının kamuoyunda iddia edildiği gibi yüksek olmadığını, incelenen dosyalarda ortalama yoksulluk nafakasının 1.179,40 TL olduğunu ve hükmedilen nafakaların önemli bir kısmının tahsil edilemediğini göstermektedir. Derin Yoksulluk Ağı olarak sahada gördüğümüz gerçek şudur: Yalnız anneler için nafaka, bir refah aracı değil, kira, fatura, gıda, okul beslenmesi, ulaşım, odun, kömür, ilaç ve “güvenli” bir yaşam için çoğu zaman hayati bir eşiktir.

Derin yoksulluk yaşayan yalnız anneler, bir yandan çocuklarının bakımını tek başına üstlenirken diğer yandan hanenin geçimini günlük, düzensiz, düşük ücretli ve güvencesiz işlerle sağlamaya çalışmaktadır. Tek ebeveynli hanelerin, güvenceli işi, düzenli geliri ve çocuklarını güvenle bırakabileceği ücretsiz bakım desteği yoktur. Bu nedenle nafakanın süreyle sınırlandırılması, özellikle yalnız anneler açısından şu sonuçları doğuracaktır:

  • Kadınların ve çocukların yoksulluğunu derinleştirecektir. Günlük işlerde çalışan bir anne için gelir, her gün yeniden bulunması gereken bir şeydir, o gün iş yoksa açlık vardır, çocuk hastaysa ilaç yoktur. Nafakanın sınırlandırılması yoksulluğu derinleştirecektir.
    “Bazı günler kendim yemiyorum çocuklarım daha fazla yiyebilsin diye. Ama makarna ile ne kadar yeterli beslenebilirler ki? Bazı günler hiç olmuyor, hepimiz aç geçirmek zorunda kalıyoruz.”
  • Şiddetten uzaklaşmayı zorlaştıracaktır. Kadınların boşanma kararı almasının önündeki en büyük engellerden biri ekonomik güvencesizliktir. Şiddet gördüğü evden çıkmak isteyen kadın, çocuğuyla birlikte nerede kalacağını, kirayı nasıl ödeyeceğini, çocuğunu nasıl doyuracağını düşünmek zorunda bırakılacak ve şiddete “katlanmaya” devam edecektir.
    “Eski eşimle olan sıkıntılarımdan dolayı hayati tehlikem hala devam etmekte. Beni öldürür çocuklarıma zarar verir diye evden çıkamıyorum. Oğlum okulu bıraktı, günlük işler yapıyor.”
  • Bakım emeğinin yükünü tamamen kadınların omzuna bırakacaktır. Çocuk bakımı, okul takibi, hastane, ev işleri ve geçim aynı anda yalnız annenin sorumluluğuna bırakılmaktadır. Ücretsiz ve erişilebilir kreşler yaygın değilken, esnek ve güvenceli istihdam sağlanmazken nafaka hakkının sınırlandırılması kadınları eve kapatacaktır.
    “Her gün, günlük işler de çalışıyorum, çocuklarımla doğru düzgün vakit bile geçiremiyorum yorgunluktan. Büyük oğlum okuldan ayrıldı, küçük kardeşlerine bakıyor evde.”
  • Çocukların eğitim, beslenme ve sağlık hakkını elinden alacaktır. Nafaka tartışması yalnızca kadınların değil, çocukların da yaşam koşullarıyla ilgilidir. Yalnız annenin yoksullaşması, çocuğun okuldan kopması, yetersiz beslenmesi, sağlık hizmetlerine erişememesi anlamına gelebilir. “Lise 1’de oğlanın yol parasını veremedim, mecburen okuldan aldım.”
  • Barınma krizini ağırlaştıracaktır. Tek ebeveynli hanelerde kira, fatura ve temel ev giderleri yoksulluğun en yakıcı başlıklarındandır. Nafaka hakkının sınırlandırılması, kadınları çocuklarıyla birlikte güvensiz, sağlıksız yaşam alanlarına itecektir. “Geçinemiyorum, çocuğa beslenme mi koyayım hergün, kiramı ödeyim”
  • Ekonomik şiddetin boşanma sonrasında da sürmesine yol açacaktır. Nafakanın ödenmemesi, geciktirilmesi, kadının nafakadan vazgeçmeye zorlanması ekonomik şiddetin biçimleridir. Ekonomik şiddet uygulayan erkeklerin sorumluluktan kaçmasını kolaylaştıracaktır. Kadınları daha düşük ücretli, sigortasız, uzun saatli ve sağlıksız işlere razı olmak zorunda kalacaktır.
    “Ne kadar çalışırsam çalışayım yetmiyor. Patron hep geciktiriyor. Sesimi çıkaramıyorum. Her kuruşu hesap ederek yaşamak zorundayım… İnan Ped bile kullanamıyorum.”

Kadınların yoksulluğunu azaltacak sosyal politikalar geliştirilmeden, ücretsiz kreşler yaygınlaştırılmadan, güvenceli istihdam sağlanmadan, eşit işe eşit ücret hayata geçirilmeden ve bakım emeği hayata geçirilmeden nafaka hakkının sınırlandırılması
kabul edilemez. Uygulamada bu haktan çoğunlukla kadınların yararlanması toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklanmaktadır. Yoksulluk nafakası kadınlara tanınmış bir ayrıcalık değil, boşanma sonrası yoksulluğa düşen taraf için sosyal koruma mekanizmasıdır ve yeterli değildir.

  • Kadın yoksulluğunu görmezden gelen hiçbir düzenleme adil değildir.
  • Çocukların bakım yükünü yalnız annelerin omzuna bırakan hiçbir politika sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmaz.
  • Şiddetten uzaklaşmak isteyen kadınların ekonomik güvencesini zayıflatan hiçbir karar yaşam hakkından bağımsız düşünülemez.
  • Nafaka hakkına dokunmak, derin yoksulluk yaşayan kadınların ve çocukların yaşamına dokunmaktır. Kadınları yoksulluğa, şiddete ve eve kapatmaya, bağımlılık ilişkilerine mahkum edecek hiçbir düzenlemeyi kabul etmiyoruz.

Derin Yoksulluk Ağı

Doğa Tekneci

Doğa Tekneci

İstanbul Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunu. bianet 2025 Mart dönemi stajyeri. Atölye BİA'nın Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik atölyesini tamamladı. İnsan hakları, hayvan hakları, ekoloji ve toplumsal cinsiyet başlıklarına ilişkin haberler üretiyor.

Yazarın Tüm Dosyaları →