Diyarbakır’da gazeteci olmak: Yazdığın değil yazmadığın da bir sorumluluk

Diyarbakır’da çeşitli baskılara maruz kalarak yıllarca çalışmış gazetecilerden olan Veysi Polat, Öznur Değer, Murat Bayram ve Faruk Balıkçı; Diyarbakır’da gazetecilik yapmanın sınırlarını ve zorluklarını değerlendirdi.

Kaynak: Dicle Fırat Gazeteciler Derneği

140journos’un Narin Güran cinayeti ile ilgili olarak hazırlamış olduğu “Şeytantepe” adlı belgeseli, beraberinde Diyarbakır’da gazetecilik yapmanın ne anlama geldiğine dair eski bir tartışmayı alevlendirdi.

Diyarbakır ve bölge genelinde 1990’lı yıllar boyunca, gazeteciler “faili meçhul” cinayetlere kurban gitti, gözaltına alınıp işkence gördü ve tutuklandı, gazetelerin dağıtımının yasaklandı. 2000’li yıllara geldiğimizde “faili meçhul” cinayetler artık eskisi gibi uygulanan bir yöntem değil iken, bu sefer yargı ve kolluk kuvvetleri eliyle gazetecilerin sahada haber yapmaları zorlaştırıldı, tutuklamalar, sürgüne zorlamalar, ev hapisleriyle gazeteciler mesleklerinden uzak kaldı, gazeteler, tv kanalları, radyolar ve internet siteleri kapatıldı, yüzlerce gazeteci işsiz kaldı. Yıllardır bu bölgede haber yapan gazeteciler, yaşadıkları zorlukları ve sahada var olmanın bedelini anlattı.

Veysi Polat: Sahadaki gerçeklik serttir

Veysi Polat 1991 yılında Diyarbakır’da gazetecilik yapmaya başladı. Aynı zamanda dayısı olan Özgür Gündem muhabiri Hafız Akdemir ile birlikte silahlı saldırıya uğradı. 1992 yılında İstanbul’a gidip mesleğini orada devam ettirmek zorunda kaldı. Uzun yıllar Özgür Gündem geleneğinden gelen basın kuruluşlarında çalışan Polat, 21 yıl sonra Diyarbakır’a dönerek Aborî adlı bir yerel haber mecrası kurdu.

Gazeteci Veysi Polat, Hafız Akdemir anması. Kaynak: Abori

Diyarbakır’daki güvenlik politikaları, yargı süreçleri, toplumsal hassasiyetler ve yerel dinamiklerin gazetecinin hareket alanını ciddi biçimde sınırladığını belirten Polat, hem sahadaki gerçekliğin sert olduğunu hem de o gerçekliği aktarma alanının dar olduğunu söyledi. Kürt meselesinin doğrudan etkilediği bir şehirde gazetecilik yapmanın her haberin birkaç kez düşünülmesini, her cümlenin tartılmasını gerektirdiğini belirterek “Sadece yazdığınız değil yazmadığınız da bir sorumluluk haline geliyor” dedi.

Diyarbakır’da gazetecilik yapmak ile batı illerinde gazetecilik yapmak arasındaki farkı, “mesleğin ağırlığı” üzerinden anlatan Veysi Polat, 21 yıl sonra İstanbul’dan Diyarbakır’a döndüğünde coğrafya değiştiğinde gazeteciliğin anlamının, riskinin ve yükünün değiştiğini gördüğünü belirtti.

Yerelden gelen haber nasıl başka bir habere dönüştürülür?

Yerelden merkeze taşınan bilginin çoğu zaman ya eksildiğini ya da dönüştüğünü düşündüğünü aktaran Polat, bu dönüşümün çoğu zaman politik, kurumsal ve ideolojik süzgeçlerden geçtiğini vurguladı:

“Özellikle merkez medyada, kurumların iktidarla kurduğu ilişkiyi zedelememe refleksi, haberi olduğu gibi aktarmanın önüne geçebiliyor. Bu da ya açık bir sansüre ya da daha sofistike bir ‘perdeleme’ye yol açıyor. Sonuçta ortaya çıkan metin, olayın kendisini değil, merkezin görmek istediği versiyonunu yansıtabiliyor.”

1990’lı yıllarda yaşanan bir örneği anlatan Polat, “Cizre’de kırsalda çobanlık yapan bir yurttaşın, güvenlik güçlerinin operasyonunda öldürülmesi haberi, merkeze ulaştığında bambaşka bir kimliğe büründürülüyor ve ‘operasyonda etkisiz hale getirilen bir PKK’li’ olarak servis ediliyor. Oysa sahadan gelen bilgi ve fotoğraflar gerçeğin çok daha çıplak ve sarsıcı olduğunu gösteriyor. Ayaklarından panzer aracına bağlanarak sürüklenen bir insanın görüntüsü bir hakikat belgesidir. Ama o kare, merkezin kurduğu anlatıya uymadığı için yok sayılıyor. Bizim o dönem bunu ‘İnsanlık sürükleniyor’ manşetiyle vermemiz, aslında gerçeği olduğu gibi göstermekti” dedi.

Kaynak: X/@Code644

Yerelde hakikatin daha çıplak ve daha doğrudan yaşandığını anlatan Polat, merkez basının ise çoğu zaman bu sertliği törpülediğini, kimi zaman ise tamamen görünmez kıldığını belirtti.

Narin Güran vakası: Haberi ilk veren olmak değil, doğru veren olmak

Narin Güran gibi davaların nasıl haberleştirildiğinin, olayın geçtiği coğrafyayı, haberin dilini ve çerçevesini doğrudan etkilediğini aktaran Polat, “Eğer benzer bir olay İstanbul’da yaşansaydı muhtemelen haber akışı daha kurumsal, daha mesafeli ve daha kontrollü ilerlerdi” dedi.

Büyük şehirlerde medya kuruluşlarının merkezlerinin editöryal denetim mekanizmalarının ve farklı kaynaklara erişim imkanının daha güçlü olduğunu ve bilgi teyit süreçlerinin hızlandığını belirten Polat, Diyarbakır gibi politik ve toplumsal hassasiyetlerin yoğun olduğu bir yerde ise sürecin daha farklı işlediğini aktardı:

“İlk günlerde masum bir kayıp çocuk vakası olarak başlayan haberlerin, kısa sürede farklı iddialar, karanlık bağlantılar ve servis edilen bilgilerle başka bir boyuta evrildiğini gördük. Özellikle kolluk ve yargı kaynaklı bazı bilgi ve belgelerin belirli medya organlarına sızdırılması, gazetecilik refleksinden çok ilişki ağlarının belirleyici olduğu bir tabloyu ortaya çıkardı.”

Bu noktada iki temel sorunun öne çıktığını anlatan Polat, “Birincisi, gazetecinin haber kaynağıyla kurduğu ilişkinin sağlıklı bir mesafede olmaması, haberi sorgulamak yerine aktarmaya dayalı bir pratiği güçlendiriyor. Bu da gazeteciyi bir bilginin taşıyıcısı değil, üreticisi haline getirebiliyor. İkincisi ise bilgi kirliliği ve yönlendirme. Özellikle hassas davalarda parça parça servis edilen bilgiler, kamuoyunu aydınlatmaktan çok yönlendirmeye hizmet edebiliyor. Bu da toplumda ciddi bir algı karmaşası yaratıyor” dedi.

Diyarbakır’daki hem politik atmosfer hem de kaynak yapısının bu tür müdahalelere daha açık bir zemin oluşturabildiğini söyleyen Polat, meselenin yine gazeteciliğin temel ilkesine dayandığına vurgu yaptı: Haberi ilk veren olmak değil, doğru veren olmak.

“Gazetecilik bir hayatta kalma mücadelesiydi”

90’lar ve 2000’lerin başındaki koşullar ile bugünü kıyaslayan gazeteci Polat, Diyarbakır’ın Kürt meselesinin en sert yaşandığı dönemlerde olağanüstü bir atmosferin içinde olduğunu aktardı. 1990’ların başında insan haklarının askıya alındığı ve yaşamın değersizleştirildiği bir süreç yaşandığını söyleyen Polat, o dönemde gazeteciliğin sadece bir meslek değil bir hayatta kalma mücadelesi olduğunu anlattı:

“İnsanlar güpegündüz enselerinden vuruluyor, köyler yakılıyor, zorunlu göçler yaşanıyor, gözaltında kayıplar ve işkenceler gündelik hayatın parçası haline geliyordu. Böylesi bir ortamda gazetecilik yapmak gerçekten ‘ateşten gömlek’ giymekti. 8 Haziran 1992’de, dayım olan gazeteci Hafız Akdemir ile birlikte evden gazete bürosuna giderken silahlı saldırıya uğramamız ve onun yaşamını yitirmesi, o dönemin nasıl bir karanlığa sahip olduğunu anlatmaya yeter.”

O yıllarda gazetecilerin sokak ortasında katledilebildiklerini söyleyen Polat, bugünden bakıldığında en temel farklardan biri artık o ölçekte ve o açıklıkta bir fiziksel yok etme pratiği olmadığını söyledi. Bugün, 1990’larda mümkün olmayan bazı şeylerin olduğunu aktaran Polat, “Dijital medya sayesinde haber çok daha hızlı yayılabiliyor, alternatif mecralar üzerinden sesini duyurma imkanı doğuyor. Bir haberin tamamen karartılması eskisi kadar kolay değil” dedi.

Gazetecilik artık daha çok denetlenen bir meslek

Fakat bu durumun baskıyı ortadan kaldırmadığını, sadece yöntemin değiştiğini ve gazeteciliğin bugün daha farklı araçlarla sınırlandırıldığını da anlattı:

“Sahada haber takibi yaparken engellemeler, gözaltılar, açılan davalar, uzun yargı süreçleri, dijital alanda erişim engelleri ve sosyal medya üzerinden yürütülen baskılar öne çıkıyor. Doğrudan şiddetin yerini, daha ‘hukuki’ ve ‘idari’ görünen ama etkisi azımsanmayacak bir denetim mekanizması almış durumda. Bugün gazetecilik bir yandan daha hızlı ve daha erişilebilirken diğer yandan daha fazla izlenen, daha kolay hedef haline getirilebilen bir meslek.”

Öznur Değer: Diyarbakır, yazılan kaderi mücadeleye dönüştüren bir kent

Öznur Değer, bir kadın gazeteci olarak ilk kez gazeteciliğe 6 yıl önce Diyarbakır’da başladı. Onun için Diyarbakır’da gazetecilik yapmak, özel savaş politikalarının ve 90’lardan bu yana devlet baskısının merkezi olan Diyarbakır’ın her karışından yeni bir öykü çıkarmak demek.

Gazeteci Öznur Değer. Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi

Diyarbakır’ın uyuşturucudan fuhuşa, asimilasyondan ahlaki çürümeye kadar siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel olarak kent sosyolojisinin değiştirilmek istendiği bir yer olduğunu söyleyen Değer, aynı zamanda Kürt meselesinin sonuçlarının en ağır haliyle vücut bulduğu bir yer olduğunu da belirtiyor:

“Sokakta kağıt toplayan çocuklardan, barış diye haykıran Barış Annelerine, hapishane önlerinde yakınlarını bekleyen ailelerden çocuklarının kemiklerini arayan annelere, mezarları tahrip edilmesin diye çocuklarının mezarı başında nöbet tutan annelerden alanda “Jin, jiyan, azadî” diye haykırdığı için tutuklanan kadınlara kadar her anlamıyla öteki ama politik bir yer Amed.”

“Polisin en çok engellediği gazeteciler, kadın gazeteciler”

Diyarbakır’da kadın gazeteci olmak, Değer için aslında korku duvarlarının cesur kalemlerle aşılması anlamına geliyor:

“90’larda birçok arkadaşımız sadece hakikati duyurduğu için katledilirken, öte yandan yakın tarihte Nagihan Akarsel Süleymaniye’de, Cihan Bilgin Rojava’da hakikatte ısrar ettikleri için katledilirken bizler emniyet, adliye ve hapishane arasında adeta mekik dokuyoruz. Bir yanıyla özel savaşın en çok etkilediği kadınlara dair yaptığımız haberler ile özel savaşın boyutlarını gözler önüne sererken, öte yandan yaptığımız haberler nedeniyle soruşturuluyor ve yargılanıyoruz.”

Kendisi dahil birçok kadın gazetecinin açığa çıkardığı haberler dolayısıyla yargılandığını ve tutuklandığını vurgulayan Değer, birçok kısıtlamaya da maruz kaldıklarını söyledi:

“Dünyaya örnek teşkil eden ajansımız JINNEWS de bir kadın haber ajansı olarak defalarca BTK tarafından erişime engellendi ve dijital medya hesapları kapatıldı.”

Değer, aynı zamanda sahada erilleşen basın diline karşı kadın gazeteciler olarak diğer gazetecilerle çetin bir mücadele içinde yer aldıklarını ve sahada polisin en çok engellediği gazetecilerin yine kadın gazeteciler olduğunu belirtti.

2024 yılında gazetecilere saldırı. Kaynak: MLSA

Ankara’da da bir süre gazeteci olarak çalıştığını aktaran Değer, Ankara’nın Diyarbakır’da üretilen politikaların kararlarının alındığı bir yer olduğunu anlattı:

“Hem Amed’te bir halkın hafızasını, belleğini, değerlerini ve bunları korumak için verilen mücadeleyi gördüm hem de Ankara’da burada üretilen politikaların kararlarının alındığını gördüm. Benim için bir kent kaderi yazan (talimatı veren) bir kent ise yazılan kaderi mücadeleye dönüştüren bir yerdeydi.”

MKG kadın gazetecilerin emeğini görünür kılıyor

Kürt ve politik insanların yoğun yaşadığı bir kent olan Diyarbakır’da kadın gazeteciler için en büyük dayanışma ağının Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) olduğunu söyledi:

“Kadın gazetecilerin yaşadığı zorlukları, baskıları ve sorunları mercek altına aldığı gibi buna dair aylık rapor hazırlayan MKG, aynı zamanda basında kadın dilinin oluşmasına ve öteki kılınmak istenen kadın gazetecilerin emeğini görünür kılmaya da çalışıyor. Bu anlamda kadının sesini, rengini var kılarak yaşadıklarını dayanışmaya döküyor ve kadın gazetecilerin örgütlü mücadelesini örüyor.”

Narin olayında birçok veri çarpıtıldı”

Narin Güran olayının ise özel savaşın doğurduğu sosyolojik çürümenin bir sonucu olarak magazinal bir diziye dönüştüğünü gördüklerini belirten Değer, “Narin’in nasıl ve kim tarafından katledildiğinin açığa çıkmasından ziyade, özellikle dışardan gelen çok sayıda gazeteci Narin’in annesi ile amcası arasındaki ‘yasak aşk’ iddialarını öne sürerek olayı hakikati perdeleyen bir boyuta evirdi” dedi.

Değer, aynı durumun İstanbul’da yaşanması durumunda bir çocuğun kim tarafından katledildiği bir sır perdesi olarak kalmayacağını, yargının ise daha farklı ve çözümleyici bir tutum sergileyeceğini anlattı:

“Durumun Kürdistan’da yaşanmasının ve siyasi arka planının olmasının etkileri fazla. Nitekim Garip Ensarioğlu’nun olayın ilk günlerinde olayı ve olası failleri aklayan sözleri hala hafızalardaki tazeliğini koruyor. Amed’te gece gündüz magazin üretme peşinde koşan medya, İstanbul’da çocuğun faillerine odaklanırdı. Burada tarihsel, kültürel, aşiretsel etkenler ön planda tutularak birçok veri çarpıtıldı. Oysa olayın en başından toplumsal bir sorun olarak ele alınıp hakikatin ve arka plandaki tüm güç ve unsurların üzerine gidilmesi gerekirdi.”

Değer, gazetecilerin tarihsel sorumluluk ve vicdani yükümlülükler taşıdığını belirterek tek yolun hakikati korkusuzca haykırmaktan geçtiğini söyledi.

Murat Bayram: Diyarbakır’da sadece gazetecilerle ilgilenen özel bir polis grubu var

Murat Bayram 2010 yılında gazeteciliğe başladı. Uzun yıllar hem Kürdistan Bölgeselinden yayın yapan medya kuruluşlarına hem de uluslararası medya için çalışan Bayram, şimdilerde Diyarbakır’da hem gazeteciler için eğitim veren hem de haber üreten Botan International’in yöneticiliğini yapıyor.

Gazeteci Murat Bayram

Bayram’a göre Diyarbakır’da mesleği icra etmek, ister istemez bir politik kimlik edinmek demek:

“Toplumsal, dini inanç ve diğer gruplar arasında da direkt senin bir propaganda aracı olduğun kabulüyle başlıyor. Hem Kürtler seni çok partizan kabul ediyor hem de hükümet. Ve seni potansiyel propaganda aracı veya terörist olarak algılayabiliyor.”

Bir süre İstanbul’da da çalışmış olan Bayram, İstanbul’da haber takibi sırasında kalabalığın arasına karışılabildiğini belirtti. Diyarbakır’da ise sadece gazetecilerle ilgilenen, her basın açıklamasına giden, gazetecilerin fotoğraflarını çeken, onları ismen bilen, nereye çalıştığını bilen, hangi haberleri yaptığını bilen bir polis grubu olduğunu ve baskının daha yoğun olduğunu kaydetti:

“Ben 2010’da ilk gazeteciliğe başladığım zamanlarda bir habere 40-50 kişi gidiyorduk. Çok fazla gazeteci olunca çok fazla göze batmıyordunuz. Şimdi bir basın açıklamasına gittiğimizde 3-5 kamera gelmiş oluyor. Herkes işlerini sosyal medyadan ve ajanslardan haber toplayarak hallediyor. Bu da var olan baskıyı daha net hissetmeye sebep oluyor” dedi.

“Basın İlan Kurumu Kürtçe dilini desteklemiyor”

Türkiye’de Kürtçe medyanın yapısı ve yaşanan sorunlarla ilgili raporlar da hazırlayan belirten Bayram, Türkiye’de 20 milyondan fazla Kürt nüfusu olduğunu ve Kürtçe günlük yayın yapan sadece bir haber ajansı ile sadece dört web sitesi olduğunu söyledi. Bayram Diyarbakır’da 2015-2016’daki çözüm süreci bitmeden önce sadece Kürtçe program yapan 9 televizyon kanalının bulunduğunu ve en az 4’ünün sadece Kürtçe yayın yaptığını kaydederek, şu anda ise Diyarbakır’da Kürtçe yayıncılık yapanın Zarok TV ve bir yerel gazete olduğunu aktardı. TRT’nin Diyarbakır’da 40’tan fazla medya temsilciliği ile en büyük temsilciliğe sahip olduğunu söyleyen Murat Bayram, “TRT’nin olması anlaşılır bir şey, anlaşılır olmayan şey sadece TRT’nin olması. Sadece Kürtçe haber programı yapan tek televizyonun devletin televizyonu olması” dedi.

Basın İlan Kurumu’nun yerel medyanın en büyük sponsoru olduğunu fakat yerel gazetelerin tamamının sadece Türkçe olduğunu dile getiren Bayram, bunun sebebinin Basın İlan Kurumu yayıncılıkta desteklediği diller arasında Kürtçenin olmaması olduğunu söyledi.

“Bir Kürtçe medya kurumunun ayakta kalması için ekonomik bir kaynağının olması lazım” diyen Bayram’ın aktardıklarına göre Türkiye’de Google reklamları Kürtçe’yi desteklemiyor ve Kürt medyası Basın İlan Kurumu’ndan ödeme alamıyor:

“Devletin bizzat bizim vergilerimizle yayınladığı ilanları alamıyorsunuz Kürtçe olunca. Kürtçe podcast’ler Türkçe podcast’ler arasında diziliyordu. Kürtçe müzik hala Türkçe müzik kategorisinde değerlendiriliyor.”

Kürtçe içerik üretmek sanki gönüllülük işiymişçesine değersizleştirildiğini belirten Bayram bunu şöyle ifade ediyor: “Kürtçe medyanın muhabirleri kiradan, yemek ücretinden, araç ücretinden muaf tutulmuyorlar. Ama emek verirken emek ücretinden muaf tutuluyorlar.”

Faruk Balıkçı: Yerelde bu işin mutfağındasın

Gazeteci Faruk Balıkçı. Kaynak: bianet

Faruk Balıkçı Anadolu Ajansı’nda başladığı gazetecilik hayatında, Milliyet ve Hürriyet gazeteleri ile IMC TV ve Doğan Haber ajansı gibi medya organlarının Diyarbakır’da temsilciliğini yapmış bir isim. Uzun yıllardır hem ulusal hem de yerel medya kuruluşlarında çalışan gazeteci Balıkçı Diyarbakır’ın gazetecilik açısından bölgenin merkezi durumunda olduğunu belirterek, hem Irak’ta hem Suriye’de olan savaşların etkisiyle hem de geçmişten beri yaşanan çatışma ortamının etkisiyle Diyarbakır gazetecilerinin bir anlamda ‘savaş muhalefetini’ yaptığını söyledi:

“Merkezi konumu nedeniyle ve daha çok Türkiye’nin önceliğinde olan haberlerin olduğu bir yer olması dolayısıyla gazeteciler sadece lokal gazetecilik yapmıyorlar. Aynı anda uluslararası gazetecilik de yapıyorlar. Bu da buradaki gazetecileri daha etkinleşen bir duruma getiriyor.”

Daha önce ana akım medyada da çalıştığını belirten Balıkçı, ulusal gazetenin ve yerel gazetelerin okuyucu kitlesi ve etkilediği alanın değiştiğini anlattı:

“Yerelde olan bir sorunu, olumsuzluğu dile getirdiğin zaman ikinci gün yetkililer bunu dikkate alarak o olumsuzluğu düzeltiyorlar. Bu yerel için önemli bir şey, gazetecilik açısından da insanı mutlu ediyor. Ulusal gazetede daha çok geneli ilgilendiren haber yaptığınız için daha kısıtlı habere ulaşmak zorunda kalıyorsun. Ama yereldeki bir gazeteciysen yerelde veya bölgede yaşanan birçok sorunu dile getirmek için daha fazla bir faaliyet göstermek zorundasın.”

Balıkçı, yerelin sorunlarıyla ilgili haberler yapan bir yerel gazetecinin aynı zamanda yapılan eksiklikleri dile getirerek bir çeşit denetleme görevi gördüğünü belirtti.

Daha genele hitap eden bir medyada çalışan bir gazetecinin sadece haber yaptığını, haberi biçimlendirenlerin ise İstanbul gibi merkezler olduğunu anlatan Balıkçı, “Yerelde öyle değil. Yerelde bu işin mutfağındasın. Gördüğün şeyi, istediğin biçimde yazabiliyorsun ve verebiliyorsun. Senin haberine dokunan başka bir şey olmuyor” dedi.

“Bu bakımdan yerel daha çok alternatif sağlıyor. Yerelde daha özgürsün çünkü bu işin mutfağındasın.”

Narin Güran davası: 21 Ağustos’tan bu yana yaşananlar

Niha+, 21 Ağustos’ta kaybolan ve cansız bedeni 19 gün sonra bulunan Narin Güran’a yönelik süren soruşturmanın gelişmelerine ve medyanın söylemlerine dair kronoloji hazırladı.

Narin Güran Davası
Kronoloji + Medya Analizi · Ağustos 2024 – 2026
Olay / Soruşturma / Yargı
Medya haberi / Analiz
21 Ağustos 2024Olay
Narin Güran kayboldu
Kur’an kursundan dönerken kaybolan 8 yaşındaki Narin için ağabeyi Baran saat 20.43’te 112’yi aradı. Aile önce köyde arama başlattı, baba kızının kaçırılmış olabileceğini söyledi.
Kaynak: Wikipedia (TR)
22–26 Ağustos 2024Olay
Jandarma ve AFAD aramaya başladı
Jandarma, AFAD ve sağlık ekipleri köyde arama başlattı. Narin’e ait olduğu düşünülen bir terlik köyün 3 km uzağında bulundu; aile önce kabul etti, sonra reddetti. Yüzlerce arama kurtarma personeli bölgeye sevk edildi.
Kaynak: Wikipedia (TR), The National
22–26 Ağustos 2024Medya
Sahte sosyal medya hesabı haberlere kaynaklık etti
Çeşitli yayın organlarında, benzin istasyonu çalışanı olduğu öne sürülen bir kişinin sosyal medya paylaşımına dayanılarak Narin’in amcasının aracında battaniyeye sarılı halde görüldüğü iddia edildi.
Sonradan ne anlaşıldı?
Böyle bir çalışanın var olmadığı, hesapların sahte olduğu ortaya çıktı. Haber doğrulanmadan yayılmıştı.
Kaynak: T24
27 Ağustos 2024Soruşturma
Amca Salim Güran tutuklandı
Amca ve köy muhtarı Salim Güran, aracının şoför koltuğunda Narin’e ait DNA izi, silinmiş arama kayıtları ve mesajlar gerekçesiyle tutuklandı.
Kaynak: Wikipedia (TR)
28 Ağustos 2024Medya
Annenin sözleri “itiraf” olarak sunuldu
Annenin canlı yayında söylediği bir ifade bağlamından koparılarak çeşitli siteler tarafından “İtiraf: Şüphelenirler diye söylemedim” başlığıyla sunuldu. Gazeteci Ali Duran Topuz’a göre bu başlık anneyi baştan suçlu kabul eden bir çerçeve kuruyordu.
Hangi yayın organları?
28 Ağustos 2024 ve sonrasında pek çok haber sitesi ve sosyal medya hesabı bu başlığı yaydı. Kaynak gösterilmeden kopyalandı. CNN Türk, anne Yüksel’in söylediklerini çarpıtarak “Anneyi ele veren soru: Enes için ne yapabilirim?” başlıklı haber yayınladı.
Kaynak: Ali Duran Topuz / Serbestiyet, CNN Türk
28 Ağustos 2024Soruşturma
Ağabey Enes tutuklandı, serbest bırakıldı
Ağabey Enes Güran’ın kolunda ısırık izi tespit edildi ve tutuklandı. Ancak ısırık izinde Narin’e ait DNA tespit edilemedi; ertesi gün serbest bırakıldı.
Kaynak: Wikipedia (TR), Hürriyet
30 Ağustos 2024Soruşturma
Yayın yasağı getirildi
Narin Güran haberleri hakkında yayın yasağı kararı alındı. Tüm aile çapraz sorgu için ifadeye çağrıldı; anne ve baba serbest bırakılırken bazı aile fertlerinin gözaltı süresi devam etti.
Kaynak: Wikipedia (TR)
8 Eylül 2024Olay
Narin’in cesedi Eğertutmaz Deresi’nde bulundu
Sabah 8.45’te Narin’in cesedi, köyün yaklaşık 2 km uzağındaki dere yatağında taşlar ve çalılarla gizlenmiş bir çuval içinde bulundu. Anne dahil 24 kişi gözaltına alındı. Komşu Nevzat Bahtiyar cesedi dereye sakladığını itiraf etti.
Kaynak: Wikipedia (TR)
8–9 Eylül 2024Medya
Gazeteciler köyde “savcı gibi” haber yaptılar
Gazeteci Faruk Bildirici’nin analizine göre Tavşantepe’ye giden pek çok gazeteci, kendisini polis ya da savcı gibi konumlandırdı. Haberlerin büyük çoğunluğu Salim, Yüksel ve Enes Güran’ı baştan suçlu kabul eden bir çerçevede yapıldı.
Hangi kanallar öne çıktı?
CNN Türk, Haber Global, Show TV, TGRT, Halk TV, Sabah ve Hürriyet yoğun canlı yayın ve özel haber takibi yaptı. Avukat Mustafa Demir’e göre “muhabirler durmaksızın haber istedikleri için doğrulanmamış söylentileri aktardılar.”
Kaynak: Faruk Bildirici / Serbestiyet, CNN Türk
8 Eylül 2024Medya
AKP’li Ensarioğlu: “Güran ailesiyle 40 yıllık dostluğumuz var”
Güran ailesi ile 40 yıllık dostluğunun bulunduğunu ifade eden AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, “Hizbullahçı olduğunu söyleyenler de var ancak aile Refah Partisi geleneğinden gelen bir aile” dedi.
Kaynak: Sözcü TV
9 Eylül 2024Medya / Show TV
Didem Arslan Yılmaz: “Yüzde 99, yasak ilişki var”
Show TV sunucusu Didem Arslan Yılmaz programında “Yüzde 99 diyorum, haber kaynağıma göre anne ile amca arasında bir ilişki var; cinayetin nedeni Narin’in bunu görmesi” dedi. Bu söylem sosyal medyada hızla yayıldı ve diğer medya kuruluşlarını tetikledi.
Mahkemede ne çıktı?
Mahkeme başkanı duruşmada Nevzat Bahtiyar’a “Hangi arada Yüksel ile ilişkiye girdi de Narin gördü?” diye sordu; Bahtiyar “Bilmiyorum” dedi. İddia kesin bulgu olarak karara yansımadı.
Kaynak: Show TV
11 Eylül 2024Medya / Hürriyet & Sabah
“Dört senaryo” manşeti ve “Yasak ilişki itirafı”
Hürriyet, “Narin cinayetinde dört senaryo” manşetinde senaryolardan biri olarak “Yasak ilişkiyi mi gördü?” başlığını kullandı. Sonraki günlerde Sabah gazetesi ise “Yasak ilişki itirafı: Katil amcanın itirafları ortaya çıktı” haberini yaptı.
Sonradan ne anlaşıldı?
Bu haberler, Nevzat Bahtiyar’ın sonradan verdiği ve daha önce çelişen ifadelerine dayanıyordu. Mahkeme gerekçeli kararında kesin bulgu olarak yasak ilişki tespitine yer vermedi.
Kaynak: Faruk Bildirici / Serbestiyet
12 Eylül 2024Soruşturma
Anne Yüksel ve diğer aile fertleri tutuklandı
Anne Yüksel Güran, ağabey Enes ve birçok aile ferdi tutuklandı. Salim Güran’ın telefonundan kurtarılan ses kaydında işçisi R.A.’nın söylediği ifade soruşturmada kritik hale geldi.
Kaynak: Wikipedia (TR)
12–13 Eylül 2024Medya
Kürtçe ses kaydının yanlış çevrilmesi ve Baran Güran’ın görüntüleri
Salim Güran ile 15 yaşındaki işçisi R.A. arasındaki Kürtçe konuşma pek çok yayın organında “Daha ölmemiş” olarak çevrildi ve büyük yankı uyandırdı. R.A. bu ifadeyle yeniden gözaltına alındı. Ayrıca 12 Eylül’de Yeni Şafak Gazetesi, Narin’in abisi Baran Güran’ın Newroz alanından olduğu tahmin edilen görüntülerini medyaya çarpıtarak servis etti.
Sonradan ne anlaşıldı?
Sonraki bilirkişi incelemesinde çevirinin hatalı olduğu ve bu ifadenin o konuşmada yer almadığı ortaya çıktı.
Kaynak: Faruk Bildirici / Serbestiyet
19 Eylül 2024Soruşturma
ATK raporu açıklandı
Adli Tıp Kurumunca Narin’in kaybolduğu 21 Ağustos günü “ağız burun kapanması ve boyuna bası sonucu oksijensiz bırakılmasına bağlı” olarak öldüğü belirtildi.
Kaynak: euronews
6–8 Ekim 2024Medya / Hukuk
Aile medya kuruluşları hakkında suç duyurusunda bulundu
Ailenin avukatları yazılı açıklama yaparak “Aile fertlerinden alınan ifadeler ve röportajlar gerçek bağlamından koparılarak kamuoyu yanlış yönlendirilmiştir” dedi. Özellikle annenin “sabah çamaşır verdi” ifadesinin “tüm halı ve nevresimler yıkandı” olarak aktarılmasını somut örnek olarak gösterdi.
Kaynak: NTV
7 Ekim 2024Soruşturma
Sabit diskte 8 günlük kayıt silinmiş bulundu
Narin Güran’ın bir amcasının evinde ele geçirilen kamera sabit diskinde 15 günlük kayıt olduğu, ancak 8 günlük verinin silindiği açıklandı.
Kaynak: NTV
7 Kasım 2024Yargı
İlk duruşma başladı
Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşma görüldü. Sanık ve tanık ifadeleri dinlendi. Enes Güran kolundaki ısırık izini mahkemede göstererek kendi kendini ısırdığını öne sürdü. Dava 26 Aralık’a ertelendi.
Kaynak: Hürriyet
Kasım 2024Akademi
DergiPark araştırması: 268 haberde etik ihlal
Uluslararası Medya ve İletişim Araştırmaları Dergisi’nde yayımlanan çalışma, en çok tıklanan 3 haber sitesinde 8–15 Eylül 2024 arasındaki 268 haberi içerik analizi yöntemiyle inceledi. Bulgular: kurban ve yakınlarının kimliği ve fotoğrafları açıkça paylaşılmış; cinayet sansasyonelleştirilmiş, siyasetçilerin doğrulanmamış açıklamaları esas alınmış.
Kaynak: DergiPark / Uluslararası Medya ve İletişim Araştırmaları Dergisi
28 Aralık 2024Yargı
Karar: Ağırlaştırılmış müebbet
Saat 21.35’te mahkeme kararını açıkladı. Anne Yüksel, ağabey Enes ve amca Salim Güran’a “iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Nevzat Bahtiyar’a ise “suç delillerini yok etme” suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Kaynak: Hürriyet
Mayıs 2025Yargı
İstinaf: Cezalar oy çokluğuyla onandı
Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi dört sanığın cezalarını oy çokluğuyla onadı ve dosyayı Yargıtay’a iletti. Mahkeme başkanı muhalefet şerhinde dosyada eksik inceleme olduğunu vurguladı.
Kaynak: Anadolu Ajansı
Aralık 2025Yargı
Yargıtay: Müebbet onandı, Bahtiyar yeniden yargılanacak
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Salim, Yüksel ve Enes Güran’ın ağırlaştırılmış müebbet cezalarını onadı. Nevzat Bahtiyar’ın cezasını ise “nitelikli kasten öldürmeye yardım” kapsamında yeniden yargılanması için bozdu.
Kaynak: Anadolu Ajansı
6 Nisan 2026Yargı
Nevzat Bahtiyar yeniden yargılanıyor
Bahtiyar’ın ilk duruşması 6 Nisan 2026’da Diyarbakır 8’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Ailenin duruşma sırasında sanığa tepki gösterildiği belirtildi. Bahtiyar’ın mahkemedeki ve emniyetteki ifadelerinin uyuşmadığı ortaya çıktı.
Kaynak: bianet
16 Nisan 2026Yargı
Bahtiyar’a 17 yıl hapis cezası
Mahkeme Bahtiyar’ın “nitelikli kasten öldürmeye yardım” suçundan 17 yıl hapse çarptırılmasına karar verdi.
Kaynak: bianet

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.