Düzeltme Doktrini: Kurumsal söylem ve dijital illüzyon

Narin Güran davasında mahkûmiyete gerekçe yapılan “daraltılmış baz” yönteminin bilimsel geçerliliği ve adli süreçteki takvim çelişkileri, dijital delillerin yargıdaki rolünü yeniden tartışmaya açtı. Dosyadaki resmi açıklamaların kronolojisi, sivil alanın yargıya etkisi ve İstinaf Mahkemesi başkanının kamuoyunda yeterince yer bulmayan muhalefet şerhi, sürecin hukuki ve teknik arka planındaki boşlukları ortaya koyuyor.

Görsel yapay zeka araçları ile yapıldı

Türkiye, dünya bilim literatürünün “geçmişe dönük olarak bu hassasiyette yapılması neredeyse imkânsızdır” diye tanımladığı bir yöntemin, kamuoyunun en hassas olduğu dava üzerinden meşrulaştırılmasına tanıklık etti. Narin Güran davasında ilk kez kullanılan, uzmanlığı tartışmalı isimlerin ürettiği ve teknik olarak denetlenmesi mümkün olmayan bu “daraltılmış baz” yöntemi, sadece tek bir cinayet dosyasının sınırlarında kalmıyor. Toplumun vicdanını yaralayan bir davaya bu yöntemle ‘sözde’ bir açıklık getirilirken, aslında şimdiden ve gelecekte milyonlarca insanın hayatını doğrudan riske atabilecek tehlikeli bir emsalin zemini hazırlanıyor.

Karşımızdaki bu tablo, bir takım güçlerin hukuk sistemini tasfiye etme çabası mı, siyasi bir strateji mi, yoksa devletin omuzlarındaki gecikmiş adalet yükünü teknik bir illüzyonla hafifletme arayışı mı, henüz bilinmiyor. Ancak net olan bir şey var: Narin Güran davasındaki bu süreci baştan sona incelemek, bugün adalet mekanizmasına ihtiyacı olan her vatandaşın ve her hukukçunun, yarın kendisini nasıl bir tehlikenin beklediğini anlaması açısından en vahim örnek. Türkiye adalet sistemini geri dönülmez bir kırılmaya sürükleyen bu sürecin perde arkasına, kurumsal aktörlerine ve zamanlama ilişkilerine daha yakından bakmak bu yüzden bir zorunluluk.

Kobay dava

Yazıya temel konu olan Narin Güran davasında mahkûmiyet temelini oluşturan en önemli unsur, “Dar Alan Baz” analizi olarak adlandırılan yöntem. Baz istasyonlarından alınan hücresel verileri dar bir ölçekte incelediğini iddia eden bu yöntemle oluşturulan raporlar, şüphelilerin konumunu ev içindeki odalara kadar tanımlayan netlikte veriler sundu. Oysa uluslararası adli bilişim literatürüne göre bir telefonun yerini spesifik bir noktaya kadar kesin olarak tespit etmek her zaman mümkün değil. Hatta bunun geçmiş tarihli bir olay için ölçümününde hiçbir imkanı yok. Türkiye’nin de akredite olduğu ISO 17025 standartlarının gerektirdiği “ölçüm belirsizliği” (uncertainty) raporlanmadan Narin Güran davasında hüküm sonucu doğuran geçmişe dönük daraltılmış baz alan raporları ve mahkemeye sunulan kamera görüntü analizleri, mutlak birer konum kanıtı olmaktan ziyade, uzman yorumuna dayalı çıkarımlar ve mahkemelerce hükme esas delil olarak alınması kabul edilir değil.

Türkiye’de adli tıp literatüründe benzeri bulunmayan bu ‘geçmişe dönük dar alan baz’ yöntemleri, Narin Güran davasında üç ağırlaştırılmış müebbet cezasının temel gerekçesi yapıldı. Bugün ise bu yöntem, yargı mekanizmasında ‘meşhur’ bir aydınlatıcı olarak birçok davada kullanılmaya devam ediyor.

Kamuoyunun bu dava vesilesiyle ayrıntılı olarak duyduğu “daraltılmış baz” kavramı, adli mekanizmanın teknik verileri ele alış biçimi ile idari makamların bu verilere dair açıklamaları arasındaki zamanlama ilişkisini göstermesi açısından dikkat çekici bir zamanlamaya sahip. Söz konusu süreç, resmi kayıtlara ve açıklamalara göre özet olarak şu temel adımlarla gelişmişti:

Kronoloji: Söylem ve Rapor Arasındaki Zamanlama
20 EYLÜL 2024
Kamuoyuna İlk Resmi İlan
Dönemin Adalet Bakanı Yılmaz Tunç, TBMM’deki bir resepsiyonda kameralar karşısına geçerek Narin Güran davasındaki soruşturmanın teknik boyutuna dair ilk kapsamlı açıklamayı yaptı. “Daraltılmış baz” yönteminin bu dosyada uygulandığı kamuoyuna ilk kez ilan edildi.
“Soruşturma çok titiz bir şekilde yürütülüyor. Teknolojinin son verileri kullanılıyor. İlk defa uygulanan bazı teknik yöntemler burada denendi. Gerek daraltılmış baz istasyonlarının tespiti gerek oradaki tüm teknik veriler, kamera görüntülerinin TÜBİTAK tarafından en ince detayına kadar incelenmesi yapıldı. Bu yöntemle kimin, hangi dakikada, nerede olduğu net olarak belirlenecek…”
11 EKİM 2024
Raporun UYAP’a Kaydedilmesi
Soruşturmanın teknik altyapısını oluşturan ve adli bilişim uzmanları ile kolluk tarafından hazırlanan “Daraltılmış Baz Analiz Raporu” tamamlanarak Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasına (UYAP) resmi olarak kaydedildi.
14 EKİM 2024
Rapor Sonrası İlk Açıklama
Teknik raporun dosyaya girmesini takip eden günlerde Bakan Yılmaz Tunç yeniden kameraların karşısına geçti ve 20 Eylül’de çerçevesini sunduğu yönteme atıfta bulunarak verilerin kesinliğine dair söylemini yineledi.
“Yine HTS kayıtları tespit edildi. Geriye dönük o bölgede kimlerin kimlerle konuştuğu, şüpheliler bakımından özellikle baz çakışmaları, en son yapılan teknik çalışmalar çok önemliydi. O daraltılmış baz çakışması dediğimiz bilirkişi incelemeleriyle çok önemli verilere de ulaşıldı. Teknik çalışmaların son aşamasına gelinmiş durumda. Katillerin kim olduğu görülecek.”

Bu takvim, teknik nitelikteki bir bilirkişi raporunun UYAP sistemine yüklenmesi ile yürütme organı tarafından bu verilerin kamuoyuna kesin birer delil olarak sunulması arasındaki sürenin darlığı açısından incelenmeye değerdi. Bakan Tunç’un 14 Ekim’deki konuşmasında yer alan “o daraltılmış baz çakışması dediğimiz” ifadesi, temeli 20 Eylül’deki ilk açıklamada atılan söylem dilinin bir devamı oldu. Bu durum, savunma makamının söz konusu bilirkişi raporunu satır satır inceleyip baz sapmaları, sinyal kirliliği veya kırsal alandaki kapsama alanı hataları gibi teknik hususlara yönelik hukuki itirazlarını henüz mahkemeye sunamadığı bir zaman diliminde, dijital veriler üzerinden adli algının önceden şekillenmesine zemin hazırlayarak birçok kişinin tarif ettiği ‘iddianame jet hızıyla hazırlandı’ söyleminin ortaya çıkmasına neden oldu.

Teknik ceza yargılamasına ait bu teknik delil yönteminin idari kurumlar tarafından da erken aşamada sahiplenildiği başka bir açıklamada görebiliyoruz:

DEM Parti Milletvekili Sevilay Çelenk’in Medyascope mecrasına verdiği mülakatta aktardığı üzere, New York’taki bir uluslararası toplantıda bir araya geldiği Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, Narin Güran davasından bahsederken söze doğrudan, “Daraltılmış baz konusunda kendilerinin (Bakanlığın) bir ön açıcı olduğunu” belirterek başlıyor. Bu aktarım, teknik bir ceza yargılaması unsurunun, idari kurumlar tarafından da paylaşılan bir kurumsal refleks alanına dönüştüğünün basına yansıyan somut bir verisi sayılabilir. Aile Bakanlığı’nın ‘‘dar baz’’ yönteminde bir ön açıcı olması nasıl mümkün olabilir? Bu bakanlığın adli davalarda kullanılagelen ve bilimsel olarak tartışmalı olan bu yönteme dair nasıl ön açıcı rolü olabilir? Bu bilginin üzerinde gazetecilerin durmamış olması, bu konunun irdelenmemiş olması ya da medya, sosyal medya gibi alanlarda kendine yeterli yeri bulmamış olması da yine yazının başından beri ele aldığımız algıyı farklı organlar eliyle belirlemeye dönük çalışmaların nasıl sonuç verdiğine dair başka çarpıcı bir örnek teşkil ediyor.

Üst yargının teknik tereddütleri

Dava sürecinde dijital ve tıbbi verilerin medya mecralarında kesin nitelikli argümanlarla sunulması ile üst yargı organlarının dosyaya koyduğu şerhler arasındaki mesafe ise dikkat çekici. Kamuoyunun odağındaki sivil toplum kuruluşları ile müdahil avukatların açıklamaları da davanın algısını belirleyen katmanlardan bir diğeri.

UCİM Saadet Öğretmen Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneği Türkiye Hukuk Koordinatörü avukat Mine Rana Kahramanoğlu, Flash TV kanalındaki bir canlı yayında sunucunun, “Narin’in bedeninde PSA (Prostat Spesifik Antijen) örneği bulunmuş olması, Narin’in kesinlikle ve kesinlikle istismara uğradığının bir işareti midir?” sorusuna, Kahramanoğlu”Hayır, değildir. Şöyledir: Adli tıp raporunda zaten bu açıklığa kavuşturuldu. Zaten istismara uğradığına dair hiçbir delil bulunamaz çünkü deliller yok olmuş” diyerek yanıt verdi.

Kahramanoğlu devamında “bulgunun maktulün vücudunda olmadığı, sadece kıyafetlerinde yer aldığı ve cinsel istismar olasılığının bütünüyle çürütüldüğü” yönünde bir çıkarımda bulunuyor. Ama bu çıkarım eksik çünkü burada bahsedilmeyen en önemli veri PSA’nın Narin’in vücudunun başka yerlerinde de bulunduğu.

Öte yandan aynı derneğin kurucusu ve başkanı olan Saadet Özkan’ın resmi X hesabından Şirin Elmas davasına ilişkin yaptığı açıklama ise UCİM’in dernek olarak çelişkili beyanlar verdiğinin en net örneği olarak karşımıza çıkıyor:

Peki nasıl olur da Narin Güran’da bulunan PSA örneği bir cinsel istismar bulgusu değilken Şirin Elmas’ta bulunan PSA, cinsel eylemin gerçekleştiğinin ispatı olabiliyor?

Mahkeme başkanı şerh düştü

Dava kamuoyunda kendinden söz ettirmeye devam ederken, PSA konusuna ilişkin en önemli çıkış Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi Başkanı Mehmet Selim Erem’den geldi. Kamuoyunda büyük bir yankı bulmayan ve hızla yerini başka gündemlere bırakan bu dosyayı inceleyen Daire Başkanı Erem; mahkemenin 2025/666 Esas ve 2025/1428 Karar sayılı ilamına koyduğu muhalefet şerhinde, ilk derece mahkemesinin hükmüne karşı PSA bulguları yönünden ciddi teknik tereddütler bulunduğunu kaydetti.

Erem istinaf şerhinde adli verilerin kesin bir dille çürütülmüş sayılamayacağı ve dosyada bu yönüyle eksik inceleme yapıldığı teknik detaylarla vurguluyor.

Üye hakim, maddi gerçeğin tereddütsüz açığa çıkarılması için söz konusu hususların incelenmesini talep eden şerh düşüyor.

Aynı zamanda yüksek mahkemenin bu şerhinde, sanıkların saniyelerle ölçülen dar bir zaman diliminde ortak bir amaçla hareket etmesinin “hayatın olağan akışına uygun bulunmadığı” da kayda geçirilmiş. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında dönemsel kurumsal anlatılarla veya medya sunumlarıyla “kesin gözüyle bakılan” teknik detaylar, üst yargı denetiminde maddi gerçeğin bütünüyle ortaya çıkarılmasını engelleyen birer “eksik inceleme” gerekçesi olarak resmi kayıtlara geçmiş. Bu durum, kamuoyunu temsil eden aktörlerin medya mecralarında kesin yargılarla sunduğu beyanlar ile yargısal mekanizmanın arka planında devam eden teknik ve fenni kuşkular arasındaki mesafeyi net bir şekilde göstermekte.

Narin Güran davasında katılan taraf olarak bulunan bir diğer önemli aktör ise Diyarbakır Barosu oldu. Dönemin Baro Başkanı Nahit Eren katıldığı canlı yayın programlarında hem Kahramanoğlu’nun PSA yönünde yaptığı açıklamaları destekler ve öncü olan türden açıklamak yaparken hem de daraltılmış baz yönteminin ayak izi niteliği taşıdığını ve aynı zamanda bu raporlarda hesaplama hatası olmadığı sürece rapor baz istasyonu verilerinin kesin delil yapılabileceğini vurguladı. TELE1 kanalının canlı yayınına katıldığı bu program kaydının 4.dakikasının 11.saniyesinde, daraltılmış baz raporuna ilişkin bizzat ifade ettiği kendi sözleri bulunuyor: “Raporda bir sayısal veri hatası ya da bazların çakışması ve sinyallerin açıları konusunda bir sorun olmazsa bana göre yer tespiti açısından kesin bir delil niteliği taşıyor.”

Yine aynı kanalın başka bir canlı yayın programına katılan Eren’in kendisine sorulan ‘’Narin’de bir cinsel istismar var mı?’’ sorusuna dönük yaptığı açıklama ise şuydu:

‘’PSA dışında cinsel istismara dair başka cinsel istismarın bağlamına dair bir olgu, bir delil maalesef başkaca dosya içerisinde yok.’’

Yargıtay incelemeye gerek duymadı

Birinci derece mahkemesine kadarki süreçte sahne alan bu figürlerin açıklamaları, toplumda ve hatta yargı mercilerinde peşin bir “vicdani kanaat” eğilimi yarattı. Sürecin kamuoyuna sunuluş biçimi adli algıyı tamamen kilitledi. Oysa İstinaf aşamasında daire başkanının koyduğu muhalefet şerhi, gerek daraltılmış baz raporlarının bilimsel denetlenebilirliğini sarsıyor, gerek PSA konusunda kapsamlı inceleme talep ediyor, gerekse de ailenin masumiyet karinesi ve şüpheden sanık yararlanır ilkesinin göz ardı edildiğini açıkça belgeliyor.

Ne yazık ki bu hukuki şerhler, 86 milyon insanda oluşan ve “algının olgunun üzerinde” inşa edildiği o devasa siber barajı yıkmaya yetmedi. İstinafın bu teknik ve sarsıcı muhalefet şerhini rağmen Yargıtay ilgili konularda incelemeye gerek duymadı.

Narin Güran davasında karşımıza çıkan bu tehlikeli süreç ne ilk ne de son örnek. Bugün Güran ailesi fertleri, dün Mazlum İçli ve daha niceleri, maddi hakikati yansıtmaktan uzak, akıllara zarar sözde teknik verilerle dört duvar arasında tutuluyor ve hayatları yok oluyor. İnsanların ömürleri, bu sorunlu adli yaklaşımlar, siyasi hesaplar ya da devletin omuzlarındaki o devasa adalet enkazını teknik yöntemlerle hafifletme arayışları yüzünden göz göre göre harcanıyor. Narin Güran davasını baştan sona incelemek bu yüzden hayati. Çünkü uydurma raporlarla, sinyal kirlilikleriyle ve sipariş algılarla inşa edilen bu siber baraja, bu dijital adaletsizliğe bugün sessiz kalan her hukukçu ve her vatandaş, yarın o adliye kapısından içeri girdiğinde kendisini nasıl bir felaketin beklediğini görmek zorunda.

Düzeltme Doktrini Dosyası
  1. Bölüm: Düzeltme Doktrini: Türkiye’de dijital kumpaslar
  2. Bölüm: Düzeltme Doktrini: Kurumsal söylem ve dijital illüzyon
Hilal Seven

Hilal Seven

Londra merkezli araştırmacı gazeteci. İnsan hakları, toplumsal cinsiyet ve Türkiye ile Orta Doğu’nun sosyo-politik dinamikleri üzerine uzmanlaştı. City, University of London’da gazetecilik yüksek lisansı bitirdi ve "Re:framing Migrants in European Media" projesinde İletişim Müdürlüğü görevini üstlendi. IPI üyesi ve Newspectrum bursiyeri olan Seven’ın haberleri BBC, Newsweek, The Sunday Times, openDemocracy ve Marie Claire gibi saygın küresel mecralarda yayınlandı. Avrupa ve Orta Doğu'da sistemsel adaletsizlikleri ele alan ve dışlanmış sesleri duyuran araştırmacı haberlere odaklanmakta. Son dönemlerde Narin Guran dosyasına çalışıyor.

Yazarın Tüm Dosyaları →