Şam’daki HTŞ hükümeti ve Demokratik Suriye Güçleri arasındaki entegrasyon sürecinde Kürtçe eğitim haftada üç saatle sınırlanırıldı. Üniversitelerin özerk statüsünün tanınmadığını söyleyen akademisyen Sardar Saadi, Almanya gibi Batı ülkelerinin Rojava ve Kobani üniversitelerindeki deneyimi görmeyerek “ikiyüzlü” davrandığını vurguladı.

Suriye hükümeti ile Demokratik Suriye Güçleri (DSG) arasında 30 Ocak 2026’da varılan mutabakatın ardından, Kuzey ve Doğu Suriye’deki Kürtçe eğitimin geleceği tartışılıyor. Tartışmanın merkezinde okullardaki Kürtçe ders saatleri ile “Rojava Üniversitesi” olarak bilinen Qamişlo Üniversitesi, Kobani Üniversitesi ve Rakka’daki Şark Üniversitesi’nin statüsü var. Şam’daki HTŞ yönetimi bu üniversiteleri Suriye’deki devlet üniversiteleri sistemine entegre etmek isterken Kürt halkı ise Kürtçenin eğitim dili olarak tanınmasında ısrar ediyor.
“Kürtçenin eğitim dili olması birinci mücadelemiz”
Rojava Üniversitesi bünyesindeki Sosyal ve İnsani Bilimler Enstitüsü’nün kuruluşunda yer alan, daha önce enstitünün eş direktörlük görevini üstlenen ve üniversite bünyesindeki çalışmalarına devam eden akademisyen Sardar Saadi, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmelerde bazı derslerin sınırlı bir biçimde kabul edildiğini fakat Kürtçenin eğitim dili olarak kabul edilmediğini belirtti:
“Bizim asıl istediğimiz şey ve mücadele ettiğimiz şey Kürtçe’nin her alanda eğitim dili olmasıdır. Özellikle üniversitede, doğa bilimleri, tarih, toplumsal bilimler, felsefe, kimya, fizik… Hepsi Kürtçe bir dille verilsin. Bu birinci mücadeledir.”

Sardar Saadi
Saadi, Suriye Eğitim Bakanlığı’nın 27 Ağustos 2026’da okullarda Kürtçe eğitimin süresinin haftada 3 saatle sınırlandıran düzenlemesini “Kürtçeyi hayattan silmek” amacıyla yapılan bir politika olduğunu söyledi:
“Suriye devletinin istediği şey Rojava Üniversitesi’ni Fırat Üniversitesi’ne bağlamak. Açıkçası bu üniversitelerin kendi statüsüyle, kendi idari ve otonomi özerkliğiyle onu kabul etmiyorlar. Başka bir üniversite kuruluyorsa onları Rojava Üniversitesi bağlayalım böyle bir şey söylemiyorlar.”
Saadi, Rojava Üniversitesi’nde öğrencilerin, öğretim üyelerinin ve çalışanların bu bağlanmayı kabul etmediğini, şu anda üniversitenin fiilen faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi. Saadi’ye göre bu yıl üniversiteye yaklaşık 5 bin öğrenci kayıt yaptırdı.
“Hükümetin yaptığı bir tür soykırım”
Suriye devletinin üniversiteleri tanımadığını, bütçe ayırmadığını ve verilen belgeleri kabul etmediğini ifade eden Saadi, Şam yönetiminin en büyük sorununun Rojava olduğunu savundu:
“Bu sadece idari ya da teknik bir mesele değil, çok zihinsel, çok yapısal, çok tarihî bir mesele. Şam’da kurulan hükümet cihatçı bir hükümet ve bunu kabul etmemiz gerekiyor.”
Hükümetin uyguladığı siyasetin sadece insan öldürme olmadığını, oradaki tecrübeyi, bölgedeki dili, kültürü öldürmek olduğunu ifade eden Saadi, bu durumu “bir tür soykırım” olarak değerlendiriyor.
“Rojava deneyimini neden Batı kabul etmiyor?”
Rojava’da en az 10 senelik bir üniversite deneyimi olduğunu aktaran Saadi, Almanya’nın ve diğer Batı ülkelerinin Rojava’daki üniversite deneyimine dönük tutumunu eleştirdi:
“Almanya, milyonlarca euro harcıyor. Sadece bir konferans için 800 bin euro harcıyor. Suriye’deki yüksek eğitimi tekrar yapılandırmak ve başka projeler için bir 60 milyon euro’luk bir sermaye oraya gidiyor. Bunun tek bir kuruşu Rojava ve Kobani üniversitelerine gitmemiş.”
Üniversiteler konusunda Batı tarafının tutumunu “ikiyüzlülük” olarak değerlendiren Saadi, Rojava Üniversitesi’ndeki deneyimi şöyle anlattı:
“Öğrenci meclisleri, kadın meclisleri, yüzde 50 kadın kotası, eş başkanlık sistemi, jineoloji bölümü ve jineolojinin tüm derslere yayılması… Muazzam bir deneyim. Bu, dünyada hiçbir yerde görülmeyen demokratik ve kadın öncülüğü olan bir deneyimdir. Bu deneyimi neden Batı kabul etmiyor? Almanya niye 60 milyon dolar Suriye devletine veriyor?”
“Global Scholars’ Network for Rojava Universities”
Saadi, “Global Scholars’ Network for Rojava Universities” (GSNRU) adıyla bir akademik dayanışma ağı kurduklarını söyledi. Dünyanın önde gelen üniversitelerinden akademisyenlerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 150 kişi ağa imza attı. Bütün odaklarının Almanya’yı zorlamak olduğunu söyleyen Saadi, bunun için çeşitli konferanslara katılım sağladıklarını belirtti.
Global Scholars’ Network for Rojava Universities (Rojava Üniversiteleri İçin Küresel Akademisyenler Ağı), Kuzey ve Doğu Suriye’deki Rojava Üniversitesi ile Kobani Üniversitesi’ne akademik ve kurumsal destek sağlamak amacıyla uluslararası bilim insanları ve akademisyenler tarafından kurulan dayanışma girişimidir. Bölgedeki üniversitelerde Kürtçe eğitimin korunması ve akademik programların resmi olarak tanınması için uluslararası alanda farkındalık ve baskı oluşturmak amacıyla kurulan bu ağ, uluslararası akademik dayanışma kampanyaları, konferanslar ve imza kampanyaları düzenleyecek.
Saadi’nin aktardığına göre, dayanışma ağının çalışmaları çerçevesinde 3 Kasım’da Berlin Humboldt Üniversitesi’nde “Suriye’nin Geçiş Sürecinde Yükseköğretim” başlıklı bir etkinlik ile 24–26 Kasım’da Alman-Ürdün Üniversitesi’nde “Suriye’de Yükseköğretimin Dönüşümü Uluslararası Konferansı” başlıklı bir etkinlik düzenlenecek. Etkinlikler, Berlin Humboldt Üniversitesi ve Alman-Ürdün Üniversitesi ile Berlin Ampirik Entegrasyon ve Göç Araştırmaları Enstitüsü (BIM) ve Alman Akademik Değişim Servisi (DAAD) ortaklığıyla organize ediliyor.
Saadi, bu konferanslar ve programlar için Türkiye tarafından birçok ülkeye baskı yapıldığını da anlattı:
“Geçen ay İrlanda’da, Cork Üniversite Koleji’nde (UCC) bir program yaptım. Türkiye Büyükelçiliği tehdit içerikli bir mektup yazmış; ‘Neden böyle bir şey yapıyorsunuz?’ diye. Üstelik bunu Türkiye’deki sürece bağlamışlar. Hiçbir alakası yok. Rojava coğrafi bir mesele değil, Kürdistan da yalnızca Türkiye’de olan bir mesele değil, bir Ortadoğu meselesi. Türkiye neden bu kadar uğraşıyor, özellikle bu süreçte neden baskı ve tehdit yapıyor, anlamıyoruz. Yalnızca bizi değil, Almanlara, İrlandalılara, Amerikalılara da gidip ‘Siz neden bunlarla çalışıyorsunuz?’ diyor. Daha önce Bremen’e de baskı yaptı, Amerika’daki bir üniversiteye de. Böyle bir süreçte Türkiye’nin çok kötü bir rol oynadığını görüyoruz.”
Ne olmuştu?
Ocak başında Halep’te çıkan çatışmaların ardından DSG, hükümet saldırısı sonucu Kuzeydoğu Suriye’deki topraklarının büyük bölümünü kaybetti. Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara 16 Ocak’ta Kürtçeyi Arapçanın yanında “ulusal dil” olarak tanıyan, okullarda öğretilmesine izin veren kararnameyi çıkardı. 13 sayılı kararname, kayıtsız Kürtler dahil tüm Kürt kökenli Suriyelilere vatandaşlık tanıdı. Kararname, bağımsızlıktan bu yana Kürt ulusal haklarının ilk resmi tanınması olarak değerlendirildi. Kürtçe, Kürtlerin kayda değer nüfus oluşturduğu bölgelerde seçmeli ders veya kültürel etkinlik olarak okutulabilecekti. Fakat Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi kararnameyi yetersiz buldu. Mazlum Abdi de 13 sayılı kararnamenin Kürtçe açısından yetmediğini, Rojava’da 15 yıldır Kürtçenin eğitim dili olduğunu ve üniversite düzeyine ulaşıldığını söyledi.
DSG ile Suriye hükümeti 30 Ocak’ta kalıcı ateşkesi ve entegrasyon çerçevesini öngören bir mutabakat duyurdu. Haziranda Eğitim Bakanlığı, Rojava yönetimi altında verilen sertifikaların tanınması sürecini başlattı ve öğrencilerin 2026 ve 2027 genel sınavlarına girmesine izin verdi. Bakanlık, aynı gün Kürt yönetiminde çalışan 38 bin öğretmenin devlet kurumlarına entegre edildiğini açıkladı.
DSG’nin feshi 25 Ağustos’ta duyuruldu. İki gün sonra, 27 Ağustos’ta Eğitim Bakanı Muhammed Abdurrahman Turku 13 sayılı kararnamenin uygulama yönetmeliğini değiştirdi. Düzenlemeye göre Kürtçe haftada üç saat okutulacak ve notu yıl sonu puanına dahil edilecek. Ayrıca haftada bir saat Kürtçe etkinlik dersi yapılacak.
Rojava Üniversitesi düzenlemeyi “geriye doğru bir adım” olarak niteleyerek geri çekilmesini istedi. Yeni eğitim yılının başlamasıyla Qamışlo ve çevresinde öğrenciler, ders saati artışı yerine Kürtçenin resmi eğitim dili olmasını talep ederek protestolar düzenledi.
30 Ocak Mutabakatı’ndaki maddeler için tıklayın
Birinci Aşama: Güvenlik ve Askerî Düzenlemeler
1. Son dönemde yaşanan olaylara bağlı olarak tüm cephelerde kalıcı ve kapsamlı ateşkes ilan edilmesi, tüm gözaltı ve baskınların durdurulması; DAİŞ hapishanelerinin korunmasının SDG tarafından sürdürülmesi ve devam eden tahliye sürecine tam lojistik destek sağlanması.
2. SDG güçlerinin Haseke ve Kamışlı şehirlerinden, mutabık kalınan askerî kışlalara çekilmesi; buna karşılık Suriye ordusunun derhal Haseke’nin güneyindeki Şeddadi kasabasına çekilmesi.
3.Suriye Savunma Bakanlığı tarafından Haseke ili için bir askerî tümen kurulması ve SDG güçlerinin üç tugay halinde bu yapıya entegre edilmesi.
4. Kobani’deki askerî gücün, Halep ilindeki bir askerî tümen bünyesine bağlı bir tugay olarak entegre edilmesi.
İkinci Aşama: Güvenlik ve İdari Düzenlemeler
(Pazartesi günü – 02.02.2026)
5. Güvenlik ve istikrarı güçlendirmek amacıyla Haseke ve Kamışlo şehirlerinin her birine sembolik olarak güvenlik araçlarının girişi ve SDG’ye bağlı güvenlik güçlerinin İçişleri Bakanlığı bünyesinde entegrasyon sürecinin başlatılması.
6. Yerel yöneticilerin atanması:
•Haseke Valisi, SDG’nin önerisiyle atanır.
•İl Güvenlik Müdürü, Suriye hükümetinin önerisiyle atanır.
•Savunma Bakan Yardımcısı, SDG’nin önerisiyle atanır.
Üçüncü Aşama: Hayati Tesislerin Devralınması ve Lojistik İşlemler
(En fazla 10 gün içinde)
7. Hayati tesislerin devralınması:
•Rümeylan ve Süveyde petrol sahalarının Enerji Bakanlığı tarafından devralınması ve sivil çalışanların entegrasyonu.
•Kamışlı Havalimanı’nın Sivil Havacılık Kurumu tarafından devralınması.
Dördüncü Aşama: Sivil Kurumların Devralınması
(En fazla bir ay içinde)
8. Kara Sınır Kapıları Genel Müdürlüğü’nden bir ekibin Semalka ve Nusaybin sınır kapılarına gönderilmesi, sivil personelin resmî olarak görevlendirilmesi, sınır kapılarının silah ve yabancıların ülke dışından girişinde kullanılmasının engellenmesi ve kapıların derhal faaliyete geçirilmesi.
9. Suriye hükümetinin Haseke ilindeki tüm sivil kurumları devralması, özerk yönetim kurumlarının devlet kurumlarıyla birleştirilmesi ve bu kurumlarda çalışan sivil personelin kadroya alınarak görevlerinin güvence altına alınması.
Tüm Taraflar İçin Bağlayıcı Hükümler
(Tüm süreç boyunca geçerlidir)
10. Tüm taraflarca, özellikle Kürt bölgeleri başta olmak üzere, askerî güçlerin şehir ve kasabalara girişinin yasaklanması.
11. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi tarafından verilen tüm ilk, orta, lise ve üniversite diplomaları ile meslek yüksekokulu belgelerinin denklik ve resmî onayının sağlanması.
12. Tüm yerel, kültürel ve sivil toplum kuruluşları ile medya kurumlarının ilgili bakanlıkların mevzuatına uygun şekilde ruhsatlandırılması.
13. Eğitim Bakanlığı ile birlikte Kürt toplumunun eğitim sürecinin ele alınması ve eğitsel özgünlüklerin gözetilmesi.
14. Tüm yerinden edilmiş kişilerin (Afrin, Şeyh Maksud, Resulayn / Serêkaniyê) şehir ve köylerine dönüşünün sağlanması ve bu bölgelerdeki sivil yönetimler içinde yerel yöneticilerin atanması.




