Marmara Üniversitesi’nde “Açılış Dersi Terörsüz Türkiye” paneli gerçekleştirildi

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde düzenlenen “Açılış Dersi Terörsüz Türkiye” panelinde konuşan TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyesi AKP milletvekilleri Cüneyt Yüksel ve Abdurrahman Babacan, “süreç”te gelinen son noktayı değerlendirdi.

Fotoğraf: Gökçe Bayrak

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi, 26 Ekim Pazartesi günü “Açılış Dersi Terörsüz Türkiye” paneline ev sahipliği yaptı. Moderatörlüğünü İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Emin Babacan’ın üstlendiği panele, TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyesi AKP İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel ile Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan konuşmacı olarak katıldı.

Yükseköğretim Kurumu (YÖK) Başkanı Erol Özvar, 18 Eylül 2026’da üniversitelere “Üniversitelerde ilk ders: Terörsüz Türkiye” başlıklı bir yazı göndererek 2026-2027 eğitim öğretim yılı açılış törenleri ve ilk derslerinde “Terörsüz Türkiye” hedefinin işlenmesi istemişti.

Milli Eğitim Bakanlığı da (MEB) 2026-2027 eğitim öğretim yılına ilişkin bütün kentlere gönderdiği genelgede, “milli birlik ve beraberlik”, “anayasal vatandaşlık” ve “kardeşlik hukuku” başlıklarında yıl boyunca etkinlikler düzenlenmesini talep etmişti.

Panelin açılışını yapan Dekan Babacan, Türkiye’de ortak akıl ve ruhu inşa edebilmek adına toplumsal barışın kurumsallaşmasının önemine dikkat çekerek, bu sürecin sivil toplum, üniversiteler ve baroların katılımıyla mümkün olabileceğini ifade etti. Akademik alanın toplumsal katkı sunan bir sosyal sermaye pratiğine dönüştürülmesi gerektiğini belirten Babacan, bu dönemi “100 yıllık parantezin kapatılmaya çalışıldığı önemli bir şafak” olarak niteledi.

Panelde söz alan İstanbul Milletvekili Cüneyt Yüksel, “terörün 40 yılı aşkın sürede Türkiye ekonomisine 2.3 trilyon dolarlık devasa bir maliyet yüklediğini” vurgulayarak komisyonun bugüne kadar 21 toplantı gerçekleştirdiğini ve 137 farklı kişi, kurum ve sivil toplum kuruluşunu dinlediğini aktardı. Dünyadaki IRA, ETA, FARC gibi süreçlerden farklı olarak Türkiye’nin şeffaf ve kendine özgü bir “Türkiye Modeli” geliştirdiğini belirten Yüksel, sürecin üç ana sigortasını “silahların bırakılmasını kapsayan tespit ve teyit mekanizması”, “İzleme ve Koordinasyon Kurulu” ile “TBMM bünyesinde kurulacak izleme komisyonu” olarak açıkladı.

“Ortak bir gelecek kurma iradesini somutlaştırabiliriz”

Yüksel, Dekan Babacan tarafından yöneltilen “Terörsüz Türkiye” vizyonu için komisyonun kuruluşundan itibaren nasıl bir yol haritası izlendiği sorusunu yanıtladı.

“Terörün açtığı yara ekonomik olarak 2.3 trilyon dolar,” diyerek sayısal verilerle konuşmasına başlayan Yüksel, 40 yılı aşkın süredir bir “kanayan yara” olduğunu söyledi. Bu ekonomik tablonun yıllık 50 milyar dolar civarında bir gidere sebep olduğunu söyleyen Yüksel, bu kaynakların okul, hastane veya üniversitelere aktarılmış olabileceğini anlattı.

Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan ise aynı şekilde ekonomik kaygı ve düşüncelerini belirtirken bu meselenin iş dünyası için önemli olduğunu belirtti:

“Örneğin İl Kültür Müdürü veya İlçe Kültür Müdürü bunların birleşimiyle bir formül üretmemiz lazım. Bu yüzden eğer bunu yapabilirsek ben gerçekten bu işi net bir şekilde başarabileceğimizi ve ortak bir gelecek kurma iradesini somutlaştırabileceğimizi, ete kemiğe büründürebileceğimizi görüyorum. Şu an bile bu zemindeyiz aslında.”

Yüksel, konuşmasının devamında Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ndaki izlenimlerini anlatırken “137 kişi, kurul ve kuruluşu dinledim. 21 toplantı yaptık ve her birinin bir hikayesi vardı ve bunlar maalesef ülkemizin terörle karşılaştığı, derin yaraların açtığı hikayeler,” dedi.

Yüksel sözlerine şöyle devam etti:

“İster cumartesi anneleri olsun, ister Diyarbakır anneleri olsun, onlarla birlikte tüm bu konularla ilgilenen sivil toplum kuruluşları, sözü olan her kurum, kuruluş, kişi, burada demokrasi masasında bir araya geldi ve herkesin sözü burada dinlendi.”

Yüksel, “Özal’dan hemen sonrasında Erdal İnönü, Ecevit ve rahmetli Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tüm bunlar ve en son onlardan sonra rahmetli başbakan Necmettin Erbakan bu konularda birçok girişimde bulundu ama o dönemki konjonktür, toplumsal yapı, maalesef kalıcı bir çözüm getiremedi,” diye konuştu.

“Çözüm sürecinde dünyaya örnek model“

Komisyonun birkaç görüşme hariç tüm toplantılarının basına açık yapıldığını söyleyen Yüksel, “her şeyin şeffaf ve demokratik bir şekilde” yapıldığını iddia etti. Başta görüşmelerin nasıl yapılacağının tartışıldığını da söyleyen Yüksel, şunları aktardı:

“Birçok farklı yöntem ve örnekler var. Özellikle İngiltere’de İRA örneği, İspanya’da ETA örneği, Endonezya’da Açe örneği, Kolombiya’da FARC örneği gibi. Bunlar bazen kapalı görüşmelerle yapılmış. Bazen baştan kanun çıkarılmış, ondan sonra silahlar bırakılmış. Bizim uyguladığımız bir Türkiye modeli oldu. Biz her şeyin şeffaf yapılmasından yana olduk ve tutanakların tam olarak basının önünde gerçekleşmesini istedik. Nihayetinde Türkiye modeliyle de çok önemli bir yenilik yaptık. Tespit ve teyit mekanizması da getirdik. İlk önce silahlar bırakılacak sonra kanun çıkarılacak dedik.”

Babacan ise 80’li yıllar ve Turgut Özal sonrası 90’lı yıllarından sonra AKP iktidarı dönemindeki süreçlerden sonra bugün için “Buna ‘Türkiye modeli’ diyebiliriz. Babacan, Almanya ve Fransa siyasetçilerinin bu meseleye dair ilgili olması ve uzun bir zaman müdahil olmak istediklerini belirtti:

“Biz de her zaman şunu söylüyorduk: burası bir Kolombiya – FARC değil. Burası bir İRA da değil. Bambaşka bir örnek ve hikaye üzerinden yürüyor Türkiye modeli. Bu örneklerde iki taraftan bahsediyorsanız bu iki taraf karşılıklı olarak birbirine tavizleşme suretiyle bu süreci yürütüyorlardı. Yani İRA anlaşması da Kolombiya-FARC anlaşması da böyleydi. Çünkü Belfast’ta, Dublin’de, Londra’da Kolombiya’da her gece devam eden bir bombalama eylemi oluyordu. Devlet de hızlı davrandı. Biz çatışma çözümü çalışan hocalarımızdan da çok şükür buna dair bir müktesebatımız var. Başka ülke örneklerini, dünya modellemelerini biliyoruz. Fakat Türkiye birçok yönüyle bunlardan ayrışıyor. Dolayısıyla biz de kendi hikayemizi elbette ki teorik zeminden istifade ederek kendi hikayemizi yazmaya devam ediyoruz.”

Babacan, Türkiye’nin neden bu sürece ihtiyacı olduğunu düşündüğünü ise dünya siyasi tarihindeki bazı temel kırılmalar üzerinden açıkladı:

“Bir tanesi Soğuk Savaş’ının başladığı II. Dünya Savaşı’nın bittiği dönem. Soğuk Savaş öyle bir dönemdi ki her ülke açısından, bloklara dahil olan ülkeler açısından bir konforlu bir alan yaratıyordu. Yani kendi politikanızı geliştirmenize gerek kalmıyordu. Bunun en büyük kırılmalarından bir tanesi 74 Kıbrıs Barış Harekatı’nda yaşandı. Burada ABD ile karşı karşıya gelindi ve nihayetinde de bir ambargo uygulandı. O dönemin meclis tutanaklarına baktığımızda şunu görüyoruz. Türkiye kendi ayakları üzerinde duran bir ülke olmalı. Bunun en barizini savunma sanayi oluşturuyor. Kendi dış politikası oluşturuyor. Bağımsızlığı oluşturuyor. Ekonomik bağımsızlığı, dış politika bağımsızlığı, savunma bağımsızlığı ve 1980 darbesi oldu. 80 darbesine doğru giden sürecin taşları o dönemlerden itibaren döşendi ve Türkiye kafasını kaldıramadı. İkinci büyük kırılma Soğuk Savaş’ın bittiği dönem. Yani 90’lı yılların başlarında oldu. Yugoslavya, Sovyetler dağılıyor. Dünya yepyeni bir ufka yöneliyor. Ülkeler, toplumlar, milletler daha ‘açılımcı’ bir alana sahip oluyorlar ve o açılımcı alanın kendisine ilişkin bir vizyonu, bir projeksiyonu varsa o ülkeye ciddi alanları oluyor. Nitekim çatışma çözümü bu işte akademik literatürün alanı. Silah, şiddet, terör meselelerinden muzdarip olan devletlerin tamamı 90’lı yıllarda çözüyor meselelerini.”

“Türkiye ise 90’lı yıllarda tam tersi meseleyi daha da derinleştiriyor, özellikle de 93 yılı. Yani aynı anda Turgut Özal’ın öldürülmesi, aynı anda Adnan Kahveci’nin öldürülmesi, Uğur Mumcu’nun öldürülmesi, İstanbul’da Gazi olaylarının yaşanması, Sivas Madımak’ta aydınların katledilmesi, hemen 3 gün sonra Erzincan Başbağlar katliamının yapılması… Bunların hiçbir tanesi tesadüf değil.”

“Biz Kürt meselesinin realitesini ayrı, şiddet ve terör meselesini ayrı tartışıyoruz. 100 yıllık Kürt meselesi hikayesinin sadece bir silah, şiddet, terör parantezine indirgemeyi biliyoruz. Ancak bu iki olguyu da birbirinin tamamen birebir izah eden, açıklayan bir yaklaşıma da sahip değiliz. Dolayısıyla bir defa metodolojik olarak bir defa bunları bir ayıralım, bunları ayırarak başladığınızda, aşama aşama çözdüğünüzde size bambaşka bir iklim olarak dönecek Türkiye. Türkiye 90’lı yılları da kaçırmış bir ülke, sonrasında başka bir kırılma var, 2010 Arap devrimleri ile başlayan ve hala devam ettiğini düşündüğümüz. Suriye’de uzun yıllar bir iç savaşta inanılmaz kan döküldü. Yemen keza öyle. Irak’ı zaten 11 Eylül sonrası ne hale geldiğini, bölgemizin ne hale geldiğini biliyoruz. Libya’da bir iç savaş yıllarca sürdü. Ama günün sonunda tüm olumsuzluklarına rağmen günün sonunda bu coğrafyada ilk defa toplumlar kendi ayakları üstünde konuşabilme ve durabilme iradesini gösterdiler. Belki yıllar sonra çok büyük acılar ve büyük kanlı olaylardan sonra inanılmaz acılardan sonra Suriye’nin 14 yıllık iç savaştan çıkıp buraya gelmesi biraz bunların sonucu. Yine Libya’da benzer bir dinginleşme ve statükonun oluşma sürecine doğru gittiğimizi görüyoruz. Keza Irak’ta benzer bir şey. Dolayısıyla Türkiye artık bu yeni dönemde kendisini buraya hazırlamak durumunda.”

“Her meseleyi bu komisyonda çözemeyiz“

Babacan, Cumartesi Anneleri ile Diyarbakır annelerinin aynı gün komisyonda konuşmalar yaptığını söyledi. Cumartesi annelerinin “herkesi çok yaralayacak” anektodlarla neden her cumartesi İstiklal’de bulunduklarını anlattıklarını söyleyen Babacan, “Ancak burası Türkiye’nin yıllardır birikmiş tüm meselelerini çözecek bir komisyon değil. Demokratikleşmenin her boyutunu, insan hakkı ve hürriyetlerinin her meselesini bu komisyonda çözemeyiz. Bu Komisyonun tek bir gündemi var: Türk Kürt meselesi,” dedi.

Yasayı hazırlarken üç adet sigorta yerleştirildiğini belirten Yüksel bu üç sigortayı da açıkladı:

“Birincisi Tespit ve Teyit mekanizması. PKK ve KCK terör örgütünün ve ona bağlı tüm şube ve oluşumların fiilen ortadan kaldırılması ve silahların tamamen terk edilmesinin devlet güvenlik kurumları tarafından tespit ve teyitinden sonra Milli Güvenlik Kurulu kararının Resmi Gazete’de ilanıyla bu yasağa yürürlüğe girecek dedik.

“İkinci sigorta yürütmede kurulmuş olan, yasayı yaparken henüz kurulmamıştı şu anda kuruldu. Bir izleme ve koordinasyon kurulu. Yani bütün bu süreci takip edecek, yürütecek yine devletin Organları olan İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, MİT Başkanı, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri olmak üzere Cumhurbaşkanı Yardımcısı Başkanlığı’nda bunların oluşturacağı bir izleme ve koordinasyon kurulu. Biliyorsunuz dört tane de alt komisyon oluşturuldu. Bu dört alt komisyon çalışmalarına şu anda başladı. Tabii, silahsızlanma ve stratejik komisyon, alt komisyon dediğimiz komisyon, toplumsal uyum, Hukuk var. Dört tane alt komisyon çalışmalarını sürdürüyor.”

“Üçüncü sigorta da hani size dedim ya bu bir Türkiye modelidir. Aslında bütün bunlar Türkiye modelinin bir parçası ama Türkiye modeli’nin, üçüncü gözü milletimizin ta kendisi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi olacaktır. Dolayısıyla üçüncü sigorta Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulacak. Henüz kurulmadı ama bu ay veya önümüzdeki ay içerisinde kurulacak olan izleme komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi millet adına gerçekten işte hem yürütmeyi hem de diğer bütün olan biteni izleyecek, gerektiğinde tavsiyeler verecek bir komisyon.”

“Pozitif barışın birleştirici bir dille inşa edileceğine inanıyorum”

Yüksel, konuşmasında İletişim Fakültesi öğrencilerine yönelik “dezenformasyon”a yönelik uyarılarda da bulundu:

“Terörle mücadele etmek sadece güvenlik güçlerinin ya da hukukun yargının işi olmadığı, hatta meclisin işi olmadığı, dolayısıyla bir haberin başlığını atan editörden bir fotoğrafı seçen muhabire kadar aslında bir videoyu paylaşan sosyal medya kullanıcısına kadar herkesi ilgilendiren, herkesin farkında olsun olmasın bu işin bir aynı zamanda iletişim mücadelesi olduğunu da belirtmek istiyorum. Bugün cephe daha da keskin bir cephe dolayısıyla bugün bir provokasyon ya da terörle ilgili bir haber çok hızlı bir şekilde yayılabiliyor. Dolayısıyla sahte bir video, bağlamından kopartılmış bir fotoğraf, belki de yapay zekayla üretilmiş bir ses kaydı bile saniyeler içerisinde tüm sokaklarımızı, şehirlerimizi görebilir. Dolayısıyla dezenformasyon da bugün aslında terörün en ucuz ve en etkili silahlarından birisidir.”

Norveçli sosyolog ve barış araştırmacısı Johan Galtung’un “Barış Gazeteciliği” kavramına da değinen Yüksel, “Barış Gazeteciliği içerisinde silahların sustuğu yani çatışmanın ortadan kalktığı dönemi ‘negatif barış’ olarak tanımlanıyor. Adaletin güvenin ve kardeşliğin kurumsallaştığı bir düzene ise ‘Pozitif barış’ diyoruz ve burada esas olanı aslında silahların susmasıyla birlikte toplumun her kesiminin bugün bu ülkenin eşit ve onurlu bir parçası olarak gördüğü bir Türkiye. Dolayısıyla böyle bir Türkiye’nin de ancak sorumlu ve birleştirici bir dille inşa edilebileceğine inanıyorum,” dedi.

Ne olmuştu?

İktidar tarafının “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı, Kürt Hareketi tarafının ise “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak tanımladığı çözüm süreci, Ekim 2024’te MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlamış, Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihli “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile resmi bir nitelik kazanmıştı.

Sürecin temel aşamalarından biri olan 12 Mayıs 2025’te PKK’nin fesih duyurusu yapıldı, ardından süreç kapsamında ilk silah bırakma adımı 11 Temmuz 2025’te Süleymaniye’de gerçekleşti. Kürt Hareketi tarafından “Çerçeve Yasa” olarak da bilinen “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Ağustos 2026’da yürürlüğe girdi.

Yazar

  • Gökçe Bayrak

    Marmara Üniversitesi Gazetecilik bölümü öğrencisi. Ağustos-Eylül 2026 dönemi Niha+ stajyeri. Evrensel Gazetesi'ne ve Niha+'ya yazıyor.

Gökçe Bayrak

Gökçe Bayrak

Marmara Üniversitesi Gazetecilik bölümü öğrencisi. Ağustos-Eylül 2026 dönemi Niha+ stajyeri. Evrensel Gazetesi'ne ve Niha+'ya yazıyor.

Yazarın Tüm Dosyaları →
Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.