Türkiye’de gazetecilere yönelik gözaltı, soruşturma, tutuklama ve sansür baskılarına ilişkin konuşan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eş Başkanı Selman Çiçek ve gazeteci Tuğçe Yılmaz, bu uygulamaların gazetecilerin çalışmasını zorlaştırdığını ve yapılan haberlerde otosansürün oluştuğunu anlattı.

Bugün Türkiye’de basının tekelleştirilmesi ve yayın organlarının engellenmesi üzerine yürütülen operasyonlar, gazetecilerin çalışma koşullarını zorlaştırıyor. Haber yaptıkları için soruşturma ve davalarla karşılaşan gazetecilerin yanı sıra yurttaşların bağımsız habere ulaşması da güçleşiyor.
Konuya ilişkin Niha+’ya değerlendirmede bulunan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) eş başkanı Selman Çiçek ve gazeteci Tuğçe Yılmaz’a göre gazeteciliğin suç gibi ele alınması, uygulanan sansürle birlikte haber yapmayı daha da zorlaştırıyor.
DFG Eş Başkanı Selman Çiçek, Kürt gazetecilerin bu baskılara uzun yıllardır maruz kaldığını ve basının geneline kıyasla daha yoğun biçimde karşılaştığını söyledi. Çiçek, Mezopotamya Ajansı’na 44 kez erişim engeli getirilirken T24’ün bir kez engellendiğini belirterek bunu, Kürt basınının daha yoğun ve sürekli bir baskı altında olmasının göstergesi olarak yorumladı:
“Kürt gazeteciler uzun yıllardır sistematik ve hukuksuz uygulamalara maruz bırakılıyor. Ajanslar ve gazeteler kapatılıyor, gazeteciler tutuklanıyor, haberlerin erişimi engelleniyor. Türkiye’deki diğer gazeteciler de baskı görüyor; ancak bu baskıların kapsamı ve sürekliliği arasında ciddi farklılıklar bulunuyor. Ancak tüm bu baskılara rağmen Kürt gazeteciler yazmaya, hakikati kamuoyuna duyurmaya devam ediyor. Mezopotamya Ajansı’nın erişim engellemelerine rağmen 45’inci internet sitesi üzerinden yayın hayatını sürdürmesi, bu direnişin somut örneklerinden biridir.”

Selman Çiçek
“Bu uygulamalar gazetecinin mesleğini yapmasının önüne geçiyor.”
Çiçek, gözaltıların meslektaşları üzerinde uzun soluklu yıldırıcı etkiye neden olabileceğine de dikkat çekti. Gözaltına alınan bir gazetecinin mesleki faaliyetlerini sürdürebilmesi için gerekli olan ekipmanlarına el konulması ve yargılama sürecinin sonunda bozuk teslim edilmesinin gazetecilik mesleğini sekteye uğrattığını ekledi. Çiçek, aynı şekilde imza verme yükümlülüğü ve yurt dışına çıkış yasağı uygulamasının da gazetecilerin haber yapma özgürlüğüne engel olduğundan bahsederek “Bütün bu uygulamalar gazetecinin yalnızca özgürlüğünü kısıtlamakla kalmıyor, aynı zamanda mesleğini yapmasının önüne geçiyor” diye konuştu.
“Her türlü farklı sesi susturmak istiyorlar”
Çiçek, erişim engellerinin ciddi boyutta arttığından bahsetti. Gazetecilere yönelik baskıların en önemlisinin erişim engelleri olduğunu belirten Çiçek, sadece Eylül ayında 3 bin 500 hesabın engellendiğini ekledi:
“Erişim engelleri ile her türlü farklı sesi susturmak istiyorlar. Bu şekilde bir sansür korkusuyla otosansürü de yaratıyorlar. İnsanlar eleştirmesin, ses etmesin diyorlar.”
Bu tabloya rağmen Selman Çiçek, 1990’lardan bu yana gazete binalarının bombalandığı, ajansların Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldığı ve gazetecilerin öldürüldüğünü hatırlatarak haberciliğin bölgede sadece bir meslek değil, hakikatı kamuoyuna duyurma görevi olarak sürdürüldüğünün altını çiziyor.
Yılmaz: “Otosansür ne yazık ki artık rutinimizin parçası”
Mesleği nedeniyle çeşitli baskılara maruz kalan, haberlerine ilişkin hakkında dava açılan ve gerekçe gösterilmeden X hesabı erişime engellenen gazeteci Tuğçe Yılmaz, bu atmosferin habercilik biçimini etkilediğinden bahsetti.
Yılmaz, içinde bulunduğumuz dönemde gazetecilerin güvenliğini sağlamayı kritik bir öncelik olarak yorumladı:
“Riskleri göz önünde bulundurarak daha dikkatli davranıyorum. Bunu geri adım olarak görmekle birlikte gazeteciler olarak güvenliğimizi sağlamanın da en kritik önceliklerimizden biri olduğunu bir dönemden geçiyoruz. Otosansür ise ne yazık ki artık rutinimizin parçası haline geldi. Haberleri ele alış biçimim değişti. Başlık seçiminden manşet görseline kadar her şey farklı bir formata bürünebiliyor.”

Tuğçe Yılmaz
Yılmaz, fon olayını haberleştirdiği için gözaltına alınan Bahadır Özgür ve ev hapsindeyken gözaltına alınıp tutuklanan Murat Ağırel’in yaşadıklarının gazeteciler açısından son derece ağır uygulamalar olduğunu belirtti.
“Heyecanımız ve merakımız bu işte vücut buluyor”
Bu uygulamaların normalleştirilmesini eleştiren Yılmaz, çevresinden gelen uyarıları düşüncesizce buluyor:
“Bir manava ‘Artık elma satma’ diyemiyorsanız bir gazeteciye de ‘Bunu haber yapma’ diyemeyeceğinizi düşünüyorum. Heyecanımız ve merakımız bu işte vücut buluyor. Son yıllarda yorulmadığım tek bir hafta hatırlamıyorum. Meslektaşlarımın, hak savunucularının gözaltına alınmasına ve tutuklanmasına alışamıyorum. Şu an gözaltına alınmamız, tutuklanmamız normal bir tedbirmiş gibi görülüyor.”
Yılmaz, insanların gazetecilere “Kendini tutuklattırma” şakası yapmak yerine aileleriyle ve kendileriyle dayanışma gösterilmesi gerektiğini ve şakaya vurularak bu konunun normalleştirmemesi gerektiğini de ekledi.
“Tüm canlılara karşı sorumlusunuz”
Her şeye rağmen mesleğini bırakma niyeti olmadığını söyleyen Yılmaz, ilham ve motivasyonunu bu topraklarda yetişmiş Hrant Dink, Musa Anter ve birçok gazeteciden aldığını söyledi:
“Gazeteciler olarak tarihsel bir sorumluluğumuz da var. Kamuya, sizi okuyan ve takip eden herkese, tüm canlılara karşı sorumlusunuz. Mesleğimizi sürdürmemize hiçbir şeyin engel olamayacağını düşünüyorum. Sesi duyulmayan insanların ve hayvanların sesini duyurmak en büyük motivasyon kaynağım. Haberini yaptığınız, hayatına dokunduğunuz farklı kesimlerden insanları adliyede gördüğünüzde, bir şeyleri doğru yaptığınızı bir kez daha anlıyorsunuz. Bugünleri de aşacağımızı biliyorum.”
Ne olmuştu?
Türkiye son dönemlerde yoğun bir sansür dalgasıyla karşı karşıya. TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ’ın “casusluk” suçlamasıyla tutuklanmasının ardından kanala 24 Ekim 2025 tarihinde TMSF (Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu) kayyım olarak atandı.
TELE1 çalışanlarının kayyım kararından sonra YouTube üzerinden başlattığı Tele2 ise, RTÜK’ün istediği 2 milyon TL’lik lisans ücretini karşılayamadığı için 2 Ekim 2026 tarihinde yayın hayatına son verme kararı almıştı.
Adalet Bakanı Akın Gürlek öncülüğünde yürütülen LGBTİ+’lara yönelik “Ailem Güvende” operasyonu üzerinden aralarında gazete ve gazeteci hesaplarının da olduğu yüzlerce sosyal medya hesabı erişime engellendi. Bu operasyonlar kapsamında gazeteci Tuğba Tekerek tutuklandı.
T24’ün internet sitesi ve sosyal medya hesapları için LGBTİ+ haberleri gerekçe gösterilerek 30 Eylül’de İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği tarafından kapatma kararı verilmişti.
14 Ekim 2026 sabahı Halk TV binasına kayyım atandığı duyuruldu, binaya polisler girdi. 21 Ekim’de ise Halk TV’nin X hesabı erişime engellendi. Bundan önce fon soruşturmasıyla ilgili paylaşım ve haberleri gerekçe gösterilen gazeteciler Şaban Sevinç ile Mustafa Balcı “halkı yanıltıcı bilgiye alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandı, İsmail Saymaz ile Murat Ağırel hakkında ise ev hapsi şeklinde adli kontrol uygulandı. Ardından Halk TV yazarı Bahadır Özgür, fon soruşturmasıyla ilgili X paylaşımı nedeniyle 15 Ekim’de “soruşturmanın gizliliğini ihlal” suçlamasıyla gözaltına alındı. Ağırel ise 16 Ekim sabahı, ev hapsi sürerken gözaltına alındı.
22 Mart 2026’da da “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklanmış ve 75 gün Sincan Cezaevi’nde tutulup daha sonra haziran ayında tahliye edilen BirGün muhabiri İsmail Arı, 23 Ekim’de “kaçma şüphesi” olduğu gerekçe gösterilerek tekrar tutuklandı.
Mezopotamya Ajansı, Yeni Yaşam Gazetesi, Jinnews, NuJINHA ve Ajansa Welat gibi birçok medya organı ise yıllardır erişim engellerine, gözaltılara, tutuklamalara ve yoğun baskılara maruz kalmaya devam etti.
En son Mezopotamya Ajansı’nın (MA) internet sitesinin tamamı, 6 Ekim’de Sulh Ceza Hâkimliği kararıyla erişime kapatıldı. MA bu durumun ajansa getirilen 44’üncü erişim engeli olduğunu belirtti. 14 Ekim’de ajansın X hesabına da erişim engeli getirildi. Ajansa Welat’ın “ajansawelat1” adlı Instagram hesabına ise BTK tarafından 16 Eylül 2026’da erişim engeli getirildi.
BTK, Temmuz ayında Ajansa Welat’ın internet sitesine ve X hesabına da erişim engeli uygulamıştı. Aynı dönemde Azadiya Welat ve Nûmedya24 gibi diğer bazı basın kurumlarının site ve hesaplarına da erişim engeli getirilmişti.



