CHP: Birinci parti, kırılgan muhalefet

Türkiye’nin ana muhalefet partisi olan CHP, tarihinin en yüksek yerel seçim başarısını elde ettiği dönemde kurultay krizleri, yargı kararları ve siyasi operasyonlarla sarsıldı. Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel dönemlerini karşılaştıran bu dosya, CHP’nin yükselişiyle eş zamanlı yaşadığı kırılmayı, demokrasiye katkı, siyasi etik ve muhalefet sorumluluğu ekseninde inceliyor.

Özgür Özel’in CHP Genel Başkanı seçildiği 2023 yılında düzenlenen CHP Genel Kurultayı, Foto: CHP

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 2024 yerel seçimlerinde, uzun yıllar sonra Türkiye’nin birinci partisi olmanın anahtarına sahip oldu. Büyükşehirlerde elde edilen başarı ve artan oy oranları, partiyi yeniden iktidar alternatifi olarak tartışmaların merkezine taşıdı. Ancak bu yükseliş, kurultay tartışmaları, liderlik mücadeleleri, yargı müdahaleleri ve belediyelere yönelik operasyonlarla aynı döneme denk geldi. Bu bölüm, CHP’nin son yıllardaki bu kritik kırılma anını; Kemal Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel dönemlerini seçim sonuçları, temsil gücü ve siyasal gelişmeler üzerinden karşılaştırırken, iki dönemin demokrasiye katkısını, siyasi etik anlayışını ve muhalefet olmanın gerektirdiği sorumlulukları da tartışmaya açıyor.

2024–2026 bilançosu

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişleri ve Cumhuriyet Başsavcılıkları tarafından yürütülen soruşturmaların ulaştığı hacim, muhalefet yerel yönetimleri üzerindeki idari kıskacı sayısal olarak da doğrulamaktadır. Dönem itibarıyla adli ve idari takibata uğrayan CHP’li yerel yönetim kadrolarının dökümü şu şekildedir:

2024–2026 Yargı Kıskacı Bilançosu: CHP’li Belediyeler
Soruşturma İzni 371 İçişleri Bakanlığı verilerine göre adli makamlara sevk edilen dosya sayısı.
Tutuklu / Tutuklu Yargılanan 22 Yargı sürecinde tutuklama veya infaz kararı çıkan toplam Belediye Başkanı.
Removed / Kayyum 13 Kayyum atanan veya meclis içi vekalet değişimine zorlanan belediyeler.
Tutuklu ve Tutuksuz Yargılanan Kadro Dağılımı
  • Belediye Başkan Yardımcısı “Kent Uzlaşısı” ve “Mali Usulsüzlük” soruşturmaları.
    14 Kişi
  • Belediye Meclis Üyesi Örgüt üyeliği/yardım, ihale ve rüşvet şüpheleri.
    42 Üye
  • Bürokrat / Yönetim Üyesi Adli kontrol şartı veya tutuklulukla yargılamalar.
    35 Yönetici
Kaynak: İçişleri Bakanlığı resmi verileri ve Nihaplus adli sicil tarama sonuçları (2024-2026).

İçişleri Bakanlığı, soruşturma izinlerinin %44’ünün AKP’li belediyelere (%44’e tekabül eden 677 belediye) yönelik olduğunu belirterek sürecin “siyasi olmadığını” savunsa da, muhalefet blokundaki tutuklamaların doğrudan “şafak operasyonları, görevden el çektirmeler ve yerel meclis iradesinin baypas edilmesi” (kayyum) şeklinde tezahür etmesi, idari vesayetin siyasi bir enstrüman olarak kullanıldığı eleştirilerini güçlendirmektedir.

Kılıçdaroğlu vs Özgür Özel Dönemi

14–28 Mayıs 2023 seçimlerinde hem genel başkanlığı hem cumhurbaşkanlığı adaylığını kaybeden Kılıçdaroğlu, 4–5 Kasım 2023’te toplanan 38. Olağan Kurultay’da Özgür Özel’e karşı yarıştı ve yenildi. Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu’nun da desteğiyle yüzde 54,7 oranında oy aldı; Kılıçdaroğlu 13 yıllık genel başkanlığını geride bıraktı.

Kılıçdaroğlu ve Özel’in demokratikleşmeye dair tüm söylemleri ile birlikte nasıl birer muhalefet yürüttükleri sürekli karşılaştırılır oldu.

CHP’de İki Dönem: Kurumsal ve Siyasi Karşılaştırma
K. Kılıçdaroğlu Dönemi (2010-2023)
Özgür Özel Dönemi (2023-2026)
YSK Verileri (Genel Seçim Oyları)
2023 Genel Seçimleri: %25.33 CHP 169 milletvekili çıkardı (Kontejanlar dahil).
2024 Yerel Seçimleri: %37.76 CHP 47 yıl sonra ilk kez birinci parti konumuna ulaştı.
Parlamenter Koltuk Sayısı Dinamiği
Seçim başlangıcında 169 koltuk. DEVA, Gelecek, Saadet ve DP’ye verilen 39 kontenjan sonrası net 130 vekil.
Mayıs 2026 itibarıyla: İstifalar ve transferler sonrası meclisteki koltuk sayısı 128’e gerilemiştir.
Belediye Gücü (YSK Verisi)
2019 Yerel Seçimleri: İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya dahil 11 Büyükşehir ve kritik metropoller.
2024 Yerel Seçimleri: 14 Büyükşehir, 21 il merkezi ve toplamda 420 belediye ile zirve yapıldı.
Siyasi Etik ve Sorumluluk Sınavı
2016 Dokunulmazlık Kararı: HDP’li vekillerin tutuklanmasının önünü açan “Anayasaya aykırı ama evet” denilmesi.
İktidarla “normalleşme” adı altında yürütülen müzakerelerin, yargı kuşatmasına engel olamaması.
Yargısal/Hukuki Müdahaleler
Genel Başkan’ın Ankara’da “Adalet Yürüyüşü” başlattığı ve parlamenter reaksiyonun yoğun olduğu dönem.
2026 İstinaf Kararı: İmamoğlu’na siyasi yasak ve Esenyurt/İstanbul yönetiminin “mutlak butlan” ile devralınma süreci.

Kırılma noktası: Kasım 2023 Kurultayı ve sonrası

  • Kasım 2023: İktidar değişimi

Kılıçdaroğlu, 13 yıllık genel başkanlık hayatı 4–5 Kasım 2023’te toplanan 38. Olağan Kurultay’daki yenilgi ile geride bıraktı. Bu kurultayın sonuçları Türkiye siyasi tarihine CHP’deki bir başkanlık değişiminden çok daha fazlası olarak geçecekti.

Kurultayın hemen ardından kulislerde iki isim arasındaki gerilime dair söylentiler başladı. Özel’in genel başkanlığını pekiştirmeye, İmamoğlu’nun ise İstanbul dışında etki alanını genişletmeye çalıştığı yorumları parti içi kaynaklar tarafından aktarıldı.

  • Ekim 2023: İlk parti içi kayyım dalgası

8 Ekim 2023’te yapılan İstanbul İl Kongresi’nde İmamoğlu’nun desteklediği Özgür Çelik, il başkanlığına seçildi. Kılıçdaroğlu’na yakın eski isim Canpolat ise kaybetti. Buradan da parti içi bir kıvılcım çaktı. Aslında CHP’de belediyelerine atanan kayyımların dışında bir “parti içi kayyım mekanizması” burada başladı.

İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, il kongresi hakkında açılan iptal davasında Özgür Çelik ve yönetimini tedbiren görevden aldı; aralarında Kılıçdaroğlu’na yakın Gürsel Tekin’in de bulunduğu 5 kişilik kayyım heyeti atandı. CHP Genel Başkanı Özel bunu’yargı darbesi’olarak nitelendirdi; mahkeme kararını tanımayacaklarını açıkladı.

Kılıçdaroğlu’nun mahkeme kararını memnuniyetle karşılaması, İstanbul İl Başkanlığı kayyım heyeti üyelerini ofisinde ağırlaması ve görevi devralmayı kabul etmesi, siyaset bilimciler tarafından “muhalefetin iktidar eliyle tanzim edilmesi operasyonuna ortak olmak” şeklinde yorumlandı. Sandıkta ve delege iradesiyle kaybedilen genel başkanlık koltuğunun, iktidarın kontrolündeki yargı kararıyla geri alınması, CHP içindeki koltuk sevdasının demokratik meşruiyetin önüne geçtiğini gösteren en acı mikro tarih vesikası oldu.

  • Kurultay iptali ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun dönüşü

CHP içindeki absürt ve sarsıcı kırılma, Mayıs 2026’da Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği kararla yaşandı.

Süreç Kasım 2023 kurultayına sıçradı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 38. Olağan Kurultay için ‘mutlak butlan’ kararı verdi. Mahkeme, bu kararla Kılıçdaroğlu’nu hukuken genel başkan olarak atadı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ise kurultay günü para karşılığı oy kullandırıldığı iddiasıyla soruşturma başlatmıştı.

  • “Mutlak Butlan” kararı ve Özgür Özel’in görevden alınması

Delegelerin iradesinin sakatlandığı iddiasıyla açılan dava sonucunda mahkeme, Özgür Özel’in genel başkan seçildiği 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Kurultay’ı ile sonraki olağanüstü kurultayları “mutlak butlan” (hukuken hiç yapılmamış sayılma) gerekçesiyle oy birliğiyle iptal etti. Kararla birlikte Özgür Özel ve mevcut parti yönetimi tedbiren görevden uzaklaştırıldı.

  • Kılıçdaroğlu’nun “Kayyım Genel Başkan” olarak atanması

Mahkeme, hukuki durumun 4 Kasım 2023 kurultayından önceki ana döndürülmesine hükmederek, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve eski parti organlarının görevlerine aynen devam etmelerine karar verdi. Hukuk dairesi, iki hafta içinde Yargıtay’a temyiz yolu açık olmak üzere partiyi eski yönetime teslim etti.

Siyasi etik ve meşruiyet krizi

Kemal Kılıçdaroğlu, partisine kayyım atayan iradenin “iç kayyımı” olmayı kabul ederek siyasi etik çıtasını en alt seviyeye indirdi.

Kararın ardından yaşananlar siyasi tarih sayfalarına geçecek türdendi: Kılıçdaroğlu’nun avukatları CHP Genel Merkezi’nin boşaltılması için Ankara Valiliği’ne başvurdu; Genel Merkez önüne çevik kuvvet sevk edildi; Özel’i destekleyen bazı milletvekilleri demir parmaklıkları tırmanarak binaya girmeye çalıştı.

Türkiye’nin ana muhalefet partisinin genel merkezi önünde yaşanan bu manzara, ülkenin demokratik krizinin simgesi hâline geldi.

Muhalefet olmanın sorumluluğu

Muhalefet Paradoksu

Robert Dahl, polyarchy teorisinde etkili muhalefetin iki önkoşulunu şöyle tanımlar: iktidarın kuralları bozmasını teşhir etme kapasitesi ve alternatif bir yönetim vizyonu sunma yetkinliği. CHP bu iki kriter üzerinden değerlendirildiğinde, tablo karmaşıktır.

Seçim verileri açısından CHP, 2002’den bu yana tutarlı biçimde ikinci sırayı korumuş; 2024’te yerel seçimlerde birinci konuma yükselmiştir. Bu, seçimsel varlığı kanıtlar. Öte yandan parlamentodaki oy oranı uzun yıllar yüzde 20–26 bandında takılmış; muhalefet işlevi —iktidar politikalarına karşı somut alternatif üretmek, denetim mekanizmalarını etkin kullanmak— tartışmalı kalmıştır.

2016 paradoksundan 2025 krizine

Kılıçdaroğlu’nun 2016’da dokunulmazlıklara ‘evet’ demesi, 2024–2025’te belediye başkanlarının tutuklanmasının meşruiyet kılıfı olarak kullanılmaktadır. Bu, tarihsel sorumluluk kavramının somut bir örneğidir: Bir muhalefetin demokratik kurumları zayıflatan süreçlere destek vermesi, ileride kendi aleyhine dönebilecek emsal yaratır.

Siyasi etik ve kurumsal süreklilik

Demokratik siyasi etik, parti çıkarının sistem kurallarının önüne geçemeyeceğini gerektirir. 2023 kurultayı kararının yargı yoluyla iptal edilmesi ve ardından Genel Merkez önündeki kuşatma sahnesi, hem iktidar tarafına hem muhalefet tarafına bakıldığında aynı soruyu sormayı zorunlu kılıyor: Siyasi partiler hangi meşruiyet zemininde iddialarını taşıyor?

Mahkemelerin parti içi seçimlere müdahalesinin ve Ankara Valiliği aracılığıyla bir siyasi partinin genel merkezinin kuşatılmasının demokratik normlarla bağdaşmadığı açık. Aynı zamanda CHP içindeki iç çatışmanın bu ölçeğe taşınmasının ve mahkeme kapılarında çözüm aranmasının da sorgulanması gerekiyor.

Ana muhalefet olmanın ‘dayanılmaz hafifliği’, tam da bu noktada anlam kazanıyor: En büyük muhalefet partisi, hem dışarıdan gelen baskıyla hem de kendi iç tartışmalarıyla eş zamanlı boğuşurken muhalefet işlevini nasıl yerine getirecek?

Son söz: Tarihin açık ucu

CHP, kuruluşundan bu yana Türkiye siyasetinin en uzun soluklu aktörü olarak kalmayı sürdürüyor. Tek parti döneminin devlet kimliğinden 1950’deki yenilgiye, oradan Ecevit’in sol çizgisine ve nihayetinde onlarca yıllık muhalefet dönemine uzanan yol, her siyasi nesille farklı bir anlam kazanıyor.

2023 kurultayının ardından başlayan süreç, Kılıçdaroğlu’nun kayyım olarak atanması iddiası, kongreler hakkındaki iptal davaları, belediye başkanlarının tutuklanması ve Genel Merkez önündeki manzara, tek bir siyasi partinin iç krizini aşıyor. Türkiye’nin demokratik dengesinin nerede durduğunu gösteren bir ayna işlevi görüyor.

Muhalefet literatürü, güçlü bir muhalefetin demokratik sistemin zorunlu unsuru olduğunu ısrarla vurgular. Bu vurgunun somutlaşması için üç koşul gerekiyor: muhalefet partisinin kendi içinde demokratik olması, yargı ve yürütmenin parti içi süreçleri araçsallaştırmaması ve seçmenin bu süreçteki sorumluluğunu bilmesi.

Türkiye’nin en eski partisi, kendi tarihinin en büyük paradoksu içinde seyrediyor: Seçim sandığında en güçlü olduğu dönemde siyasi ve hukuki olarak en kırılgan noktasına gelmiş görünüyor. Bu çelişkinin nasıl çözüleceği, yalnızca CHP’nin değil, Türk demokrasisinin geleceğini de belirleyecek.

Yapısal konforun ve ideolojik esnekliğin eleştirisi
Mikro Tarih Notu
Büyük anlatılar siyasi elitlerin retoriğidir. Oysa mikro tarih, 2016’daki tek bir meclis el kaldırma anına veya 2026’daki bir mahkeme kalemi tutanağına bakar. Bu dosyanın asıl eleştirisi; aktörlerin isimlerinden ziyade, “ana muhalefet” kurumsal kimliğinin Türkiye’de yapısal bir sigorta işlevi görmesidir.
“Sorumluluk” Kavramının Araçsallaştırılması
Siyasette muhalefet topluma karşı sorumludur. Ancak veriler, CHP elitlerinin sorumluluk kavramını “parti içi iktidarı koruma sorumluluğuna” indirgediğini gösteriyor. Kılıçdaroğlu dönemindeki dokunulmazlık kararı anlık bir tepkiyi absorbe etmek için rasyonel görünse de, demokratik siyaset alanını yok etmiştir. Bu, siyasi etiğin günübirlik taktiklere feda edilmesidir.
2024 Yanılsaması ve Stratejik Acziyet
Özgür Özel yönetiminin elde ettiği %37.76’lık başarı, ardından gelen kayyım ve tutuklama dalgasıyla bir “stratejik acziyete” dönüşmüştür. Bir parti kazandığı belediyeleri koruyacak direnç mekanizmalarını kuramıyorsa, o oy oranları sadece kağıt üzerinde birer YSK verisidir. CHP, iktidarın yargı hamlelerini adeta birer “doğal afet” gibi izlemiştir.
İdeolojik Boşluk ve Sağ Siyasete Sığınma
Seçmeni “iktidarı değiştirmek” için konsolide eden ana muhalefet, kendi listelerinden meclise taşıdığı isimlerin iktidarın meclis çoğunluğunu pekiştirmesine (AKP sandalye sayısının 275’e yükselmesi) neden olmuştur. Bu durum, “Kime oy verirsem vereyim sistem aynı yere çıkıyor” algısını besleyerek demokratik inançsızlığı körüklemiştir.
EK 2: Muhalif Olmanın Gerçek Sorumlulukları ve “Büyük Kaçış”
Siyaset felsefesinde muhalif olmak; iktidarın alan kapattığı her yerde topluma bir nefes borusu açma, demokratik ahlakı koruma ve siyasi bir barikat kurma sorumluluğudur. Ana muhalefet, bu sorumluluğu kendi kurumsal ikbali uğruna sistematik olarak terk etmiştir.
Korkaklığın “Strateji” Olarak Sunulması: Muhalif olmanın ilk sorumluluğu cesarettir. 2016’daki dokunulmazlık oylamasında CHP, “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” derken iktidarın “terör” parantezinden kaçmaya çalışıyordu. Kendi vekillerini korumayı reddetmek bir strateji değil, siyasi ahlakın korkaklığa feda edilmesidir.
Seçmenin İradesini “Koruyamama” Acziyeti: Esenyurt’tan İstanbul’a uzanan kayyım dalgası karşısında genel merkez, “hukuki süreci takip ediyoruz” konforuna sığındı. Seçmene “oy verin” deyip, iradesi gasp edilirken meydanları dolduramayan bir yapı, ahlaki olarak muhalif olma vasfını yitirir.
Siyasi Ticaret ve Temsiliyet İhaneti: Seçmenin muhalif kalması için verdiği oyu, iktidarın meclis çoğunluğunu 275’e çıkarmak için harcayanlar temel ilkeyi çiğnemiştir. Muhalif olmak, iktidara vekil taşıyan bir lojistik firmasına dönüşmek demek değildir.
Koltuk Siyasetinin Demokratik Meşruiyeti Yutması: Mayıs 2026’da kurultay iptal edilip, partinin başına “kayyım” gibi dönmenin önü açıldığında, Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu karardan memnuniyet duyması muhalif olma sorumluluğunun tasfiye edildiği andır. Sandıkta kaybedilen koltuğu iktidar mahkemeleriyle geri almaya çalışmak, operasyona gönüllü yazılmaktır.
Sonuç Özeti: Dayanılmaz Hafiflik
“Ana muhalefet olmanın dayanılmaz hafifliği”, her şeyi eleştirip hiçbir şeyin sorumluluğunu almama konforudur. CHP; ülkeyi yönetmenin getirdiği ağır riskleri almadan, hazine bütçelerini ve koltukları korumuş; ancak toplumu ve sandığı savunma sorumluluğundan her seferinde kaçmıştır. Sonuç, sorumluluktan kaçan bir muhalefetin, iktidarın ömrünü uzatan en büyük güvenceye dönüşmesidir.
  1. Bölüm: CHP’nin kısa muhalefet tarihi

CHP’nin kısa muhalefet tarihi

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin Kasım 2023 tarihli CHP Kurultayı hakkında ‘mutlak butlan’ kararı vermesi ve ardından parti merkezine çevik kuvvet sevk edilmesi, Türkiye’nin en eski ve tek kesintisiz var olan partisi için yeni bir eşiği işaret ediyor. Bu dosya; muhalefet kavramının doğuşundan CHP’nin bugünkü krizine uzanan çizgiyi, seçim verileri ve kronolojiyle birlikte ele alıyor.

Foto: CHP

Siyaset teorisinde muhalefet, yalnızca iktidarın karşı kutbu veya bir sonraki seçimde koltuğu devralmayı bekleyen yedek bir güç değil. Demokratik meşruiyetin sacayağı olan muhalefet, kamusal denetimi, toplumsal rıza üretimini ve siyasi etiğin korunmasını sağlayan kurumsal bir zorunluluk. Ancak Türkiye’nin modernleşme ve demokratikleşme serüveninde, özellikle de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ekseninde muhalefet, yapısal bir konfor alanına, iktidar olamamanın getirdiği yapısal bir “dayanılmaz hafifliğe” dönüşmüş durumda.

2023 Genel Seçimleri’nden başlayan ve Mayıs 2026’da yargı eliyle partiye “kayyım” tayin edilmesine kadar uzanan kurumsal kırılma, bu hafifliğin ve siyasi etik krizinin mikro tarihsel bir vesikası. Bu metin, tarihsel kökenlerden güncel Yüksek Seçim Kurulu (YSK) verilerine, parlamenter erozyondan kurultay iptaline uzanan süreçte, ana muhalefetin kurumsal çözülüşünü kronolojik bir karşılaştırmayla mercek altına almakta.

Muhalefet nedir? Kavramın doğuşu

Muhalefet kavramı modern siyaset literatürüne sanıldığından erken girdi. İngilizce ‘opposition’ sözcüğünün modern siyasi anlamda kullanımı 18. yüzyıla, İngiltere’de sistematik parlamento muhalefetinin kurumsallaşmasına dayanıyor. 1826’da Whig Parti lideri George Tierney’in kullandığı Onurlu Muhalefet’ (His Majesty’s Opposition) kavramını zamanla liberal demokrasilerin vazgeçilmez kurumsal sütunlarından biri hâline geldi.

Antik Yunan’da isegoria (eşit söz hakkı) ve parrhesia (gerçeği söyleme cesareti) üzerine kurulu agora kültürü, muhalefet fikrinin düşünsel köklerini barındırken örgütlü siyasi muhalefet, yani iktidarı denetleyip alternatif politika öneren kalıcı yapılar, modern parlamentarizmin ürünü olarak devam etmekte.

Siyaset biliminde Robert Dahl’ın çoğulculuk teorisi ve Giovanni Sartori’nin parti sistemi tipolojisi, muhalefetin demokratik sistemlerdeki işlevini şöyle teorize eder: İktidarı sınırlamak, seçmenlere seçenek sunmak, yönetişim hatalarını görünür kılmak ve meşru iktidar değişiminin kapısını açık tutmak. Bu işlevleri yerine getiremeyen bir muhalefet, varlığının ağırlığını taşıyamaz; bu yazının temel argümanı da buradan besleniyor.

Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü, Foto: Wikipedia

Osmanlı’dan Cumhuriyete giderken muhalefet

Osmanlı-Türk modernleşmesinde ilk organize siyasi muhalefet odağı, Sultan Abdülaziz yönetimine karşı gizli bir cemiyet olarak kurulan Yeni Osmanlılar (1865) ve ardından gelen İttihat ve Terakki Cemiyeti (1889)’dir. Parlamenter düzeydeki ilk resmi muhalefet partisi ise İttihat ve Terakki’nin tek parti eğilimine karşı 1911’de kurulan Hürriyet ve İtilaf Fırkası.

CHP, 1923’te ‘Halk Fırkası’ adıyla kurulduğunda ne bir muhalefet partisiydi ne de çoğulcu bir siyasi ortamda filizleniyordu. Tam tersine, kurucu iktidar partisiydi. Devleti, orduyu ve toplumsal dönüşümü yönlendiren tek yapıydı.

CHP, devlet kuran bir parti olarak Osmanlı bürokratik elitinin ve kurucu askeri kadronun mirasçısıdır. Osmanlı döneminde İttihat ve Terakki Cemiyeti geleneğinden gelen Mustafa Kemal ve kadrosu, 1923–1946 arasında CHP’yi bir parti olmaktan çok devletle özdeşleşmiş bir hareket olarak konumlandırdı. Bu durum, partinin genetik kodlarına “devletin asıl sahibi” olma bilincini işlemiştir. Modern devlet aygıtını inşa eden CHP, ilk yıllarında muhalefeti “içeriden” kontrol etmeye çalıştı: 1924 yılındaki ilk çok partili deneme, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile gerçekleşti. Fırka dokuz ay içinde kapatıldı. 1930’daki Serbest Cumhuriyet Fırkası deneyi ise beklenmedik halk ilgisi nedeniyle üç ayda sona erdirildi. Her iki örnekte de sistem, muhalefeti değil iktidar tekini taşıyordu.

Bu tarihsel arka plan, CHP’nin muhalefeti kurumlaştıran değil, tarihsel olarak onu dışlayan ya da kısa tutmaya çalışan yapıdan evrilmesi/ doğması yönüyle önemli.. Peki Türkiye’nin en uzun soluklu muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi nasıl bir muhalefet kimliğine sahip, muhalefet olmanın sorumluluklarını yerine getirdi mi?

Cumhuriyet Halk Fırkası Kürsüsü, Foto: Wikipedia

Türkiye’de ilk muhalefet örneği

1946’da Demokrat Parti’nin kuruluşu ve 1950’deki seçim yenilgisi, CHP’yi bu sefer kendi icat etmediği bir role yani muhalefete zorladı. 1950 seçimleri Türk siyasi tarihinin en köklü iktidar değişimini getirdi. Adnan Menderes liderliğindeki DP, yüzde 53,3 oy ve 487 sandalyeyle iktidara gelirken CHP 69 sandalyeyle küçük bir muhalefet grubuna dönüştü. O güne kadar devlet ile neredeyse özdeşleşmiş olan CHP, 14 Mayıs 1950 seçimleriyle ile birlikte barışçıl yollarla Demokrat Parti’ye devrederek “kurucu parti” pozisyonundan “ana muhalefet” konumuna keskin bir geçiş yapmış oldu. Bu tarihten sonra CHP, toplumsal merkez ile özellikle muhafazakar ve taşralı seçmenle kurumsal bir doku uyumsuzluğu yaşadı.

İktidardan muhalefete geçiş

Siyasi elitlerin koridor siyasetine sıkışması, CHP’yi iktidarı hedefleyen dinamik bir aktör olmaktan çıkarıp mevcut statükoyu ve kendi kurumsal varlığını korumaya odaklı “ebedi muhalefet” pozisyonuna sabitlendi.

1960 askerî darbesi, 1961’de Türkiye İşçi Partisi’nin kuruluşu ve ardından gelen 1965–1977 arası konjonktür, çok partili hayatın oturmasını sağladı. CHP, bu dönemde Bülent Ecevit liderliğinde ‘Ortanın Solu’ söylemiyle solun ana partisi konumuna yerleşti. 1973’te yüzde 33, 1977’de yüzde 41,4 oy alarak tarihin en yüksek oy tavanına ulaştı. Ecevit, başbakanlık da yaptı. Ancak 1980 darbesiyle tüm partiler kapatıldı ve CHP’nin mirası önce SHP’ye, ardından DSP ile CHP’nin yeniden birleşmesiyle bugünkü yapıya taşındı.

CHP 1950’de iktidarsız kalmayı öğrenmek zorundaydı. 75 yıl sonra hâlâ bu öğrenme sürecini tamamlayıp tamamlamadığı tartışılıyor.

Rakamlarla CHP’nin Muhalefet Dönemi (2002-2023)
🔍 Detaylı siyasi notları okumak için grafik çubuklarının üzerine gelin
2002 Genel Seçimi %19,4
178 Vekil
AK Parti karşısında tek muhalefet partisi olarak mecliste yer aldı.
2007 Genel Seçimi %20,9
112 Vekil
Cumhurbaşkanlığı krizinin (“367 Krizi” ve e-muhtıra) gölgesinde girilen seçim.
2011 Genel Seçimi %26,0
135 Vekil
Kılıçdaroğlu’nun liderliğindeki ilk seçim. Sonraki 12 yıl boyunca bir daha aşılamayacak olan en yüksek oy oranı.
Haziran 2015 Genel Seçimi %25,0
132 Vekil
HDP’nin barajı aşmasıyla dört partili meclis aritmetiği oluştu, iktidar çoğunluğu ilk kez sarsıldı.
Kasım 2015 Genel Seçimi %25,3
134 Vekil
Hükümet kurulamaması sonrası erken seçim. Türkiye genelindeki büyük değişimlere rağmen CHP tablosu aynı kaldı.
2018 Genel Seçimi %22,6
146 Vekil
Millet İttifakı yapısının şekillendiği ilk seçim dönemi. Muharrem İnce’nin Cumhurbaşkanlığı adaylığı gölgesinde kaldı.
2023 Genel Seçimi %25,4
169 Vekil*
Millet İttifakı çatı listesiyle girildi. 169 vekilin 39’u sonrasında DEVA, Gelecek, SP ve DP’ye ayrılarak meclis gücünü eritti.
Veriler çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor: Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa geldiği 2010’dan 2023’e kadar geçen on üç yıllık süreçte, ana muhalefet partisinin oyları yüzde 19 ile yüzde 26 bandına sıkışmış ve “aşılmaz bir cam tavan” görüntüsü çizmiştir.
* Kaynak: YSK resmî seçim sonuçları. 2023 milletvekili sayısı, ittifak ortaklarıyla CHP listesinden seçilenleri kapsamaktadır (toplam 169 + ittifak vekilleri).

Veriler çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor: CHP, Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa geldiği 2010’dan 2023’e kadar oy oranını yüzde 19–26 bandından çıkaramadı. 2011’deki yüzde 26 zirve, sonraki on iki yılda da aşılamadı. Bu grafik, Kılıçdaroğlu sonrasında Özel liderliğinde mümkün olabilecek değişimin referansı olarak da okunabilir.

Peki Kılıçdaroğlu’nun birinci başkanlık dönemi CHP’nin muhalif tarihine hangi noktaları bıraktı?

Kılıçdaroğlu’nun birinci başkanlığı

Kemal Kılıçdaroğlu’nun 2010 yılında kaset komplosu sonrası genel başkanlığa gelişi, rasyonel bürokratik bir muhalefet vaat ediyordu. Ancak bu dönem, kurumsal muhalefetin “taktiksel hatalarla” kendi bacağına sıktığı bir sürece dönüştü.

Bu sürecin en büyük kırılma noktası, AKP’nin Mayıs 2016’da milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına yönelik anayasa değişikliği teklifini Meclis’e getirip oylaması oldu. Teklifin asıl hedefi HDP’ydi. Ancak tasarı kapsamında, CHP’li 50’ye yakın milletvekilinin dosyası da bulunuyordu. Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP, iktidarın “teröre destek verenleri koruyorlar” propagandasına yenik düşme korkusuyla, siyasi etiği ve parlamenter denetim hakkını çiğneyerek “Anayasaya aykırı ama evet diyeceğiz” tavrını benimsedi. Kılıçdaroğlu’nun karar noktasındaki sözleri dikkat çekiciydi: ‘Eğer bedel ödenecekse önce bedeli biz ödeyelim.’

Kılıçdaroğlu’nun bu tavrı ‘siyasi güvenilirliği test eden bir adım’ olarak savunuldu. Yasama organının yargı ve yürütme karşısında tamamen diz çökmesine neden oldu. HDP’li vekillerin tutuklanmasının önünü açan ve 4 Kasım 2016’da eş genel başkanlar dahil 9 HDP’li vekilin tutuklanmasına zemin hazırlayan bu hamle, dönüp dolaşıp Enis Berberoğlu örneğinde olduğu gibi CHP’li vekilleri ve ilerleyen yıllarda CHP’li belediye başkanlarını vuracak olan yargısal kuşatmanın yasal zeminini hazırladı. Ana muhalefet, kendi kurumsal kalkanını kendi elleriyle yok etti.

Bu olay, bugünden geriye bakıldığında farklı bir anlam kazanıyor. Kılıçdaroğlu’nun ‘önce bedeli biz ödeyelim’ dediği mekanizma, tam olarak bugün CHP’nin kendi belediye başkanlarına ve liderlerine uygulandığı iddia edilen araç hâline gelmiş durumda. Tarihin ironisi, zaman zaman kurumsal hafıza kaybıyla tamamlanıyor.

Yerel seçimlerde değişim

CHP’nin asıl seçim odaklı ve coğrafi sıçrayışı 2023 genel seçimlerinde değil, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde gerçekleşti. Bu seçimlerde parti, uzun yıllardır aşamadığı kıyı şeridi ve metropol sınırlarını kırarak Anadolu’nun içlerine doğru tarihî bir genişleme yakaladı. 2019 yılında İstanbul ve Ankara gibi sembolik merkezleri geri kazanan CHP, 2024 yerel seçimlerinde Adana, Mersin, Muğla ve Tekirdağ gibi mevcut kalelerini korumakla kalmadı Bursa, Balıkesir ve Denizli gibi sanayi odaklı muhafazakar büyükşehirleri de ilk kez AKP’den devralarak portföyüne ekledi. Her ne kadar Hatay gibi kritik bir sınır kenti bu dönemde AKP’ye kaybedilmiş olsa da Manisa, Afyonkarahisar, Amasya ve Giresun gibi geleneksel olarak sağ partilerin domine ettiği İç ve Ege Anadolu illerinin kazanılması, muhalefet partisinin oylarını %37,76’ya ulaştırarak 47 yıl aradan sonra onu Türkiye genelinde birinci parti konumuna taşıdı.

Yerel Yönetimlerde Tarihi Sıçrama (2004–2024)
CHP’nin kıyı şeridinden Anadolu’ya uzanan genişleme grafiği ve kazanılan belediyeler
Oy Oranı
%18,2
Kazanılan Belediye
~250
İzmir ve batı sahil şeridindeki kaleler korundu. Sınırlı bir yerel muhalefet hattı oluşturuldu.
Oy Oranı
%23,1
Kazanılan Belediye
~340
İzmir tamamen güvenceye alındı; oylarda ülke genelinde sınırlı bir yükseliş trendi başladı.
Oy Oranı
%26,3
Kazanılan Belediye
~280
Büyükşehir yasasının değiştiği ilk seçim. İzmir elde tutulurken, Adana ve Antalya kaybedildi.
Kritik Kırılma
Oy Oranı
%32,1
Kazanılan Belediye
263
İstanbul, Ankara, Adana, Mersin ve Antalya kazanılarak iktidarın yıllar süren yerel hegemonyası ilk kez büyükşehirler nezdinde bölündü.
Tarihî Zirve
Oy Oranı
%37,76
Kazanılan Belediye
420
47 yıl aradan sonra Türkiye genelinde 1. Parti olundu. Bursa, Balıkesir, Denizli gibi muhafazakar/sanayi büyükşehirleri ile toplamda 14 büyükşehir ve 21 il merkezi kazanıldı.
* Kaynak: YSK Seçim Arşivi ve Resmi Gazete Sonuçları.

Bu tablo, yazının devamında anlatacağımız “Sandıkta bu kadar büyüyen ve coğrafi olarak Türkiye’nin kalbine yerleşen bir partinin, nasıl olup da 2025 ve 2026’da kendi kazandığı bu mevzileri yargı kayyımlarına ve iç kavgalara teslim ettiği” paradoksunu çok daha çarpıcı ve sarsıcı olduğunun altını çizerek siyasi etik ve sorumluluk krizini vurgulamak için gereken kusursuz kontrastı ortaya koyuyor.

Tabloya göre;
  • Bursa, Balıkesir ve Denizli büyükşehirlerinin ilk kez AKP’den alınarak CHP portföyüne katıldı.
  • Adana, Mersin, Muğla ve Tekirdağ’ın zaten CHP’de kalarak ve korundu.
  • Manisa, Afyonkarahisar, Amasya ve Giresun gibi yerlerin kazanılması tarihsel olarak değerlendirilebilr.
  • Kritik Kayıp: Hatay’ın AKP’ye geçti.
  • Tarihî Eşik: CHP’nin Türkiye genelinde %37,76 ile 47 yıl sonra (1977 Bülent Ecevit döneminden beri) ilk kez birinci parti oldu.
  • 2019 Dönümü: İstanbul, Ankara, Adana, Mersin ve Antalya’nın kazanılmasıyla yaşanan ilk büyük kırılma olarak değerlendirilebilir.
  • 2024 Dönümü: Toplam kazanılan belediye sayısının (il, ilçe ve beldeler dahil) 420’ye ulaştığı ve oy oranı 37,76 oldu.

Büyük çözülme: İstifalar ve saf değiştirmeler

14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde 600 sandalyeli Meclis’te kendi listelerinden 169 milletvekili çıkararak görece güçlü bir muhalefet bloğu oluşturan CHP, bu aritmetiğin yapısal paradoksuyla seçim hemen ertesi günü yüzleşti. Seçim ittifakı protokolü gereği CHP listelerinden bağımsız ya da kontenjan adayı olarak giren 39 ittifak vekilinin (DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti) mazbatalarını alır almaz kendi partilerine dönmesiyle ana muhalefetin çekirdek sandalye gücü bir gecede 130’a deklare oldu. Takip eden süreçte parti içi transferler ve katılımlarla meclis gücü 138 sandalyeye kadar dengelenmiş olsa da asıl ideolojik kırılma, CHP listelerinden taşınan sağ/muhafazakar ittifak unsurlarının ve parti içi disiplin süreçleriyle ters düşen bazı isimlerin ilerleyen dönemde Cumhur İttifakı ya da iktidar blokuna zemin hazırlayan saf değiştirmeleriyle yaşandı. Muhalefet oylarıyla meclise giren bu isimlerin iktidar eksenine kayması, seçmen nezdindeki kurumsal inandırıcılık krizini derinleştiren en görünür kırılma noktası oldu.

Özellikle CHP listelerinden seçilen sağ kökenli figürler ile parti içi disiplin süreçleriyle ters düşen isimlerin Cumhur İttifakı blokuna (AKP) katılması, Türk siyasetinde “vekil transferi” tartışmalarını yeniden alevlendirdi.

TBMM 28. Dönem: Muhalefet Blokundaki Kritik Vekil Transferleri ve İstifalar
Prof. Dr. Serap Yazıcı Özbudun
Seçim Listesi: CHP Listesi (Gelecek Partisi)
Durum: AK Parti’ye Katılım (Şubat 2025)
“Muhalefet bloğundaki dağınıklık ve yeni anayasa sürecindeki yapısal uyumsuzluk.”
Hasan Ufuk Çakır
Seçim Listesi: CHP (Mersin Milletvekili)
Durum: AK Parti’ye Katılım (Aralık 2025)
“Parti yönetimine yönelik sert eleştirileri sonrası ‘kesin ihraç’ istemiyle disipline sevk edilmesi.”
Cemal Enginyurt
Seçim Listesi: CHP Listesi (Demokrat Parti)
Durum: Bağımsız / CHP İle Ortak Hareket
“Demokrat Parti kongre sürecindeki usulsüzlük iddiaları ve merkez sağda yeni odak inşa etme fikri.”
Salih Uzun
Seçim Listesi: CHP Listesi (Demokrat Parti)
Durum: Bağımsız (Kasım 2024)
“Demokrat Parti’nin kurumsal dönüşüm vizyonu ve aceleci kongre kararlarıyla ters düşülmesi.”
Lütfullah Kayalar
Seçim Listesi: İYİ Parti (Yozgat)
Durum: Bağımsız
“İYİ Parti’nin genel seçim sonrası izlediği ‘hür ve müstakil’ siyaset konseptiyle yaşanan stratejik fikir ayrılıkları.”
* Kaynak: TBMM 28. Dönem Milletvekilleri listesi ve güncel siyasi transfer arşivleri.

Bu tablo ve muhalefet bloğundaki çözülmenin tek yönlü olmadığını, hem kurumsal (DP’den kopuşlar gibi) hem de doğrudan iktidar odağına yönelim (Özbudun ve Çakır örnekleri gibi) şeklinde iki farklı düzlemde ilerlediğini gösteriyor. Gelecek Partili Serap Yazıcı Özbudun’un AKP’ye katılım süreci, seçimlerden sonra muhalefet milletvekillerinin Cumhur İttifakı blokuna geçiş dinamiklerini ve meclisteki aritmetik değişimleri somut bir örnek üzerinden gözler önüne seriyor.

Yerel yönetimlerde yargı kuşatması

CHP’nin 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde tarihî zafer kazanmasının ardından, genel başkan Özgür Özel’in ‘normalleşme süreci’ beklentisiyle başladığı dönem, çok kısa sürdü. 30 Ekim 2024’te Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanmasıyla başlayan operasyon dalgası, 2025 boyunca genişleyerek devam etti:

31 Mart 2024 yerel seçimlerinin hemen ardından, merkezi yönetimin yerel yönetimler üzerindeki idari vesayet ve yargı denetimi yetkileri, Türk siyasi tarihinde eşine az rastlanır bir frekansta işletilmeye başlandı. Süreç, geçmiş dönemlerde olduğu gibi yalnızca Kürt bölgesindeki DEM Partili belediyelerle sınırlı kalmadı. Ana muhalefet partisi CHP’nin kalesi niteliğindeki metropol ilçelerine ve büyükşehirlere de uzanan sistematik bir görevden alma dalgasına dönüştü.

Buradaki en kritik hukuki ayrım, belediye başkanlarının görevden uzaklaştırılmasının ardından yerlerine yönetim modelinin nasıl şekillendirildiğidir:

Yerel Yönetimlere Müdahale Biçimleri
Doğrudan Kayyum Ataması
Belediye Kanunu’nun 45. maddesi uyarınca; “terör örgütü üyeliği veya propagandası” suçlamasıyla görevden alınan başkanların yerine İçişleri Bakanlığı tarafından mülki idare amirleri (vali yardımcısı/kaymakam) “Belediye Başkan Vekili” olarak atanmıştır.
Meclis İçi Vekalet Seçimi
“Yolsuzluk, usulsüzlük veya mal varlığı aklama” gibi adi suç şüpheleriyle uzaklaştırılan isimlerin yerine belediye meclisleri kendi içinden yeni bir vekil seçmiştir. Bu noktada meclis çoğunluğunun hangi ittifakta olduğu yönetimin rengini belirlemiştir.

2024–2026 Dönemi Kritik Görevden Alma ve Kayyum Matrisi
Doğrudan Kayyum Ataması
Meclis İçi Vekalet Seçimi
Belediye (İl/İlçe)Görevden Uzaklaştırılan BaşkanMüdahale Gerekçesi / İddiaYeni Yönetim Biçimi ve Durum
Esenyurt (İstanbul)Ahmet ÖzerTerör örgütü üyeliği iddiası / SoruşturmaDoğrudan Kayyum
Şişli (İstanbul)Resul Emrah ŞahanYargı süreçleri ve yapısal soruşturmalarDoğrudan Kayyum
Ovacık (Tunceli)Mustafa SarıgülÖrgüt üyeliği davasında alınan cezaDoğrudan Kayyum
İstanbul BBEkrem İmamoğluSiyasi yasak / “Ahmak Davası” ve soruşturmalarMeclis Seçimi
Gaziosmanpaşa (İst.)Hakan Bahçetepeİdari ve adli soruşturmalar kapsamıMeclis Seçimi
Uşak MerkezÖzkan YalımYolsuzluk ve usulsüzlük iddiaları (Tutuklama)Meclis Seçimi
Not: Mardin, Batman, Hakkari ve Van gibi büyükşehir/il belediyelerindeki kayyum süreçleri DEM Parti çatısı altında gerçekleştiği için bu tabloda sadece CHP eksenindeki ya da CHP’yi doğrudan sarsan ana kırılmalara yer verilmiştir.

Yarın: CHP: Birinci parti, kırılgan muhalefet

Zorla kaybedilmenin hafızası: Sayılar, davalar ve cezasızlık

Birleşmiş Milletler’e göre bugüne kadar 100’den fazla ülkeden 60 bini aşkın zorla kaybedilme dosyası BM mekanizmalarına taşındı. Ancak insan hakları örgütleri, devletlerin kayıt tutmaması ve dosyaların gizlenmesi nedeniyle gerçek sayının çok daha yüksek olduğunu belirtiyor. Türkiye’de kayıp yakınlarının en uzun soluklu mücadelesini ise Cumartesi Anneleri yürüttü.

Cumartesi Annelir/İnsanları’nın Galatasaray Meydanındaki eyleminden

Kayıp” kelimesi gündelik dilde çoğu zaman basit bir yokluğu tarif eder. Kaybolan bir eşya, izi sürülemeyen bir nesne, bulunamayan bir adres… Oysa insan hakları literatüründe “kayıp” bambaşka bir politik ve hukuki anlama sahip. Çünkü burada söz konusu olan şey, sıradan bir kaybolma hâli değil; zorla kaybettirilme. Bu kayıp; politik olarak üretilmiş, hukuki olarak inkâr edilmiş, toplumsal olarak derin yaralar bırakmış bir yok etme biçimi.

Zorla kaybedilme; bir kişinin devlet görevlileri ya da devlet destekli yapılar tarafından gözaltına alınması, ardından akıbetinin inkâr edilmesi ve hukuki koruma dışına çıkarılması anlamına geliyor. Uluslararası hukukta “enforced disappearance” olarak tanımlanan zorla kaybedilme; “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilen bu suç tipi, yalnızca kaybedilen kişileri değil; aileleri, toplumsal hafızayı ve adalet mekanizmasını da hedef alıyor.

İşte tam burada modern devletin ironilerinden biri ortaya çıkmakta. Peki bu devlet her şeyi kayıt altına almak isterken nasıl olur da insanlar kaybolur?

“Desaparecidos”: Kavramın doğuşu

Her ne kadar kaybettirme pratiğinin kökleri daha eskiye uzansa da modern anlamıyla zorla kaybettirme pratiği özellikle 20. yüzyılda sistematikleşti. Nazi Almanyası’nın Nacht und Nebel Kararnamesi, modern devletin görünmezleştirme tekniklerinin erken örneklerinden biri olarak kabul edilir. “Gece ve Sis” adı verilen bu uygulamada rejim muhaliflerinin iz bırakmadan ortadan kaldırılması amaçlanıyordu. Kavramın politik literatürde yaygın biçimde kullanılmaya başlanması ise Latin Amerika askeri diktatörlükleri ile oldu. Zorla kaybedilme kavramı, özellikle Arjantin’de 1976-1983 askeri cunta döneminde yaklaşık 30 bin kişinin kaybedilmesiyle birlikte “desaparecidos” kavramı dünya literatürüne girdi.

Askeri cunta döneminde:
  • Yaklaşık 340 gizli gözaltı merkezi kuruldu,
  • Binlerce kişi işkence merkezlerinde tutuldu,
  • Hamile kadınların çocukları ailelerinden koparıldı,
  • İnsanlar “ölüm uçuşlarıyla” denize atıldı.

Askeri rejim, kaybedilen kişiler için “yok oldular” diyordu. Böylece “desaparecidos” yani “kaybolanlar” kavramı doğdu. Bu süreçte ortaya çıkan Plaza de Mayo Anneleri hareketi, dünyanın en uzun soluklu hafıza mücadelelerinden biri oldu. Anneler, yıllarca Buenos Aires meydanlarında çocuklarının fotoğraflarıyla yürüdü. Daha sonra Plaza de Mayo Anneleri hareketi, kayıplara karşı küresel hafıza mücadelesinin sembolü haline geldi. (OHCHR, 2006)

Arjantin, çocukları zorla kaybedilenlerin Plaza de Mayo’daki eyleminden

Dünyada 60 binden fazla resmî başvuru

Birleşmiş Milletler Zorla veya İrade Dışı Kaybetmeler Çalışma Grubu’na göre bugüne kadar 100’den fazla ülkeden 60 bini aşkın zorla kaybedilme dosyası BM mekanizmalarına taşındı. Ancak insan hakları örgütleri, devletlerin kayıt tutmaması ve dosyaların gizlenmesi nedeniyle gerçek sayının çok daha yüksek olduğunu belirtiyor. Suriye’de iç savaş boyunca 100 binden fazla kişinin kaybedildiği tahmin edilirken, Meksika’da kayıp kişi sayısı resmî verilere göre 110 bini geçti. Bosna Hersek’te savaş sonrası yaklaşık 30 bin kayıp dosyası açıldı. (ICMP, 2024; Human Rights Watch, 2024)

Dünyada öne çıkan bazı veriler
ÜlkeTahminî Kayıp SayısıDönem
Arjantin30.0001976–1983
Şili3.200+Pinochet dönemi
Bosna Hersek30.000 civarı1992–1995
Sri Lanka60.000–100.000İç savaş yılları
Suriye100.000+2011 sonrası
Meksika110.000+Güncel resmî veri

Özellikle Meksika bugün dünyanın en büyük kayıp krizlerinden biriyle karşı karşıya. Ülkede hemen her gün yeni toplu mezarlar bulunurken, kayıp yakınları devlet kurumlarının önünde nöbet tutuyor.

Türkiye’de en yoğun dönem: 1993–1996

1990’lı yıllarda Türkiye’nin özellikle Kürt bölgesinde, insanlar gündüz vakti evlerinden, işyerlerinden ya da sokaktan alındı; bir kısmı gözaltına götürüldü, bir kısmı ise kendilerini “güvenlik görevlisi” olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırıldı. Günler, aylar ve yıllar boyunca aileler çocuklarından, eşlerinden ya da kardeşlerinden haber almaya çalıştı. Karakollar “bizde yok” dedi, savcılıklar dosyaları ilerletmedi, tanıklar susturuldu. Bazı kayıpların bedenleri işkence izleriyle kimsesizler mezarlıklarında bulundu; bazıları ise hâlâ kayıp. İnsan hakları örgütleri ve hukukçulara göre Türkiye’de zorla kaybedilmeler, özellikle 1990’larda sistematik bir devlet şiddeti ve cezasızlık rejiminin parçası haline geldi. (İHD, 2025; Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, 2025)

Türkiye’de zorla kaybedilmelerin en yoğun yaşandığı dönem ise 1993–1996 yılları oldu. CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu tarafından hazırlanan “1980–2020 Türkiye’de Gözaltında Kayıplar Raporu”na göre yalnızca 1994 yılında 532 kişi gözaltında kaybedildi. Raporda 1993 yılı için 108, 1995 yılı için 235, 1996 yılı için ise 166 kayıp vakası kaydedildi. Rapora göre 1980–2020 arasında kayıtlara geçen toplam gözaltında kayıp sayısı en az 1.352 oldu. (Tanrıkulu, 2020)

Zorla kaybetmelerin özellikle 1990’lı yıllarda sistematik hale geldiğini ortaya koyuyor.

Yıllara Göre Gözaltında Kayıp Sayıları
YılGözaltında Kayıp Sayısı
1980–199033
199117
199227
1993108
1994532
1995235
1996166
199787
199853
199952
2000 sonrası28
Tarihi bilinmeyen14

Rapora göre toplam gözaltında kayıp sayısı en az 1.352 olarak kayıtlara geçti. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verileri ise daha yüksek bir tablo ortaya koyuyor. İHD Kayıplar Komisyonu’na göre 1990’lardan bugüne gözaltına alındıktan sonra kaybedilen kişi sayısı 1.388’e ulaştı. Özellikle Diyarbakır, Şırnak, Batman, Mardin ve İstanbul en yoğun kayıp vakalarının yaşandığı merkezler olarak öne çıktı. (İHD, 2025)

253 toplu mezar, 4 binden fazla cenaze

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi ve insan hakları örgütlerinin çalışmalarına göre Türkiye’de bugüne kadar en az 253 toplu mezar tespit edildi. Bu mezarlarda 4 binden fazla kişinin gömülü olduğu belirtiliyor. Özellikle Diyarbakır, Şırnak, Batman ve Bitlis çevresindeki toplu mezar iddiaları yıllardır insan hakları örgütlerinin gündeminde yer alıyor. Ancak birçok bölgede etkili kazı çalışmaları yürütülmediği ve delillerin korunmadığı belirtiliyor. (Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, 2025; Tanrıkulu, 2020)

Terkos Mezarlığı, İstanbul, Foto: Ferid Demirel/Niha+

Türkiye’de zorla kaybedilmeler denildiğinde öne çıkan dosyalar arasında Hasan Ocak, Fehmi Tosun, Murat Yıldız, Rıdvan Karakoç ve Cemil Kırbayır yer alıyor. Hasan Ocak’ın işkence izleri taşıyan bedeni haftalar sonra kimsesizler mezarlığında bulunurken, Fehmi Tosun’dan ise hâlâ haber alınamadı. Cemil Kırbayır dosyasında ise yıllar sonra Devlet Denetleme Kurulu, Kırbayır’ın işkence altında öldüğünü kabul etti. (Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, 2025)

Zamanaşımı, takipsizlik, cezasızlık,

Bu dosyaların büyük bölümü ise cezasızlıkla sonuçlandı. Hakikat Adalet Hafıza Merkezi’nin verilerine göre incelenen 344 kayıp dosyasının yüzde 63’ü yıllarca sürüncemede bırakıldı. Dosyaların yüzde 7’si zamanaşımı nedeniyle kapatılırken, yüzde 5’inde takipsizlik kararı verildi. Sadece yüzde 24’ünde dava açıldı. Açılan 15 davanın ise 8’i beraatle sonuçlandı. Yalnızca iki dosyada mahkûmiyet kararı çıktı. (Hakikat Adalet Hafıza Merkezi, 2017)

Türkiye’de zorla kaybedilmelerle ilgili en çarpıcı verilerden biri soruşturma süreçlerine ilişkin.

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi çalışmalarına göre 2017 itibarıyla ulaşılan 344 dosyada:

Soruşturma Durumu (Veri Dağılımı)
Sürüncemede Bırakılan %63
Dava Açılan %24
Zamanaşımı %7
Takipsizlik %5
Analiz: Toplam veriye göre 218 dosya yıllarca ilerletilmedi, 24 dosya zamanaşımına uğradı ve yalnızca 84 kişiyle ilgili dava açıldı.

Açılan 15 davanın çoğu beraatle sonuçlandı

84 kişinin zorla kaybedilmesine ilişkin toplam 15 dava açıldı. Ancak bu davaların çoğu cezasızlıkla sonuçlandı.

Yıllara Göre Dava Durumları
Dava DurumuDosya Sayısı
Beraatle sonuçlanan10
Mahkumiyetle sonuçlanan16
Devam eden32
Yargıtay/İstinaf aşamasında26

AİHM’den 55 mahkumiye kararı

Türkiye hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen kararlar da cezasızlık tablosunu ortaya koyuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’nin yaşam hakkını ihlal ettiğine, etkili soruşturma yürütmediğine ve kayıp yakınlarını insanlık dışı muameleye maruz bıraktığına ilişkin çok sayıda karar verdi. “Kurt/Türkiye”, “Timurtaş/Türkiye”, “Çakıcı/Türkiye” ve “Taş/Türkiye” kararları, zorla kaybedilmelerin uluslararası hukuk bakımından kayıt altına alınmasında kritik rol oynadı. Tanrıkulu raporuna göre AİHM, 103 kişiye ilişkin 55 başvuruda Türkiye’yi mahkûm etti. (AİHM HUDOC; Tanrıkulu, 2020)

Yargılama Sonuçları ve AİHM Raporu
Yargılama SonucuDosya Sayısı
Beraatle sonuçlanan8
Devam eden5
Mahkûmiyet çıkan2
Mahkûmiyet çıkan dosyalara dair not:
  • Bazı sanıklara 30 yıl, bir dosyada ise 24 yıl hapis cezası verildi.
Tanrıkulu Raporu ve Öne Çıkan AİHM Davaları
  • 103 kişiyle ilgili 55 başvuruda Türkiye’nin hak ihlali kararı.
  • 11 kişiye ilişkin 6 başvuruda “dostane çözüm” süreci.
  • Yalnızca 1 dosyada “ihlal yok” kararı.

Öne çıkan davalar: Kurt, Timurtaş, Çakıcı, Taş / Türkiye

Mahkeme kararlarında vurgulananlar:

  • Yaşam hakkı ihlali ve etkili soruşturma yürütülmemesi,
  • İşkence yasağı ve yakınların maruz kaldığı ağır psikolojik yıkım.

Türkiyenin en uzun süren sivil itaatsizlik eylemi

Türkiye’de kayıp yakınlarının en uzun soluklu mücadelesini ise Cumartesi Anneleri yürüttü. İlk kez 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen kayıp yakınları, yaklaşık 30 yıldır kayıpların akıbetini soruyor. Hareket 1000 haftayı aşan bir hafıza direnişine dönüştü. Ancak özellikle 700. hafta buluşması 2018 yılında polis müdahalesiyle engellendi; çok sayıda insan hakları savunucusu gözaltına alındı ve haklarında dava açıldı. Daha sonra Anayasa Mahkemesi müdahaleyi hak ihlali olarak değerlendirdi. (AYM, 2022)

Cumartesi Anneleri’nden Emine Ocak polis müdahalesi ile gözaltına alınıyor. Foto: Hayri Tunç

Zorla kaybedilmeler yalnızca geçmişe ait bir mesele olarak da görülmüyor. Özellikle 15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından bazı kişilerin aylarca kayıp kaldığı ve daha sonra ortaya çıktıkları yönündeki iddialar yeniden gündeme geldi. Sezgin Tanrıkulu’nun raporuna göre 2016 sonrası en az 28 kişi zorla kaybedildi; bazı kişiler aylar sonra emniyet birimlerinde ortaya çıktı ve işkence gördüklerini anlattı. 2019 yılında ise BM başvurularının ardından kayıp olduğu belirtilen 5 kişinin sağ bulunduğu açıklandı. (Tanrıkulu, 2020)

Türkiye, ilgili sözleşmeyi imzalamadı

Türkiye, zorla kaybedilmeleri doğrudan düzenleyen en önemli uluslararası belge olan “Herkesin Zorla Kaybetmelere Karşı Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme”yi hâlâ imzalamadı. Birleşmiş Milletler tarafından 2006 yılında kabul edilen sözleşme; devletlere etkin soruşturma yürütme, toplu mezarları araştırma, failleri yargılama ve kayıp yakınlarının hakikat hakkını tanıma yükümlülüğü getiriyor. Sözleşmenin uygulanmasını ise BM Zorla Kaybetmelere Karşı Komite (CED) denetliyor. (OHCHR, 2006)

Barolar: “Hakikat Komisyonu” kurulsun

Son yıllarda Diyarbakır Barosu, insan hakları örgütleri ve kayıp yakınları Türkiye’de bağımsız bir “Hakikat Komisyonu” kurulması çağrısını yeniden gündeme taşıdı. Özellikle devlet arşivlerinin açılması, toplu mezarların araştırılması ve zorla kaybedilmelerin insanlığa karşı suç olarak tanınması talepleri öne çıkıyor. 2025 yılında yapılan çağrıda Diyarbakır Barosu, cezasızlık politikalarının sona ermesi için zamanaşımının kaldırılması gerektiğini vurguladı. (Diyarbakır Barosu, 2025)

Cumartesi Anneleri/İnsanları

Kazanımlar: Hafızanın kurumsallaşması

Tüm bu tabloya rağmen insan hakları savunucuları, zorla kaybedilmeler konusunda en büyük kazanımın hafızanın korunması olduğunu söylüyor. Çünkü kayıp yakınlarına göre bir kişinin akıbeti açıklanmadığı sürece suç sona ermiyor. Tüm cezasızlığa rağmen kayıp yakınlarının ve insan hakları örgütlerinin mücadelesi önemli kazanımlar yarattı:

  • Zorla kaybedilme uluslararası hukukta bağımsız suç olarak tanındı,
  • AİHM kararlarıyla devlet sorumluluğu kayıt altına alındı,
  • toplu mezar çalışmaları yaygınlaştı,
  • DNA eşleştirme teknikleri gelişti,
  • Cumartesi Anneleri küresel hafıza hareketlerinden biri haline geldi,
  • hakikat komisyonu tartışmaları kurumsal gündeme taşındı.

Bu nedenle Cumartesi Anneleri’nin yaklaşık otuz yıldır sorduğu soru hâlâ güncelliğini koruyor: “Onları kim aldı ve neredeler?”

Kaynaklar

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi. (2025). HUDOC karar veritabanı. HUDOC

Diyarbakır Barosu. (2025). Hakikat komisyonu kurulsun çağrısı. T24 Haberi

Hakikat Adalet Hafıza Merkezi. (2017). Gözaltında kayıp dosyaları araştırması.

Human Rights Watch. (2024). World Report 2024. Human Rights Watch

İnsan Hakları Derneği (İHD). (2025). Gözaltında kayıplar verileri.

International Commission on Missing Persons. (2024). Global missing persons overview. ICMP

OHCHR. (2006). International Convention for the Protection of All Persons from Enforced Disappearance. OHCHR

Tanrıkulu, S. (2020). 1980–2020 Türkiye’de gözaltında kayıplar raporu. Gazete Duvar Haberi

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.