Avrupa’da basın özgürlüğü: Le Figaro bir gazeteciyi işten çıkardı

Le Figaro’nun işten çıkardığı Čubrilo-Filipović, “Bu, Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın bir şirket hissedarıyla iletişime geçtiği ve o hissedarın da müşteriyi memnun etmek için bir gazeteciyi işten çıkardığı ilk olaydır” dedi.

Milica Čubrilo-Filipović, Foto: The Association of Independent Electronic Media (ANEM)

Gazeteci Milica Čubrilo-Filipović’in, 8 yıldır çalıştığı Fransa merkezli Le Figaro gazetesindeki işine bu yılın başında son verildi.

Čubrilo-Filipović, Sırbistan’da yayın yapan Vreme‘ye verdiği röportajda, işten çıkarılmasının yolunu açan şeyin, Fransa Dışişleri Bakanlığı Siyasi İşler Direktörü Frédéric Mondoloni tarafından Figaro’nun sahibi olan Dassault şirketinin hissedarlarından birine, Belgrad’da “siyasi olarak aktif” bir muhabirlerinin olduğunu söylemesi olduğunu belirtti.

N1‘in haberine göre Čubrilo-Filipović, kendisine söylenenlerin yazılı bir teyidini editöründen [Dünya bölümü editörü] aldığını ve burada yazılı şeylerin haber merkezi müdür yardımcısı tarafından da kendisine sözlü şekilde aktarıldığını iddia etti. Ayrıca Čubrilo-Filipović, sendikanın kendisini haklı bulduğunu ve durumunun emsal teşkil ettiğini de sözlerine ekledi.

Yine N1‘e aktardığı görüşlerinde Čubrilo-Filipović, “Birkaç yıl önce meslektaşlarıma yazdıkları haberler konusunda ne kadar özgür olduklarını sordum. Bana bazı sınırların olduğunu söylediler. Bunlardan biri de Rafale savaş uçaklarının satıldığı ülkelerde iktidara yönelik eleştiri yapılmaması gerektiğiydi” dedi.

Dassault grubu, aynı zamanda havacılık-silah sanayisinde de çalışmalar yapıyor (Dassault Aviation). Ayrıca Sırbistan hükümeti, 2024’te Dassault Aviation’un ürettiği Rafale savaş uçaklarının alımı için resmi sözleşme imzalamıştı.

Le Figaro Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Philippe Gelie, Čubrilo-Filipović‘in işten çıkarılması iddiaları ile ilgili N1‘e yaptığı açıklamada şunları belirtti:

“Bizi basın özgürlüğünü ayaklar altına almakla suçladığını ve kendisini bu iddia edilen tutumun kurbanı olarak gösterdiğini anlıyorum. Sayın Čubrilo‘dan, metinleri için gereken düzenleme ve yeniden yazım işlemlerini azaltmak amacıyla gazetecilik kalitesi standartlarımıza uymasını defaatle istedik. Ayrıca, gazetecilik tarafsızlığı yükümlülüğünü ihlal eden ve Le Figaro’nun itibarını zedeleyebilecek siyasi aktivizmden kaçınmasını da talep ettik.”

Sırbistan merkezli ANEM (Bağımsız Elektronik Medya Birliği), NUNS (Sırbistan Bağımsız Gazeteciler Birliği) ve SJN (Safe Journalists Network) gibi gazetecilik meslek örgütleri, Čubrilo-Filipović‘in işten çıkarılmasına dikkat çekerken, Fransa merkezli RFS (Sınır Tanımayan Gazeteciler) başta olmak üzere diğer gazetecilik meslek örgütlerinde konuyla ilgili bir açıklamaya rastlanmadı.

Milica Čubrilo-Filipović kimdir?

Milica Čubrilo-Filipović, 1969’da Tunus’un Kartaca kentinde doğmuş Sırp eski diplomat ve gazetecidir. Lisans eğitimini 1992’de Fransa’da Phanthéon-Assas Üniversitesi Hukuk Fakültesinde tamamlayan Čubrilo-Filipović, yüksek lisansını 1993’te Sorbonne Üniversitesi Antropoloji bölümünde yaptı.

Čubrilo-Filipović, 2000-2003 arasında Figaro’nun Balkanlar muhabiriydi. 2003-2006 arasındaysa Sırbistan Ulusal Turizm Ofisi Direktörü olarak çalıştı. 2007-2008 yıllarında Sırbistan Diaspora Bakanlığı görevinde bulunan Čubrilo-Filipović, 2010’dan 2013’e kadar da Sırbistan’ın Tunus Büyükelçisi olarak görev yaptı. 2014’te siyaseti bırakan ve 2018’de tekrar Figaro’ya dönen Čubrilo-Filipović, Ocak 2026’ya dek burada çalıştı.

“Öğrencilerin eylemleri ilk anlaşmazlık oldu”

Niha+, Milica Čubrilo-Filipović’e ulaşarak kendisinin dile getirdiği iddiaları ve işten çıkarılma sürecinde yaşananları sordu. Milica Čubrilo-Filipović işten çıkarılma sebebinin “siyasi geçmişi” olarak kendisine aktarıldığını belirterek, bunun Figaro için sadece bir bahane olduğunu söyledi.

Čubrilo-Filipović, “Siyasi geçmişim onlar için sadece bir bahane. Diasporadaki pek çok kişinin ülkeye yardım etmek için geri döndüğü Milošević sonrası dönemde hükümette görev aldığımı çok iyi biliyorlardı. 2018’de kuruma geri dönmemi isteyen bizzat Figaro’ydu. Kaldı ki 2000’den 2003’e kadar da onlarla çalışmıştım. 2018’den bu yana geçen sürede de geçmişim yüzünden hiçbir zaman anlaşmazlık yaşanmamıştı. Anlaşmazlıkların başlangıcıysa Sırbistan’da öğrencilerin öncülüğünde yapılan kitlesel eylemlerin patlak vermesiydi” dedi.

Čubrilo-Filipović, Figaro yöneticileriyle yaşadığı ilk anlaşmazlığın, öğrencilerin Vučić hükümetini protesto etmek amacıyla Avrupa Konseyi’nin bulunduğu Strazburg’a bisikletleriyle gittikleri zaman yaşandığını belirterek, “Genel yayın yönetmeni, öğrencilerle fazla ‘empati’ kurduğum gerekçesiyle yazdığım haberdeki ‘öğrenciler’ ifadesini ‘göstericiler’ olarak değiştirdi. Böylece haberin bütün anlamı yitip gitti. İkinci ve son anlaşmazlığımızı ise Kosova’daki Sırplar hakkında yazdığım ve onların iki ateş arasında kaldığını vurguladığım bir makale yüzünden yaşadık. Bir yanda Arnavut ekseninde bir Kosova düşleyen Albin Kurti, diğer yanda ise Belgrad’ın kontrolünde olan, yozlaşmış ve suça bulaşmış Srpska Lista (Kosova’daki Sırp milliyetçisi parti) vardı” diye konuştu.

İddia: “Talep, Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan gitti”

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić’e destek verdiğini hatırlatan Čubrilo-Filipović, sözlerine şöyle devam etti:

“Geçtiğimiz yıllarda ve bilhassa geçen yıl, Macron’un, Vučić’e çok büyük destek verdiğinin altını özellikle çizmek gerekiyor. Macron, Sırbistan’daki eylem dalgası sürerken Vučić’i ülkesine davet eden (Macaristan Başbakanı Victor Orbán’la birlikte) nadir Avrupa Birliği devlet başkanlarından biriydi.”

Macron ve Vučić, Foto: a2 News

Milica Čubrilo-Filipović, Fransa’da basın özgürlüğünün gittikçe daha da kısıtlandığını belirtti. Yaşadığı durumunsa daha önce görülmüş bir şey olmadığını savundu:

“Fransa’da basın özgürlüğü giderek daha fazla kısıtlanıyor. Bu muhtemelen, Fransa Dışişleri Bakanlığı’nın (Belgrad’ın olası talebinin ardından) bir şirket hissedarıyla iletişime geçtiği ve o hissedarın da sırf iyi bir müşteriyi memnun etmek uğruna bir gazeteciyi işten çıkardığı ilk olaydır. Bu, medya bağımsızlığının çifte skandal niteliğinde hiçe sayılmasıdır.”

Ancak Čubrilo-Filipović, hiçbir zaman Sırbistan’ın satın aldığı Rafale savaş uçaklarıyla ilgili bir haber yapmadığını belirtiyor.

“Sırbistan’da da bağımsız medya engelleniyor”

Aynı zamanda Sırbistan’da da basın özgürlüğünün kısıtlandığını kaydeden Čubrilo-Filipović, bazı bağımsız medya kuruluşlarının hükümet tarafından kapatılmaya çalışıldığını söyleyerek şöyle devam etti:

“Sırbistan’da basın özgürlüğü her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Rejim, her bağımsız sesi susturmak için elinden geleni yapıyor. Bunun bir diğer örneği de uluslararası bir şirket olan United Media ile yürüttükleri pazarlıklar ve geriye kalan son bağımsız medya organlarını; yani N1 ve Nova televizyonları ile Radar, Nova ve Danas gazetelerini kapatmaya çalışmalarıdır.

Bu durum bana, Milošević’in uluslararası basını ülkeden çıkardığı ve artık gazetecilere vize verilmeyen o dönemi çok hatırlatıyor. Adeta 90’lara geri dönmüş durumdayız. Ayrıca daha dün, ara seçimleri takip eden birçok gazeteci, polisin gözleri önünde darp edildi.”

Fransa-Sırbistan ticareti büyüyor
Foto: South China Morning Post

Čubrilo-Filipović, Fransa ve Sırbistan arasındaki ticari ilişki ve yatırımlara da değindi ve satın alınan savaş uçaklarının ilk ödemelerinin geçtiğimiz aralıkta yapıldığını belirtti:

“Fransa hükümeti ve Dassault şirketi, rejim ne olursa olsun Sırbistan hükümetiyle iş yapmaya devam etmekten son derece memnun. Ülkenin kesinlikle ihtiyacı olmayan 12 adet Rafale savaş uçağı için ilk ödeme, geçtiğimiz Aralık ayında Dassault’a yapıldı.

Ağustos 2024’te imzalanan bu anlaşmanın toplam bedeli ise 2,7 milyar euro. Öte yandan Fransalı şirketler, Sırbistan’da peş peşe yeni ihaleler almaya devam ediyor. Buna örnek olarak demiryolu ve metro projelerinde Alstom, Egis, Vinci ve Veolia gibi şirketleri örnek verebiliriz.”

Vinci, Belgrad Nikola Tesla Havalimanı’nın işletme ve modernizasyon hakkını 2018’de 25 yıllığına devralmıştı. Yatırımın toplam bedeli 1,46 milyar euro olarak açıklandı.

Veolia şirketi; Japonyalı Itochu ve Marguerite Fonu’yla birlikte Belgrad’daki Vinča çöplüğünün kapatılarak yerine modern bir atıktan enerji üretim tesisi kurulması projesini yürütüyor.

Egis ve Alstom ise Belgrad’da yapılması planlanan metro projesini hayata geçiriyor. Fransa devletinin sağladığı fonlarla desteklenen proje, Fransalı mühendislik şirketleri tarafından yürütülüyor.

Ayrıca, yine Fransa merkezli lastik şirketi Michelin‘in Sırbistan’ın Pirot şehrinde bir fabrikası bulunurken enerji ve teknoloji şirketi Schneider Electric‘in de Ar-Ge ve Yazılım Merkezi Novi Sad’da bulunuyor

Yerelden Cumhurbaşkanlığına: Fransa’da “seçimler dönemi”

Fransa’da yerel seçimler geride kalırken partiler, Eylül’deki Senato ve gelecek sene yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gözlerini dikti. Yerel seçimlerin etkileri hala tartışılırken sonuçların geleceğe nasıl yansıyacağı merak konusu.

Foto: France 24

Fransa’da yerel seçimler, her 6 yılda bir yapılıyor. 2020’nin ardından bu yıl yapılan seçimlerin ilk turu 15 Mart, ikinci turu ise 22 Mart’ta gerçekleşti. Özellikle önümüzdeki eylülde yapılacak olan Senato seçimi ve gelecek yılın nisan ayında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi düşünüldüğünde Fransa, seçimlerle geçecek bir dönemin kapısını araladı. Geride kalan yerel seçime bakıldığındaysa Fransa’nın politik iklimi ve seçmen davranışları üzerine düşünülmesi gereken pek çok konu bulunuyor.

Oy kullanma oranlarına bakıldığında Fransa, tarihindeki en düşük katılım oranlı seçimlerden birini geride bıraktı. 2020’deki yerel seçimlerde Covid-19 pandemisinin de etkisiyle katılım oranı %40’larda kalırken bu seçimde ise böyle istisnai bir durum olmamasına karşın katılım, %57 oldu. Bu oran, ülke tarihindeki [pandemi hariç] en düşük seçim katılım oranı. Neredeyse seçmenlerin yarısının oy kullanmadığı böylesi bir gerçeklik, seçilen belediye başkanları ve meclis üyelerinin meşruiyeti üzerinde soru işaretleri oluşturdu.

Buna en büyük örnekler, Mulhouse ve Châtellerault gibi şehirler oldu. Mulhouse’da Frédéric Marquet, ikinci turda %24,07 oranla belediye başkanı seçildi. Şehrin seçime katılım oranının %46 olduğu düşünüldüğünde Marquet, oy kullanabilecek toplam seçmenin yalnızca %11,1’inin oyunu almış oldu. Châtellerault’da ise katılım oranı %55’lerde seyretti. Seçimi ikinci turda %27,3 oy ile kazanan Anne-Florence Bourat, benzer bir matematikle toplam seçmen sayısının %14,9’una tekabül eden bir temsiliyetle belediye başkanı oldu. Ayrıca ülke geneline bakıldığında 66 orta-büyük ölçekli şehirde temsiliyet oranı ortalama olarak beşte birde kaldı.

Senato’nun kilidi

Tüm bu temsiliyet tartışmalarının ötesinde yerel seçimler, Fransa’nın kapılarını araladığı seçimler dönemi için bir hazırlık ve mevzi kazanma savaşıydı. Eylül’de Senato’daki 348 koltuğun 178’i için Marsilya, Nice, Toulouse, Bordeaux, Rennes, Montpellier, Strazburg, Lyon gibi büyük şehirlerin bağlı bulunduğu onlarca departmanda seçimler yapılacak. Doğrudan halk oyuyla yapılmayan Senato seçimleri için belediye meclisi üyeleri, departman meclisi üyeleri, bölge meclisi üyeleri ve milletvekillerinden oluşan özel bir seçmen kurulu (collège électoral) oluşturuluyor. Burada en büyük payda ise belediye meclisi üyelerinden oluşuyor. Dolayısıyla geçtiğimiz haftaki seçimler, Senato için büyük bir önem arz ediyor.

Foto: The New York Times

Ayrıca, mevcut Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un son dönemini yaşadığı da hesaba katıldığında, Macron sonrası dönemin adım sesleri artık daha yüksek şekilde duyuluyor. Macron’un partisi Rennaissance’ın seçimde erimesi, düşük katılım, sol içindeki bölünmeler ve küçük-orta büyüklükteki şehirlerde sağ partilerin kazandıkları koltuklar, senatoda çoğunluğun yine sağ/muhafazakâr bir çizgide olacağına işaret ediyor. Ayrıca ilk defa büyük bir seçim deneyimi yaşayan Boyun Eğmeyen Fransa (La France Insoumis-LFI), özellikle banliyöler ile dar gelirli mahallelerde iyi bir atılım yaptı ve bunun meyvelerini Senato’da da benzer bir şekilde almak istiyor.

Merkezde çatırdama

Senato seçimlerinden 7 ay sonra ise halk, yaklaşık 1 yılın ardından bu sefer cumhurbaşkanlığı için tekrar sandığa gidecek. Le Havre’da seçimi kazanan eski Başbakan Edouard Philippe’in partisi Horizons (Ufuk), yaklaşık 450 belediyede başa geldi. Bu da Renaissance gibi merkezde bulunan Horizons’un 2027 için kayda değer bir kazanım sağladığını gösteriyor. Renaissance’ta ise buna karşın bir yol arayışı mevcut. Eski Başbakan Gabriel Attal partinin merkezde kalma tutumunu sürdürme eğilimindeyken pek çok başka isim, rotalarını sağa çevirdiler. Macron, cumhurbaşkanlığına veda ederken “Macronizm” de bir yol ayrımında gibi görünüyor.

İktidarda olmasına karşın adaylarının başarısız sonuçları, Macron cephesi için yereldeki örgütlenmesinin kök salamadığının bir göstergesi oldu. Özellikle eski Kültür Bakanı Rachida Dati’nin Paris’te ve eski Başbakan François Bayrou’nun Pau’da aldıkları yenilgiler, iktidarın çarkının artık dönmediğinin ilanıydı. Yine de bu durumu terse çevirmek adına denenen ve seçmenlerin karşısına “bağımsız, ideolojisiz, logosuz, partisiz” çıkma stratejisi, Bordeaux’da başarılı olmasına karşın erimeyi durdurmaya yetmedi.

Foto: RFI

Macron bloğunun aldığı yaraya rağmen seçimde gözle görülür bir atılım yapan Horizons ve Philippe’in yolu, 2027 için açık görünüyor. Buna rağmen, Christian Estrosi’nin Nice’te aşırı sağ Ulusal Birlik (Ressemblement National-RN) adayı Eric Ciotti’ye kaybetmesi, geleneksel sağ ve aşırı sağın bir araya geldiği takdirde merkez/merkez sağın işinin zorlaştığını gösteriyor.

Solda zaferler ve bölünme tartışmaları

Sol ittifakların Paris, Marsilya, Lyon gibi büyük şehirlerdeki seçim zaferleri düşünüldüğünde seçimden kazançlı çıkan taraflardan biri de Fransa solu gibi görünüyor. Fakat daha derinlemesine bakıldığında solda ittifak tartışmaları kampanya sürecinden beri hız kesmeden devam ediyor.

Sol içerisinde yapılan tartışmaların en önemlilerinden biri, radikal sol olarak görülen ve sağın seçmen gözünde “öcü”leştirmeye çalıştığı LFI’yle ittifak yapılıp yapılmayacağı, eğer yapılacaksa bunun sandıkta ne şekilde tezahür edeceğiydi. Sosyalist Parti yönetimi, daha öncesinde LFI ile ittifak yapılmayacağını duyurmasına rağmen ilk turun ardından hem sol ittifakın hem de LFI’nin ciddi oy aldığı bazı kentlerde listeler birleştirildi ve yeni ittifaklar yapıldı.

Bu, Lyon ve Nantes gibi bazı kentlerde sandığa olumlu yansırken başta Toulouse olmak üzere başka kentlerde hüsranla sonuçlandı. Toulouse’da ilk turu birinci tamamlayan LFI adayı François Piquemal’in arkasında birleşen ve kâğıt üstünde %50’yi geçen sol, aşırı sağın LFI’nin önünü kesmek için muhafazakâr Cumhuriyetçiler’in (Les Republicains-LR) ardında birleşmesiyle seçimi kaybetti. Paris’te ise Emmanuel Grégoire, rakibi Rachida Dati’ye 10 puan fark atarak seçimi kazandı. Bu seçimin LFI ile ittifaka karşı olan sosyalistler adına önemli yanıysa Sosyalist Parti ve Yeşiller’in başını çektiği sol ittifakın, LFI olmadan bu başarıyı elde etmiş olmasıydı.

Jean-Luc Melenchon, Foto: BFM TV

İşte böyle bir iklimde sosyalistler, kazanılan belediyelerin yanı sıra kayıpların sebeplerini arıyorlardı. Bu arayışta ise partinin bazı isimleri hesabı LFI’ye kesti. Sağ seçmenlerin gözündeki “Mélenchon” algısı ve LFI’nin radikal söylemleri gibi argümanlarla partinin bazı üst düzey isimleri, ilerleyen dönemlerde LFI ile ittifak kurulması halinde seçim zaferi yaşamanın imkânsız olduğunu savunuyor. Öte yandan başka üst düzey isimlerse ittifak kurulması fikrine bu kadar keskin yaklaşmıyor.

Bu tartışmalar bir yana LFI, seçim performansından oldukça memnun. 2020 yerel seçimlerini pas geçen parti, bu seçimde banliyö ve dar gelirli mahallelere yönelik geliştirdiği seçim stratejisinin meyvelerini topladı ve buralarda kayda değer seçim zaferleri elde etti. Bunun yanında nüfusu 100 binden fazla pek çok büyük kentte %10 barajını geçerek ikinci tura katılma hakkı elde etti. Saint-Denis belediyesini henüz ilk turda kazanan Jean-Luc Mélenchon’un partisi, işçi sınıfı ve göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Roubaix ve Vénissieux gibi şehirlerde de ipi göğüsledi.

Sağın rotası

Aşırı sağ, 2027 için umutlarını hâlâ korumasına karşın yerel seçimlerde alınan sonuçlar bölgeden bölgeye oldukça farklılaştı. Nice’te Estrosi’ye karşı Ciotti’nin seçimi kazanması, aşırı sağ adına sembolik bir zafer oldu. Ancak kuzeye geldiğimizde Le Havre’da RN ve Cumhuriyet için Sağcılar Birliği (Union des droites pour la République-UDR) adayı Franck Keller, %11,12 oy alabildi. Bu gibi örnekler, aşırı sağın bölgeden bölgeye, şehirden şehre gözle görünür ciddi oy değişimleri yaşadığını gösteriyor.

Bu durumun bir diğer sebebi de aşırı sağın yerel örgütlenme bağlamında gereken atılımı sağlayamaması olarak karşımıza çıkıyor. 2020’de 400 şehirde liste çıkaran RN’in bu seçime 600 listeyle girmesine karşın yine de yerel örgütlenmenin eksikliği göze çarpıyor. RN Milletvekili Alexandre Loubet, “Aday bulamadığımız yerler var ve kötü bir aday çıkarmaktansa hiç aday çıkarmamayı tercih ederim” şeklindeki açıklamasıyla bu duruma dair bir bakış açısı sunmuştu. Ayrıca RN lideri Jordan Bardella, “RN, tarihinin en büyük atılımını gerçekleştiriyor. Daha önce hiç bu kadar çok seçilmişimiz olmamıştı” sözleriyle partisinin seçim performansına dair memnuniyetini dile getirmişti.

Eric Ciotti, Foto: 20 Minutes

Geleneksel sağ ise büyük şehirlerde beklediğini bulamadı. Paris, Marsilya, Lyon gibi şehirlerde sol ittifakın adaylarına karşı seçimler ikinci tura taşınmasına karşın birinci parti olunamadı. Üstelik LR, ülkenin güneydoğusunda kuvvetli olmasına karşın buradaki konumunu aşırı sağa karşı kaybetme korkusuyla yüzleşiyor. LR Senatörü Dominique Estrosi Sassone’un “Oldukça sağda yer alan seçmen tabanından sağın birleşmesi yönünde bir baskı var ama bu yeni keşfettiğimiz bir şey değil” şeklindeki yorumu da durumdan çıkış formülünü sağın ve aşırı sağın yakınlaşması olarak çiziyor.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.