Toplumun yarısı yok sayıldığında: Afganistan edebiyatının geleceği

“Kadın, tarihsel irade sahibi bir birey olarak görülmek yerine, başkalarının kararlarının nesnesi haline getirilir. Fakat ben kadınların gerçek tarihinin bir ‘var oluş’ tarihi olduğunu düşünüyorum; kaydedilmediğinde bile var olan bir mevcudiyet.”

Fotoğraf: AWNA

Hadis Habibyar’ın Araştırmacı ve Yazar Farah Mostafavi ile yaptığı ve Afghanistan Kadın Haber Ajansı’nda (AWNA) yayınlanan söyleşisini sizler için Türkçeleştirdik.


Afganistan edebiyatı ve kültürü, son yıllarda tarihinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıya. Kadınlara yönelik geniş çaplı kısıtlamaların; onları üniversitelerden, medyadan, sanattan ve kamusal alanın pek çok boyutundan uzaklaştırdığı bir dönem… Kadınların silinmesi yalnızca bireysel fırsatların kaybı anlamına gelmiyor; aynı zamanda bir toplumun kolektif hafızasını, toplumsal anlatılarını ve insani deneyimlerini de sessizliğe bürünme tehlikesiyle baş başa bırakıyor.

Bu bağlamda, kadınların toplumdan soyutlanmasının Afganistan kültürü ve toplumsal kimliği üzerindeki etkilerini ele almak üzere Afgan araştırmacı ve yazar Farah Mostafavi ile bir söyleşi gerçekleştirdik.

“Vatan yalnızca bir coğrafi bir parça değil”

Farah Mostafavi sözlerine düşünsel ve mesleki hayatının uzun yıllarının Afganistan toplumunu, kültürünü, kadınların rolünü ve siyasi değişimlerin sosyal yaşam üzerindeki etkilerini incelemekle geçtiğini söyleyerek başladı. Akademik hayatının farklı aşamalarında hukuk ve siyaset bilimi, diplomasi, uluslararası güvenlik ve son yıllarda da insan hakları alanında araştırmalar yaptığını belirten Mostafavi, vatanı olan Afganistan’dan uzakta yaşasa da vatanın coğrafi bir parçadan çok daha fazlası olduğunu ifade etti:

“Bugün Afganistan’dan uzakta yaşıyorum, ancak vatan benim için mekânsal mesafeyle insandan kopup giden sadece coğrafi bir parça değil. Vatan, insanın yanında taşıdığı hafızaların, dilin, deneyimlerin, acıların, umutların ve soruların bütünüdür. Benim için yazmak yalnızca metin üretmek değildir, unutulmaya yüz tutmuş bir şeyi, yani hafızayı koruma çabasıdır. Her toplum, toprağını kaybetmeden önce hafızasını kaybedebilir, çünkü insan sadece ekmekle ve güvenlikle yaşamaz. İnsan anlamla, anlatıyla ve görünür olma imkânıyla da yaşar. İnsan kendi deneyimini ifade edemediğinde ve toplumun bir kesimi ortak dünyayı paylaşmaktan mahrum bırakıldığında, mesele sadece bireysel bir yoksunluk olmaktan çıkar, bir milletin kendini tanıma yetisinin bir parçası yok olup gider.”

Kadınların toplumdan uzaklaştırılmasının Afganistan’ın bilim, sanat ve edebiyatı üzerindeki etkilerini değerlendiren Mostafavi’ye göre düşünce, farklı insani deneyimler yan yana geldiğinde, insanlar soru sorabildiğinde, karşı çıkabildiğinde, diyalog kurabildiğinde ve dünyaya farklı açılardan bakabildiğinde şekillenir:

“Kadınların yer almadığı bir üniversite, yalnızca kız öğrencileri kaybetmiş olmaz, toplumun hayati sorularının bir kısmını da kaybeder. Kadınların bulunmadığı bir medya, yalnızca birkaç gazeteciden yoksun kalmaz, hayatın gerçekliğinin bir parçasına artık tercüman olamaz. Kadınların susturulduğu bir edebiyat ise sadece birkaç yazarı kaybetmez, dile dökülmesi gereken insani deneyimin çok önemli bir gövdesini yitirir.

Ancak kadınların toplumdan silinmesi meselesinin yanında, daha büyük bir soruyu da gündeme getirmek gerekir: Afganistan’daki düşünce krizi.”

“Düşünce üretme fırsatını kaçırdık”

Mostafavi, Afganistan’ın sorununun yalnızca kimlerin kamusal alandan mahrum bırakıldığı olmadığını söyleyerek asıl sorunu “Bizim yıllardır sloganların, güç odaklarının ve büyük kelimelerin tekrarından değil, toplumun gerçek ihtiyaçlarından doğan derin ve toplumsal bir düşünce üretme fırsatını kaçırmış olmamızdır” şeklinde tanımladı.

Bazen hazır cümlelerin ve kavramların arasında kaybolduğumuzu belirten Mostafavi, şu soruyu sordu: Afganistan acaba kendi insani gerçeklikleri zemininde mi inşa edildi, yoksa anlam üretmekten ziyade sadece gürültü çıkaran baskı, tekrar ve değer katmanları üzerine mi kuruldu?

Mostafavi, tarihsel krizlerden birinin “ses” ve “anlam” arasındaki farkı görmemek olduğunu söyleyerek “Çünkü her ses değerli değildir ve sesin yüksek çıkması her zaman hakikatin göstergesi sayılmaz” dedi. Mostafavi, üretebildikleri duygusal, acıyı dile getiren, feryat eden, yarayı gösteren bir edebiyatın yanında hâlâ acının yüzeyini aşabilen, soru soran, analiz eden ve geleceği tahayyül edebilen bir edebiyata ihtiyacımız olduğunu vurguladı.

Sevgi, acı ve fedakarlıkla inşa edilen her şeyin bir süre gizli kalsa bile gelecekte mutlaka kendi yolunu bulacağını söyleyen Mostafavi, kadim bir tarihi olan kadınları silmeye yönelik her adımın tam tersi bir sonuç verdiğini aktardı:

“Çünkü bu durum kadınları daha bilinçli, daha uyanık ve daha kararlı kılmaktadır.”

“Resmi tarih gücün tarihidir”

Kadınların Afganistan tarihinde, kültür ve edebiyat alanındaki rolü ne olduğuna da değinen Mostafavi, resmi tarihi bir kenara bırakıp insanların gerçek yaşamına bakarsak bambaşka bir tablo ortaya çıktığını ifade etti:

“Resmi tarih çoğunlukla gücün tarihidir, kaydetme imkânı olanların tarihidir. Ancak yaşamın tarihi, çoğu durumda evlerde, hafızalarda, ailelerde ve taşıyıcısı kadınlar olan anlatılarda korunmuştur.

Yani kadınlar, Afganistan kültürünün en büyük koruyucuları ve muhafızları olagelmiştir. Ana dili, ninniler, gece masalları, halk şiirleri, kültürel kutlamalar, ailevi gelenekler, savaş ve göç hatıraları ile toplumun pek çok ahlaki değeri kadınlar aracılığıyla nesilden nesile aktarılmıştır. Çağdaş edebiyatta da kadınlar sadece kadınlar hakkında yazmadılar; savaşı, aşkı, yoksulluğu, göçü, umudu, korkuyu, yenilgiyi ve geleceği yazdılar.

Kadınların Afganistan edebiyatındaki varlığı, sadece kadın yazar sayısının artmasından ibaret değildi, Afgan insanına bakışın yeni bir tarzda sahneye girişiydi. Ben resmi tarihe her zaman temkinle bakarım; çünkü pek çok dönemde kadınlar bu tarihte ya yok sayılmış ya da göstermelik bir varlık göstermişlerdir. Kadın özgürlüğünden söz edildiğinde bile bu özgürlük zaman zaman kadınların kendi tercihlerinden ziyade, egemen güçlerin bir projesi olarak tanımlanmıştır. Tıpkı bugün kadınların toplumdan silinmesinin bir başka güç tarafından uygulanması gibi…

Her iki durumda da tehlike şudur: Kadın, tarihsel irade sahibi bir birey olarak görülmek yerine, başkalarının kararlarının nesnesi haline getirilir. Fakat ben kadınların gerçek tarihinin bir ‘var oluş’ tarihi olduğunu düşünüyorum, kaydedilmediğinde bile var olan bir mevcudiyet.”

Taliban’ın kadınlara yönelik kısıtlamalarının Afganistan’daki kültürü etkileyip etkilememe meselesinin sadece kadın hakları konusu değil, kültürün ve insani toplumun niteliğiyle ilgili bir mesele olduğunu belirten Mostafavi, bir toplumun kültürünün o toplumdaki kadınların katılım düzeyinden okunabileceğini savundu:

“Toplum sadece bireylerin birleşimi değildir, insanların birbirini gördüğü, konuştuğu, deneyimlerini paylaştığı ve anlam ürettiği ortak bir dünyadır. Kadınlar üniversiteden, medyadan, sanattan, edebiyattan ve kamusal alandan silindiğinde, nüfusun sadece yarısı bir kenara atılmış olmaz; toplumun kendisini tanıdığı o dünyanın bir parçası daraltılmış olur. Şunu da eklemeliyim ki kültürü hükümetler yaratmaz; kültür insanlar arasında, diyalogda, farklılıkta, çeşitli deneyimlerin ve anlatıların yan yana gelmesinde şekillenir.

Toplumun ana seslerinden biri olan kadın susturulduğunda, kültür de giderek tek sesli ve sığ bir hal alır. Kendine sadece tek bir açıdan bakan bir toplum, er ya da geç kendi hakikatinin bir parçasını kaybedecektir.

Kadınların kendi aralarında kullandığı çok güzel bir söz vardır: ‘Evimin ışığını açık tutuyorum.’

Bu sade cümlenin çok derin bir anlamı var. Bu ışık, karanlık bir gecede sadece bir odayı aydınlatan bir lamba değildir; yarının ışığıdır. Çocukların, ailenin ve toplumun hâlâ nefes alma imkânına sahip olacağı bir yarının…

Ne acı ki kadınlar, yukarıdan aşağıya dayatılan kısıtlamalarla ve kendi iradeleri dışında, evlerinin ışığını açık tutmaktan alıkonuluyorlar. Oysa ev, sadece dört duvardan ibaret değildir; ev “hafıza”dır. Ev; dilin, kültürün, masalın, sevginin ve insani deneyimin kuşaktan kuşağa aktarıldığı yerdir. Bu çarkın tamamen durduğunu hayal edin; işte o zaman toplum zifiri bir karanlığa ve kültürel bir yoksulluğa gömülür. Bu kadar basit: Kadınların sistemli bir şekilde yok sayılması sürecinin tekrarlanması, Afganistan toplumunun kültürünü ve sosyal kimliğini doğrudan etkiler; tek kutuplu, ideolojik, dinamizmden ve gelişimden uzak bir toplum yaratır. Karanlık, kadın düşmanı, eril, durgun ve kapalı bir toplum meydana getirir.”

Mostafavi, her toplumun kendi anlatıları sayesinde yaşayıp ölümsüzleştiğini hatırlatarak milletlerin kendileri hakkında anlattıkları hikayelerle kendilerini inşa ettiklerine dikkat çekti. Mostafavi eğer kadınlar kendi deneyimlerini kaydedemezlerse, gelecek nesil Afganistan hakikatinin sadece bir kısmını tanıyabileğini söyledi ve “Kadın sesinin olmadığı bir tarih, sayfalarının yarısı yok olmuş ve çürümüş bir kitaba benzer” ifadelerini kullandı.

Mostafavi, bugün daha karmaşık bir durumla karşı karşıya olduğumuzu da ekledi:

“Dünya kamuoyunun büyük ölçüde savaşlara, küresel krizlere ve gelecek kaygısına odaklandığı bir ortamda, sessiz sedasız sistemli bir yok etme süreci devam ediyor. Bir grup, toplumun yarısını kamusal alandan uzaklaştırmayı başardı. Fakat unutmamalıyız ki edebiyat bu silinmeye karşı direnmektedir; Afgan kadınlarının edebiyatı, ‘Ekmek, İş, Özgürlük’ edebiyatıdır ve kadınların geniş mücadelesinin sesidir.

Kısıtlamalara karşı duran ve kendi deneyimlerini kaydeden kadınların sesi, sadece bireysel bir protesto değildir; çok değerli bir tarihsel dönemin belgelenmesidir. İktidardaki erkekler tarafından unutturulma çabası biz kadınların varlığını bir süreliğine kısıtlayabilir ama insani deneyimi yok edemez. Çünkü insanlar, iyisiyle kötüsüyle, kadınlardan dünyaya gelmiştir. Kadın köktür, asıldır; köke ne kadar balta vururlursa vurulsun kurumaz, yeniden tohum verir ve yeniden boy gösterir. Belki bu dönem sancılı geçebilir ama hakikate dönme imkânı her zaman vardır ve kadınların bu kez de kazanacağına inanıyorum.

Ülkemiz geçmiş yıllarda pek çok fırsata sahipti; ancak bazen iktidar gürültüsü, projeler, dış yardımlar ve siyasi rekabetler arasında derinlemesine düşünme fırsatını kaçırdık ve hepimiz bir boşlukta kaldık. Belki de tarihimizin en acı fırsatlarından biri tam da bu andır; yokluktan ve boşluktan doğan bir an… “Biz neydik? Ne olduk? Ve ne olacağız?” sorularını sormak için bir fırsat.”

Kadınların son yirmi yılda, Afganistan kültür ve edebiyatının en önemli üreticilerinden biri olduğunun altını çizen Mostafavi, Afganistan deneyiminin yeni bir boyutunu dile getirmeyi ve tanıtlmayı başaran pek çok kadın şair, yazar ve araştırmacının doğuşuna tanıklık ettiğini hatırlattı.

Mostafavi, sözlerine şu şekilde devam etti:

“Ancak bugün yaşanan bu zorunlu duraklamayı sadece bir son olarak görmemek gerekir; tarih bazen duraklama anlarında yeniden doğma imkânı bulur. Anka kuşunun kendi küllerinden yeniden doğduğunu duymuşsunuzdur. Bu efsane, Afganistan toplumunda gerçeğe dönüşen acı tarihsel tecrübelerden biridir. Umuyorum ki Afganistan bu kez ‘yıkanıp temizlendikten sonra kirli elbiselerini yeniden giymez.’

Eğer bir kız çocuğu bugün uyandığında kendisini kısıtlamaların, bekleyişin ve tükenmişliğin tekrarlanan çarkında buluyorsa, bilmelidir ki tam da bu an, tarihsel bir deneyimi kaydetmenin başlangıcı olabilir. Yazsın; sadece bugün için değil, yarın için yazsın. Belki bugün kimse onun yazdıklarını okumayacak ama yine de yazsın; çünkü insan kendi deneyimini kaydetmediğinde, tarihsel varlığının bir parçasını yitirir. Yazının kusursuz, eksiksiz ve yayımlanmaya hazır olmasını beklememek gerekir. Bazen sade bir not, kısa bir cümle veya kişisel bir hatıra, yüzlerce resmi metinden daha fazla tarihsel değer taşır. Bana göre yazmak, insanın varlığını ilan etmesidir ve işte bu varlık, Afgan kadınının anlatısını silinemez ve tarihsel kılar.”

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.