Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi ve Ankara Pride değerlendirdi

Transfobiye karşı foruma çağrı: “Birbirimizi yalnız bırakmayacağız”

Ankara’da “sistematik transfobiye karşı” düzenlenen forum öncesinde Niha+’ya konuşan Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi ile Ankara Pride, yurtlardaki transfobiyi, “Ailem Güvende” operasyonlarını ve LGBTİ+ mücadelesini değerlendirdi. İnisiyatif ve Pride, tüm demokratik kitle örgütlerini, sendikaları, kadınları, LGBTİ+’ları ve öğrencileri, “ortak ve kalıcı bir zemin yaratmak için” foruma çağırdı.

Fotoğraf: Özge Özgüner / csgorselarsiv.org

Kaldığı TOBB ETÜ yurdunda intihara sürüklenen 19 yaşındaki trans öğrenci Arya’nın mücadelesini yürüten Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi ile Ankara Onur Haftası ve Ankara Kadın Platformu, bütün demokratik kitle örgütlerini, LGBTİ+’ları, kadınları, feministleri Ankara’da yapacakları “Sistematik Transfobiye Karşı Yas, Adalet, Mücadele” başlıklı foruma davet ediyor.

Üç kurumun ortak şekilde düzenlediği forumun nerede ve ne zaman yapılacağına ulaşmak için inisiyatife sosyal medya üzerinden ulaşılması gerekiyor.

Forum öncesinde Niha+’nın sorularını cevaplayan Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi ile Ankara Pride, en önemli noktanın örgütlenmeye devam etmek olduğunu söylüyor.

Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi, kampüs ve yurtlardaki transfobinin devletin ikili cinsiyet sistemine dayalı düzeninden ayrı düşünülemeyeceğini savundu. İnisiyatif, “Ailem Güvende” adı altında yürütülen operasyonları ise LGBTİ+’lara yönelik “somut bir savaş ilanı” olarak nitelendirdi.

“Transfobi devletin tüm mekanizmalarına işlemiş durumda”

İnisiyatife göre trans üniversite öğrencisi Arya’nın yaşadıkları da “devlet-aile-yurt üçgeni” içinde okunmalı. İnisiyatif, bu denklemde yurdun, “aile evinden çıkan ve özgürlüğün ilk adımını atanlara yönelik yeniden bir baskı mekanizması yaratmak” demek olduğunu söyledi.

Trans öğrencilerin yurtlarda yaşadıklarını “cis-heteroseksist patriyarkal sistemin yurtlarında her gece oraya dönmek zorunda olmanın zorundalığı ve bu zorundalığın yarattığı baskı ve transfobiyle her gün yüzleşmek zorunda” diyerek tanımlayan inisiyatif, bu sebeple devletin tüm mekanizmalarındaki transfobi ile mücadele etmek gerektiğini söyledi:

“Devletin tüm mekanizmalarına işlemiş sistematik transfobi, homofobi ve şiddete karşı mücadele veriyoruz. Sorun sistematikleşmiş olduğundan öğrencilerin yaşadıklarının değişebilmesi için temel olarak bu sistemi alaşağı etmek gerekiyor. TOBB ETÜ yurt müdürü Semiha Akın gibilerinin taciz, şiddet, baskı, tehdit gibi onca suça rağmen yurt müdürü olarak kalmasının engellenerek gerçek bir biçimde yargılanması gerekiyor. İnisiyatif olarak bu mücadelenin toplumsallaşarak büyümesi hedeflerimizdendir. Köklü değişimler bu mücadelenin toplumsallaşmasıyla; herkesin Arya’nın, transların, LGBTİ+ların adalet mücadelesini sahiplenmesiyle olacaktır.”

İnisiyatif, TOBB ETÜ yurt müdürü Semiha Akın’ın Arya’ya taciz, şiddet, baskı ve tehdit uyguladığını, ayrıca aynı davranışların başka bir trans öğrenciye de yöneltildiğini kendilerine ulaşan TOBB ETÜ öğrencilerinden öğrendiklerini belirtti. İnisiyatif, Akın’ın yurt müdürü olarak kalmasının engellenmesini ve yargılanmasını talep etti. Yurtlarda kalmış bazı öğrencilerin de yaşananlara artık sessiz kalmak istemeyerek inisiyatife katıldığını aktardı.

“Aileyi güvensiz kılan fail erkek ve devlettir”

Operasyonları ilk duyduklarında “endişe ve öfke” hissettiklerini söyleyen inisiyatif, operasyonların LGBTİ+’ların örgütlenme, dernekleşme ve yaşama özgürlüğünü hedef aldığını ifade etti:

“Bu operasyonların, LGBTİ+lara yönelen sistematik saldırıların somut bir pratiği olmasının yanısıra toplumun her bir kesimini LGBTİ+ların karşısına konumlandırma çabası ve amacı güdülerek yapıldığının bilincindeyiz. “Fuhuşa yer temini” ve “müstehcenlik”gibi suçlamalarla gerek seks işçiliği gerek LGBTİ+ olmanın kendisi birer suç ilan edilirken ‘ahlak’, ‘aile’, ‘çocuk’ gibi toplumun kulak kesildiği kavramlarla devlet tarafından tüm bu suçlamalara dayanak oluşturulmaktadır. Aile içinde katliam, sömürü, istismar ve nefret varken LGBTİ+ların aileleri güvensiz kıldığı söylemi ancak bir provakasyon olabilir. Aileyi güvensiz kılan devletin cezasızlık politikalarına, cis-heteropatriyarkal sistemine sırtını dayamış fail erkekler ve devletin bu politikalarından başka bir şey değildir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın BM Genel Kurulu’nda LGBTİ+’ları hedef göstermesine de değinen inisiyatif, bunun LGBTİ+’ların varlığına dahi “tahammül” edilmediğini gösterdiğini söyledi:

“Operasyonların Arya’nın ölümü ile bağlantısı, tam olarak bu noktada başlıyor. Devlet, her alanda translara yönelik şiddeti ve baskıyı cezasız bırakarak ve üzerini örterek bunları teşvik ediyor.”

“Sistem çocukları değil kutsal aileyi koruyor”

Savcılığın operasyonlara gerekçe olarak çocukların “yönlendirilmesini” göstermesine de yanıt veren inisiyatif, bu söylemin kuir çocukları korumak yerine onları görünmez kıldığını, çocukların kimliklerini keşfetmelerine, güvenli alanlara ve dayanışma ağlarına erişmelerine imkân tanıyan her şeyin tehdit olarak sunulduğunu belirtti.

İnisiyatif, sistemin yalnızca kuir çocukları değil, Narin ve Rabia Naz gibi çocukları da koruyamadığını hatırlattı. Şiddet ve istismar aile içinde gerçekleştiğinde devletin çocuğu değil “kutsal aile”yi korumaya daha yatkın olduğunu söyledi. Arya’nın ölümünü de bu tartışmanın dışında görmediklerini belirten İnisiyatif, Arya’nın önce trans bir çocuk, sonra trans bir üniversite öğrencisi olarak bu sistem tarafından yarı yolda bırakıldığını savundu:

“Arya’nın intihara sürüklenerek katledilmesinin ardından trans öğrencilerin kampüslerde yaşadığı baskı ve güvensizliğin gündeme gelmesi de trans öğrencilerin, kuir öğrencilerin kendisi olarak varolabilmesinin, güvende hissedebilmesinin ve destek bulabilmesinin nasıl politik bir mesele olduğunu bizlere gösteriyor.

Bizler, ‘çocukları koruma’ söyleminin bir göz boyama olduğunun, asıl meselenin çocukları korumak olmadığının farkındayız fakat kullanılan dil sebebiyle gerçekten de asıl meselenin bu olduğuna inanan insanlar olabilir. Onlara da şunu söylemek gerekiyor: Trans ve kuir çocuklar var, çocukları gerçekten korumaktan söz edeceksek trans ve kuir çocukları dışarıda bırakarak bunun yapılamaz, kuir varoluşlarının tehdit olarak algılandığı bir sistemde çocukları korumaktan bahsedilemez.”

“Cesaretimizi kuşandık”

İstanbul ve Ankara’da “Ailem Güvende” operasyonlarına karşı yapılan eylemlerde inisiyatiften arkadaşlarının da gözaltına alındığını aktaran inisiyatif, gözaltına alınanların ve tutuklananların durumunu takip ederken çalışmalarının bir süre yavaşladığını, ancak şimdi aynı hızla ve “daha farklı bir bilinç, sorumluluk ve kararlılıkla” sürdüğünü söyledi. Yargı paketleri, hormona erişimin ve beden uyum sürecinin önündeki engeller derken baskının katlanarak arttığını belirten inisiyatif, “artık kaybedecek bir şey olduğunu düşünmüyoruz, cesaretimizi kuşandık, mücadelemizi taviz vermeden sokaklarda sürdüreceğiz” diye konuştu.

Bu baskılara rağmen forumun yapılmasının, bir araya gelmenin ve mücadeleyi ortaklaştırmanın daha da önemli hale geldiğini vurgulayan inisiyatif, forumdan bir yol haritası çıkarılmasını istiyor.

“Hiçbir hak ihlaline sessiz kalınmasın”

İnisiyatif, forum sonrasında toplumdan, medyadan ve siyasetten şunları talep etti:

“Toplumda LGBTİ+ların ve özellikle transların maruz kaldığı şiddet ve baskının yalnızca LGBTİ+ların meselesi olduğu algısı artık son bulmak zorunda. Çünkü bugün transların yaşadığı şiddeti yalnızca transların, kadınların yaşadığı şiddeti sadece kadınların meselesi olarak gördüğümüzde bütün bunların birbirine bağlandığı sistematik şiddetin kaynağını da görünmez kılmış oluyoruz.

Birbirimizden ve toplumdan dayanışmayı büyütmeyi, sürdürdüğümüz mücadeleyi sahiplenmeyi ve hiç kimseyi, hiçbir LGBTİ+yı yalnız bırakmamayı talep ediyoruz. Toplumun farklı kesimlerinin LGBTİ+ların yaşadığı hak ihlallerine sessiz kalmamasını, medyanın bu şiddeti görünür kılarken LGBTİ+ları kriminalize eden ya da yalnızca mağduriyet üzerinden ele alan, kitleleri, bizleri pasifize eden bir dilden uzak durmasını, siyasetin ise LGBTİ+ların yaşam hakkını bir tartışma ya da pazarlık konusu olmaktan çıkarmasını, hak ihlallerini basit bir sosyal medya paylaşımına indirgemeden aktif bir şekilde bunun mücadelesini vermesini talep ediyoruz. Çünkü Arya’nın yaşadıkları, yurtlarda, kampüslerde yaşananlar, toplumun her kesimine yöneltilmiş operasyonlar, gözaltılar ve tutuklamaların hiçbiri birbirinden bağımsız olaylar değil, bunlar aynı şiddet düzeninin farklı alanlarda karşımıza çıkan biçimleri. Bugün, bunların her birine karşı söz söylemek, mücadele etmek ve sorumluluk almak gerekiyor.”

Forumdan beklentilerinin sokakta, kampüste, yurtta ve iş yerlerinde dayanışmayı kuracak “ortak ve kalıcı bir zemin” yaratmak olduğunu belirten inisiyatif, tüm demokratik kitle örgütlerini, dernekleri, sendikaları, kadınları, öğrencileri ve LGBTİ+’ları foruma çağırdı.

Ankara Pride: “Kimin ahlakı, neye göre müstehcenlik?”

İnisiyatifin ardından “Ailem Güvende” operasyonlarını değerlendiren Ankara Pride’dan Çağan, bu operasyonlarla yalnızca dernek faaliyetleri soruşturulmadığını, LGBTİ+’ların varoluşu, örgütlenmesi ve dayanışması bütün halinde kriminalize edildiğini belirtti:

“‘Müstehcenlik’, ‘genel ahlak’, ‘aile’ gibi sınırları iktidar tarafından çizilen kavramlar da bunun araçlarına dönüşüyor. Kimin ahlakı, neye göre müstehcenlik?”

Operasyonlarda LGBTİ+ derneklerinin, seks işçilerinin ve birbirinden çok farklı öznelerin aynı suç anlatısının içerisine yerleştirilmesinin de tesadüf olmadığını söyleyen Çağan, bu sayede farklı hayatların aynı kriminal çerçevede eritildiğini ve bütün bir topluluğun suçla ilişkilendirildiğini belirtti.

Çağan’a göre bunun etkisi adliye koridorlarında kalmıyor:

“Seks işçilerine yönelen şiddette, öğrencilerin kampüste daha rahat hedef gösterilebilmesinde, transların sağlık hizmetine erişiminde, barınmada yaşanan ayrımcılıkta bu iklimin izlerini görüyoruz. Devlet LGBTİ+’ları bir tehdit olarak tarif ettiğinde, o dil gündelik hayatta da karşılığını buluyor.

Bizim itirazımız tam da buna: LGBTİ+ olmak suç değil. Örgütlenmek suç değil. Birbirimize ulaşmak, dayanışmak ve onurlu bir hayat istemek suç değil.”

Bu süreçte Ankara Pride olarak sosyal medya hesaplarının kapatıldığı, iletişim kanallarının hedef alındığı bir dönemde dayanışmayı nasıl sürdüreceklerini sürekli yeniden düşünmek zorunda kaldıklarını ifade eden Çağan, şu çelişkiye dikkat çekti:

“Güvenlik adına sürekli içe kapanmak bir süre sonra güvensizliğin kendisini büyütüyor. İnsanların birbirine ulaşmasını, yeni insanlarla tanışmasını, örgütlenmesini zorlaştırıyor. O yüzden kendimize sürekli şunu hatırlatıyoruz: Konuşmak hakkımız. Buluşmak hakkımız. Örgütlenmek hakkımız. Gözaltılar ya da erişim engelleri var diye kendi iletişimimize baştan suç muamelesi yapmayı reddediyoruz.”

“Kamusal alanda yaratılan fiili baskıdan” söz eden Çağan, “Her yerde ilan edilmiş bir yasak olmayabilir ama insanlar sokağa çıkmadan, buluşmadan, paylaşım yapmadan önce iki kez düşünmeye zorlanıyor” diye konuştu.

“Aile”yi kim tanımlıyor?

Çağan’a göre iktidar, kendi makbul aile tarifini, “heteroseksüel, geleneksel, belirli dini ve toplumsal normlara uyan bir çekirdek aileyi” sürekli yeniden üretiyor. Bunun dışında kalan hayatlar ise ya görünmezleştiriliyor ya da aileye yönelik bir tehdit gibi tarif ediliyor.

Çağan, LGBTİ+ ailelerinin “Biz aile değil miyiz?” itirazının tam da bu çelişkiyi açığa çıkardığını aktardı:

“Aile dediğimizde yalnızca LGBTİ+ çocuğunun yanında duran anne ve babalardan söz etmiyoruz. İki lubunyanın birlikte kurduğu hayat da var, seçilmiş ailelerimiz de var, birbirimize bakım verdiğimiz ilişkiler de.

Devletin tanımının dışında kalmaları bunları daha az gerçek yapmıyor.

Üstelik bu aile siyasetinin gündelik hayatta çok somut sonuçları var. LGBTİ+’lar “aileye” ya da “çocuklara” yönelik bir tehdit gibi gösterildiğinde, çocuğunun yanında duran aile de baskı altına giriyor; çocuğunu kabul etmeyen aileye ise LGBTİ+’ya karşı kullanabileceği yeni bir meşruiyet alanı açılıyor. Bir genç ailesine açılmaktan vazgeçebiliyor, kendisini daha fazla saklamak zorunda kalabiliyor ya da evdeki şiddet karşısında daha yalnız kalabiliyor.

Dolayısıyla bizim itirazımız yalnızca “Biz de aileyiz” demek değil. Aynı zamanda şunu da soruyoruz: Neden aile olmanın sınırlarını devlet çizsin? Biz aileyi, bakımı ve dayanışmayı kendi hayatlarımızdan ve kendi ilişkilerimizden hareketle de kurabiliriz.”

Çağan’a göre, trans üniversite öğrencisi Arya’nın intiharının ve “Ailem Güvende” operasyonlarının birleştiği hattın adı bugün “aile” siyaseti:

“2026–2035 döneminin “Aile ve Nüfus On Yılı” olarak tanımlanması ve Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “Ailem Güvende” operasyonlarını açıkça bu çerçeveyle ilişkilendirmesi, aile söyleminin bugün devlet politikasının merkezi başlıklarından biri haline geldiğini gösteriyor.

Bir yanda hangi hayatın, hangi bedenin, hangi ilişkinin makbul olduğuna karar vermeye çalışan bir siyaset var. Diğer yanda bu tarifin dışında kalan LGBTİ+’ların yurtta, kampüste, evde, sokakta ve örgütlenirken yaşadığı baskı var.

Devletin kurduğu şiddet yalnızca bir sabah kapının çalınmasıyla başlamıyor. Yurtta kendini güvende hissedememekte de var. Ailene açılamamakta da. Kampüste hedef gösterilmekte, sağlık hizmetine erişememekte, barınamamakta, sokakta daha fazla şiddet riskiyle yaşamakta da.”

“Örgütlenmeye devam edeceğiz”

“Hayatlarımızı birbirinden ayırarak değil, birbirine bağlayarak savunacağız” diyen Çağan, bu operasyonlara karşı Ankara Pride olarak izleyecekleri yolun örgütlenmek olduğunu ifade etti:

“Bu operasyonların üretmek istediği şey çok açık: korku, yalnızlık ve geri çekilme. İnsanların birbirine ulaşmaktan, yan yana gelmekten, örgütlenmekten çekindiği bir alan yaratılmak isteniyor.

Bizim cevabımız bunun tam tersi olacak. Geri çekilmeyeceğiz. Birbirimizi yalnız bırakmayacağız. Tutuklanan arkadaşlarımızı, hedef gösterilen dernekleri, seks işçilerini, öğrencileri ve sokakta şiddete maruz bırakılan lubunyaları birbirinden ayrı meseleler gibi görmeyeceğiz. Çünkü bize yönelen baskı da hayatlarımızı birbirinden ayırmıyor.

Dayanışmayı büyüteceğiz. Hukuki süreçleri takip edeceğiz. Tutuklananların sesini taşıyacağız. Yan yana gelmeye, kamusal alanda bulunmaya, birbirimizin ihtiyaçlarını gözetmeye ve örgütlenmeye devam edeceğiz.”

Forumdan beklenenler: “Unutmamak”

Forumdan sonra toplumun çeşitli alanlarından ne beklediklerini anlatan Çağan, şöyle özetledi:

“Birbirimizden ilk olarak birbirimizi unutmamayı istiyoruz. Bir operasyon olduğunda birkaç gün dayanışıp sonra dağılmak değil; tutuklanan arkadaşımızın duruşmasını takip etmek, ihtiyacı olduğunda yanında olmak, Arya’nın ardından sorduğumuz soruların cevabını aylar sonra da aramaya devam etmek. Bizim için dayanışma biraz da süreklilik demek.

Arya konusunda da büyük sözler değil, cevap istiyoruz. Üniversite ve yurt yönetiminden soruların üzerinin kapatılmamasını, ilgili kayıtların korunmasını, iddiaların araştırılmasını ve öğrencilerin soru sordukları için hedef haline getirilmemesini istiyoruz.

Medyadan bir gün haber yapıp dosyayı kapatmamasını istiyoruz. Soruları üniversiteye, yurda, savcılığa, bakanlığa tekrar tekrar sorsunlar. LGBTİ+’ları yalnızca öldüğümüzde, gözaltına alındığımızda ya da saldırıya uğradığımızda hatırlamasınlar. Kendi sözümüzü kurduğumuz yerde de bizi duysunlar.”

Siyasetten ise yalnızca “yanınızdayız” cümlesini duymak istemediklerini söyleyen Çağan, ellerindeki araçların kullanılmasını, soru önergesi verilmedini, kamu kurumlarından bilgi istenmesini, duruşmaları ve gözaltı süreçlerinin takip edilmesini, Meclis’te bu meselelerin gündemde tutulmasını beklediklerini söyledi.

“İhtiyacımız sorumluluğun paylaşılması”

Çağan, toplumdan istedikleri şeyin ise “yanında yaşayan lubunyanın hayatını zorlaştıran şeye ortak olmamak” olarak tanımladı:

“Arkadaşının kimliğini ifşa etmemek, hedef gösterildiğinde sessiz kalmamak, barınma sorunu yaşadığında yanında olmak, tutuklanan bir arkadaşın ailesiyle temas kurmak… Bunların hepsi yapılabilir şeyler.

Çünkü bizim ihtiyacımız yalnızca dayanışma cümleleri değil. Sorumluluğun paylaşılması.

‘Arya’ya ne oldu?’ diye sorarken yalnızca geçmişi anlamaya çalışmıyoruz. Bir daha başka bir Arya’ya aynı şeylerin olmaması için bugün kimin ne yapması gerektiğini de soruyoruz.”

Ne olmuştu?

İstanbul 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 2026/9559 sayılı kararıyla 12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gecede çok sayıda LGBTİ+ örgütünün, yayın organının, öğrenci topluluğunun, hak savunucusunun ve aktivistin internet sitesi ile sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi. Aynı gece İstanbul, Ankara, İzmir, Mersin ve Kuşadası başta olmak üzere 15 ilde dernek, ev ve mekan baskınları düzenlendi.

Adalet Bakanı Akın Gürlek, bu operasyonları “Ailem Güvende” operasyonları olarak tanımladı. Gürlek, bu operasyonların “Aile ve Nüfus On Yılı” kapsamında yapıldığını da ekledi. Operasyonlar sonucu birçok kişi gözaltına alındı ve 82 kişi tutuklandı.

Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi: “Yurt yönetimi faillerden biri”

TOBB ETÜ yurdunda intihar ederek yaşamını yitiren trans öğrenci Arya’nın adıyla kurulan Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi, trans intiharlarının bir sonuç olduğunu söylüyor: “Transların ölümünün faillerinin devlet, aile düzeni ve devletin transfobisini egemen kıldığı toplum olduğunu tekrar ediyoruz.”

Trans ve LGBTİ+ aktivistlerinin bir araya gelerek kurduğu Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi, TOBB ETÜ Üniversitesi yurdunda kalan ve intihar eden trans öğrenci Arya’nın ölümüne ilişkin Niha+’ya değerlendirmede bulundu.

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi (TOBB ETÜ) öğrencisi Arya, 13 Nisan 2026’da kaldığı öğrenci yurdunda intihar ederek hayatını kaybetmişti. Arkadaşları ve LGBTİ+ kuruluşları, trans bir öğrenci olan Arya’nın zorbalık ve dışlanmaya maruz kaldığını belirterek olayın araştırılmasını talep etmişti ve Arya’nın ölümünü meclis gündemine taşımıştı.

İnisiyatif üyesi Seren, trans intiharlarının münferit vakalar olmadığını, devletin transfobik politikalarının doğrudan bir sonucu olduğunu söylüyor. Bir transın daha intihara sürüklenerek katledilmesini ce devlet tarafından bunun üstünün örtülmesini istemediklerini belirten Seren, Arya’ya Ne Oldu İnisyatifi’ni Arya’nın adıyla aralarında olmayan bütün trans yoldaşları için bir araya gelerek kurduklarını açıkladı:

“Biz lubunyalar ve kadınlar, gerçekleşen her bir trans intiharının ya da cinayetinin üstünün kapatılmasına karşı örgütlü bir biçimde mücadele etme ihtiyacı ve arzusu ile doluyuz. Arya’nın intihara sürüklenerek katledilmesi de bizler için yeniden bir kırılma anı oldu, her bir transı yitirdiğimizde olduğu gibi.”

“Yurt yönetimi faillerden biri“

İnisiyatif üyesi Seren’e göre Arya, yurtta kaldığı dönemde ağır baskı ve tacizlere maruz kaldı. Seren, “TOBB ETÜ, Arya’nın intiharından hemen sonra, savcılığın eyleme geçmesinden önce, Arya’nın yaşadığı yurt odasında bulunan eşyalarını karıştırıp apar topar toplayıp ailesine göndermiştir. Böyle bir durumda da tabii ki bizlerin aklına fazlaca soru geliyor. Bu soruların işaret ettiği cevapsa aynı: TOBB ETÜ yurt yönetimi faillerden biridir” dedi.

Arya’nın yakınlarından edinilen bilgilerin olduğunu söyleyen Seren, Arya’nın kendini ait hissettiği biçimde giyindiğinde fotoğraflarının çekildiğini ve bu görüntüler üzerinden baskı kurulduğunu ifade etti. Yurt müdürü Semiha Akın’ın Arya’nın ailesini defalarca arayarak “Alın bunu buradan, tuhaf hareketleri var” dediğini söyledi.

Seren, Arya’nın üniversitede kadın cinayetlerine karşı düzenlenen bir eyleme LGBTİ+ sloganı eklenmesi önerisinin de tepkiyle karşılandığını aktarıyor: “Arya’nın üzerine gidilmiş, öğrenciler tarafından tehdit ve hakaretlere maruz kalmıştır. Bunun üzerinden geçen kısa bir süre sonra okuldaki bir grup öğrenci tarafından sıkıştırılıp darp edilmiştir. Tabii ki sorumlular hiçbir yaptırım almayıp hâlâ okulda eğitimini sürdürmektedir.”

“Trans intiharları sebep değil, sonuç”

Trans intiharlarını bireysel değil, sistemik bir şiddetin ürünü olarak tanımlayan Seren, “Transların ölümünün faillerinin devlet, aile düzeni ve devletin transfobisini egemen kıldığı toplum olduğunu tekrar ediyoruz. Translar doğdukları andan itibaren bu topraklarda tecrit altına alınıyor: önce aile içinde barınamıyor, sonra ev sahipleri barındırmıyor, sonra işyerleri, sonra sokak derken yok olmamızı isteyen bir gerçekliğin karşımızda belirdiğini görüyoruz” dedi.

Seren’e göre 4000 TL olan KYK burs ve kredi miktarının yetersizliği, hormona erişimin giderek güçleşmesi ve ikili cinsiyet sistemini dayatan, ikili cinsiyet sisteminin dışına çıktıklarında ise transları tehdit ve taciz eden yurt yönetimleri transları ölüme sürükleyen koşulların başında geliyor. Bu sebeple trans intiharlarının birçok sebebi olduğunu belirten Seren, şunları söyledi:

“Transların hormona erişim hakkı, her geçen gün devletin transfobik ve nefret politikalarıyla daha da erişilmez hale getiriliyor. Dolayısıyla trans intiharlarının sebeplerini araştırırken karşımıza onlarca sebep çıkıyor ve yaşamımız yaşam sayılmadığı gibi intiharlarımızın da münferit olduğuna inandırılmaya çalışılıyoruz.”

“Mücadelemiz toplumsallaşmalı“

Seren, henüz hukuki bir girişim başlatmadıklarını belirterek önceliklerinin Arya’nın yaşadıklarını ve sürüklendiği intihar sürecini kamuoyu ile paylaşmak olduğunu belirtiyor:

“Önceliğimiz Arya’yı, hayatını, kimliğini, yaşadıklarını ve sürüklendiği intihar sürecini kamuoyuyla paylaşmak. Adım adım bunu örerek tüm demokratik kesimlerin bu mücadeleyi sahiplenerek bizlerle yol yürümesini amaçlıyoruz. Egemen hukukun sınırlarına hapsolmadan elbette onu da kullanarak Arya’nın hesabını sormak ve gerçek adaletini sağlamak istiyoruz.”

Seren, trans intiharlarına yönelik taleplerini ancak mücadeleyle elde edebileceklerini söyleyerek sözlerini bitirdi:

“Kendimizi, yaşadıklarımızı; kısacası derdimizi topluma anlatarak bir arada mücadele etmekten başka bir yol olmadığını ve transların, lubunyaların yaşadıklarının toplumun her bir kesiminin derdi olduğunu vurgulamalıyız. Mücadelemiz toplumsallaşmalı, dertlerimiz ortaklaşmalıdır.”

Trans intiharları cis intiharlarından 4 kat fazla

Trans intiharları, sistematik bir şiddetin sonucu olması bakımından LGBTİ+ kuruluşları tarafından gündeme getirilmeye devam ediyor. Türkiye’de trans intiharlarına ilişkin sağlıklı bir veri bulunamasa da diğer ülkelerde yapılan araştırmalarda, transgender ve non-binary gençlerin intiharlarının cisgender akranlarına göre dört kat fazla olduğu belirtiliyor.

Ruh sağlığı uzmanı Prof. Dr. Şahika Yüksel’in bianet’ten Tuğçe Yılmaz’a verdiği bir röportaja göre, daha önce bir sağlık kurumuna başvurmamış veya başvurup destek almamış 141 erişkin transgender kişi arasında 21 yaşından önce intihar edenlerin oranı %76 olarak kaydedildi.

Ayrıca ILGA-Europe 2026 Gökkuşağı Haritası‘na göre Türkiye, LGBTİ+ hakları konusunda 49 ülke arasında 47. sırada yer alıyor.

Arya’ya Ne Oldu İnisiyatifi’nin sosyal medya hesaplarından “TOBB ETÜ Yurt Müdürü Semiha Akın Kimdir” başlığıyla yayınladığı açıklama ise şöyle:

“En az 2013 yılından bu yana TOBB ETÜ Yurtları Genel Müdürü olarak görev yaptığı bilinen Semiha Akın hakkında, göreve başladığı yıldan itibaren yurtta kalan öğrenciler tarafından süreklilik gösteren bir biçimde çeşitli şikayet ve teşhir paylaşımları yapılmış ancak bu şikayet ve ifşaların hiçbiri dikkate alınmamıştır.

“Arya’ya Ne Oldu” İnisiyatifi olarak daha önce de dile getirdiğimiz gibi, Arya’nın intihara sürüklenerek katledilmesi münferit bir olay değildir ve olayın tek bir faili bulunmamaktadır. Ancak bizler, yurt müdürü Semiha Akın’ın Arya’nın intihara sürüklenerek katledilmesinde sorumluluğunun bulunduğunu iddia ediyor, etkin soruşturma yürütülerek Semiha Akın’ın görevinden derhal uzaklaştırılması ve işlediği birçok suçtan yargılanması gerektiğini savunuyoruz.

Semiha Akın; devletin cinsiyetçi ve LGBTIQ+ fobik politıkalarına sırtını yaslayarak kadın ve lubunya öğrenciler üzerinde tahakküm kurmuş, onları şiddete ve tacize maruz bırakmış, yurt koşullarıyla ilgili şikayette bulunan öğrencileri muhattap almadığını birçok kez dile getirmiş, yurt yönergesine aykırı bir şekilde davranarak öğrenciler yokken odalarında arama yaparak öğrencilerin mahremiyetini ihlal etme hakkını kendisinde görmüştür.

Peki, Semiha Akın tüm bunları nasıl yapabilmiştir? Nasıl olur da bir kadın öğrenci hakkında “Ben onun tangasının rengini bile biliyorum.” diyebilmiş, bir öğrencinin giysilerini yere fırlattıktan sonra bu giysileri katlamasını talep edebilmiş, öğrenciler çıplakken odasına girerek onları taciz edebilmiş, bir kadın öğrencinin odasında doğum kontrol hapı bulması sonucunda cinselliğini hedef alan sözler sarf edebilmiş ve durumu öğrencinin ailesiyle paylaşabilmiştir?

Yurt müdürü Semiha Akın; tüm bunları yapabilmiştir çünkü kendisine bir şey olmayacağının, devletin aile yılı politikalarıyla halihazırda kendisinin uyguladığı bu pratikleri desteklediğinin farkındadır. Arkasına devletin ta kendisini almaktadır.

Arya özelinde ise Arya’nın trans kimliğinden dolayı Semiha Akın’ın yaptıkları çok daha ağır bir boyut kazanmıştır.

Semiha Akın; Arya “toplumsal norm”lara uygun giyinmediğinde ondan gizli olarak fotoğraflarını çekmiş, bu fotoğrafları Arya’yı bir insanlık suçu olan “onarım terapisi”ne zorlayan ailesi ile paylaşmıştır. Ailesine kimliğinden ve bedeninden ötürü Arya hakkında “bunu buradan alın.” diyerek açıkça nefret suçu işlemiştir.

Peki, tüm bunlar sonucunda ne olmuştur? Kadın ve lubunya öğrencilerin şikayetleri ve teşhir paylaşımları dikkate alınmamış, zorla sildirilmiş, sıra arkadaşımız Arya intihara sürüklenerek katledilmiş, Semiha Akın’a ise hiçbir şey olmamıştır.

Arya intihara sürüklenerek katledildikten sonra da yurt yönetimi savcılığın izni olmadan Arya’nın odasına girerek
eşyalarını karıştırmıştır.

Bu durum da akıllara birkaç soruyu birden getiriyor:

1-Semiha Akın’ın bugüne dek taciz ve tehdit ettiği birçok öğrenci varken yurt müdürlüğünü nasıl sürdürebilmektedir?

2-Arya’nın intiharında somut bir izi bulunan Semiha Akın hakkında bugüne dek nasıl hukuki bir araştırma yürütülmemiştir?

3-Semiha Akın, yurtta kalmış öğrencilere bizlerin dahi bilmediği daha neler yapmıştır da hakkındaki birçok haber kaldırılmıştır?

Arya’nın ölümüne dair etkin bir soruşturma yürütülene, Semiha Akın ve Arya’nın ölümünden sorumlu tüm failler hesap verene ve gerçek adalet tarafından yargılanana kadar mücadelemizi büyütmeye; “Arya’ya Ne Oldu” diye sormaya devam edeceğiz!”

*TOBB ETÜ yönetiminin ve adı geçen yurt müdürünün konuya ilişkin görüşleri alınamamıştır.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.