Kürtçe seçmeli dersi tercih eden öğrenci sayısının son beş yılda beş kat arttığını belirten Sosyolog ve eğitimci Arslan Özdemir’e göre öğretmen ve materyal eksikliği, seçmeli Kürtçe derslerinin açılmasını hala zorlaştırıyor: “Mesele yalnızca öğrencilerin bu dersi seçmesi değil, seçtikleri dersi gerçekten alabilmeleridir.”

Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) verilerine göre 2026-2027 eğitim-öğretim yılında 16 şehirde, 321 okulda 86 bin 64 öğrenci seçmeli Kürtçe dersini tercih etti.
Kürtçe (Kurmancî ve Zazakî) 2012 yılından bu yana ortaokullarda seçmeli ders olarak okutuluyor. Seçmeli dersin verilebilmesi için en az 10 öğrenci şartı öne sürülüyor. Seçmeli ders haftada iki saat ile sınırlandırılıyor. 2012’den bu yana Kürtçe seçmeli derslere ilgi artıyor.
Bu verilere rağmen öğrencilerin Kürtçe seçmeli ders kitaplarına ulaşamaması ve yaşanan öğretmen eksikliği gündemdeki yerini koruyor. En son 2025 yılında 59 bin 800 öğrenci dersi seçti, ancak 36 bini fiilen ders alabildi.
Yüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK), 26 Ocak 2011’de Kürt Dili ve Edebiyatı bölümünü onaylamasıyla birlikte, Mardin Artuklu, Muş Alparslan, Van Yüzüncü Yıl ve Bingöl üniversitelerinde Kürt Dili ve Edebiyatı bölümleri, Bingöl ve Dersim’de ise Zaza Dili ve Edebiyatı bölümleri açıldı. Bölümlerin açıldığı tarihten bugüne her sene yaklaşık 100 öğrenci bu bölümlerden mezun oluyor.
2025’de Türkiye genelinde 25 bin öğretmen ataması yapılırken Yaşayan Diller ve Lehçeler bölümünde 5’i Kurmancî, 1’i Kirmanckî/Zazakî olmak üzere sadece 6 Kürtçe öğretmenin ataması yapıldı. 20 milyonu aşkın Kürdün yaşadığı ülkede atanmayı bekleyen binlerce Kürtçe öğretmeni mevcut.
Sosyolog ve eğitimci Arslan Özdemir, bu sayının toplumdaki talebi gösterdiğini, ancak öğretmen ve materyal eksikliği ile bilgilendirme yetersizliğinin öğrencilerin bu dersi gerçekten almasını zorlaştırdığını söyledi.

Arslan Özdemir
Özdemir’in belirttiği verilere göre, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) kapsamında seçmeli Kürtçe dersi, ortaokulların 5, 6, 7 ve 8. sınıflarında, yaş aralığı 10-14 olan öğrencilere veriliyor. Ayrıca ders, “Yaşayan Diller ve Lehçeler” adıyla, haftada 2 saat olarak okutuluyor ve öğrenciler Kurmancî ile Zazakî / Kirmanckî diyalektleri arasında tercih yapılabiliyor. Ders seçme formunu öğrenciler adına veliler dolduruyor.
Dersin açılması için ilgili lehçede yeterli öğrenci talebi ve okulun olanaklarının uygun olması gerekiyor. Özdemir’e göre uygulamada en az 10 öğrencinin tercih etmesi şartı bulunuyor.
2020’de 15 bine düşen sayı yeniden yükseldi
Özdemir’in aktardığı verilere göre seçmeli Kürtçe dersini tercih eden öğrenci sayısı yıllar içinde dalgalı bir seyir izledi. 2012’de 21 bin 956 olan sayı, 2015’te 37 bin 184’e çıktı. Ardından düşüşe geçen sayı 2018’de 27 bin 130’a, 2019’da 18 bin 438’e geriledi ve 2020’de 15 bin 33 ile en düşük düzeye indi. 2021’den itibaren yeniden artan sayı, 2025’te 37 bin 330, 2026’da 59 bin 372 oldu. En son 2027 için 86 bin 64 öğrenci tercih yaptı.
Özdemir, artışın sürdüğünü belirterek şunları söyledi:
“Ancak olanaklar geliştirilirse ve yeterli tanıtım yapılırsa bu sayının çok daha üzerinde başvurunun olacağına inanıyorum. Birçok okulda okul müdürleri bu dersleri ders seçme formuna yazmamaktadır. Bazı aileler de çocuklarına bu dersi aldırdıklarında çocuklarının fişleneceğini düşünüyor.”
“Mesele yalnızca seçmek değil, seçtiği dersi alabilmek”
Özdemir, dersin açılmasını ve yürütülmesini zorlaştıran sorunların bulunduğunu vurguladı. Öğretmen yetersizliği, ders kitapları ve eğitim materyallerinin eksikliği, derslerin açılmasında yaşanan güçlükler ve ailelerin yeterince bilgilendirilmemesinin öğrencilerin derse erişimini güçleştirdiğini belirtti:
“Dolayısıyla mesele yalnızca öğrencilerin bu dersi seçmesi değil, seçtikleri dersi gerçekten alabilmeleridir. Son verilere göre 86 bin 64 öğrencinin Kürtçeyi seçmiş olması, toplumda bu yönde ciddi bir talep bulunduğunu gösteriyor. Bu talebi yalnızca bir istatistik olarak değerlendirmemek gerekir. Her öğrencinin arkasında bir dil, bir kültür ve kendi anadilini öğrenme isteği var. Önemli olan, bu isteğin karşılıksız bırakılmamasıdır.”
Eğitim hakkının kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğine dikkat çeken Özdemir, hakkın “öğretmen, kaynak ve uygun eğitim koşullarıyla hayata geçirilmesi” gerektiğini söyledi:
“Eğer bir öğrenci Kürtçeyi öğrenmek istiyorsa, bunun önünde öğretmen eksikliği ya da materyal yetersizliği gibi engeller bulunmamalıdır. Yapılması gereken, öğrencilerin taleplerini dikkate almak ve bu dersin her okulda erişilebilir, nitelikli ve sürdürülebilir bir şekilde yürütülmesini sağlamaktır.”
İspanya, İrlanda ve Galler örnekleri
Özdemir, İspanya’da Katalanca, İrlanda’da İrlandaca ve Galler’de Galce eğitimini örnek göstererek bu deneyimlerin anadilde eğitimin bir dilin yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması açısından önemini ortaya koyduğunu belirtti:
“Anadilde eğitim yalnızca bir dilin korunması değil, aynı zamanda kültürün yaşatılması, fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi ve toplumda karşılıklı saygının geliştirilmesi meselesidir.”
Bu örneklerin, anadilde eğitimin diğer dili öğrenmeye engel olmadığını da gösterdiğini söyleyen Özdemir, yeterli öğretmen, nitelikli ders materyalleri ve doğru bir eğitim programıyla çocukların hem kendi dillerini hem de ülkenin ortak dilini başarıyla öğrenebileceğini kaydetti.
Kürtçe açısından da bu deneyimlerden dersler çıkarılması gerektiğini belirten Özdemir, seçmeli ders ile diğer derslerin anadilde verilmesi arasındaki farka dikkat çekti:
“Kürtçenin yalnızca seçmeli ders olarak öğretilmesiyle, Matematikten Fen derslerine kadar farklı derslerin Kürtçe verilmesi aynı şey değildir.”
“Kendi dilinde okuyup yazamayan kuşaklar”
Anadilde eğitim talebinin toplumsal anlamını da değerlendiren Özdemir, bunun yalnızca bir dil öğrenme meselesi olmadığını söyledi:
“Anadilde eğitim talebi, yalnızca bir dili öğrenme meselesi değil; kişinin kendi kimliğiyle, kültürüyle ve toplumuyla bağını koruma talebidir. İnsanların kendi ana dillerinde okuyup yazabilmesi, kendilerini daha iyi ifade etmelerine ve kültürel miraslarını gelecek kuşaklara aktarmalarına yardımcı olur. Kürtçe konuştuğu hâlde kendi dilinde okuyup yazamayan kuşakların varlığı, çocukların ve gençlerin kendi dillerini çoğu zaman yalnızca sözlü olarak öğrenmesine neden oluyor. Bu durum, kişinin kendi dilinde kitaplara, bilgiye ve kültürel kaynaklara ulaşmasını zorlaştırabiliyor; bazen de kendi diliyle kurduğu bağın zayıflamasına yol açabiliyor.”
Özdemir’e göre amaç diller arasında tercih yapmak değil, “çocukların kendi dillerini öğrenerek büyüdüğü, diğer dilleri de özgürce öğrenebildiği bir eğitim ortamı” oluşturmak.
Talebin karşılanması için altı adım
Özdemir, talebin karşılanması için yalnızca bir yasal düzenleme yapmanın ya da okullara Kürtçe kitaplar dağıtmanın yeterli olmadığını, hukuki güvence, müfredat, öğretmen yetiştirme ve eğitim materyallerinin birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Özdemir, somut olarak şu adımların atılması gerektiğini söyledi:
- Çocukların kendi ana dillerinde eğitim alabilmesinin hukuki çerçevesi oluşturulmalı, gerekli mevzuat değişiklikleri yapılmalıdır.
- Kürtçenin yalnızca seçmeli ders olarak öğretilmesi değil, talep edilen model doğrultusunda diğer derslerin de Kürtçe verilebilmesi için programlar geliştirilmelidir.
- Kürtçe eğitim verebilecek, alanında yetkin öğretmenler yetiştirilmeli ve istihdam edilmelidir.
- Yaş gruplarına uygun, bilimsel ve nitelikli Kürtçe ders kitapları, sözlükler ve dijital eğitim kaynakları hazırlanmalıdır.
- Öncelikle gönüllü ailelerin talebinin bulunduğu yerlerde uygulamalar başlatılmalı; öğrencilerin başarısı, dil gelişimi ve ihtiyaçları düzenli olarak değerlendirilmelidir.
- Aileler, öğretmenler, akademisyenler ve ilgili kurumlar sürece katılmalı; farklı ihtiyaçlara uygun modeller birlikte tartışılmalıdır.
Anayasa’nın 42. maddesi engeli
Özdemir, Türkiye’de önemli bir hukuki engel bulunduğunu da hatırlattı. Anayasa’nın 42. maddesi, Türkçeden başka dillerin vatandaşlara ana dilleri olarak eğitim kurumlarında okutulmasını ve öğretilmesini yasaklayan bir hüküm içeriyor. Özdemir, Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılması hedefleniyorsa anayasal ve yasal çerçevenin ele alınması, ardından eğitim programlarının ve uygulama altyapısının buna göre düzenlenmesi gerektiğini söyledi.




