2 sene önce yürürlüğe giren 7527 sayılı kanunun ardından, hayvan hakkı savunucuları Eray Özgüner ve Özlem Günaydın yasayla beraber hayvan katliamlarının önünün açıldığını ifade etti. Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Tuğba Gürsoy ise belediyelerdeki hayvan hakkı ihlaline dikkat çekerek bu konuda örnek gösterilecek bir belediye olmadığını söyledi.

2 Ağustos 2024’te yürürlüğe giren ve hayvan hakkı savunucuları tarafından “Katliam Yasası” olarak adlandırılan 7527 sayılı kanun, yürürlüğe girmesinin ikinci yılını doldurdu. Veteriner Hekimler Odası’nın, hayvan hakları savunucularının ve yaşam hakkına duyarlı tüm vatandaşların iki senelik bu dönemde basın açıklamaları ve eylemlerle karşısında durduğu bu yasa, hayvanlara yönelik şiddeti ve katliamı ikinci senesinde de meşrulaştırmaya devam etti.
Medya nasıl kullanıldı?
Yasanın yürürlüğe girme sürecinde hem sosyal medyada hem ana akım medyada yayınlanmaya başlayan sokakta yaşayan hayvanların hedef gösterildiği şiddet içerikli paylaşımlar ve haberler üzerinden yeni yasa, tartışmalara konu oldu. Çoğu medyada sokakta yaşayan hayvanlar, “başıboş” veya “sahipsiz” adıyla anılırken, kimi medya organlarında sokakta yaşayan köpeklerin saldırısı sonucu çocukların öldüğü, çoğu kez kanıt olmadan yansıtıldı. Örneğin Mart 2025’te, Ankara’da 6 yaşındaki bir çocuğun ölümü ilk anda köpek saldırısına bağlanmış, ancak ardından istismar ve cinayet sonucu öldürüldüğü ortaya çıkmıştı. Hayvan hakkı savunucuları, bu haberlerin bir kısmının yalanlandığını, birçoğunun da bilinçli bir şekilde medyaya sunulduğunu hatırlattı. Zaman zaman milletvekilleri aracılığıyla meclise de taşınmış olan hayvanlara yönelik dezenformasyon, bu haberlerin kamuoyunda yasanın benimsenmesi üzerine etkisi oldu.
2025’in ilk 6 ayını ve sonrasında 2025 yılını kapsayan Hayvan Hakları İzleme Komitesi’nin (HAKİM) medyaya yansıyan vakaları derlediği Medya İhlâl Raporu’na göre, sokakta yaşayan hayvanlara uygulanan işkence ve acı muamele ilk 6 ayda en az 1252 olarak saptanırken, yıl sonunda bu sayı 3980’e çıktı. 2025’in ikinci yarısında %117 oranında artmış olan “işkence ve acı verici muamele” verilerinin yanında sokakta yaşayan hayvanların belediyeler tarafından toplandığı vakaların haberleştirilmediğini duyurmuştu. Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi’nden (BURHAK) Eray Özgüner’e göre ise medyaya yönelik bu manipülasyonların hayvan hakları alanında haber yapan gazeteciler tarafından haberlerin gerçekliğinin kanıtlanamamış olması da büyük bir eksiklik.
Medya İhlâl Raporu
Yıl içinde medyaya yansıyan hayvan hakkı ihlallerinin kayıt altına alınan türleri ve asgari sayıları.
Yaşam Hakkı
Birey + 2.530 kovan arı + 154.380 deniz canlısı
İşkence ve Acı Verici Muamele
Kaza
Araçla Ezme
Zehirleme
Birey + 76 kovan arı
Ateşli Silahla Vurma
Dövüştürme
Yasadışı Avcılık
Birey + 124.548 deniz canlısı
Yasaya Aykırı Ticaret
Cinsel Şiddet
Kamu İle İlgili İhlaller
Kapatılma Sebebiyle Meydana Gelen İhlaller
Birey + 2.544 kovan arı + 51.000 kg deniz canlısı
Bilinmeyen Sebepler
Belediyelerde bilgiye ulaşmanın önünün kesildiğini, barınakların koşulları, barınaklardaki hayvan sayısı, kaçının kısırlaştırıldığı gibi soruların “Bilgi Edinme Kanunu” kapsamında verilen dilekçelerde bile cevapsız kaldığını hatırlatan Özgüner, belediyelerle yapılan toplantılarda da bu soruların geçiştirildiğini ve cevapsız bırakıldığını belirtti.

Katledilen hayvanlar yargıya taşındı mı?
Hayvan hakları savunucularının aynı zamanda “Kanlı Yasa” olarak hitap ettiği 7527 sayılı kanun ile önü açılan hayvan katliamlarının mahkemelerce cezasızlık politikası ile desteklenerek uygulanmaya devam ediyor. Yaşam için Yasa İnisiyatifi’nden Özlem Günaydın, yasanın yürürlüğe girmesi ile başlayan bu iki yıllık deneyim için “Yaşanan katliamların ardından birçok suç duyurusunda bulunuluyor, hukuki süreçler takip ediliyor ve deliller kamuoyuyla paylaşılıyor. Ancak bu süreç faillerin büyük ölçüde cezasız kaldığını gösteriyor. Etkin soruşturmalar yürütülmüyor, dosyalar sürüncemede bırakılıyor ve sorumlular hakkında caydırıcı yaptırımlar uygulanmıyor. Bu durum yeni katliamların önünü açıyor ve yaşam hakkı ihlallerini sıradanlaştırıyor” ifadelerini kullandı.

Hayvan hakkı ihlalleri ve usulsüzlük uygulayan belediyelere yönelik meclise sunulan soru önergelerine karşı da benzer bir kayıtsızlık görülüyor. HAKİM 2025 Meclis Hayvan Hakları Raporu’nda yasa kapsamında meclise sunulan 24 soru önergesinde bir kısmının süresi geçtikten sonra cevaplandığı, bir kısmının ise cevaplanmadığına ulaşıldı. Ankara Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı Avukat Tuğba Gürsoy, hayvanlara yapılan kötü muamelenin yargıda sonuç alamadığına ilişkin “Çoğunu yargıya taşımış olsak da pek sonuç alamıyoruz” dedi.
“İçişleri bakanlığından büyük baskı var”
Mecliste yöneltilen soru önergelerini cevapsız bırakan İçişleri Bakanlığı’nın rolünün yasanın uygulandığı şu süreçte oldukça aktif olduğu da görüldü. Özgüner, İçişleri Bakanlığı’ndan valiliklere, valiliklerden ise belediye başkanlarına yapılan baskının oldukça fazla olduğunu belirtti. Özgüner, “Belediyelerle yaptığımız İl Hayvanları Koruma Kurulu toplantılarında ‘hiç zaman kaybetmeden köpekleri toplayın’ şeklinde büyük bir baskı var. Belediyeler ceza alacağız korkusuyla hayvanları toplamak zorunda olduklarını belirttiler. Bu bir gerekçe değil. Eğer senin yerin yoksa, kapasiten yoksa, veterinerin yoksa bir belediye çıkmalı, ‘benim elemanım yok, kapasitem yok, barınağımda yer yok’ demeli. Türkiye’de hiçbir belediye böyle bir açıklama yapmadı” diye anlattı.
— RAPOR VERİLERİ —
Rapor kapsamında 3 kanun teklifi incelenmiştir. Tekliflerin 2’si CHP İstanbul Milletvekili Nimet Özdemir, 1’i DEM Parti İzmir Milletvekili İbrahim Akın ve Burcugül Çubuk tarafından hazırlanmıştır.
Rapor kapsamında 4 araştırma önergesi incelenmiştir. Önergeler DEM Parti milletvekilleri tarafından hazırlanmıştır.
Rapor kapsamında “hayvan” konulu soru önergelerinin 66’sına cevap verilmiş, 101’ine cevap verilmemiştir.
SORU ÖNERGELERİNİN PARTİLERE GÖRE DAĞILIMI
Belediyelerin tutumu ne oldu?
Yasa ile birlikte belediyeler tarafından uygulanan en sık karşılaşılan hayvan hakkı ihlali, usulsüz toplama ve takiben barınakların yetersizliği oldu. Özgüner, toplamalar yapılırken veteriner hekim olmadan Veteriner İşleri Müdürlüğü personellerinin toplanılan hayvanların yaşlarını ve koşullarını gözetmeden doz ayarlaması yapmadan uyuşturucu iğne atarak toplandığına şahit olduğunu anlattı. Özgüner, bu uygulamayı takiben iğne etkisi altındaki hayvanların bir de uzun yollarda barınağa götürülme süreçlerinde yarısının yolda ölmesine sebebiyet verdiğini belirtti.
Avukat Gürsoy, bu iki seneyi değerlendirirken belediyelerin tutumlarında herhangi bir ayrım yapılamayacağını, pek çoğunda “Ankara’da yaşananlar kadar korkunç” olaylar yaşandığını belirtti.
- 8-10 Ağustos 2024’te Ankara Altındağ’da bir hayvan bakımevine yakın bir arazide 11 ölü köpek bulunmuş, hayvan hakları savunucuları belediyenin köpekleri uyuşturucu iğneyle öldürüp toplu şekilde gömdüğünü iddia etmişti.
- 11 Haziran 2025’te Gölbaşı Belediyesi görevlilerinin Eymir Gölü etrafında ODTÜ arazisinden usulsüz şekilde işkenceyle sahipsiz sokakta yaşayan köpekleri sürükleyerek topladığı video sosyal medyaya yansımıştı.
- Ankara İl Emniyet Müdürlüğü, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen NATO zirvesi öncesinde güzergahlardaki ve etkinlik alanlarındaki “sahipsiz tüm sokak köpeklerinin” toplatılması emriyle belediyelere yazı gönderdi.
Gürsoy ayrıca sürekli yapılan toplamalara karşın barınak kapasitelerinin yetersiz olduğunu da belirtti. Belediyelerin uyguladığı bu usulsüzlükler karşısında belediye denetimlerinin artırılması gerektiğini ve belediyelere bu kadar geniş yetkiler tanınmaması gerektiğinin altını çizdi. Günaydın ise belediyelerin tutumunu “Yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte belediyeler, sokakta yaşayan hayvanları korunması gereken canlılar olarak değil, ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak görmeye başladı.” şeklinde değerlendirdi.

“Barınaklardaki hayvanların akıbeti bilinmiyor”
Sıkça tartışılan barınakların durumu da Günaydın tarafından “Bugün birçok barınak rehabilitasyon ve tedavi merkezi olmaktan çıkarılmış durumda. Hayvanlar mahallelerinden koparılarak kapalı alanlara hapsediliyor, akıbetleri belirsiz bırakılıyor.” şeklinde değerlendirildi. Gürsoy, yasayla birlikte son iki senede birçok barınağa hiçbir şekilde girmediklerini belirtti. “Yerel Hayvan Koruma Görevlisi” unvanının da kalkmasıyla barınaklara yapılmak istenen ziyaretlerin büyük oranda kısıtlandığını açıkladı. Rant açısından takibi zor büyük miktarlı ihalelere verildiğini söyleyen Gürsoy, barınaklara erişimin ne derecede kısıtlanmış olduğunu anlattı.
Barınaklara yönelik erişimlerin kısıtlanmasıyla toplanılan hayvanların miktarıyla ilgili gerçek verilere ulaşmanın da önü kapatıldı. Özgüner, İçişleri Bakanlığı’nın açıkladığı toplanan hayvan sayısıyla barınaklardaki hayvan sayılarının çeliştiğini belirtirken, aradaki farkı takibine dahi izin verilmeyen çok büyük bir katliamın söz konusu olduğu şeklinde açıkladı. Özgüner bu katliamı “Türkiye tarihinde Hayırsızada Toplu Sürgün Katliamı vaktinden sonraki ikinci katliam” olarak tanımladı.
“Kanlı yasa bütünüyle kaldırılmalı”
Henüz yürürlüğe girmesinden önceki süreçle başlayan 2 yıl boyunca yarattığı kırımlarla bugün de uygulanmasının önünde mücadelesini sürdüren yaşam hakkı savunucularının talebi yasanın tamamıyla kaldırılması. Günaydın “Mücadelemiz, yalnızca bu yasanın bazı maddelerinin değiştirilmesi için değil, ‘Kanlı Yasa’nın bütünüyle kaldırılması içindir. Çünkü sorun yalnızca belirli maddeler değil, yasanın dayandığı anlayışın kendisidir. Hayvanların yaşam hakkını yok sayan, onları mahallelerinden kopararak toplamayı ve öldürmeyi esas alan bu anlayış terk edilmelidir.” cümlelerini kullandı.
Özgüner çözüm için sokakta yaşayan hayvanları kurtarıp hayvanlara ayrı bir yaşam alanı yapma önerilerini ise “devletin ekmeğine yağ sürmek” olarak yorumladı. Bu çözüm önerisinin kısırlaştırmaya dahi bütçe ayrılmayan bir düzenden hayvanları sorumlu tutup onları ölüme ve ihmale terk etmek olduğunu anlattı. Böyle bir bütçe ayırıp hayvanları esaret altında tutulmasını değil, bu bütçenin kendi yaşam alanları olan sokaklarda özgürce yaşamaları için harcanmasını savunmak gerektiğini belirtti. Benzer şekilde Günaydın da “Hayvanların yerinde özgür yaşam hakkını güvence altına alan, kısırlaştırmayı, tedaviyi, korumayı ve kamusal sorumluluğu esas alan yeni bir yasal düzenleme hayata geçirilmelidir” diyerek ortak taleplerini belirtti.
“Eylemler ve kampanyalar ortaklaştırılıyor”
Günaydın farklı yerellerle ortak bir hat kurmak üzerine son iki senede edinilen deneyimleri özetledi:
“Son iki yılda yaşanan katliamlar, Türkiye’nin dört bir yanında yaşam hakkı savunucularını ortak bir mücadelede buluşturdu. Farklı şehirlerdeki platformlar, inisiyatifler ve bağımsız yaşam hakkı savunucuları arasında dayanışma ve koordinasyon her geçen gün güçleniyor. Katliamlar belgeleniyor, hukuki süreçler takip ediliyor, eylemler ve kampanyalar ortaklaştırılıyor. Karşımızda yalnızca belirli kentlerde yaşanan münferit olaylar değil, ülke genelinde yaşam hakkını hedef alan politikalar var. Bu nedenle farklı yerellerdeki yaşam hakkı savunucuları olarak ortak bir mücadele hattında buluşuyor, hayvanların yerinde özgür yaşam hakkını birlikte savunmaya devam ediyoruz.”




