Afrika ile Arap Yarımadası’nı birbirinden ayıran ve petrol ticaretinde Hürmüz Boğazı’na alternatif olan Babülmendep Boğazı, Eylül 2026 itibarıyla fiilen Husilerin kontrolüne geçti.

Temmuz 2026’da Babülmendep Boğazı’nda Suudi Arabistan’a yönelik ilan edilen deniz ablukası Eylül 2026 itibarıyla Yemen’de de facto (fiili) yönetimi elinde tutan Husilerin(Ensarullah Hareketi) sahil şeridinde başlattığı kara harekatıyla somut bir askeri denetime dönüştü.
10 Eylül 2026 tarihinde boğaza stratejik mesafede bulunan liman kenti Muha’nın Zübab ilçesinin ve Perim Adası ile Haniş Adaları’nın denetim altına alınmasıyla ilerleyen süreç, boğazın kontrolünü mümkün kılan tepelere sıçrayarak ve yayılarak sürüyor. Yemen hükümeti Muha’nın düşüşünü Reuters’a doğruladı.
Husi ilerleyişinde başka kritik bir halka ise 11 Eylül’de Babülmendep’in girişindeki küçük volkanik ada Mayun’un ele geçirilmesi oldu. Boğazı ikiye bölen bu adayı kontrol eden güç, geçen her gemiye karşı stratejik bir üstünlük kazanıyor.
Babülmendep, “Gözyaşı Kapısı” anlamına geliyor. Tehlikeli seyir koşulları nedeniyle bu isimle anılıyor. Boğaz, Arap Yarımadası’ndaki Yemen ile Afrika kıyısındaki Cibuti ve Eritre arasında bulunuyor.

Al Jazeera’ya konuşan Avusturyalı siyasetçi Wolfgang Pusztai, Muha’nın alınması durumunda Husilerin Yemen’in Kızıldeniz’e erişimini tamamen keseceğini ve dolayısıyla Babülmendep’i daha kolay kontrol edeceğini ifade etti. Boğazın 20 kilometrelik enini vurgulayan Pusztai, boğaz etrafındaki taktiksel mevzileri ele geçirmenin Kızıldeniz seyrüseferini füzeye gerek kalmadan kitleyecek stratejik bir ilerleme olarak değerlendirdi. Husilerin avantajlı konumunun ise başta Suudi Arabistan olmak üzere uluslararası ticareti baltalayacağını ekledi.
Bölgede askeri gerilim tırmanırken, liman şehri Muha’da geçimini denizden sağlayan ve zaten yıllardır savaşla yaşayan insanlar ateş hattında kaldı. Yaklaşık 1400 Yemenlinin Cibuti’ye kaçtığı bildirildi.
Hürmüz’den sonra sıra Babülmendep’te
Yemen ve Cibuti arasında bir rota sunan ve Orta Doğu’dan gelen petrolün büyük bir kısmını taşıyan boğazın önemi, ABD ile İran arasındaki savaştan dolayı Hürmüz Boğazı’nın kullanılamamasıyla artmıştı. Bu rotanın da devre dışı kalmasıyla gemilerin Ümit Burnu’na yönelmesi ve dolayısıyla maliyetlerin daha da artması bekleniyor. Brent petrol 100 doları gördü.
Bölgedeki uzmanlar, durumu Husilerin deniz ticaretinde tekelleşme çabası olarak okuyor. Husiler yalnızca gemilere saldırmıyor, aynı zamanda boğazdan hangi gemilerin geçeceğine, kimlerin saldırıya uğrayacağına veya imtiyaz göreceğine karar veriyor. Bu da boğazı askeri bir cephe olmaktan çıkarıp siyasi bir kaldıraç haline getiriyor.
Savaş kıyıya vardı
Yemen’deki kriz, 10 yılı aşkındır sürüyor. 2014 senesinde halk öfkesini arkasına alan Ensarullah hareketi, başkent Sana’yı kontrol altına aldı ve ardından güneye ilerledi. Çatışmalar ardından Nisan 2022’de Birleşmiş Milletler öncülüğünde imzalanan ateşkes, tarafların siyasi anlaşma sağlamadığı için ne savaş ne barış ortamı oluşturulabildi.
2023’te Gazze’ye yapılan saldırılarda Filistin halkıyla dayanışma gerekçesiyle Kızıldeniz ve Babülmendep’ten geçen İsrail, ABD ve İngiltere bağlantılı ticari gemileri füze ve İHA’larla hedef almaya başladı.
Çatışmaların fitilini ateşleyen son gelişme, Suudi Arabistan’ın Sana’daki havalimanına yönelik hava saldırısı oldu. Husiler, Babülmendep ablukasını doğrudan bir misilleme eylemi olarak duyurmuştu: “Kuşatmaya kuşatma, tırmandırmaya tırmandırma” diyerek 20 Temmuz’da Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukasını ilan etti.
Bugün ise, Husi kaynakları Suudi güçler Muha şehrinden çekilince şehir yaşamının normale döndüğünü iddia ediyor. AFP’nin haberine göre ise çocuklarıyla kaçan insanlar şehirde tek bir ev bulamadığı, sığınak bile kalmadığını söylüyor.
Türkiye ve Pakistan beklemede
Bu süreçte 7 Ağustos 2026’da Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın durumu merak konusu. Anlaşmaya göre üç ülkeden birine yönelik saldırı, diğer üye ülkelere yapılmış sayılacak. Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik ambargosuna karşı Türkiye ve Pakistan henüz harekete geçeceğini net olarak duyurmadı.
İslamabad, İran’dan Husiler üzerindeki etkisini kullanmasını ve saldırıların durdurulmasını sağlamasını istedi. İran ise Husileri kontrol etmediğini belirtti. Pakistan Savunma Bakanı Havace Asif, yaptığı açıklamada Suudi Arabistan’a yönelik saldırıların devam etmesi halinde üç ülkeyi kapsayan güvenlik anlaşmasının devreye girebileceğini söyledi.
Anlaşmanın Türkiye cephesinde ise Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Suudi Arabistan’dan mevkidaşı Faysal bin Ferhan Al Suud ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Pakt, Riyad tarafından yürürlülüğe sokulmadığı için henüz Türkiye ve Pakistan harekete geçmedi.
Husiler kimdir?
7 Ekim’den bu yana devam eden Filistin-İsrail çatışmaları tırmanırken, ‘bölgesel savaş’ riski de her geçen gün artıyor. 31 Ekim’de ‘Filistin direnişine destek için’ İsrail’i balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla hedef alan Yemen’deki Husiler hakkında bilinenleri derledik.
Yemen’de faaliyet gösteren Ensarullah Hareketi ya da Husiler, ismini kurucusu olan Hüseyin Bedreddin el-Husi’den almıştır. Husiler, ülke nüfusunun yaklaşık üçte birini oluşturduğu tahmin edilen Şiiliğin Zeydilik koluna mensuptur.
Zeydiler, Yemen’in Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetine girdiği 1538’den 1918’e kadar çeşitli aralıklarla Osmanlılar ile mücadele etti. Osmanlı’nın 1918’de Yemen’den çekilmesinin ardından Zeydiler, 1970’e kadar bölgede hâkimiyetini sürdürdü.
1962-1970 yılları arasında ise kraliyet yanlısı Zeydiler, Mısır ordusu destekli Abdullah es-Sellal liderliğindeki cumhuriyetçilerle savaştı. Savaş, cumhuriyetçiler tarafından kazanılsa da Mısır lideri Cemal Abdünnâsır ordusunun binlerce asker kaybetmesinden hareketle, Kuzey Yemen’deki isyancılara yönelik müdahalesini “Mısır’ın Vietnam’ı” olarak nitelendirdi.
Zeydilerin önde gelen kabilelerinden Husiler ise 1979’daki İran İslam Devrimi’nden etkilenen bir gruptu. Çoğunlukla Amran ve Saada bölgelerinde bulunan Husi kabilesinin önderleri Bedreddin el-Husi ve oğlu Hüseyin el-Husi bir süre İran’da yaşadı.
1990’ların başında Hüseyin el-Husi liderliğinde kurulan Ensarullah Hareketi, 1990-2012 yılları arasında Yemen Cumhurbaşkanlığı yapan Ali Abdullah Salih’e karşı aktif bir mücadele yürüttü.
2004 yılında Hüseyin el-Husi’nin Yemen ordusu tarafından öldürülmesinin ardından başlayan Husi isyanı çeşitli aralıklarla 2011’e kadar sürmüş, bu tarihte Arap Baharı’nın da etkisiyle geniş katılımlı bir halk isyanına dönüşmüş ve 21 Şubat 2012’de Ali Abdullah Salih’in başkanlığı bırakmasıyla sonuçlandı.
Husiler ve Suudiler
Salih’in yerine yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi’nin gelmesi ülkedeki ateşi söndürmezken, 2014 Husilerin öncülüğündeki protesto dalgasına güvenlik güçlerinin müdahalesi üzerine çatışmalar başladı. Süreç, Husilerin 21 Eylül 2014’te başkent Sana’yı ele geçirip yönetimi devralmasıyla sonuçlandı.
Yemen’in kuzey komşusu Suudi Arabistan, İran tarafından desteklendiği gerekçesiyle Husilere karşı Mart 2015’te operasyonlara başladı. Bu süreçte Husiler, kısa süreliğine ele geçirdikleri ülkenin güneyindeki ‘başkenti’ olan Aden’den çıkarıldı. Yine de Husiler bu süreçte birçok kez Suudilere ait sınır karakollarına operasyon düzenledi, petrol tesislerini füzeler ve insan hava araçlarıyla hedef aldı.
Kim nereye hakim?
Husiler, başkent Sana ve çevre vilayetleri Zemar, İbb, Reyme, Mahvit ve Amran’ın yanı sıra Sada, Hacce ve Hudeyde vilayetlerinin merkezi ile Beyda ve Cevf’in bir bölümünü elinde bulunduruyor.
Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ve Yemen Başkanlık Konseyi, ülkenin güneybatısında Taiz vilayetine bağlı stratejik Babu’l Mendeb ilçesinden Umman sınırına kadar uzanan Arap Denizi kıyısındaki sahil kentlerinin tümünde kontrolü elinde bulunduruyor.
Geçici başkent Aden başta olmak üzere güneydeki Taiz, Ebyen, Lahic, Hadramevt, Mahra vilayetlerini denetiminde tutan bu güçler, ayrıca ülkenin petrol zengini Marib kentinin yanı sıra Cevf’in bir kısmı ile Dali ve Şebve illerini kontrol ediyor.
Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Aden yönetimine paralel olarak farklı isimler altında eğitip desteklediği Güney Geçiş Konseyi’ne bağlı güçler, ülkenin batı kesiminde Taiz’in sahil ilçelerinden başlayıp güneydeki Aden, Ebyen, Şebve ve Hadramevt’in kıyı bölgelerinde aktif olarak öne çıkıyor.
Yemen’deki çatışmalarda taraflardan biri de El-Kaide. Arap Yarımadası’nın en güçlü yapılanmalarından birine sahip örgüt, ağırlıklı olarak çöl bölgeleri ve bazı sahil kentlerinde etkinliğini sürdürüyor.
6 aylık ateşkes ve insani durum
Birleşmiş Milletler himayesinde taraflar, 2 Nisan 2022’de ateşkese vardı. Altı ay süren ateşkes, 2 Ekim 2022’de sona erdi. O günden bu yana çatışmalar düşük yoğunlukta da olsa devam ediyor.
Yıllardır süren çatışmalarda yaklaşık 377 bin kişi yaşamını yitirdi. Birleşmiş Milletler’in 19 Nisan 2023 tarihli raporuna göre, Yemen nüfusunun üçte ikisinden fazlası (21,6 milyon kişi) insani yardıma ihtiyaç duyarken, 2 milyonu çocuk (nüfusun yüzde 14’ü) olmak üzere 4,5 milyon kişi ülke içinde yerinden edildi.
Savaş, ülkedeki ekonomik krizin büyümesine ve kıtlığın tetiklenmesine yol açtı.
BM Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) 12 Aralık 2022 tarihli raporuna göre, yaklaşık 2,2 milyon Yemenli çocuk yetersiz beslenme ve aşı yokluğu nedeniyle kolera ve kızamık gibi hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetme tehlikesi yaşıyor ve bunların yarım milyondan fazlası 0-5 yaş grubunda.
Kaynakça:
https://news.un.org/en/story/2022/04/1115392
https://sanaacenter.org/publications/perspectives-and-analyses/28289
https://www.afp.com/en/yemen-government-forces-say-hit-houthis-red-sea-city
https://www.aljazeera.com/opinions/2026/9/12/will-the-houthi-attacks-activate-themecca-pact
https://www.aljazeera.com/news/2026/9/13/1400-yemenis-flee-to-djibouti-within-24hours



