Belfast saldırıları: Göçmen karşıtı şiddet endişesi büyüyor

Belfast’taki bıçaklı saldırı, sosyal medyadaki dezenformasyonun da etkisiyle şiddetli göçmen karşıtı saldırıların fitilini ateşleyerek ırkçılık, kamu güvenliği ve Kuzey İrlanda’nın kırılgan sosyal yapısına dair ciddi endişelere yol açtı.

Foto: Kevin Scott (@Kscott_94)

Belfast’ta yaşanan ciddi bir bıçaklı saldırının ardından patlak veren şiddet olayları, göçmen karşıtı şiddet, sosyal medyadaki dezenformasyon ve yetkililerin gerilimi kontrol altına alıp alamayacağı konularında ciddi soru işaretleri yarattı.

Olaylar, 8 Haziran’da Kuzey Belfast’ta Stephen Ogilvie’nin bıçaklı bir saldırıda ağır yaralanmasıyla başladı. Ardından 30 yaşındaki Sudan uyruklu Hadi Alodid, cinayete teşebbüs, kamuya açık alanda bıçak taşıma ve ölüm tehdidinde bulunma suçlamalarıyla tutuklandı. Şüphelinin henüz hüküm giymediği davada, polis saldırının ardındaki nedeni resmi olarak açıklamadı.

Bıçaklı saldırı ve şiddetin tırmanması

Ancak olay, kısa sürede basit bir adli vaka olmaktan çıktı. Saldırıya dair çeşitli videolar ve doğrulanmamış iddialar internette hızla yayıldı. Şüphelinin uyruğu ve göçmen statüsü tartışmaların odağına yerleşirken, kısa süre içinde Belfast’ın çeşitli bölgelerinde göçmen karşıtı protestolar patlak verdi. Bu gösterilerin birçoğu şiddet olaylarına dönüştü.

Olaylara müdahale eden polis memurlarına tuğla, şişe ve havai fişeklerle saldırıldı. Araçlar ateşe verilirken, birçok ev ve iş yeri de hasar gördü. Özellikle göçmenlere ve etnik azınlıklara ait olduğu bilinen bazı mülkler açıkça hedef alındı. Kuzey İrlanda Polis Teşkilatı (PSNI) olayları bastırmak için çevik kuvvet ekiplerini sahaya sürdü; tazyikli su ve plastik mermi kullandı.

Şiddet olaylarının tırmanması, bölgedeki azınlık gruplarının korku içinde yaşadığına dair uyarılara neden oldu. Güvenlik endişesi taşıyan bazı aileler evlerini terk etmek zorunda kaldı. Polis ise halka sükunet çağrısında bulunarak, gerilimi tırmandıracak içeriklerin paylaşılmasından kaçınılmasını istedi.

Ogilvie’nin ailesi, polis aracılığıyla yaptığı açıklamada saldırı nedeniyle derin bir sarsıntı yaşadıklarını ancak bu olayın toplumu bölmesini veya göçmenlere yönelik bir düşmanlığa dönüşmesini istemediklerini vurguladı. Aile, göçmenlerin ülkeye sunduğu katkıların altını çizerek, tek bir kişinin eyleminin tüm topluluğa mal edilmemesi gerektiğini belirtti.

Dün yapılan son açıklamada ise Stephen Ogilvie’nin yapay komadan uyandırıldığı ve tedavisinin sürdüğü bildirildi. Ancak durumu ciddiyetini koruyor. Ailesi, Ogilvie’nin sol gözünü kaybettiğini, sağ gözünde de görme kaybı riski bulunduğunu aktardı.

Sosyal medya dezenformasyonu

Belfast ve Londra’daki siyasi liderler şiddet olaylarına sert tepki gösterdi. Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, yaşanan kargaşanın kabul edilemez olduğunu ve sorumluların yasalar önünde hesap vereceğini söyledi. Kuzey İrlanda Bakanı Hilary Benn ise olayları “ırkçı eşkıyalık” olarak tanımlayarak, insanların sırf ırkları ve kökenleri yüzünden hedef alındığına dikkat çekti.

Kuzey İrlanda Birinci Bakanı Michelle O’Neill ailelerin sindirilmeye çalışılmasını ve evlerin kundaklanmasını kınarken, Birinci Bakan Yardımcısı Emma Little-Pengelly, iddia edilen tek bir suçun masum insanlara yönelik saldırılara asla gerekçe olamayacağını belirtti. Adalet Bakanı Naomi Long da halkın korku ve öfkesini göçmen karşıtı eylemlere dönüştüren kışkırtıcıları eleştirdi.

Sosyal medyanın krizi derinleştirdiğini vurgulayan Long’un açıklamaları dikkat çekiciydi. The Guardian’a göre, internet üzerinden saldırıları körükleyen pek çok kişi bölge halkından dahi değildi, hatta Long’un tabiriyle “Belfast’ın haritadaki yerini bile bulamayacak” kişilerdi.

Olayların ardından sosyal medyanın rolü en çok tartışılan konulardan biri haline geldi. Emniyet yetkilileri ve siyasiler, yayılan videoların, asılsız söylentilerin ve kışkırtıcı mesajların durumu çığırından çıkardığı konusunda hemfikir. Ayrıca şiddet sarmalı başlamadan önce göçmenlerle bağlantılı adreslere yönelik tehditlerin yeterince ciddiye alınmadığına dair eleştiriler de gündemde.

Foto: Kevin scott

The Guardian’ın haberine göre, Kuzey İrlanda Hesap Verilebilirlik Projesi (The Accountability Project Northern Ireland) adlı gönüllü bir grup, Kasım 2025 ile Haziran 2026 arasında polise çok sayıda ihbarda bulundu. Grup, internetteki göçmen karşıtı hareketlilik ve aşırılık yanlısı ağlarda paylaşılan adresler konusunda polis teşkilatını uyardı. Grubun sözcüsü, saldırılar sırasında sızdırılan bir fişleme listesinin, daha önce polise sundukları listeyle eşleştiğini öne sürdü.

PSNI yetkilileri soruşturmaların sürdüğünü belirtiyor. Bir yandan olaylara karışanlar tespit edilip dijital ayak izleri takip edilirken, diğer yandan da risk altındaki bölgeler ve kişiler için güvenlik önlemleri artırılıyor.

Kuzey İrlanda’nın tarihsel bağlamı

Belfast’taki kargaşa, son dönemde Birleşik Krallık genelinde artış gösteren göçmen karşıtı şiddet dalgasının yeni bir tezahürü olarak yorumlanıyor. 2024 yılında Southport’ta üç kız çocuğunun öldürülmesinin ardından da benzer bir tablo yaşanmıştı. Saldırgana dair internette yayılan yanlış bilgiler, camilerin, sığınmacı barınaklarının ve polis ekiplerinin hedef alınmasına yol açmış, söz konusu olaylar bir parlamento raporuna “2011’den bu yana görülen en kötü kamu düzeni bozukluğu” olarak yansımıştı.

Kuzey İrlanda, benzer bir göçmen karşıtı şiddete 2025 yılında da tanık oldu. Ballymena’da iki gencin cinsel saldırıyla suçlanmasının ardından başlayan olaylar, kısa sürede asıl adli konudan koparak göçmenlere yönelik toplu bir nefret saldırısına dönüşmüştü. Evler ve araçlar ateşe verilmiş, polis olayı “nefret suçu odaklı kargaşa” olarak kayıtlara geçirmişti. Reuters’ın daha sonra aktardığına göre, söz konusu gençlere yöneltilen suçlamalar düşmüş, bu da tamamen kanıtsız bir iddianın göçmen topluluklarına karşı nasıl bir silaha dönüştürüldüğünü gözler önüne sermişti.

Belfast’daki ırkçı saldırılar, işlenen ciddi suçların veya iddiaların, özellikle sosyal medya üzerinden manipüle edilerek nasıl hızla göçmen karşıtı bir kalkışmaya evrildiğini gösteren bu daha geniş şablona birebir uyuyor.

Üstelik bu olaylar, Kuzey İrlanda’nın kendine has siyasi ve toplumsal yapısı nedeniyle ekstra tehlike barındırıyor. Uzun bir mezhepsel bölünme ve siyasi çatışma geçmişine sahip olan Belfast’ta sokak şiddetinin alevlenmesi her zaman daha büyük krizlerin habercisi olma riski taşıyor. The Guardian, saldırılarda Sadakatçi (Loyalist) paramiliter grupların parmağı olabileceği yönündeki şüpheleri gündeme taşısa da şu an için bu tür grupların olayları organize ettiğine dair kesin bir kanıt bulunmuyor.

Bugün gelinen noktada hem siyasiler hem de güvenlik güçleri için mesele sadece asayişi sağlamaktan ibaret değil. Dijital dünyadaki manipülasyonlara ve dezenformasyona karşı nasıl daha etkin önlem alınacağı ve kriz anlarında azınlık topluluklarının nasıl korunacağı soruları çözüm bekliyor.

Bıçaklı saldırıya dair ceza davası mahkeme salonlarında sürecek. Ancak o saldırının ardından sokaklarda kopan fırtına, Belfast’ı şimdiden ırkçılık, sosyal medyanın yıkıcı gücü, emniyet zafiyetleri ve tek bir bireyin eyleminden koca bir topluluğu sorumlu tutmanın yaratacağı tehlikelerle yüzleşmek zorunda bıraktı.

Deniz Xelat Büyükkkaya

Deniz Xelat Büyükkkaya

Kürt gazeteci

Yazarın Tüm Dosyaları →