Zaman aşımına uğratılan kayıplar: Talat Türkoğlu dosyası

Yıllardır kapatılan Galatasaray Meydanı, zaman aşımına uğratılan kayıp dosyaları ve uygulanmayan mahkeme kararları… Cumartesi Anneleri/İnsanları, 1996’da gözaltında kaybedilen Talat Türkoğlu’nun akıbetini sormaya devam ederken Türkiye hâlâ Birleşmiş Milletler’in Zorla Kaybetmelere Karşı Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalamıyor. 30 yılı aşan adalet arayışında ailelerin sorusu değişmiyor: “Kayıplar nerede?”

Fotoğraf: Erdoğan Alayumat

1996’da gözaltında kaybedilen Talat Türkoğlu dosyası, Türkiye’de cezasızlık politikasının en uzun soluklu örneklerinden biri olarak hâlâ aydınlatılmadı. Ailesi, 30 yılı aşkın süredir hem kayıplarını hem de hakikati arıyor.

Kardeşi Münibe Talatoğlu, Talat Türkoğlu’nun daha gençlik yıllarından itibaren sosyalist düşünceleri ve sendikal faaliyetleri nedeniyle hedef haline getirildiğini söylüyor. Türkoğlu, önce Edirne’de işlerinden uzaklaştırıldı, sürekli takip edildi ve işsiz bırakıldı.

“Talat, sosyalist olduğu, iyi bir örgütlenmeci olduğu ve sendikal faaliyet yürüttüğü için önce Edirne’de yok edildi” diyen Talatoğlu, kardeşinin yaşamının sistematik baskıyla kuşatıldığını ifade ediyor.

Talat Türkoğlu, 29 Mart 1996’da Edirne’ye geldi. 30 Mart’ta kentte kalan Türkoğlu, 31 Mart’ta ise İstanbul’a gitmek üzere evden ayrıldı. Bir daha kendisinden haber alınamadı.

Eşi “Talat eve gelmedi” dediğinde süreç resmen başladı. Aile hemen kayıp başvurularında bulundu, duyurular yaptı ve avukatlara başvurdu ancak hiçbir sonuç elde edemedi.

“Yaşamasaydık daha iyiydi ama yaşadık. Bunları anlatmak acındırmak için değil. Bunlar çok yıpratıcı şeyler. 30 yıldır aynı acıyı taşıyoruz.”

Aile, benzer baskı süreçlerini daha önce de duyduklarını, bu nedenle yaşananların tamamen beklenmedik olmadığını söylüyor. Ancak buna rağmen hiçbir hazırlığın bu acıya yetmediğini vurguluyor:

“Annem hep ‘Bu insanlar nasıl dayanıyor?’ derdi. Ama biz de dayanmak zorunda kaldık.”

Talat daha önce ağır işkencelere maruz kaldı

Türkoğlu’nun geçmişi de ağır bir cezaevi ve gözaltı süreciyle doluydu. Dört kez gözaltına alındı, toplamda yaklaşık 8-10 yıl cezaevinde kaldı. Özellikle Metris Cezaevi sürecinde ağır işkencelere maruz kaldığını anlatan Türkoğlu, bir dönem Edirne’de doktora götürüldüğünü ve doktorun, “Çok eziyet edilmiş ama kalıcı hasar bırakılmamış” dediğini aktarıyor.

12 Eylül sonrasında bir süre Fransa’ya giden Türkoğlu’nun Türkiye’ye dönüşü ise yeni bir baskı sürecini başlattı. 146. maddeden “devleti yıkmaya teşebbüs” suçlamasıyla yargılandı, yeniden gözaltılar yaşadı. Aile, o dönemde sürekli takip edildiklerini, ev telefonlarının bile dinlendiğini söylüyor.

“Evde bile bizi dinliyorlar diye düşünüyorduk” diyen Münibe Talatoğlu, MİT görevlilerinin çalıştıkları kuruma kadar gelip giderek işyerinde de huzursuzluk ortamı yaratılmaya çalışıldığını ifade ediyor.

Bunun üzerine aile hızla harekete geçti. Edirne Valiliği’ne, emniyete, İçişleri Bakanlığı’na, İstanbul DGM Savcılığı’na ve insan hakları örgütlerine başvurular yapıldı. Kayıp başvurusu 5 Nisan’da resmileşti.

“Savcı, ‘ilk defa Trakya’dan birinin gözaltında kaybedildiğini gördüm’ dedi”

Münibe Talatoğlu, İstanbul DGM Savcılığı’nda yaşanan bir görüşmeyi hâlâ unutamadığını söylüyor:

“Savcı bize önce nereli olduğumuzu sordu. Edirneli olduğumuzu söyleyince şaşırdı. Bizi Doğulu zannetmiş. ‘Ben ilk defa Trakya’dan birinin gözaltında kaybedildiğini görüyorum’ dedi.”

Yıllar sonra ortaya çıkan bazı tanıklıklarda Türkoğlu’nun Edirne’de “Çadırkent” olarak bilinen bir bölgede sorgulandığı iddia edildi. O dönem “Yeşil” kod adlı Mahmut Yıldırım’ın da bölgede bulunduğu gündeme geldi.

Aileye yansıyan ifadelere göre Türkoğlu günlerce sorgulandı, işkenceye rağmen bilgi vermedi ve “Yanlış yapıyorsunuz arkadaşlar” dedi. Ardından öldürülerek meriç nehrine atıldı. Ancak tüm aramalara rağmen cenazeye ulaşılamadı.

Trakya Üniversitesi’ne yapılan başvurular, kimsesiz mezar araştırmaları ve nehir çevresinde yapılan aramalardan da sonuç alınamadı.

“Devlet insan mı kaybeder? ”

Devletin failleri çok iyi bildiğini dile getiren aile, yıllarca takip altında yaşadıklarını söylüyor:

“Her şeyi biliyorlardı. Her anımız takip ediliyordu. Failleri de çok iyi biliyorlardı. Bir insan nasıl kaybedilebilir? Annem de biz de kardeşleri olarak aynı soruyu tekrar ediyoruz: Devlet insan mı kaybeder? Bu nasıl mümkün olabilir?”

Türkoğlu’nun kaybedilmesinin ardından 1 Mayıs’ta Kadıköy ve Taksim’de çok sayıda örgüt “Sağ aldınız, sağ istiyoruz” sloganıyla eylemler düzenledi. Aile, ilk dönemde kamuoyundan ciddi destek gördüklerini ancak yıllar içinde dosyanın yalnız bırakıldığını söylüyor.

“Ağabeyinizi aramaktan vazgeçmeyin”

Türkoğlu’nun annesi ise oğlunun öldürüldüğünü hiçbir zaman kabul etmedi. Galatasaray Meydanı’nda bir kişinin “Başın sağ olsun” demesiyle fenalaştığını anlatan aile, annelerinin son nefesine kadar “Benim oğlum gelecek” dediğini aktarıyor. Anne, 2007’de hayatını kaybetmeden önce çocuklarına “Ağabeyinizi aramaktan vazgeçmeyin” vasiyetini bıraktı.

“Biz abimizi gözaltına alındıktan sonra ilk günden beri aradık. Her yere sorduk, tüm basına duyurduk. Hatta Edirne’deki bazı yerel gazeteler bizi küçümseyen başlıklar attı, olayı basitleştirmeye çalıştı.”

Dosya daha sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşındı. Mahkeme, Türkiye’yi etkili soruşturma yürütmediği gerekçesiyle mahkûm etti. Ancak aileye göre buna rağmen dosya zaman aşımına uğratıldı.

Ailenin 30 yılı aşan mücadelesi artık yalnızca bir kayıp arayışı değil. Münibe Talatoğlu bunu şöyle özetliyor:

“Biz artık sadece oğlumuzu aramıyoruz. Hakikati de arıyoruz. O yaşasaydı bugün 75 yaşında olacaktı. Ama biz hâlâ aynı soruyu soruyoruz: Kayıplar nerede?”

Av. Tuncer: “Yargı bir şiddet aygıtına dönüştürüldü”

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan avukat Gülizar Tuncer, gerçek bir yüzleşmenin yaşanabilmesi için devletin öncelikle kendi sorumluluğunu kabul etmesi gerektiğini söyledi. Tuncer, “Devlet bugüne kadar kayıplar politikası ve devamındaki cezasızlık düzeniyle ilgili herhangi bir sorumluluk üstlenmedi” dedi.

Av. Gülizar Tuncer, Fotoğraf: Politika Haber

Mevcut siyasi atmosferde hakikat komisyonu ya da benzeri mekanizmaların işletileceğine inanmadığını ifade eden Tuncer, yargının giderek siyasi iktidarın bir aracı haline getirildiğini söyledi.

Tuncer, “Bugün yargının bir şiddet aygıtı gibi kullanıldığı bir sistem içerisindeyiz. Bu koşullarda gözaltında kaybetme suçunun etkin biçimde soruşturulması gerçekçi görünmüyor” diye konuştu.

Kayıp dosyalarında etkili soruşturma yürütülmemesinin bilinçli bir tercih olduğunu söyleyen Tuncer, devletin kendi sorumluluğunu açığa çıkaracak süreçlerden özellikle kaçındığını belirtti. Tuncer’e göre deliller sistematik biçimde karartılıyor, soruşturmalar takipsizlikle sonuçlandırılıyor ve yıllarca süren davalar zaman aşımına uğratılıyor.

Cumartesi Anneleri’ne yönelik yasakların hukuki değil siyasi olduğunu ifade eden Tuncer, “Devlet güçleri tarafından kaybedilen yakınlarını arayan annelerin barışçıl eylemlerinin yasaklanması, ülkede hak ve özgürlükler açısından gelinen tabloyu gösteriyor” dedi.

“Başvuru süreçleri bir eziyet sürecine dönüştü”

Türkiye’nin hem Zorla Kaybetmelere Karşı Uluslararası Sözleşme’yi imzalamadığını hem de Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargı yetkisini tanımadığını hatırlatan Tuncer, mevcut uluslararası kararların bile uygulanmadığını söyledi.

Buna örnek olarak gözaltında kaybedilen Talat Türkoğlu dosyasını gösteren Tuncer, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına rağmen etkin soruşturma yürütülmediğini belirtti. Tuncer, onlarca yıla yayılan başvuru süreçlerinin artık kayıp yakınları açısından bir adalet arayışından çok “eziyet sürecine” dönüştüğünü söyledi.

Aradan geçen 31 yıla rağmen Cumartesi Anneleri/İnsanları aynı soruyu sormayı sürdürüyor: “Kayıplar nerede?”

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın mücadelesi

Türkiye’de gözaltında zorla kaybetmelere karşı mücadelenin sembolü haline gelen Cumartesi Anneleri/İnsanları, ilk kez 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanı’nda oturma eylemi başlattı. Plaza de Mayo Anneleri’nden ilham alan aileler, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek için her cumartesi meydanda bir araya geldi.

Yıllar içinde devlet şiddeti ve cezasızlığa karşı en önemli hafıza mekânlarından biri haline gelen Galatasaray Meydanı, 25 Ağustos 2018’deki 700. hafta buluşmasında polis müdahalesiyle ablukaya alındı ve ardından Cumartesi Anneleri’ne fiilen kapatıldı.

Aradan geçen sürede yasaklar sürerken, Anayasa Mahkemesi 2022’de toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiğine hükmetti. Ancak karara rağmen polis engelleri ve kısıtlamalar devam etti.

Öte yandan gözaltında kaybedilenlere ilişkin dosyaların büyük bölümü ya hiç açılmadı ya da yıllar içinde zaman aşımına uğratıldı. İnsan hakları savunucuları, etkili soruşturma yürütülmemesi ve delillerin karartılması nedeniyle Türkiye’de cezasızlık politikasının sistematik biçimde sürdürüldüğünü belirtiyor.

Türkiye ise hâlâ Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan “Zorla Kaybetmelere Karşı Uluslararası Sözleşme”yi imzalamıyor. Hak savunucularına göre bu durum, devletin geçmişteki zorla kaybetmelerle yüzleşme iradesi göstermediğinin en önemli göstergelerinden biri.

Zorla Kaybedilmeye Karşı Korunma Sözleşmesi nedir?

BM Zorla Kaybedilmeye Karşı Korunma Sözleşmesi, devletlerin ya da devlet destekli grupların bireyleri yasa dışı şekilde gözaltına alıp akıbetlerini gizlemesini, yani “zorla kaybetmesini” engellemeyi amaçlayan küresel ve bağlayıcı bir insan hakları anlaşmasıdır.

Sözleşme; savaş veya olağanüstü hâl dahil hiçbir durumun zorla kaybetme için gerekçe gösterilemeyeceğini savunur ve bu eylemin sistematik olarak uygulanmasını “insanlığa karşı suç” olarak tanımlar.

Devletlere gizli gözaltı merkezlerini yasaklama, şeffaf kayıt tutma ve failleri yargılama sorumluluğu yükleyen metin; sadece kaybedilen kişiyi değil, onun akıbetini arayan aile yakınlarını da mağdur kabul ederek onlara gerçeği bilme ve tazminat alma hakkı tanır.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.