İran savaşında bir ay: Kaybedeni, kazanmayanı…


Birinci ayını dolduran İran’a yönelik ABD-İsrail saldırıları ile birlikte İran, Irak savaşının ardından ilk defa savaşı kendi topraklarında karşıladı.

Foto: Rojava’ya düşen bir İran füzesi / Sosyal medya

ABD ve İsrail’in İran’a karşı 28 Şubat 2026 tarihinde başlattığı saldırı, birinci ayını doldurdu. Saldırılarda resmi açıklamalara göre İran’da ölü sayısı 2 bini aştı. Savaşta en büyük sivil kayıplarının olduğu bir diğer yer ise Lübnan oldu. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasıyla birlikte, Lübnan’a saldırılarının kapasitesi de arttı. Bunun sonucunda bin yüz kişinin yaşamını yitirdiği, bir milyon 200 bin Lübnanlı’nın da yerinden edildiği belirtiliyor. İsrail’in açıklamalarına göre saldırılarda şimdiye kadar 30’a yakın İsrailli, 15 de Amerikan askeri hayatını kaybetti. Savaşın yarattığı yıkım ile birlikte bir diğer darbeyi ise ekonomi aldı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ile birlikte petrol varil fiyatları 70 dolar bandını aşıp 100 doları geçti. Bu durum başta Avrupa olmak üzere bir çok yerde benzin ve mazot fiyatlarında yüzde 20-30’luk artışların yaşanmasına yol açtı.

İsrail, daha sonra ABD’nin de katıldığı bir saldırı dalgasını 13 Haziran 2025’te gerçekleştirmiş. 12 gün süren bu ilk saldırı günlerinde, aralarında İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, Hatam el-Anbiya Karargahı’nın komutanı Gülam Ali Reşid, Gülam Ali Reşid’in yerine atanan general Ali Şadmani, Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Amir Ali Hacızade ve Devrim Muhafızları istihbarat birimi direktörü Muhammed Kazimi’nin de bulunduğu çok sayıda isim yaşamını yitirmişti. Bir ayı geride bırakan ve halen devam eden İran’a yönelik saldırılarda ise İran için bilanço çok daha ağır oldu.

Savaş öncesi protestolar

28 Şubat’tan iki ay önce, İran son yılların en büyük protestolarına tanık oluyordu. 28 Aralık 2025 yılında Tahran Kapalı Çarşısı’nda ekonomik kriz ve İran riyalinin çöküşü nedeniyle başlayan protestolar, 2022 yılındaki “Jin Jiyan Azadî” olarak adlandırılan eylemlerin ardından, ülkedeki en kalabalık gösterileri olarak nitelendiriliyor. Tahran’da başlayan ve kısa sürede İran’ın bir çok bölgesine yayılan ve rejim karşıtı protestolara dönüşen kitlesel eylemlere İran çok sert karşılık verdi. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), İran içindeki aktivist ağından doğrulanmış bilgilere dayanarak en az 6 binin üzerinde sivilin öldürüldüğünü açıklarken, Time dergisi, İran Sağlık Bakanlığı’ndan iki üst düzey yetkiliye dayandırdığı haberinde, ülke genelindeki sokak çatışmalarında en az 30 bin kişinin öldürüldüğünü yazdı. The Guardian da benzer bir rakam paylaşırken bu rakamın çok üstünde kişinin kaybolduğunu veya tutuklandığını yazdı. 15-16 Ocak 2026 tarihlerinde protestoları büyük ölçüde bastıran Tahran yönetimi, protestolara katılanları ise tutuklamaya devam etti. Tahran, bu süre zarfında içeride bu tarz bir bastırma harekatını gerçekleştiriyorken, gerek ABD gerekse AB üyesi ülkelerin ciddi bir tepkisi ile karşılaşmadı. Bu süre zarfında ABD Başkanı Trump’ın “Protestoculara büyük yardım geliyor” açıklaması en dikkat çekici olanlarındandı. ABD ve İsrail’in yaptığı kimi açıklamalar ile protestoları bu ülkelerin kışkırttığı tezini savunan İran Rejimi, kendi kamuoyunu bu şekilde konsilide ederek protestoların din ve İslam’a karşı olduğunu açıklayarak oluşabilecek daha büyük protestoları kanlı biçimde bastıracağının sinyalini vermiş oluyordu.

Müzakereler ve savaşın başlaması

Bu arada ABD ve İran, müzakere süreci başlattı. Nisan 2025 tarihinde Umman’ın başkende Maskat’ta başlayıp İtalya ve Umman arasında gidip gelen bundan önceki müzakere sürecinin aynı yılın Haziran ayında İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırısıyla sona ermesinin ardından, 6 Şubat 2026’da yine Umman’ın başkente Maskat’ta Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi’nin ev sahipliğinde başladı. Müzakerelerde ABD tarafı, İran’dan uranyum zenginleştirme programını tamamen bitirmesini, elindeki zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmesini, balistik füze programını sonlandırmasını ve bölgedeki vekil güçlere desteğini kesmesini talep ederken, İran ise uranyum zengileştirme programının nükleer silah amaçlı olmadığını belirterek bu taleplere karşı çıktı. 26 Şubat’ta Cenevre’de yapılan müzakere görüşmelerinin ardından 28 Şubat tarihinde başlayan ve halen süren saldırılarda İran Rejimi ciddi bir darbe aldı.

Savaş öncesi ABD-İsrail hazırlığı

28 Şubat’ta başlayan ABD ve İsrail saldırıları sonucu İran siyasi ve ekonomik olarak büyük bir darbe almış olsa dahi 47 yıllık rejimini şimdiye kadar korumayı başardı. İsrail ve ABD’nin bu saldırıları, hem Tahran yönetiminin yönetim kabiliyetini ortadan kaldırmayı hem de bölgede vekil güçler eliyle sürdürdüğü “Savaşı kendi topraklarında yapmama” stratejisini bitirmeyi hedefliyordu. İran’a yönelik saldırılar başlamadan önce Husilere yönelik saldırılar ile Suveyş kanalının güvenliği kısmen sağlanıp, İran’ın elindeki en büyük kozlardan biri alınmıştı. Lübnan’da Hizbullah’ın aldığı ağır darbeler, Suriye’de Beşar Esed yönetimin devrilmesi ve İran’ın Irak’ta Şii güçler üzerindeki etkisinin azalması ile savaşı kendi topraklarında ilk defa bu şekilde karşılayan Tahran rejimi için sonunun başlangıcı demek için henüz erken görünüyor.

Savaşın İnsani Bilançosu (1. Ay)
İran (Resmi Ölü Sayısı)2.000+
Lübnan (Hayatını Kaybeden)1.100+
Lübnan (Yerinden Edilen)1.2 Milyon
İran (Hasarlı Yerleşim)10.000

İran savaşı beklemiyor muydu?

28 Şubat tarihinde gerçekleşen saldırıda dini lider Ayetullah Hamaney ile birlikte bir çok üst düzey yetkili ismini saldırılarda kaybeden İran’ın aylardır beklenen bu saldırılara karşı ne kadar hazırlıksız olduğu da ortaya çıktı. İran, körfez ülkelerindeki ABD üslerine misilleme saldırısı yapmış olsa da geniş bir coğrafyaya yayılan bu savaşı zamana yayarak geçiştirmeye çalışıyor. Pentagon’a göre, İran’a yönelik yapılan ilk saldırı 2003 yılında Irak’a yapılan saldırıların iki katı ateş gücüne sahipti.

Savaşın ilk haftasında, İsrail’in düzenlediği ilk hava saldırılarında, İran’ın fiili devlet başkanı ve dünya genelindeki milyonlarca Şii Müslüman için en yüksek manevi otorite olan Ali Hamaney ile birlikte üst düzey general Abdolrahim Mousavi, İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) komutanı Mohammad Pakpour ve Hamaney’in danışmanı Ali Shamkhani de dahil olmak üzere birçok üst düzey yetkili öldürüldü.

Saldırılarının ilk şokunu üzerinden atan İran, bölgedeki İsrail ve ABD üslerine ayrıca Körfez’deki enerji ve askeri hedeflere yüzlerce füze ve insansız hava aracı ile saldırdı. Tahran ayrıca küresel petrol ticareti bakımından önemli bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı fiili olarak kapattı.

Karşılıklı saldırılar ve Hizbullah’ın savaşa dahil olması

Savaşın sürdüğü ilk haftada ABD ve İsrail, İran’a günlük saldırılarına devam ederken, ABD, savaştaki ilk kayıplarının Kuveyt’in Port Shuaiba kentindeki bir üsse düzenlenen saldırıda altı askerin öldürülmesi olarak duyurdu. ABD ayrıca Kuveyt üzerinde üç ABD savaş uçağının yanlışlıkla “dost ateşi” sonucu düşürüldüğünü iddia ederken, İran tarafı ise uçakların kendileri tarafından düşürüldüğünü ileri sürdü. İran’a yönelik saldırıların başlamasından iki gün sonra Lübnan’da bulunan Hizbullah, İsrail’e roketler fırlatarak savaşa dahil olmuş oldu. Hizbullah bu saldırıların Hamaney’in öldürülmesine ve 2024 ateşkesini ihlal eden İsrail’in Lübnan’a yönelik günlük saldırılarına bir yanıt olduğunu söyledi. Bu durumun ardından İsrail, Lübnan’a yönelik hem ağır bir bombardıman ile karşılık verirken ayrıca kara harekatı başlattı.

Savaşın ilk haftasında Trump, askeri harekatın amacının İran halkına “özgürlük” yani rejimi değiştirmek olduğunu söylesede ABD yetkilileri daha sonra İran’ın askeri kapasitesini yok etmek hedefinde olduklarını açıkladı.

Savaşın ilk haftasında İran’da bin üçüzü aşkın insan hayatını kaybederken, en büyük tepkiyi ise tamamı çocuk olan Minab’a bulunan bir okula ABD tarafından düzenlenen saldırı nedeniyle oldu. Bu saldırıda 170’i aşkın çocuk yaşamını yitirirken ortaya çıkan görüntüler bütün dünyada tepki topladı.

Savaşın ilk haftasının sonunda, dünyanın en büyük havaalanlarından bazılarına ev sahipliği yapan bölge ülkelerinde, sivil havacılık faaliyetleri ciddi oranda durdu.

Enerji kaynaklarına saldırı ve Hürmüz Boğazı

Savaşın ikinci haftasında, Irak’ta ABD’ye ait bir askeri yakıt ikmal uçağı düşerken, uçakta bulunan altı mürettebat üyesinin tamamı hayatını kaybetti. İran destekli Iraklı Şii gruplar, uçağın düşürülmesini üstlenirken, ABD ordusu kazanın “düşman ateşi veya dost ateşi nedeniyle” olmadığını söyledi. ABD ve İsrail, İran’a yönelik saldırılarında ilk kez, Tahran’daki petrol depolama tesislerini hedef aldı. Saldırılanda hedef olan tesislerin alev alması ile Tahran semalarında devasa duman bulutları oluştu.

İsrail ise bir yandan İran’a yönelik saldırılarını sürdürürken, diğer yandan, Güney Lübnan’da başlattığı işgali derinleştirerek Beyrut’u ve Dahiye olarak bilinen güney banliyölerini bombaladı. Savaşın başlangıcında Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlayıp buradan geçen gemilere refakat edeceklerini açıklayan ABD Başkanı Trump, bunu gerçekleştiremeyeceklerini itiraf etti. İran bu sürede Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirerek boğaz yakınlarında bir çok gemiyi hedef aldı. İran, Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırıyla Körfez’deki saldırılarını yoğunlaştırdı ve iki kişiyi öldürdü.

Küresel Enerji Şoku
Varil Başına Petrol Fiyatı
70$ ➞ 110$+
Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla Avrupa akaryakıt fiyatlarında %30 artış yaşandı.

Petrol fiyatları tarihi zirveyi gördü

İran savaşın ikinci haftasında yeni dini lider olarak Hamaney’in oğlunu seçerken, ABD’nin taleplerine ise meydan okudu. Savaşın başlangıcından itibaren çelişkili açıklamalarını sürdüren Trump, savaşın yakında biteceğini açıklarken, İsrailli yetkililer ise savaşın bir sınırı olmadığını belirterek daha uzun vadeli süreceğini açıkladı. Savaşın en yoğun sürdüğü bölgelerden olan Lübnan’da ise Hizbullah lideri Naim Kasım, İsrail ile uzun sürecek bir çatışmaya hazır olduklarını açıkladı. Ancak bu dönemde İsrail’in zorunlu tahliye edilmesini istediği yerlerden ayrılan yaklaşık 8 yüz bin kişi yerinden edilirken yaşamını yitiren kişilerin sayısı ise 770’i aştı. İran, ABD ve İsrail saldırılarında yaklaşık 10.000 sivil yerleşim yerinin hasar gördüğünü açıkladı. 8 Mart’ta petrol fiyatları varil başına 110 doları aştıktan sonra hafta içinde tekrar 90 ile 100 dolar arasına düştü. Uluslararası Enerji Ajansı, küresel yakıt arzındaki aksaklıklara yanıt olarak 400 milyon varil ham petrolün piyasaya sürülmesini kabul etti.

İran içinde önemli suikastler

Savaşın 3. haftasında İsrail, İran içinde önemli suikastler gerçekleştirerek, İran’ın güvenlik şefi Ali Larijani ve Besic paramiliter gücü başkanı Gholamrıza Soleimani’yi öldürdü. İran’dan atılan füzeler İsrail hava savunma sistemini aşarak Dimona ve Arad şehirlerinde geniş çaplı hasarlara neden oldu. İsrail’in, Güney Pars doğalgaz sahasına saldırmasına ise İran, Katar’daki sıvılaştırılmış doğalgaz tesisi ile İsrail’e ait bir petrol rafinerisini hedef alarak cevap verdi. ABD bölgedeki askeri varlığını arttırma kararı alarak 10 bin adet insan hava aracı konuşlandırdığını açıkladı. İran’daki doğal gaz tesislerine yapılan İsrail saldırılarının devam etmemesini isteyen Trump, bu konuda İsrail Başbakanı Netanyahu ile görüştüğünü açıkladı. Savaşa ilişkin ilk müzakere girişimleri de ikinci haftada geldi. İran, savaşı sona erdirmek için şartlarını ortaya koydu; bunlar arasında saldırıların tekrarlanmayacağına dair güvence, zararların tazmini yer alıyordu. Savaşın henüz ikinci haftasında ABD’de üst düzey bir istifa geldi. ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, İran’ın ABD için yakın bir tehdit oluşturmadığını belirtti. Süren savaşın ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiğini kaydederek istifa etti.

Lübnan: Bütün savaşların hedefi

İran Kızılayı, savaşta 204’ü çocuk olmak üzere toplam ölü sayısının bin 444’ü aştığını açıklarken, Lübnan’da ise İsrail saldırılarında ölü sayısı bini geçti ve yerinden edilenlerin sayısı bir milyonu aştı. 14 günlük süre içinde İran’ın bölge ülkelerinin enerji kaynaklarına yaptığı saldırılar küresel piyasayı da etkilemeye devam etti. Katar Energy’nin açıklamasına göre, İran saldırıları Katar’ın sıvılaştırılmış doğal gaz ihracat kapasitesinin yüzde 17’isini devre bıraktı. Bu durum başta Avrupa olmak üzere Asya’daki enerji piyasaları üzerinde olumsuz etki yarattı.

Savaşın dördüncü haftasında ABD, çatışmaların başlamasından bu yana ilk kez İran’la diplomatik temas kurduğunu açıkladı. Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı 48 saat içinde tamamen yeniden açmaması halinde İran’ın enerji santrallerini “yok edeceğini” söylemişti, ancak daha sonra bu süreyi önce beş gün, ardından da 10 gün daha uzattı. Trump çelişkili açıklamalarına devam ederken İran’ın ateşkes istediğini belirtti, ancak İranlı yetkililer Trump’un kendi kendine müzakere ettiğini belirterek iddiaları red etti.

Şimdiye kadar çatışmaların dışında kalan Yemen’deki Hussiler ise Kızıldeniz’in İran’a karşı saldırılar düzenlemek için kullanılması veya çatışmanın daha da tırmanması durumunda savaşa katılmaya hazır olduğunu söyledi. Nitekim İsrail ordusunun (IDF) sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada, 28 Mart’ta Yemen’den atılan füzeyi havada imha ettiklerini açıkladı.

Husi milislerin yayın organlarından, Sana merkezli El Mesire televizyonu da, bir Husi sözcüye dayandırdığı haberinde, İsrail’in güneyindeki “hassas askerî hedeflere” füze saldırısında bulunulduğunu doğruladı.

Husilerin de fiilen savaşa dahil olması ile halihazırda İran tarafından bloke edilen Hürmüz Boğazı’nın ardından, Akdeniz’den Hint Okyanusu’na geçişi sağlayan Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde de gemi trafiğini sıkıntıya girmesi halinde, küresel ekonominin daha da kötüye gitmesinden endişe ediliyor.

Birinci ayını dolduran savaşta şimdiye kadar İran’da ölü sayısı 2 bini aşmışken, Körfez genelinde ise 25 kişinin öldüğü açıklandı. BM verilerine göre İsrail’in Lübnan saldırılarında 1.2 milyon kişi yerinden edilirken, 121’i çocuk bin 100’ü aşkın kişi hayatını kaybetti.

Saldırılarda Öldürülen Üst Düzey Yetkililer
Ali Hamaney (Dini Lider)
Muhammed Bakıri (Gnkur. Bşk.)
Hüseyin Selami (D.M. Komutanı)
Ali Larijani (Güvenlik Şefi)
Muhammed Kazimi (İstihbarat)
Ali Fuladvand (Nükleer Prog.)

Kara harekatı mı müzakere mi?

Washington Post’un 28 Mart’ta Pentagon’a dayandırdığı haberine göre ise Trump yönetimi İran’a birkaç hafta sürecek bir kara harekatı için hazırlık yapıyor. ABD yetkilileri, operasyonun tam ölçekli bir işgalden ziyade sınırlı özel kuvvetler ve piyade baskınlarını içereceğini, ancak yine de birlikleri insansız hava araçları, füzeler ve yol kenarı bombaları gibi tehditlere maruz bırakacağını söyledi. Öte yandan bölgeye binlerce ABD askeri ve deniz piyadesi konuşlandırıldı ve İran’ın en önemli petrol ihracat terminali olan Harg Adası’nın ele geçirilmesi ve Hürmüz Boğazı yakınlarındaki kıyı mevzilerine saldırı da dahil olmak üzere çeşitli seçenekler değerlendiriliyor.

Devrim Muhafızları’na bağlı Tasnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre İran İslam Cumhuriyeti Savunma Araştırma ve İnovasyon Teşkilatı’nın (Sapand) Araştırma Bölümü Başkanı Ali Fuladvand, 28 Mart sabahı Burucerd şehrine düzenlenen saldırılarda ailesiyle birlikte öldürüldü. Sepand Örgütü, İslam Cumhuriyeti’nin nükleer askeri programından sorumlusu olarak biliniyor.

1 aylık süre boyunca NATO ve AB ülkelerinden istediği desteği alamadığını belirten Trump, Miami’de basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran konusunda “NATO’dan daha fazla” ABD’ye destek olduğunu söyledi ve onlara teşekkür etti. NATO’nun kendilerine destek vermemesini, “Şimdi yaptıklarına bakılırsa, artık yanlarında olmamıza gerek yok, değil mi? Onlar bizim yanımızda değilse, biz neden onların yanında olalım ki?” sözleri ile eleştirirken NATO’nun geleceğini de tartışmaya açtı.

İran savaşı ve Kürtlerin pozisyonu

Türkiye, Irak ve Suriye’de olduğu gibi İran da söz konusu olduğunda akla gelen güçlerden biri de Kürtler. 28 Şubat’ta başlayan saldırıların hemen ertesindeki bir kaç gün içinde özellikle Trump’ın kimi açıklamaları, gözleri İran’daki Kürtler’e çevirdi.

İran’a yönelik savaş başlamadan 5 gün önce bir araya gelen Kürt partileri, “İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu”nun kurulduğunu 22 Şubat Pazar günü ilan etti. İttifakta Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komala) ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat) yer aldı. Bu ittifaka Mart ayında İran Kürdistanı Komala Partisi de dahil oldu. Böylece ittifaktaki güçlerin sayısı 6 oldu. İttifak amacını, “İslam Cumhuriyeti rejiminin tüm meşruiyetini yitirdiği ancak maalesef iktidarda kaldığı İran’daki mevcut siyasi durumda varlığımızı ortaya koymak” olarak ifade etti. Ortak açıklamada ittifakın ana hedefleri “İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmek ve Kürtlerin kendi kaderini tayin etmesi” olarak belirlendi.

Kürtler ABD’ye güvenmedi

Savaşın ilk haftası ABD medyasında Trump yönetiminin İran’da çatışması için bazı temaslar kurduğunu ve Kürtlerin İran’a saldırması için silah desteği seçeneğini değerlendirdiğini yazarken, Trump 6 Mart’ta yaptığı açıklamada, Kürt grupların İran’a saldırmasının “harika” olacağını söylemişti. Ancak bu açıklamadan iki gün sonra ise Trump, İranlı muhalif Kürt grupların savaşa dahil olmasına ilişkin bir soruya “Evet, bunu devre dışı bıraktım. Kürtlerin içeri girmesini istemiyorum. Kürtlerin zarar görmesini ya da öldürülmesini görmek istemiyorum. Aramızda iyi bir ilişki var; içeri girmeye istekliler ama onlara içeri girmelerini istemediğimi söyledim. Savaş şu an Kürtler dahil olmadan da yeterince karışık bir durumda” ifadelerini kullandı. Her ne kadar Trump bu açıklamayı yapsada kısa bir süre önce ABD yönetiminin Rojava’da Kürtleri yüz üstü bıraktığı için İranlı Kürt gruplarının Trump’a olan güvensizlikten kaynaklı böyle bir teklifi kabul etmedikleri konuşuluyor.

Federal Irak Kürdistan Bölgesi’nin önde gelen Kürt liderler ile de görüşen Trump’ın, KDP ve YNK’den savaşa katılmalarını istediği iddia edildi. 5 Mart’ta AP’ye konuşan üç Kürt yetkili, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini bildirdi. Yetkililerden biri, Trump’ın Iraklı Kürtlerden İranlı gruplara askeri destek vermelerini ve bu grupların sınırdan serbestçe geçiş yapabilmesi için koridor açmalarını istediğini iddia etti. KYB’den yapılan açıklamada, Talabani’nin Trump ile görüştüğü doğrulanırken, “en iyi çözümün müzakere masasına dönmek olduğu” vurgulandı.

İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu
Bileşenler: PJAK, KDP-İ, PAK, Komala, Sazman-ı Xebat
Trump’ın Talebi: Kürtlerin aktif olarak savaşa girmesi.
Kürtlerin Yanıtı: Güvensizlik nedeniyle sahaya inmeyi reddetme, müzakere vurgusu.

İran’ın Kürtlere saldırıları

Savaşın başlamasının ardından İran’dan olduğu iddia edilen Kürdistan Bölgesi’ne 460’tan fazla İHA ve füze saldırısı düzenlendi. Saldırılarda 14 kişi hayatını kaybederken, 85 kişi yaralandı. 28 Mart günü saldırıların dozu arttırıldı. Neçirvan Barzani’nin konutuna yapılan saldırına KDP yönetimi sert tepki gösterdi. Barzani’nin Duhok’ta bulunan evine düzenlenen saldırıda can kaybı yaşanmazken İran saldırıyı kendilerinin tarafından yapılmadığını iddia etti. Aynı gün açıklama yapan Mesud Barzani de ilk defa açıklamasının tonunu sertleştirerek kendi ofisinin de bu bir aylık süre içinde 5 kez hedef alındığını belirtti. Barzani açıklamasında “Savaş başladığından beri Kürdistan Bölgesi ve Peşmerge karargahlarına 450’den fazla füze ve dron saldırısı yapıldı. Bu süreçte benim ofisime de 5 kez saldırı düzenlendi. Ancak halk içinde bir endişe ve öfke oluşmasın diye bugüne kadar sessiz kaldık” dedi. Bağdat’ın saldırılara karşı tutumunu ‘yetersiz’ olarak niteleyen Barzani şunları söyledi:

“Bu saldırılar açık bir savaş ilanı, büyük bir zulüm ve haksızlıktır. Bu mesele kınama mesajlarıyla, telefon görüşmeleriyle veya kurulan komisyonlarla çözülmez. Iraklı yetkililer artık kendilerini netleştirmeli: Ya bu yasa dışı gruplara engel olamadıklarını itiraf etsinler ya da ciddi bir adım atarak devleti ve Kürdistan Bölgesi’ni korumak için harekete geçsinler.”

Savaşın dünü yarını

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlayan saldırısının hazırlığını yeni yaptığını söylemek yanılgı olur. 2025 yılında 12 gün süren savaşta daha öncesinde başlayan bu savaşın devamı olurken, savaşı kendi topraklarında görmek istemeyen İran’ın bu politikası Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de hakim olduğu, hatta bir nevi hegemonyası altındaki bu bölgelerin son yıllarda etkisiz hale getirilmesi ile başladı. Savaşın başlangıcından bu yana İran’ın bu bölgedeki destekçileri yani Şii’lerden şimdiye kadar ciddi bir destek alamadı. Suriye’deki varlığını tümden kaybeden İran, Lübnan’daki Hizbullah’tan İsrail’e yönelik saldırılar İran’ın beklentisinin çok altında kaldı. Kaldı ki İsrail, Lübnan’dan atılan füzeleri bahane ederek, buradaki işgalini derinleştirdi. Savaşın daha ilk günlerinde Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, hükümetin Hizbullah’ın askeri ve güvenlik faaliyetlerine “derhal geçerli olmak üzere yasak” getirdiğini duyurdu ve Hizbullah üyelerini silahlarını teslim etmeye çağırdı. Lübnan hükümetinin bu kararına rağmen Hizbullah silahlarını teslim etmezken, İsrail, bunu Lübnan’ı işgal için yeni bir gerekçe olarak öne sürdü . Yemen’deki Husiler üzerinde büyük bir etkisi bulunan İran, yıllarca buradaki vekil güçler aracılığı ile Suudi Arabistan ile çatışmaları sürdürdü. 28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk gününde, İran’a destek verip İsrail’e ve onun bölgedeki misyonlarına saldıracağını açıklayan Husiler, 28 Mart’a kadar savaşa fiilen dahil olmadı. 28 Mart günü ise İsrail’e füze saldırısında bulunduklarını açıkladılar. Dünyanın en fakir ülkelerinden olan Yemen’deki Husileri yıllar boyunca İran tarafından silahlandırılmıştı, ancak savaş başlamadan çok önce ABD ve İsrail Husilere ait bir çok askeri noktayı bombalamış ve Husilerin elindeki ateş gücünü büyük oranda yok etmişti.

İran’ın Şii’ler üzerindeki etkisi azaldı mı?

İran’ın arka bahçesi gibi gördüğü Irak’ta da işler İran’ın beklediği şekilde gelişmedi. Irak Hükümeti Haşdi Şabi güçlerinin savaştan uzak tutmak için yoğun çaba gösterirken, ABD ise Haşdi Şabi güçlerine yaptığı saldırılarda bile daha çok direkt olarak İran tarafından desteklenen birimleri hedef alması dikkat çekiciydi. Böylelikle ABD, Irak’taki tüm Şii’leri karşısına almayarak ince bir politika yürüttü. Irak’ta bulunan Kürtlerin bir şekilde kendi tarafında olmasını talep eden ABD, Kürtlerden istediği gibi bir cevabı almazken, İran sürekli olarak İranlı muhalif Kürt partilerinin olduğu bölgelere saldırılarını aralıksız sürdürdü. Bu süre zarfında Güney Kürdistan’ın başta Hewlêr ve Süleymaniye olmak üzere bir çok bölgesine gerçekleşen füze saldırıları da İran’ın hanesine yazıldı. Bu saldırıları, Kürtler’in mevcut savaşa katılmalarına yönelik caydırıcı adımlar olarak değerlendirmek mümkün iken, tam tersinden, bu saldırılarla Kürtler’in saldırılara dahil olmasının sağlanması da hedefleniyor olabilir. Sunni olan Kürtlerin İran’a karşı savaşa girmesi ile İran Irak içindeki yalnızca kendisine bağlı Şii güçleri Kürtler ile çatıştırmayacak, Necef merkezli ve İran’a daha mesafeli duran tüm Şii’leri de bu savaşa dahil edebilecektir. Böylelikle savaşın en azından bir bölümünü tekrardan kendi toprakları dışında yürütebilecekti.

İran’ın kendi toprakları dışındaki vekil güçleri böyle iken, içeride ise savaştan iki ay önce başlayan protestoların yeniden başlama tedirginliğini yaşıyor. Rejimin değişmesi için son yıllarda bir çok ayaklanma gerçekleştiren İran’daki halklar her seferinde katliam, tutuklamalar ve ardından toplu idamlar ile bastırılmıştı. Ancak İran, Arap Baharı’nda birkaç günlük protestolarda yönetimi değişen hiçbir Ortadoğu ülkesine benzemiyor. İran’ın köklü devlet yapısı, İslam Rejimi’nin 47 yıllık baskıcı rejimi ile birlikte sivil ve askeri gücü bakımından bölge devletlerinden ayrılan bir çok noktası var. Bütün bunlara rağmen, savaş yakın zamanda biterse bile Tahran rejimini bu savaşın kaybedeni olarak görmek mümkün, ancak ABD ve İsrail’inde bu savaşın kazananı olduğunu söylemek gerçekçi değil.

*Grafikler, yapay zeka aracı Gemini aracılığıyla oluşturulmuştur.

Analiz: ABD’nin İran Kürtlerine yönelik net bir planı yok


Şoreş Derwiş, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik süreçte Kürtlerle kurduğu ilişkinin “çelişkili” olduğu ifade ediliyor.

Kürt Araştırmaları Merkezi’nde yayımlanan bir analize göre, ABD’nin İran’daki Kürt partilerine yönelik yaklaşımı “plansız ve parçalı” kalırken, İran Kürdistanı artık Washington için “tercih edilen bir müdahale alanı” olmaktan çıkıyor.

Kürt Araştırmaları Merkezi araştırmacılarından Kürt yazar Şoreş Derwîş tarafından kaleme alınan analizde, ABD’nin İran’daki Kürt siyasi aktörlerle ilişkisine dair değerlendirmeler yer alıyor.

Analizde, Washington’un İran Kürtlerine yönelik “net bir vizyona sahip olmadığı” belirtilerek, son dönemdeki temasların “gecikmiş ve doğaçlama” olduğu ifade ediliyor. Bu durumun, Kürt siyasi çevrelerinde güvensizlik yarattığı vurgulanıyor.

“Yarı acı” bir deneyim ve tarihsel hafıza

Metinde, Kürtlerin ABD ile ilişkilerinde geçmişte yaşanan kırılmaların bugünkü yaklaşımı belirlediği kaydediliyor. Özellikle Suriye’deki son deneyimin Kürtler açısından “yarı acı” olarak tanımlandığı aktarılıyor.

Yazar, İran Kürtlerinin 1946’daki Mahabad deneyimi sırasında ABD’den destek bulamaması ve sonraki dönemlerde yaşanan geri çekilmelerin, bugün hâlâ etkisini sürdürdüğü belirtiliyor.

Trump yönetimine eleştiri

Şoreş Derwiş, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik süreçte Kürtlerle kurduğu ilişkinin “çelişkili” olduğu ifade ediliyor. Trump’ın Kürtleri “iyi savaşçılar” olarak gördüğü, ancak bu desteğin siyasi sonuçlarından kaçındığı belirtiliyor.

ABD’nin, İsrail’in aksine İran’ın parçalanmasını hedeflemediği değerlendirmesi de metinde yer alıyor.

İran’da olası bir Kürt otonomisine bölge ülkelerinin karşı çıktığına dikkat çekilen analizde. Türkiye’nin de bu çizgide yer aldığı belirtilerek, Suriye’deki Kürt deneyiminin İran’da tekrarlanmasına yönelik güçlü bir direnç olduğu ifade ediliyor.

“Üçüncü yol” arayışı

Derwîş’e göre İran’daki Kürt partileri, ne tamamen dış güçlere dayanmak ne de İran rejimine entegre olmak istiyor. Bu durum, “üçüncü yol” olarak tanımlanan bir stratejiye işaret ediyor.

Metinde, İran muhalefetinin Kürtler için yeterli güvence sunmadığı da vurgulanıyor.

ABD’nin süreç içerisinde İran’da kara operasyonuna dayalı bir stratejiden uzaklaştığı belirtilen yazıda bu durumun, Kürt partilerinin sahadaki rolünü sınırladığı ifade ediliyor.

Kürt aktörlerin hava desteği, ağır silah ve siyasi garanti taleplerine Washington’dan karşılık gelmediği de tespitler arasında yer alıyor.

Kürtlerin dış destekle hareket etmesi halinde “iç düşman” olarak damgalanma riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapılan söz konusu yazının sonuç bölümünde, İran Kürdistanı’nın artık ABD için rejim değişikliği sürecinde kullanılabilecek bir zemin olmadığı savunuluyor. Aynı şekilde Kürtlerin de bu rolü üstlenmekten kaçındığı belirtiliyor.

Rojhilat’ta yeni safha: Kürt partileri ortak cephede

İran’ın içinden geçtiği kriz ortamında Rojhilat’taki Kürt siyasi güçleri Şubat 2026’da bir araya geldi. On yıllardır parçalı seyreden hareket, ideolojik farklılıklarını askıya alarak ortak bir platform kurdu. Bu yapıyı oluşturan partiler kim, ne talep ediyor?

Kürdistan Demokrat Partisi-İran (KDP-İ), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Komalası ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Xebat), 22 Şubat 2026’da İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu‘nu kurdu.

Koalisyon; İran İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi için mücadele etmeyi, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını hayata geçirmeyi ve Rojhilat’ta Kürt ulusunun siyasi iradesine dayanan demokratik bir yapı kurmayı hedefliyor.

İran’ın Irak Kürdistanı’ndaki Kürt parti merkezlerini füze ve dronlarla vurduğu süreçte kurulan ittifak, on yıllardır parçalı seyreden Rojhilat siyasi hareketinin tarihsel birlik çabasını somutlaştırıyor. Başlangıçta imzadan kaçınan Mohtadi liderliğindeki Komala Partisi, 4 Mart 2026’da koalisyona katıldı.

Partiler ve talepleri

KDP-İ (1945)

Rojhilat’ın en köklü partisi. Mahabad’da kurulan KDP-İ, 1946’da kurulan Kürdistan Cumhuriyeti’nin de çekirdeğini oluşturdu.

Sosyalist Enternasyonal üyesi olan parti, federal ve demokratik bir İran çerçevesinde Kürt ulusal haklarını savunuyor. Azeri, Beluç, Türkmen ve Arap uluslarını stratejik müttefik olarak görüyor. UNPO’da Rojhilat’ın resmi temsilcisi.

KDP-İ, Genel Sekreter Ebdulrehman Qasimlo’nun 1989’da Viyana’da İranlı yetkililerle barış görüşmeleri sırasında öldürülmesiyle sarsıldı. Ardılı Sadiq Şerefkendî de 1992’de Berlin’de düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Her iki suikast, İran devletinin operasyonu olarak belgelendi. Mevcut Genel Sekreter Mistefa Hicri, 2016’da uzun yıllardır süren sessizliğin ardından örgütün yeniden silahlı mücadeleye döneceğini ilan etti.

Komala — İran Kürdistanı Komala Partisi (Mohtadi kolu, 1969/2000)

1969’da Tahran’da bir grup Kürt öğrenci ve aydın tarafından kurulan Komala, İran Devrimi öncesinde Kürdistan’da kitlesel gösterilerin örgütleyicisi oldu. 1983’te İran Komünist Partisi’ne katıldı. Abdullah Mohtadi’nin 2000’de ayrılmasıyla sosyal demokrat bir çizgiye geçti.

Federal ve laik demokratik bir İran talep ediyor. Kürtler ve diğer azınlıklar için eşit haklar, teokratik rejimin sona erdirilmesini savunuyor. Koalisyona başlangıçta katılmadı; geçiş dönemine ilişkin belirsizlikleri gerekçe gösterdi. 4 Mart’ta imzaladı.

Komala — İran Kürdistanı Emekçiler Örgütü / CPI Kürdistan Kanadı (Alizadeh kolu, 1969/1983)

İran Komünist Partisi bünyesindeki Komala’nın 2000 bölünmesinden sonra CPI’nin Kürdistan kolu olarak varlığını sürdüren yapı. Marksist-Leninist çizgide, sınıf eksenli bir program yürütüyor. Kadın özgürlüğü ve toplumsal kurtuluşu Kürt siyasi gündeminin merkezine koyuyor. İşçi sendikalarının ve örgütlenmelerinin güçlendirilmesini savunuyor.

PJAK (2004)

PKK’nin ideolojik çerçevesinde, Rojhilat için Abdullah Öcalan’ın demokratik konfederalizm modelini hayata geçirmek amacıyla kuruldu. Demokratik, ekolojik ve cinsiyete duyarlı bir toplum paradigması temel eksen. Militanlarının yaklaşık yarısı kadın.

İran’ın teokrasisinin etnik azınlıklar için özerkliği tanıyan federal ve demokratik bir yapıyla değiştirilmesini talep ediyor. İran ve ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor.

PAK (1991)

Körfez Savaşı’nın ardından Kuzey Irak’taki güç boşluğunda kurulan Kürdistan Özgürlük Partisi, İran rejimiyle müzakereyi reddeden bir çizgide duruyor. İran’da halk ayaklanmasıyla rejimin devrilmesini ya da iktidarının daraltılmasını talep ediyor. Ocak 2026 protestoları sırasında İran Devrim Muhafızları’na yönelik saldırılar düzenlediğini açıkladı; İran, Irak Kürdistanı’ndaki PAK üslerini vurdu.

Xebat (1980)

İran Kürdistanı Mücadele Örgütü olarak da bilinen Xebat, 1980’de kuruldu. İran’da demokratik bir rejimin kurulmasını ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunuyor. Koalisyonun kurucu imzacılarından.

Koalisyonun temel hedefleri

Koalisyon bildirgesi altı temel hedefe dayanıyor: İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi için ortak mücadele; kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesi; Rojhilat’ta demokratik ve ulusal bir kurumun tesisi; Kürt öz savunma hakkının tanınması; iç şiddetin reddi; uluslararası ilişkilerin koordinasyonu için ortak diplomatik komite. Ortak peşmerge komuta merkezi oluşturulması da gündemde.

Monarşist muhalefetin fiilen lideri Reza Pehlevi, ittifakın kuruluşuna sert tepki gösterdi; Kürt partilerini ayrılıkçılıkla suçladı ve rejim sonrası dönemde askeri müdahale tehdidinde bulundu. Koalisyon, bu açıklamaya karşı Kürt haklarına bağlılığını yineleyerek “özgürlük güçlerini” otoriterliğe karşı durmaya çağırdı.

Arka plan

Rojhilat’taki Kürt siyasi örgütlenmesi, 1946’da Mahabad’da ilan edilen ve yalnızca 11 ay süren Kürdistan Cumhuriyeti’ne dayanıyor. Qazî Muhemmed liderliğinde kurulan cumhuriyet, Sovyetlerin çekilmesinin ardından İran ordusu tarafından bastırıldı; Qazî Muhemmed, Hacî Baba Şêx ve Seyfî Qazî cumhuriyetin ilan edildiği meydanda idam edildi.

2022’de Kürt kadın Jîna Mahsa Aminî’nin İran Ahlak Polisi tarafından gözaltına alınarak hayatını kaybetmesinin ardından patlak veren Jin Jiyan Azadî ayaklanması, Kürt siyasi hareketini yeniden uluslararası gündemin merkezine taşıdı. Yüzlerce Kürt bu süreçte hayatını kaybetti.

2025-2026 İran krizinde ise beş parti Şubat 2026’da resmi koalisyonu kurdu. İran, kuruluşun hemen ardından Erbil yakınlarındaki Kürt parti merkezlerini füze ve dronlarla hedef aldı.

11 Aylık devlet deneyimi: Kurdistan Cumhuriyeti

20. yüzyılda kurulan ilk Kürt cumhuriyeti: 11 aylık kısa ömrü, ulusal bir simge olarak kalıcı etkisi ve çöküşünün Rojhilat siyasetine bıraktığı izler.

1946’da kurulan Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti, 20. yüzyılda bağımsız bir cumhuriyet olarak örgütlenen ilk Kürt siyasi yapısıdır. Yalnızca 11 ay ayakta kalan bu devlet, bugün hâlâ Kürt siyasi tarihinin en tartışılan dönemlerinden biri olmayı sürdürmektedir.

Rojhilat · Kürt Siyasi Tarihi Serisi

Mahabad Kürdistan
Cumhuriyeti

22 Ocak 1946 — 15 Aralık 1946

20. yüzyılda kurulan ilk Kürt cumhuriyeti: 11 aylık kısa ömrü, ulusal bir simge olarak kalıcı etkisi ve çöküşünün Rojhilat siyasetine bıraktığı izler.

Filtrele
Tümü
Siyasi
Askeri
Diplomatik
Kültür & Kimlik
Ekonomi
Çöküş

Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı güç boşluğundan doğdu. İran’ı işgal altında tutan Sovyet kuvvetleri İran merkezi yönetiminin bölgeye müdahalesini engelledi; Kürt milliyetçi hareketi bu koşulları değerlendirerek Mahabad merkezli bağımsız bir cumhuriyet ilan etti.

Qazî Mihemed önderliğinde kurulan devlet, anayasası, ordusu, resmi dili ve kurumlarıyla kısa ömrüne karşın tarihsel bir eşik teşkil eder. Sovyetlerin çekilmesiyle İran merkezi yönetimi bölgeyi geri aldı; Qazî Mihemed ve yönetimin önde gelenleri idam edildi.

11
Ay Ömür
1946
Kuruluş Yılı
KDP-İ
Kurucu Parti
3
İdam Edilen Lider

Arşiv Görseller

Wikimedia Commons · Kamuya Açık Tarihi Fotoğraflar

Kronoloji

Kuruluştan çöküşe · 1941–1947

Eylül 1941Siyasi
Komelê Jiyaneweyî Kurd: Örgütlenmenin Temeli
İngiltere ve Sovyetler Birliği İran’ı işgal eder; Rıza Şah tahttan indirilir. Sovyet bölgesinde kalan Kürt ve Azerbaycan bölgeleri İran merkezi yönetiminden fiilen koparak özerk hareketlerin gelişmesi için zemin hazırlar. Mahabad’da kurulan Komelê Jiyaneweyî Kurd, sonradan KDP-İ’ye dönüşecek siyasi çekirdeği oluşturur.
16 Ağustos 1945Siyasi
Partiya Demokrata Kurdistana Îranê (KDP-İ) Kuruluyor
Qazî Mihemed liderliğinde Mahabad’da kurulan KDP-İ, kültürel ve siyasi özerklik taleplerini örgütsel zemine oturtur. Kürtçe eğitim, toprak reformu ve özerklik temel program maddeleri olur. Sovyet desteği önemli bir dış etken olarak devreye girer.
Aralık 1945Diplomatik
Sovyet Desteği ve Azerbaycan Bağlantısı
Sovyetler, aynı dönemde kurulan Azerbaycan Demokrat Cumhuriyeti’ni desteklediği gibi Kürt hareketine de destek verir. Mahabad ile Tebriz arasında ittifak kurulur; ancak bu ittifak eşit koşullara dayanmaz — Kürtler Azerbaycan’ın küçük ortağı konumundadır.
22 Ocak 1946Siyasi
Cumhuriyetin İlanı: Çwar Çira Meydanı
Mahabad’ın Çwar Çira (Dört Işık) Meydanı’nda Kürdistan Cumhuriyeti ilan edilir. Qazî Mihemed cumhurbaşkanı seçilir; yemin töreni Kürdistan’ın farklı bölgelerinden gelen delegelerin katılımıyla gerçekleşir. Kürtçe, Farsça’nın yanında resmi dil ilan edilir. Cumhuriyet ilanı
Qazî Mihemed ve cumhuriyet liderleri, 1946 · Wikimedia Commons (PD)
Ocak–Şubat 1946Siyasi
Hükümet Yapısı ve Kurumlar
Bakanlar kurulu oluşturulur: Tarım, Maliye, Eğitim, Adalet ve Savunma bakanlıkları işlev kazanır. Devlet, merkeziyetçi bir yapı yerine kabilevi otoritelerle iç içe geçmiş görünüm sergiler. Yerel Kürt güçleri arasındaki otorite çatışmaları hükümetin temel iç kırılganlığı olur.
Şubat 1946Kültür & Kimlik
Kürtçe Eğitim, Basın ve Kültürel Faaliyetler
Okullarda Kürtçe eğitime başlanır. Kürtçe gazete Kurdistan yayınını sürdürür. Tarihte ilk kez bir Kürt yönetimi altında Kürtçe, resmi yazışma ve yargı dili olarak kullanılır. Şair Hemîn Mukriyanî ve diğer aydınlar bu dönemin kültürel üretiminde öne çıkan isimler arasındadır.
Ocak–Mart 1946Askeri
Pêşmerge Ordusu: Mele Mistefa Barzanî’nin Rolü
Düzenli ordu kurma girişimi başlar. Irak’tan geçen Mele Mistefa Barzanî komutasındaki yaklaşık 3.000 pêşmerge, cumhuriyetin silahlı gücünün önemli bölümünü oluşturur. Barzanî bu dönemde Kürt askeri kimliğinin öne çıkan isimlerinden biri haline gelir. Barzanî ve Seyfê Qazî pêşmergelerle
Mele Mistefa Barzanî ve Seyfê Qazî, pêşmergelerle · Wikimedia Commons (PD)
Nisan–Haziran 1946Ekonomi
Ekonomik Yapı ve Kırılganlıklar
Cumhuriyetin ekonomisi tarım ve geleneksel vergi düzenine dayanır. İran merkezi yönetimiyle ticaret ilişkisinin kesilmesi bölgeyi ekonomik baskıya sokar. Dar coğrafya, dışa kapalı ekonomi ve Sovyet desteğine bağımlılık yapısal kırılganlıklar yaratır.
Nisan–Mayıs 1946Diplomatik
Sovyetlerin Çekilmesi
ABD ve İngiltere’nin baskısı ve İran’ın Sovyetlere petrol imtiyazı teklif etmesi üzerine Sovyet kuvvetleri İran’dan çekilmeye başlar. Bu gelişme hem Mahabad’ı hem de Azerbaycan Demokrat Cumhuriyeti’ni savunmasız bırakır. Sovyet korumasının sona ermesiyle İran merkezi ordusu harekete geçer.
Kasım–Aralık 1946Çöküş
İran Ordusu’nun İlerleyişi
İran kuvvetleri Tebriz’i aldıktan sonra Mahabad’a yönelir. Yerel Kürt güçlerinin büyük kısmı direnişten vazgeçer ya da İran’la müzakereye girer. Mele Mistefa Barzanî kuvvetleriyle direnişi sürdürmek isterse de genel tabloya göre pozisyon almak zorunda kalır.
15 Aralık 1946Çöküş
Mahabad’ın Düşmesi
İran ordusu Mahabad’a girer; cumhuriyet fiilen sona erer. Qazî Mihemed İran makamlarına teslim olmak yerine kentte kalarak tutuklanır. Mele Mistefa Barzanî kuvvetleriyle Sovyetler Birliği’ne geçer. Kürtçe eğitim yasaklanır, Kürtçe yayın faaliyetleri durdurulur.
31 Mart 1947Çöküş
İdam: Qazî Mihemed, Sadr Qazî ve Seyfê Qazî
Qazî Mihemed, kardeşi Sadr Qazî ve kuzeni Seyfê Qazî, Mahabad’ın Çwar Çira Meydanı’nda — cumhuriyetin ilan edildiği yerde — idam edilir. İran merkezi yönetimi Kürtçe eğitim ve yayın faaliyetlerine yönelik kısıtlamaları kalıcı hale getirir.

“Ben bu halkı terk etmeyeceğim. Onlarla birlikte ölmeyi, onları bırakıp kaçmaya tercih ederim.”
— Qazî Mihemed, Aralık 1946 (aktarılan söz)

Temel Aktörler

Cumhuriyetin öne çıkan isimleri

Qazî Mihemed
Cumhurbaşkanı
Mahabad’ın önde gelen dini ve hukuki otoritesi. KDP-İ’nin kurucusu. Hukuki bilgisi ve toplumsal ağırlığıyla cumhuriyetin siyasi meşruiyetini inşa etti. Kentten ayrılmak yerine halkıyla kalmayı seçmesi sonradan Kürt siyasi belleğinde özel bir yer edindi. 1947’de idam edildi.
Mele Mistefa Barzanî
Askeri Komutan
Irak Kürdistanı’ndan Mahabad’a geçen Barzanî, pêşmerge kuvvetleriyle cumhuriyetin askeri omurgasını oluşturdu. Cumhuriyetin çöküşünden sonra kuvvetleriyle SSCB’ye sığındı. Irak Kürdistanı’nın sonraki on yıllarında belirleyici siyasi figür oldu.
Hemîn Mukriyanî
Şair ve Aydın
Cumhuriyet döneminin öne çıkan Kürt şairi. Kürtçe eğitim ve kültür politikalarının şekillenmesinde etkin rol oynadı. Eserleri Kürt edebiyatında yerini korumaktadır.
Sadr Qazî
Hükümet Üyesi
Qazî Mihemed’in kardeşi. Hükümetin idari işleyişinde görev aldı. Qazî Mihemed ile birlikte 1947’de idam edildi.
Seyfê Qazî
Savunma Kadrosu
Qazî ailesinden; cumhuriyetin savunma yapılanmasının parçasıydı. Qazî Mihemed ve Sadr Qazî ile aynı gün idam edildi.
Sovyet Komutanlığı
Dış Aktör
Sovyet kuvvetlerinin varlığı cumhuriyetin kurulmasına zemin hazırladı. Ancak Sovyetlerin İran’dan çekilmesi cumhuriyeti savunmasız bıraktı. Bu durum, dış büyük güç desteğine dayalı stratejinin taşıdığı riskleri somut biçimde ortaya koydu.

Yapısal Analiz

Güçlü yönler · zayıflıklar · uluslararası bağlam · miras

GÜÇLÜ YÖNLER

  • Seçilmiş liderlik ve işlevli devlet kurumları
  • Kürtçe eğitim, basın ve resmi dil uygulaması
  • Pêşmerge kuvvetleriyle oluşturulan askeri kapasite
  • KDP-İ çatısında örgütlü siyasi taban
  • Azerbaycan Demokrat Cumhuriyeti ile ittifak

YAPISAL ZAYIFLIKLAR

  • Sovyet desteğine bağımlı kuruluş stratejisi
  • Dar coğrafya ve sınırlı ekonomik taban
  • Kabileler arası otorite çatışmaları
  • Uluslararası tanınırlık ve diplomatik destek yokluğu
  • İran merkezi ordusu karşısında savunma yetersizliği

ULUSLARARASI BAĞLAM

  • Soğuk Savaş’ın açılış döneminde İran üzerindeki ABD–SSCB rekabeti
  • ABD ve İngiltere’nin Sovyet çekilmesi için baskı uygulaması
  • İran’ın petrol imtiyazı vaadiyle Sovyetleri çekmesi
  • BM’nin kuruluş aşamasında Kürt meselesine ilgisizliği
  • İngiltere’nin İran’daki çıkarları ve Sovyet karşıtı tutumu

TARİHSEL MİRAS

  • KDP-İ’nin örgütsel sürekliliği
  • Pêşmerge kavramının Kürt siyasi diline kalıcı girişi
  • Modern Kürt devlet talebinin somut tarihsel referansı
  • Büyük güç bağımlılığına karşı özerk strateji tartışmasının çıkış noktası
  • Qazî Mihemed’in Rojhilat siyasetinde kurucu figür olarak konumlanması

Kalıcı Etki ve Tarihsel Önemi

Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti, 20. yüzyılda kurulan ve işlevsel kurumlarla yönetilen ilk Kürt cumhuriyeti olarak tarihsel kayıtlara geçmiştir. Önceki dönemlerde Baban, Botan ve Soran gibi Kürt emirlikleri var olmuştu; ancak bunlar imparatorluk çatıları altındaki özerk yapılardı. Mahabad ise uluslararası siyasi gündemin tam ortasında, bağımsız bir cumhuriyet olarak kuruldu. Bu, Kürt siyasi taleplerinin tarihsel zemine oturtulmasında belirleyici bir referans noktası oluşturdu.

KDP-İ, cumhuriyetin çöküşünden sonra da örgütsel varlığını sürdürerek Rojhilat Kürt siyasetinin temel partisi olmaya devam etti. Qazî Mihemed’in idamı ve pêşmerge kavramının bu dönemde şekillenmesi, sonraki Kürt siyasi hareketleri üzerinde kalıcı bir etki bıraktı.

Büyük güç desteğinin stratejik güvenilmezliğine ilişkin 1946 deneyimi, 1991, 2003 ve 2017 sonrası gelişmeler ekseninde Kürt siyasi tartışmalarında tekrar tekrar gündeme geldi.

Rojhilat · İran Kürdistanı Siyasi Tarihi Serisi · Wikimedia Commons görselleri kamu malıdır (Public Domain)

Arka Plan

II. Dünya Savaşı yıllarında İngiltere ve Sovyetler Birliği, İran’ı işgal ederek ülkeyi etki alanlarına böldü. Sovyet bölgesinde kalan Kürt bölgelerinde İran merkezi yönetiminin otoritesi fiilen sona erdi. Bu ortamda Mahabad’da faaliyet gösteren Komelê Jiyaneweyî Kurd (Kürdistan Yaşam Cemiyeti), 1945’te Partiya Demokrata Kurdistana Îranê’ye (KDP-İ) dönüştü. Dini ve hukuki otorite sahibi Qazî Mihemed, partinin genel başkanlığına getirildi.

Kuruluş

22 Ocak 1946’da Mahabad’ın Çwar Çira Meydanı’nda Kürdistan Cumhuriyeti ilan edildi. Qazî Mihemed cumhurbaşkanı seçildi. Kürtçe, Farsça’nın yanında resmi dil ilan edildi; okullarda Kürtçe eğitime başlandı. Kürtçe gazete Kurdistan yayın hayatını sürdürdü. Bakanlar kurulu oluşturuldu ve düzenli bir ordu kurulmasına girişildi. Irak Kürdistanı’ndan gelen Mele Mistefa Barzanî komutasındaki yaklaşık 3.000 pêşmerge, cumhuriyetin silahlı gücünün önemli bölümünü oluşturdu. Aynı dönemde Azerbaycan’da Sovyet desteğiyle kurulan Azerbaycan Demokrat Cumhuriyeti ile ittifak tesis edildi; ancak Kürtler bu ilişkide küçük ortak konumundaydı.

Çöküş

Cumhuriyetin ömrünü belirleyen etken dış dinamiklerdi. ABD ve İngiltere’nin baskısı ve İran’ın Sovyetlere petrol imtiyazı teklif etmesi üzerine Sovyet kuvvetleri 1946 baharında İran’dan çekildi. Sovyet koruması ortadan kalkınca İran ordusu harekete geçti. Aralık 1946’da İran kuvvetleri önce Tebriz’i, ardından Mahabad’ı ele geçirdi. Yerel Kürt güçlerinin büyük kısmı direniş yerine müzakereyi tercih etti. Qazî Mihemed, olası bir silahlı direnişin sivil halk üzerinde yaratacağı sonuçlardan kaçınmak için kentte kalarak tutuklandı. Mele Mistefa Barzanî ise kuvvetleriyle Sovyetler Birliği’ne geçti. 31 Mart 1947’de Qazî Mihemed, kardeşi Sadr Qazî ve kuzeni Seyfê Qazî, cumhuriyetin ilan edildiği Çwar Çira Meydanı’nda idam edildi.

Miras

Cumhuriyetin çöküşünün ardından İran yönetimi Kürtçe eğitimi yasakladı ve Kürtçe yayın faaliyetlerini durdurdu. KDP-İ yasadışı ilan edilmesine karşın faaliyetlerini sürdürdü ve Rojhilat Kürt siyasetinin temel örgütü olmayı devam ettirdi. Mahabad deneyimi, Kürt siyasi düşüncesinde kalıcı izler bıraktı. Büyük güç desteğinin stratejik güvenilmezliğine ilişkin bu tarihsel ders, 1991, 2003 ve 2017 sonrasındaki gelişmeler bağlamında Kürt siyasi tartışmalarında defalarca gündeme geldi. Önceki dönemlerde Baban, Botan ve Soran gibi Kürt emirlikleri var olmuştu; ancak bunlar imparatorluk çatıları altındaki özerk yapılardı. Mahabad ise uluslararası siyasi gündemin tam ortasında, bağımsız bir cumhuriyet olarak kuruldu ve bu niteliğiyle modern Kürt siyasi tarihinde ayrı bir yere sahiptir.

Not: Haberin içerisindeki infografi yapay zeka aracı Claude yardımıyla oluşturulmuştur.

Foto kaynak: Wikimedia Commons

Rojhilat’taki Kürt partileri ne istiyor?

Yedi örgütün siyasi programı: federalizmden bağımsızlığa, Marksizmden demokratik konfederalizme kadar geniş bir yelpazede bulunuyor.

Foto: Rudaw

İran Kürdistanı’nda (Rojhilat) faaliyet yürüten Kürt siyasi örgütleri, İran rejimine karşı ortak bir tutum sergilemekle birlikte siyasi hedefleri ve ideolojik çizgileri bakımından birbirinden belirgin biçimde ayrışmaktadır. Partilerin resmi kaynaklarından derlenen verilere göre, söz konusu örgütler dört farklı ideolojik eksende konumlanmaktadır: sosyal demokrasi, Marksizm, Kürt milliyetçiliği ve demokratik konfederalizm.

KDP-İ: “İran’da demokrasi, Kürdistan’a özerklik”

1945’te Mahabad’da kurulan Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), federal ve demokratik bir İran çerçevesinde Kürt ulusal haklarının elde edilmesini savunmaktadır. Sosyalist Enternasyonal üyesi olan ve UNPO’da Rojhilat’ın resmi temsilcisi konumundaki parti, İran’daki Azeri, Beluç, Türkmen ve Arap örgütleriyle birlikte Federal İran için Uluslar Kongresi’ni (CNFI) kurmuştur. Genel Sekreter Mustafa Hijri liderliğindeki KDP-İ, Irak Kürdistanı’nın Koya kentini merkez olarak kullanmaktadır.

İki Komala: Aynı ad, farklı çizgi

“Komala” adını taşıyan iki ayrı örgüt, 2000 yılındaki bölünmenin izlerini hâlâ taşımaktadır.

Abdullah Mohtadi liderliğindeki İran Kürdistanı Komala Partisi, sosyal demokrat bir çizgide özgür, federal ve laik bir İran için mücadele ettiğini açıklamaktadır. Ebrahim Alizadeh önderliğindeki İran Komünist Partisi Kürdistan Örgütü ise Marksist-Leninist bir platformda İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesini ve Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını talep etmektedir. Örgüt, kadın özgürlüğü ile işçi sınıfının siyasi örgütlenmesini temel gündem maddeleri olarak öne çıkarmaktadır. 2007’deki bir iç bölünmeden doğan üçüncü yapı Kürdistan Emekçileri Örgütü ise Omar İlkhanizadeh liderliğinde sosyalist bir İran hedefiyle yoluna devam etmektedir.

PJAK: Demokratik konfederalizm

2004’te kurulan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği demokratik konfederalizm modelini siyasi programının temeline almaktadır. Parti, Rojhilat’ta köy konseyleri ve il meclislerine dayalı bir özyönetim sistemi kurulmasını savunmakta; kadın özgürlüğü ile ekolojik sürdürülebilirliği bu programın ayrılmaz unsurları olarak tanımlamaktadır. Militanlarının yaklaşık yarısı kadınlardan oluşan örgüt, İran-Irak sınırındaki Kandil bölgesini üs olarak kullanmaktadır.

PAK: Silahlı muhalefet

1991’de kurulan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Hüseyin Yezdanpenah liderliğinde Kürt ulusal kimliği eksenli bir siyasi program izlemektedir. Örgüt, İran rejimiyle müzakere yerine aktif silahlı muhalefeyi benimsemekte ve İran genelinde bir halk ayaklanması yoluyla rejimin sona erdirilmesini talep etmektedir.

Xebat: İslamcı kökenden milliyetçi-demokratik söyleme

1980’de kurulan İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Xebat), İslamcı bir ideolojik çizgiyle başladığı yolculuğunda günümüzde milliyetçi-demokratik bir söylem benimsemektedir. Örgüt, İran’da demokratik bir yönetim sisteminin kurulmasını ve Rojhilat’ta özerk yönetimi savunmaktadır.

Şubat 2026: Ortak koalisyon

Yedi örgütten beşi — KDP-İ, PJAK, PAK, Komala (Alizadeh kolu) ve Xebat — 22 Şubat 2026’da İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu’nu kurdu. Koalisyon bildirgesinde İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesi ve Rojhilat’ta demokratik bir yönetim yapısının tesisi ortak hedefler olarak benimsendi. Mohtadi liderliğindeki Komala Partisi başlangıçta bazı belirsizlikleri gerekçe göstererek imzalamadığı koalisyona 4 Mart 2026’da katıldı.

Kaynak: pdki.org · komalainternational.org · komalah.org · komele.org · pjak.org · khabatonline.org

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.