Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı Kemaliye köyü, Tahtacı topluluğunun da yoğun olduğu bir Alevi köyü. Kemaliye köyü muhtarı Zeynel Altın ve köyden postane emeklisi Nail, köyün Tahtacı-Alevi kimliğini, cemevi pratiklerini ve ekonomik yapısını değerlendirdi.

Muğla’nın Ortaca ilçesi, Alevi nüfusun yoğun olduğu bir yerleşim alanı olarak biliniyor. Marmaris ile Fethiye’nin arasında yer alıyor. Antik Çağ devrine kadar dayanan tarihinin yanı sıra yakın dönem tarihiyle de kimi zamanlar gündem olmuş bir bölge. Tarihte pek çok medeniyete ev sahipliği yaptığı için kültürel, etnik ve dini yapıların yer aldığı Ortaca’nın yakın tarihteki yerleşimcileri Tahtacı (Türkmen) Aleviler.
Tarihi anlatılara göre İkinci dünya savaşında vergisini ödemeyen azınlıkları çalıştırmak amacı ile Muğla Dalaman’da bir “azınlık kampı” kurulması planlanır ve yapımına başlanır. Bu bölge, yerleşik durumda olan Tahtacıların (Türkmen Alevi) elinde bulunmaktaydı. Devlet tahtacıları yakında bulunan başka bir tahtacı köyüne Fevziye’ye yerleştirir. Buradan da eski Oritenya mevkine göç ettirir. O zamanlar bataklık olan bu yer, Tahtacı Aleviler tarafından kurutulur ve bayındır hale getirilir.
Muğla’da Ortaca’ya yaptığım bir ziyaret esnasında, çoğu Alevi nüfusa sahip Kemaliye köyü muhtarı Zeynel Altın ile ve adının Nail olduğunu söyleyen postane emeklisi ile sohbet etme fırsatı buldum.
Köye doğru giden yolda Ortaca’nın merkezinden geçerken Ortaca’da yapılan Narenciye çiftçiliğini temsilen yapılmış bir heykel vardı. 2011 yılında yapılan bu heykelde Anadolulu giyim tarzına sahip 2 kadın ve 2 erkek figür bulunuyor. Kadınlardan bir tanesi elinde domates dalı tutuyor, diğeri ise nar dolu sepeti omuzlamış, bir erkeğin elindeki sepet ise portakal dolu.

Köye girmeden ara bir sokakta kalan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Cemevi göze çarpıyor. Köye doğru gidildiğinde, Ortaca merkezine göre yeşilliğin bol olduğu bir alan gelenleri karşılıyor. Köydeki evlerin bahçelerine dikkat edildiğinde sık sık sera örtüleri ve narenciye ağaçları görülüyor. Köydeki evler düzenli olarak yerleşmiş , evler cadde veya sokak üzerinde sıra sıra dizili şekilde.

Kemaliye Köyü’nde binden fazla insan yaşıyor. Çoğu emekli olan köy halkı genelde geçim kaynağı olarak seracılık, narenciye çiftçiliği ve denize yakınlığı sebebiyle turizm işleriyle uğraşıyor. Buradaki Alevi nüfusunun önemli bir bölümü, adını tahtacılık mesleğinden alan ve genellikle Ege ve Akdeniz bölgelerinde yaşayan “Tahtacılar” adlı Alevi topluluğundan oluşuyor.
Altın ve Nail’e köydeki Alevi nüfusunu, Kemaliyeli Alevilerin günlerini nasıl geçirdiklerini sordum.
Bir Tahtacı köyü: Kemaliye

Kemaliye köyünün Alevi nüfus dağılımına dair elde net bir veri bulunmadığını belirten Altın, kendi tahminine göre köy nüfusunun yaklaşık yüzde 70’inin Alevi olduğunu söyledi. Altın, köyün göç aldığını ve nüfusun zamanla karıştığını ve Fevziye, Cumhuriyet Mahallesi gibi Alevi yoğunluklu olan komşu mahallelerinin daha kozmopolit bir yapısı olduğunu ifade etti.
Altın, kendisinin de bir Tahtacı olduğunu belirterek Tahtacı kimliğinin kökenine dair şunları anlattı:
“Bizim dedemiz Mersin-Mut tarafından geliyor. Biz Alevi adı altında Tahtacı topluluğundanız. Yavuz Sultan Selim’den sonra Alevilere yapılan baskıdan sonra Aleviler kendilerini dağlara çekmişler. Geçinmek için ormanda ağaç işçiliği, tahta işi yapmışlar. Tahtacı ismi de oradan geliyor.”
Altın, Aleviliğin tek tip bir inanç pratiği olmadığının altını çizerek “Aleviliğin içinde 14-15 tane aşiret var, Kıpçaklardan, Çepnilerden tutun hepsi var. Hepsinin ufak tefek nüans farkları var, bu aslında bir zenginlik” dedi.
Altın, Tahtacılar olarak Kemaliye köyünde küçük bir cemevi yaptıklarından bahsetti. Köyün girişinde bir Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevi de var fakat genellikle kendi yaptıkları bu cemevinde ibadetlerini sürdüklerini söyledi.

Her Alevi topluluğundaki cem ritüellerinde farklılıklar görüldüğüne de değinen Altın, buna bir örnek olarak kendi topluluklarında çorapla cem’e girilmediğini belirtti. “Bizim cemevine sünni birisi giremez mesela” diyen Altın, cem’e katılabilmek için önce Alevi olduğuna dair bir “ikrar” verilmesi gerektiğini, bu yeminin ardından kişinin topluluğa kabul edildiğini anlattı. Sünni-Alevi evliliklerine dönük tutumun da zamanla yumuşadığını, ancak hala tam anlamıyla ortadan kalkmadığını da ekledi.
Nail de köydeki Alevilerin kendi cemevlerine bağlı olduğunu belirterek Aleviliğin çok fazla kola ayrıldığını, kendisinin de yine Tahtacı topluluğundan “Yolyatır Ocağı”na bağlı olduğunu söyledi.
Nail, cemevine abdestsiz girilmediğini, girişte bele kement bağlandığını, başın yazma ile örtüldüğünü, tuvalete çıkıldığında abdestin bozulmuş sayılıp yeniden alınması gerektiğini aktardı. Cem’de yenilen yemeğin ancak “destur” verildikten sonra dağıtılabildiğini de ekledi.
“6 Mayıs’ta yas tutarız”
Hıdırellez’in köyde farklı bir şekilde anıldığını anlatan Nail, 6 Mayıs’ta herhangi bir kutlama yapılmadığını, bunun yerine 5 Mayıs akşamı meydanda ateş yakılıp üzerinden atlandığını söyledi. Nail’e göre 6 Mayıs bir yas günü: “O gün Hüseyin İnan’ın, Deniz Gezmiş’in ölüm yıldönümüdür. Biz o gün şenlik yapmayız, yas tutarız.”
Muharrem ayına dair de ayrıntılı bilgi veren Nail, Kurban Bayramı’ndan yaklaşık 19-20 gün sonra başlayan bu dönemde köylülerin oruç değil “yas” tuttuğunu belirterek “Su içmeyiz, et yemeyiz, tıraş olmayız, tırnak kesmeyiz… Sadece yoğurt yeriz, başka hayvansal gıda yemeyiz” dedi. Nail, yasın 12. günü sabahı evlerde horoz kesildiğini, ardından köylülerin bir araya gelip erkân açtığını ve yemeklerini birlikte yiyerek orucu/yası sonlandırdığını aktardı.

“Alevi olmak 1-0 mağlup başlamaktır”
Altın, Alevilerin bölgedeki işçi mücadelelerine de değindi. 1975-76 yıllarında köy gençlerinin bir tiyatro topluluğu kurduğunu, 1979’da tarım işçilerinin daha iyi çalışma koşulları için grev yaptığını anlattı.
Altın, “Alevi olmak, hayata bir sıfır mağlup başlamaktır. Kendini iyi anlatamazsan, iyi yetiştiremezsen arkada kalırsın” dedi.
“Burası bir emekli köyü”
Altın, köyde okuryazarlık oranının yüksek olduğunu, köylülerin büyük bölümünün kamuda veya sigortalı işlerde çalışıp emekli olduğunu belirtti:
“Bizim köyümüzün yüzde 90’ı emeklidir. Aleviler çalışmaktan gocunmaz, hepsi çalışkandır. İşçi, memur olurlar.”

Altın, köylülerin 1979 yılında tarım alanlarında bir grev düzenlediğini ve bunun Ortaca’daki ilk işçi eylemlerinden biri olduğunu iddia etti.
Köyün geçim kaynağı olan narenciye üretiminde son yıllarda ciddi bir gelir daralması yaşandığını belirten Altın, bunun temel nedeninin ihracat sorunları olduğunu söyleyerek “Narenciyenin büyük bölümü ihraç ürünü. Komşu ülkelerle ticaret yapamazsan elindeki ürünü değerlendiremezsin” ifadelerini kullandı. Nail de benzer bir tabloyu doğruladı.
Nail ise köyün geçim kaynaklarını seracılık, narenciye ve turizm olarak sıralayarak turizmin büyük bölümünün Dalyan ve Sarıgerme’deki tekne ve otel işletmeciliğine dayandığını söyledi. Köy nüfusunun “yüzde 90’ının” emekli olduğunu yineleyen Nail, narenciye fiyatlarındaki dalgalanmaya da değinerek geçen yıl iyi kazanç sağlayan narenciyenin önceki yıllarda tarlada çürümeye bırakılmak zorunda kaldığını da ekledi: “Limon, narenciye bundan 4-5 yıl önce para yapmadı. Millet mağdur oldu.”

Devletin Alevilere yaklaşımı nasıl?
Altın’a göre devletin Alevi topluluğuna yaklaşımı son yıllarda değişti. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ve Nevşehir’in Hacıbektaş ilçesinde açılan büyük cemevi külliyesine değindi.
“Devlet başkanı gitti Hacıbektaş’ta bir cemevi yaptırdı. Bunlar siyaset, oy peşinde koşan insanlar. İçinde saygı duyan da vardır ama siyaset kullanıldı.”
Altın, kamu hizmetlerine erişimde kişisel olarak bir ayrımcılıkla karşılaşmadığını, ancak taleplerini sürekli gündemde tutmak zorunda kaldığını ifade etti:
“Talebini sık sık yenilemezsen unutuluyor. Benim işimi yapmazsanız sizi ifşa ederim derim. Yarı tehdit, başka türlü olmuyor çünkü. Bu bir insan hakkı, insanlar haklarını bilmeli. Ben varım diyeceksin.”
“Ortaca Olayları” ya da “Ortaca Katliamı” olarak bilinen süreç, Muğla’nın Köyceğiz ilçesine bağlı (O dönem Ortaca Köyceğiz’e bağlıydı) Ortaca’da 5-16 Haziran 1966 tarihleri arasında Tahtacı Alevilere yönelik yaşanan şiddet, baskı ve yağma olaylarını kapsıyor. Fakat bölgedeki Alevi halkın tanıklıkları ile basına yansıyanlar arasında belli çelişkiler bulunuyor.
Altın’a ve Nail’e Ortaca Katliamı ile ilgili büyüklerinden neler duyduklarını ve neler bildiklerini sordum.

“Katliam değil, arazi tartışmasıydı”
Altın, sosyal medyada zaman zaman yeniden paylaşılan “Alevi katliamı” iddialarına dikkat çekerek bu tür paylaşımların büyük bölümünün asılsız olduğunu savundu:
“Alevilerin camiye saldırısıyla ilgili şeyler yaymışlar, ortaya laflar atmışlar. Öyle bir şey olmadı. O zamanki Alevilerden sözü dinlenen kişiler öne çıkıp ‘böyle bir şey yok, herkes oturduğu yerde otursun’ demişler. Gerilme olmuş ama katliam değil. Sadece bir kişi ölmüş, o da bir arazi tartışmasından.”
“Komşular birbirinin tarlasına giren hayvana zarar verdi, ordan söz düşmüş, ağız dalaşı sonra kavgaya dönüşmüş” diyen Nail “Kitlesel bir katliam yok. Sivas’taki, Madımak’taki, Maraş’taki, Çorum’daki, Erzincan’daki gibi değil” değerlendirmesini yaptı.
*Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı Fevziye köyünde yaşanan ve “Ortaca Katliamı” olarak anılan olayın kökeninde bir arazi meselesi var. Bölgedeki Tahtacı Aleviler, zamanla bataklık bir araziyi ıslah ederek yaşanabilir hale getirdikten sonra 1960 yılında devlet bu bölgeye yakın bir alanı Nurcu Sünnilerin bulunduğu Kızılyurt köyünün ağasına devretmişti. Gerginlik böyle başladı.
Haziran 1966’da patlak veren olayların hangi kıvılcımla başladığı konusunda kaynaklar ayrışıyor. PİRHA’nın 2019’da tanıklarla yaptığı görüşmelere göre olay bir tarla kavgasıydı, çatışmada uzatmalı bir başçavuşun silahından çıkan kurşunla 15 yaşındaki Sünni bir genç, Halil Sarı, hayatını kaybetti ve tanıklara göre bunun dışında can kaybı yaşanmadı. (Kemaliye köyünden Zeynel Altın ve Nail’in de söylemi bu yönde.) Söz konusu tanıklar, gencin ölümünün ardından olayları alevlendiren asıl kırılma noktasının bir Alevi kadına yönelik cinsel saldırı olduğunu aktarıyor ve sürecin basın ve güvenlik güçlerinin geç müdahalesiyle bir mezhep çatışmasına dönüştürülmek istendiğini vurguluyor. Başka kaynaklarda olayı tetikleyen unsurun bir Alevi kadınlara yönelik cinsel saldırı olduğu, çatışmaların 12 gün sürdüğü ve ölü sayısının net bilinmediği de aktarılıyor.
Kaynak: PİRHA, bianet, Evrensel