Mark Ashton: Sınıf ve “Onur”un ortak mücadelesi

1984-1985’te İngiltere’de yükselen madenci direnişi ile LGBTİ+ hareketini buluşturan Mark Ashton, kurduğu dayanışma grubuyla işçilerin ve kuirlerin mücadelesinin ortak olduğunu gösterdi.

Mark Christian Ashton, İngiltereli eşcinsel hakları aktivisti ve “Lezbiyenler ve Eşcinseller Madencileri Destekliyor” (Lesbians and Gays Support the Miners / LGSM) destek grubunun kurucularından biriydi. Büyük Britanya Komünist Partisi üyesi ve partiye bağlı olan Genç Komünistler Birliği (YCL) genel sekreteriydi. LGSM grubu, sınıf dayanışmasının simgelerinden biri haline geldi.

Ashton, Oldham’da doğdu ve Kuzey İrlanda’nın Antrim İlçesi’ndeki Portrush’a taşındı. 1978’de Londra’ya taşınmadan önce ise, Portrush’taki eski Kuzey İrlanda Otelcilik ve Aşçılık Koleji’nde okudu.

Politik bilincin şekillenişi

1982’de Ashton, babasının tekstil makine endüstrisinde çalıştığı Bangladeş’te ailesini ziyaret etmek için üç ay geçirdi. Bu seyahat deneyiminde gördüğü yoksulluk ve sınıf farkı, politik bilinci üzerinde bir etki yarattı. Dönüşünde, Londra Lezbiyen ve Gey Danışma Merkezi’nde gönüllü olarak çalıştı, İngiltere’deki Nükleer Silahsızlanma Kampanyası’nı destekledi ve YCL’ye katıldı. 1983’te, Lezbiyen ve Gey Gençlik Video Projesi’nin “Framed Youth: The Revenge of the Teenage Perverts” (Suçlanan Gençlik: Sapık Gençlerin İntikamı) adlı filminde rol aldı.

  • “Kuir” kelimesinde olduğu gibi, “sapıklar” kelimesi de başlangıçta LGBTİ+’lara hakaret etmek amacıyla kullanılmıştı.
1984-1985 Madenci Grevi: Lezbiyenler, geyler ve madenciler birleşin!

1984’te Londra’daki Onur Yürüyüşü’nde Ashton ve arkadaşı Mike Jackson, 1984-1985 Büyük Madenci Grevi sırasında grevdeki madenciler için kova sallayarak bağış topladılar. Toplam 150 sterlin topladılar.

1984-1985 Büyük Madenci Grevi

Thatcher hükümeti birçok maden ocağının kapatılmasını önermişti. Buna tepki olarak 1984 ile 1985 arasında büyük bir madenci grevi, Ulusal Maden İşçileri Sendikası (NUM) lideri Arthur Scargill tarafından, bir devlet kurumu olan Ulusal Kömür Kurulu’na (NCB) karşı yürütüldü. Greve karşı çıkanlar arasında sendikaların gücünü azaltmak isteyen Başbakan Margaret Thatcher’ın muhafazakar hükümeti başı çekiyordu.

BBC'ye göre, 187.000 madencinin yaklaşık dörtte üçü, 20.000 iş kaybına yol açması beklenen maden ocaklarının kapatılmasına karşı greve gitti. Grev, İngiltere, Galler ve İskoçya'daki birçok maden alanında yapıldı. Madenlerin kapatılması sonucu yoksulluk ve işsizlikle boğuşan madencilerin protestoları esnasında polis müdahaleleri gerçekleşti.

Ertesi akşam, Londra Üniversitesi Öğrenci Birliği’nde düzenlenen LGBTİ+ aktivistleri toplantısına da katıldılar. Burada, Güney Galler Ulusal Madenciler Sendikası’ndan bir madenci konuşma yaptı.

Toplantının ardından Ashton ve Jackson, madencilere tam destek vermeye karar verdiler. Ancak bunu, eşcinsel kimliklerini açıkça ortaya koyan ve bununla gurur duyan erkekler olarak yapmak istediler. Ardından “Lezbiyenler ve Geyler Madencileri Destekliyor” (LGSM) adlı dayanışma grubunu kurdu. Grup, Elephant and Castle’daki Heygate Estate’te bulunan Claydon House’daki Ashton’un dairesinde kuruldu.

Bu grubun amacı, 1984 ile 1985 arasında gerçekleşen büyük madenci grevi boyunca maddi sıkıntılar yaşayan madencileri ve ailelerini desteklemek için para toplamaktı.

“Mücadelemiz ortak”

O dönemde homofobi ve transfobi İngiltere toplumunda normalleştirilmişti ve HIV salgını yayıldıkça şiddetini artırıyordu. Ashton, 1980’lerde lezbiyenlerin ve geylerin homofobik önyargılara, sokak şiddetine karşı verdikleri mücadele ile Margaret Thatcher ve hükümetinin madencilik sektörünü ve sendikalarını yok etmesini engellemek için madencilerin verdiği mücadelenin benzerliklerini gördü.

Ashton’a göre yalnızca kendi kimliğinin haklarını savunmak yeterli değildi, tüm ezilen kesimlerin mücadelesi ortaklaşmalıydı.

LGBTİ+’lar hakkında yayılan yalan haberler, pek çok LGBTİ+’nın madencilerle ilgili propagandaya inanma eğilimini azaltıyordu. Buna rağmen LGSM’nin NUM ve madencilerle kurduğu ilişki, iki tarafın da birbirleri hakkındaki önyargılarını aştı ve dayanışma ile sonuçlandı.

Dai Donovan, Welsh (Gallerli) bir madenci, 1984’te LGSM eşliğinde yapılan “Çukurlar ve Sapıklar” (Pits and Perverts) adlı yardım konserine katıldı ve LGBTİ+’lara madencilerin mücadelelerine destek vermeleri için bir konuşma yaptı. Konser büyük bir ilgi ile karşılandı ve önemli miktarda bağış toplandı.

“Çukurlar ve Sapıklar” adlı konser afişi.

Mark Ashton, kendilerinin yapmak istemeyecekleri zor ve tehlikeli fiziksel işleri yaptıkları için madencilere saygı duyuyordu. Bir röportajda, gazeteciler tarafından madenciler LGBTİ+’ları desteklemezken LGBTİ+’ların neden madencileri desteklemesi gerektiği sorulduğunda Mark şöyle cevap verdi:

“Madenciler bizi desteklemiyor da ne demek? Madenciler kömür çıkarıyor, bu da yakıt üretiyor, elektrik üretiyor. Siz bir madene inip çalışır mıydınız? Madencileri desteklememin nedenlerinden biri, onların aşağı inip bu işi yapmalarıdır. Ben yapamazdım.”

LGSM üyelerinin çoğunun siyasi görüşü, tüm işçi sınıfı mensupları arasındaki dayanışmanın önemli olduğu yönündeydi. Thatcher hükümeti NUM’u çökertirse, cinsel yönelimleri fark etmeksizin tüm işçi sınıfı daha kötü bir duruma düşecekti.

Fakat 1985 yılının Mart ayında, sendika fonlarının azalması ve sendika konumunun zayıflaması sebeplerinden ötürü madenciler bir oylama sonucu grevi sonlandırma kararı aldı. Grevin ardından İngiltere genelinde birçok kömür ve maden ocağı kapatıldı.

1985 Onur Yürüyüşü’ne madenciler de katıldı

Üç ay sonra, NUM üyeleri Londra’daki Onur Yürüyüşü’ne katıldı. O yılın ilerleyen aylarında düzenlenen sendika ve işçi konferanslarında, NUM delegeleri lezbiyen ve gey haklarını destekleyen politikaların benimsenmesi için lobi faaliyetleri yürüttü. İşçi Partisi Konferansı’nda eşit hakları destekleyen bir önerge, NUM’un çabaları sayesinde oylama sonucu çok az bir farkla kabul edildi.

1985, Londra’daki Onur Yürüyüşü. Fotoğraf: Colin Clews

Ashton, LGSM’den sonra Red Wedge kolektifine katıldı ve 1985’ten 1986’ya kadar Genç Komünistler Birliği’nin Genel Sekreteri oldu.

AIDS teşhisi konulan Ashton, 30 Ocak 1987’de Guy’s Hastanesi’ne yatırıldı ve 12 gün sonra Pneumocystis pnömonisi nedeniyle hayatını kaybetti.

1980’lerde HIV/AIDS’in özellikle eşcinsel topluluklarla ilişkilendirilmesi özellikle homofobi ve yanlış bilgilendirme ile bağlantılıydı. Bugünkü bilimsel veriler, HIV’in heteroseksüel ilişkiler dahil tüm korunmasız cinsel temaslarda bulaşabildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Dünya genelinde HIV ile yaşayan insanların önemli bir kısmı heteroseksüellerden oluşmaktadır.

Mark Ashton’un ölümünden 28 yıl sonra LGSM ile ilgili biyografi/belgesel olarak nitelendirilen Onur (Pride) filmi vizyona girdi. Bu film 1980’ler İngiltere’sinde gerçekleşen olaylardan yararlanarak yapılmıştır. Film, LGBTİ+ hareketi ile işçi sınıfı mücadelesinin kesişimini anlatan önemli bir yapım olarak hafızalara kazındı.

İstanbul Newroz’una rekor katılım

Yenikapı Meydanı’nda düzenlenen 2026 İstanbul Newroz’unda rekor katılım, siyasi mesajlar ve farklı kimlikler görünür oldu. Kutlamalarda hem barış çağrıları hem de Öcalan’a özgürlük sloganları öne çıktı.

Fotoğraf: Doğa Tekneci

Yenikapı Meydanı’nda yapılan 2026 İstanbul Newroz’u “Özgürlük ve Demokrasi Newrozu” (Newroza Azadî û Yekîtiya Demokratîk) şiarıyla 22 Mart’ta kutlandı.

Soğuk ve yağmurlu hava koşullarına rağmen kalabalığın çoğu Newroz gösteriminin sonuna kadar kaldı. 2026 İstanbul Newrozu’na önceki Newroz’lardan farklı olarak yaklaşık 1 milyon insan katıldı.

Newroz alanında öne çıkan sloganlar “Bijî Serok Apo” (“Yaşasın Önder Apo”) ve “Jin, Jiyan, Azadî” (“Kadın, Yaşam, Özgürlük”) oldu. Yeşil, kırmızı ve sarı renkli puşiler, Kürt bölgelerine ait yöresel kıyafetler, zafer ve barış işareti ile Irak Bölgesel Kürt Yönetimi bayrakları en görünür figürlerdendi.

Kontrol noktalarındaki polisler ulusal Kürt kıyafeti giyen bazı vatandaşlara sorun çıkardı.

Fotoğraf: Doğa Tekneci

Newroz ateşi ve siyasetçilerin konuşmaları

Sahne önündeki Newroz ateşi; barış anneleri, kadın siyasetçiler ve İmralı Sekreteryası’nda yer alan Çetin Arkaş ile birlikte yakıldı. Newroz ateşinin tutuşmasının ardından sahneye Suavi çıktı.

Sahnede ilk olarak Emek, Barış ve Demokrasi Platformu’nun ortak bildirisi okundu. Bildiride, Newroz’un zulme, sömürüye ve inkâra karşı halkların eşitlik ve özgürlük iradesi olduğu vurgulandı.

Daha sonrasında Abdullah Öcalan’ın mesajı hem Türkçe hem Kürtçe okundu. Öcalan, mesajında Newroz’un komünal bir yaşamı temsil ettiğini belirterek Ortadoğu halklarının özgürce bir arada yaşamasının artık mümkün olabileceğini söyledi.

Fotoğraf: Doğa Tekneci

Arkaş’tan “umut hakkı” ve kimlik vurgusu

Çetin Arkaş, yaptığı konuşmada Öcalan’a uygulanacak umut hakkının netleştirilmesi gerektiğine vurgu yaparak Kürt kimliğinin inkar edilemez ve kesinleşmiş bir hakikat olduğunu söyledi. Arkaş ayrıca, İran’da kimlik ve özgürlük mücadelesi veren Kürt partisi PJAK’ın Ankara, Amed ve İmralı’ya davet edilmesini istedi.

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, barış sürecinde sözlerin değil somut taleplerin belirleyici olduğuna değindi.

CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de kutlamalara destek verdi.

Feministler ve LGBTİ+’lar da alandaydı

DEM Parti Milletvekili Özgül Saki eşliğinde Newroz alanına giriş yapan feministler ve LGBTİ+’lar da Yenikapı’da coşkuyla bir aradaydı.

Fotoğraf: Doğa Tekneci

Feministler ve LGBTİ+’lar da Newroz alanına girerek bayraklar, zılgıtlar ve halaylar eşliğinde bayramlarını kutladı. LGBTİ+’lara yönelik birkaç kez yapılan saldırı girişimine rağmen alandaki DEM Parti’li ve TJA’lı (Tevgera Jinên Azad) görevlilerin oluşturduğu güvenlik ile LGBTİ+’lara yönelik saldırılar engellendi.

Saldıran gruplara karşı LGBTİ+’lar tarafından zafer işareti yapıldı ve “Jin Jiyan Azadî” sloganı atıldı. Gençler, kadınlar ve barış anneleri de saldırılara tepki göstererek LGBTİ+’larla birlikte halaya katıldı. Görevliler, saldıranlara her kimliğin Newroz alanında bulunabileceğini anlattı.

Fotoğraf: Doğa Tekneci

Sahne konuşmalarının ardından Koma Amed’in sahneye çıkmasıyla Newroz daha da coşkulu kutlandı.

Koma Amed konserinin sonuna doğru feministler ve LGBTİ+’lar, DEM Parti ve TJA görevlileri eşliğinde alandan ayrıldı.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre, İstanbul Newroz kutlamasında 2’si çocuk, 26 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan 25’i serbest bırakılırken Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetim Bölgesi’nden olduğu öğrenilen bir kişinin ise Geri Gönderme Merkezine sevk edileceği biliniyor.

Emniyet Genel Müdürlüğü, 23 Mart’ta sosyal medya hesabından Newroz kutlamaları öncesi ve sonrasında “örgüt propagandası yapmak” ve “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmek” iddiasıyla 15 ilde toplam 170 kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Trans Onur Haftası: “Bê trans û lubunya jiyan nabe!”

12. İstanbul Trans Onur Haftası, Newroz’da birçok örgüt ve kuruluşa çağrı yaptı: “Bu toprakların hafızasında, direnişinde ve isyanında biz de varız.”

Fotoğraf: KaosGL

12. İstanbul Trans Onur Haftası, her yıl olduğu gibi bu yıl da İstanbul’da trans ve LGBTİ+ bayraklarıyla Newroz alanında olacaklarını duyurdu.

Trans Onur Haftası, Newroz’da kimliği belirsiz kişiler ve polis tarafından yaşadıkları saldırılara karşı insan hakkını savunan bütün kuruluş ve örgütleri yanlarında olmaya çağırdı. Çağrı metni şu şekilde:

“Feministlere, işçilere, devrimcilere, anarşistlere, aktivistlere, yaşam hakkı savunucularına, kurumlara, derneklere ve örgütlere açık çağrımız: Newroz’da trans ve LGBTİ+ bayraklarını birlikte taşıyalım!

Her yıl devlete ve onun inkarcı politikalarına direnerek hep birlikte buluştuğumuz Newroz alanında bayraklarımız nedeniyle hedef alınıyoruz. Patriyarkanın beslediği ve alanın tek öznesi olduklarını düşünen erkek çeteleri tarafından çeşitli bahanelerle şiddete maruz bırakılıyoruz. Alanın öznesi olan bizlerin varoluşunu çeteleşerek engellemeye çalışan erkek şiddetine rağmen, alanda olmaya örgütlenmeye devam edeceğiz.

Önceki Newrozlarda, bayraklarımız ve varoluşumuz hedef alınarak fiziksel, psikolojik, sözel şiddet gördük. Aynı erkek grubu bebeklere saldırmaktan bile çekinmedi. Biz tıpkı devletin inkar ve asimilasyon politikalarına karşı durduğumuz gibi, barış özgürlük ve eşitlik isteğiyle yüzbinlerin buluştuğu Newroz alanında da bu tarz şiddet eylemlerine, yıldırma ve çeteleşme uygulamalarına karşı mücadele etmeye devam edeceğiz. Lubunyayız, Transız, Kürdüz. Bu toprakların hafızasında, direnişinde ve isyanında varız. Newroz da bizimdir.


Siz mücadele arkadaşlarımızı, devletin transları ve lubunyaları hedef gösteren nefret politikalarına ayak uyduranlara karşı bizlerle dayanışmaya çağırıyoruz.


Sokakta, eylemde, Newroz’da; lubunya bayrağını bizlerle birlikte dalgalandırmaya, tüm dostlarımızı ve kurumları alanlarda trans ve gökkuşağı bayraklarını sahiplenmeye çağırıyoruz. Bu Newroz’da kortejlerinizde kendi bayraklarınızın yanında lubunya bayrağını da dalgalandırmaya çağırıyoruz. Mücadelemiz ortaktır.

Newroz pîroz be!

Bê trans û lubunya jiyan nabe!

Newroz benim, senin, hepimizin!”

Özgürlüğün kalemi: Angela Davis

Feminist ve siyahi devrimci bir yazar olan Davis; siyasi tutsakların yaşam koşulları başta olmak üzere feminizm, LGBTİ+ hakları ve ırksal-sosyal adalet gibi birçok konuyu gündeme getirmeye devam ediyor.

Angela Y. Davis’in temsili bir fotoğrafı

Feminist, akademisyen, yazar ve siyahi devrimci Angela Yvonne Davis, dünya çapında adı duyulmuş Marksist ve Feminist düşünürlerden birisi. Hayatı boyunca siyasi tutukluların, siyahilerin, kadınların, LGBTİ+’ların, hayvanların hakları için mücadele etti. Hâlâ Kaliforniya Üniversitesi’nde onursal profesör olarak görev yapmaktadır.

Birmingham’da başlayan çocukluk

Angela Y. Davis, 26 Ocak 1944’te Alabama’nın Birmingham şehrinde doğdu ve ilkokul ve ortaokulu burada okudu. Birmingham’daki mahallesi, siyahi komşularının evleri milliyetçi ve beyaz üstünlükçü bir örgüt olan Ku Klux Klan örgütünün hedefi olduğu için “Dynamite Hill” (Dinamit Tepesi) olarak adlandırıldı. Davis’in anne ve babası, ırk ayrımcılığının uygulandığı okullarda öğretmenlik yapıyordu. Annesi yaz tatillerinde yüksek lisans derecesi aldı ve Davis’in doğumundan kısa bir süre sonra babası öğretmenliği bırakıp tamirci oldu.

Davis, ailedeki dört kardeşten en büyüğüdür. O küçükken ebeveynleri devrimci ve ırkçılık karşıtı çalışmalara yoğun bir şekilde katılıyordu. Davis ailesi, o dönemde hükümetin gözünde yasadışı olan Ulusal Renkli İnsanların İlerlemesi Derneği (NAACP) ile siyahlar arasında ittifaklar kurmaya ve haksız yere suçlananları savunmaya odaklanan bir grup olan Güney Siyahi Gençlik Kongresi (SNYC) üyesiydi.

11 yaşındaki Davis, yerel bir kilisede ırklararası tartışma grupları düzenleyen bir organizasyona katıldı. Ancak 1963 yılında Ku Klux Klan örgütü, bu toplantıları bahane ederek kiliseyi yaktı.

Okul hayatı ve siyasete atılım

14 yaşında Davis, New York şehrindeki bir özel okul olan Elizabeth Erwin Lisesi’ne devam etmek üzere güneyli siyahi öğrenciler kapsamında verilen bir bursu kazandı. 15 yaşına geldiğinde Davis, bir süre kaldığı New York’ta dostlarıyla geçirdiği süre zarfında Güney’deki ırk ayrımcılığının daha fazla farkına vardı. Bu ziyaretler, Davis’in Güney’deki siyahların özgürleşmesinin tüm siyahları özgürleştireceği yönündeki algısını etkiledi.

1960 yılında, Komünist Parti ile bağlantıları olan sosyalist bir gençlik örgütü olan Advance’ye katıldı. 1961 yılında liseden mezun olduktan sonra Brandeis Üniversitesi’nden burs aldı ve burada bir yıl Fransa’da okudu. 1965 yılında Fransızca bölümünden onur derecesiyle mezun oldu. Eğitimine Almanya’daki Frankfurt Üniversitesi’nde felsefe okuyarak devam etti ve yüksek lisans derecesini California-San Diego Üniversitesi’nden, doktora derecesini de Humbolt Üniversite’sinden aldı.

1969 yılında Davis, Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi’nde Felsefe Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışırken siyahilerin hakkını savunan Kara Panter Partisi’ne (BPP) ve Los Angeles Öğrenci Şiddetsiz Koordinasyon Komitesi’ne (SNCC) katıldı. Davis, BPP ve SNCC’de kadınların rolüyle ilgili sorunları fark etti ve Komünist Parti, Irkçılık ve Siyasi Baskıya Karşı Ulusal İttifak ve Siyah Kadınlar Siyasi Grubu gibi sınıf, ırk ve cinsiyet sorunlarını ele alan kesişimsel örgütlere katılma gereği duydu. Bu dönemde Davis, ABD’nin ticaret ambargosunu protesto etmek için gizlice Küba’ya gitti.

Vali Reagan’ın baskısı

1969 yılında Kaliforniya Üniversitesi Los Angeles’ta felsefe öğretmek üzere işe alındı. Kaliforniya Üniversitesi Yönetim Kurulu, Vali Ronald Reagan, Davis’i ABD Komünist Partisi üyesi olduğu için işten çıkardı. Mahkeme kararıyla işten çıkarılması engellense de Yönetim Kurulu 1970 yılında “kışkırtıcı dil kullandığı” gerekçesiyle onu tekrar işten çıkardı. Vali Reagan, Davis’in bir daha asla Kaliforniya Üniversitesi sisteminde ders veremeyeceğini açıkladı. Davis’in Kara Panter Partisi’ne açıkça destek vermesi, Vali Reagan ve FBI tarafından zulüm görmesinin bir başka nedeniydi.

16 ay mahkumluk: “Angela’ya ve bütün siyasi tutsaklara özgürlük”

Angela Davis’i kamuoyuna tanıtan asıl olay, 1970 yılında gerçekleşen bir tutuklanma ve yargılanma süreciydi.

Üstünde “Angela’ya ve bütün siyasi tutsaklara özgürlük” yazan rozet

Ocak 1970’te, Kaliforniya’daki Soledad Hapishanesi’nde tutuklu bulunan George Jackson ve diğer iki mahkum, bir hapishane gardiyanını öldürmekle suçlandı. Duruşma sırasında, Jackson’ın 17 yaşındaki kardeşi Jonathan Jackson, Marin County mahkemesini ele geçirdi ve siyahi sanıkları silahlandırarak yargıç, savcı ve üç kadın jüri üyesini rehin aldı. Bu süreç sonucunda yargıç, Jonathan Jackson ve militanlar öldürüldü; savcı ve jüri üyelerinden birisi yaralandı. Davis, bu olayda kullanılan silahları satın almakla suçlandı ve “ağırlaştırılmış adam kaçırma ve birinci derece cinayet” suçlamasıyla yargılandı. Suçlama ardından Davis kovuşturmadan kaçtı. İlk tutuklama emri çıkarıldıktan dört gün sonra, Eski Federal Soruşturma Bürosu Başkanı J. Edgar Hoover, Angela Davis’i FBI’nin “En Çok Aranan On Kaçak Listesi”ne dahil etti. Davis, New York’ta yakalanana kadar iki ay boyunca kaçak hayatı sürdü. Dünya çapında binlerce aktivist onun serbest bırakılmasını talep ederek tutuklanmasını protesto etti. Protesto ve imza kampanyalarının sonucunda Davis, 16 ay hapis yattıktan sonra yargılandı ve 4 Haziran 1972’de tamamı beyazlardan oluşan bir jüri tarafından suçsuz bulundu.

Davası sona erdikten sonra Davis, Küba, SSCB ve Doğu Almanya dahil olmak üzere çeşitli komünist ülkeleri ziyaret etti. Amerika Birleşik Devletleri’ne döndükten sonra, öğretim kariyerine devam etti. Claremont Kolejleri, San Francisco Eyalet Üniversitesi ve 1991’den 2008’e kadar ders verdiği Kaliforniya Üniversitesi dahil olmak üzere Kaliforniya’daki çeşitli üniversitelerde görev yaptı. Hala Kaliforniya Üniversitesi’nde onursal profesör olarak görev yapmaktadır. Burada Bilinç Tarihi Bölümü’nde ders vermiş ve Feminist Çalışmalar Bölümü’nün eski direktörüdür.

ABD Komünist Partisi’nin 1980 ve 1984 seçimlerine başkan yardımcısı adayı olarak Angela Davis’i gösterdiği biliniyor.

Davis’in Türkçeye çevrilen kitapları

“Angela Davis: Bir Otobiyografi” (2017), Kadınlar, Irk ve Sınıf (1983), “Irkçı Kuşatma ve Kadınlar” (2016), “Özgürlük Kesintisiz Bir Mücadeledir: Ferguson, Filistin ve Bir Hareketin Oluşumu” (2017) ve “Eğer Şafakta Gelirlerse” (2008) gibi birçok kitabın yazarıdır.

Hayatı boyunca ırkçılık, ataerkil baskı, savaş, hapis ve idam cezasına karşı mücadeleye öncülük etmeye devam eden Davis; 1991 yılında ABD Komünist Partisi’nden ayrıldı ve Demokrasi ve Sosyalizm Yazışma Komiteleri’ni kurdu.

Davis’in lezbiyen kimliği

Davis; 1980’lerin başında fotoğrafçı Hilton Braithwaite ile evlendi, 1987’de ise ondan boşandı. 1997 yılında Davis, Johns Hopkins Üniversitesi’ndeki Çeşitli Cinsellik ve Cinsiyet Birliği’nde lezbiyen olarak açıldı.

Angela Davis, 25 Nisan 2022’de Brüksel’de Avrupa ve Orta Asya Lezbiyen* Topluluğu (EL*C) Eş Başkanı Joelle Sambi Nzeba’nın Lezbiyen Görünürlük Günü ve lezbiyen siyasi aktivizm hakkındaki sorusuna yanıt verdi:

“Black Lives Matter hareketi, siyah kadınların queer aktivizminin herkes için demokrasi mücadelesinde ne kadar önemli bir liderlik rolü oynadığını göstermiştir. Lezbiyenlerin, özellikle de siyah lezbiyenlerin görünürlüğünün tanınmasının kesinlikle çok önemli olduğunu söyleyebilirim.”

“Ancak bence en önemli olan şey; bu mücadelelerde yer alan belirli bireylerin kimlikleri değil, bu konuları birlikte düşünme ve en marjinalleştirilmiş olanların ve mücadeleleri herkes için özgürlük hayali olanların liderliğini takip etmeyi öğrenemezsek radikal sosyalist demokrasi olamayacağını kabul etme becerisidir.”

“Veganlık devrimci bir bakış açısının parçası”

Davis, 27. Renkli Kadınları Güçlendirme Konferansı’ndaki bir söyleşide vegan olduğunu belirterek veganlıkla ilgili görüşlerini ifade etmişti:

“Artık bunun hakkında konuşmanın doğru zamanı olduğunu düşünüyorum çünkü bu, devrimci bir bakış açısının parçası. İnsanlarla daha şefkatli ilişkiler kurmanın yanı sıra, bu gezegeni paylaştığımız diğer canlılarla da şefkatli ilişkiler kurmanın yollarını bulmalıyız ve bu, kapitalist endüstriyel gıda üretim sisteminin tümüne meydan okumak anlamına gelir.”

“Çoğu insan biftek ya da tavuk yerken hayvanları yediklerini düşünmez. Çoğu insan, bu hayvanların sadece gıda ürünü olmak için katlanmak zorunda oldukları korkunç acıları düşünmez.”

2011 yılında, bir grup Siyah, Yerli ve Renkli İnsanlar (BIPOC) feminist akademisyen ve aktivistle birlikte Filistin’e seyahat etti ve İsrail’in siyonist ırkçılığını sona erdirmesi için bir kampanya başlattı.

Mevcut koronavirüs hastalığı 2019 (COVID-19) salgını sırasında Davis, San Quentin hapishanesindeki sosyal mesafe protestosu ve bu salgın sırasında öne çıkan, renkli insanlar için sınırlı sağlık hizmetlerine erişim gibi sosyal eşitsizlikler hakkındaki haberleri yayarak hapishanelerin kaldırılmasını savundu.

Davis, hapishanelerin kaldırılması, radikal feminizm, LGBTİ+ hakları, ırksal ve sosyal adalet konularındaki tartışmayı sürdürmek için yerel üniversitelerde ve etkinliklerde konuşmalar yapmaya devam ediyor.

Kürt halkının mücadelesine desteği

ANF’nin haberine göre, aralarında Angela Davis’in de bulunduğu 33 düşünür, Abdullah Öcalan için “umut hakkı”nın uygulanması çağrısında bulundu. Ayrıca Davis, şimdiye kadar Aysel Tuğluk gibi Kürt kadın siyasi tutsakların özgürlüğünü isteyen çağrılara destek vermiştir. Kürtlere yönelik saldırıları kınayarak Birleşmiş Milletler’e (BM) 2022 yılında açık mektup gönderen 75 kadın arasında Angela Davis de yer alıyordu.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.