Ecmel Deniz: “Onurumuz paketlenemez, bedenimiz bizimdir!”


12. Yargı Paketi’nde sunulması öngörülen LGBTİ+ karşıtı maddelerin bir sağlık politikası değil, bedenler üzerinde iktidar kurma girişimi olduğunu söyleyen Hormon Hakkım Kolektifi üyesi Ecmel Deniz, söz konusu taslağın yalnızca LGBTİ+’ların değil, “herkesin sağlık hakkını, beden hakkını, ifade özgürlüğünü ve demokrasi alanını” hedef aldığını belirtiyor.

Fotoğraf: Yusuf Çelik / csgorselarsiv.org

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) LGBTİ+ karşıtı düzenlemeler yeniden gündemde. Geçtiğimiz dönemlerde meclisten geçen 10. ve 11. Yargı Paketleri’nde toplumsal baskı nedeniyle geri çekilen maddeler, bu kez 12. Yargı Paketi’ne taşındı.

KaosGL.org’un edindiği kulis bilgilerine göre AKP’li üst düzey milletvekillerine 12. Yargı Paketi’ne ilişkin bir bilgi notu iletildi. Haziran ayında TBMM’ye sunulması öngörülen paketin, LGBTİ+‘ları hedef alan ve trans bireylerin cinsiyet uyum ameliyatına erişim yaşını 25’e çıkaran maddeler içerdiği öğrenildi.

Hormon Hakkım Kolektifi üyesi Ecmel Deniz, 12. Yargı Paketi’nde yer alacağı düşünülen bu düzenlemeleri Niha+’ya değerlendirdi.

Ecmel: “Sağlık hakkı ceza tehdidiyle yönetilemez”

Ecmel’e göre bu yasa taslağı, transların bedenleri üzerindeki söz hakkını, hekimlerle kurduğu güven ilişkisini, sağlığa erişimini ve en temel varoluş alanlarını hedef alan açık bir nefret politikası.

Hormon Hakkım Kolektifi üyesi Ecmel Deniz

İktidarın uzun süredir LGBTİ+’ları “aileye tehdit”, “çocuklara tehdit”, “topluma tehdit”, “genel ahlaka tehdit” olarak göstermeye çalıştığını hatırlatan Ecmel, iktidarın bu politikasının transların sağlığa erişimini bir hak meselesi olmaktan çıkarıp bir güvenlik, ahlak ve ceza meselesine dönüştürdüğünü ifade etti:

“Sağlık hakkı ceza tehdidiyle yönetilemez. Bir insanın hormona, ameliyata, psikososyal desteğe ya da cinsiyet uyum sürecine dair başka bir sağlık hizmetine erişmesi suç kapsamına sokulamaz. Bu yasa taslağı, transların hayatını yönetilebilir, denetlenebilir ve cezalandırılabilir hale getirmeyi amaçlıyor. İktidar ‘senin bedenin hakkında ben karar veririm, doktorun sana destek olursa onu da seni de cezalandırırım’ diyor. Bu, sağlık politikası değil, bedenlerimiz üzerinde iktidar kurma girişimidir. Bu yüzden biz ‘Hormon Hakkım’ derken yalnızca bir ilaca erişimden bahsetmiyoruz. Kendi bedenimiz hakkında karar verebilme hakkından, güvenli sağlık hizmetine erişebilme hakkından, doktorla korkmadan konuşabilme hakkından, kimliğimiz nedeniyle suçlu muamelesi görmeme hakkından bahsediyoruz.”

“Örgütlenme gücümüzden korkuyorlar”

Bu yasa taslağının meclisten geçme durumunda birçok hakkın ihlal edileceğini belirten Ecmel, translar için zaten zor olan sağlığa erişimin daha da zorlaşacağını, sağlık hakkına ulaşmak isteyenlerin daha güvencesiz ve denetimsiz yollara itileceğini söyledi:

“Yasa geçerse, ortaya çıkacak hak ihlalleri çok katmanlı olur. Sağlık hakkı ihlal edilir. Çünkü insanlar ihtiyaç duydukları hizmete güvenli şekilde ulaşamaz. Özel hayat hakkı ihlal edilir. Çünkü kişinin bedeni, kimliği, sağlık bilgisi ve yaşamı devletin denetim nesnesine dönüştürülür. Eşitlik hakkı ihlal edilir. Çünkü aynı sağlık hizmetlerine erişim, translar söz konusu olduğunda cezayla ve özel engellerle kuşatılır. İfade ve örgütlenme özgürlüğü ihlal edilir. Toplumdaki nefretin önünü açar. İnsanlara ‘Bu kişiler zaten suçlu, zaten tehlikeli, zaten hedef alınabilir’ mesajı verir. Bu da sokakta, okulda, evde, hastanede, işyerinde, sosyal medyada daha fazla ayrımcılık ve şiddet anlamına gelir.”

Öngörülen düzenlemelerin amacının sadece birkaç tıbbi işlemi düzenlemek değil, transların sağlık sistemine güvenmesini, hekimlerin mesleki etikle davranmasını, kurumların trans danışanlara kapı açmasını da engellemek olduğunu vurgulayan Ecmel, bu yasa taslaklarının “LGBTİ+lar nasıl daha az görünür olur, nasıl daha az talepte bulunur, nasıl daha çok korkar?” sorularına göre yazıldığını ifade etti.

Ecmel, “Çünkü örgütlenme gücümüzden korkuyorlar, LGBTİ+ hareketi bu kadar baskının içinde güçlü bir muhalefet bloğu oluşturmayı başaran bir hareket” dedi.

“İktidar ‘Bedenin üzerinde biz karar veririz’ diyor”

İktidarın LGBTİ+’ları yalnızlaştırma, hekimleri susturma, aileleri korkutma, toplumu kutuplaştırma ve hak mücadelesini suç gibi gösterme girişimini dört farklı yolla yürüttüğünü söyledi:

“Birincisi, toplumsal krizlerin üzerini ‘ahlak krizi’ söylemiyle örtüyor. Ekonomik kriz, yoksulluk, barınma krizi, sağlık sistemindeki çöküş, gençlerin geleceksizliği, kadınların ve çocukların maruz kaldığı şiddet gibi gerçek sorunlar ortadayken, LGBTİ+’lar yapay bir tehdit gibi sunuluyor. Böylece toplumun öfkesi hakiki sorunlardan uzaklaştırılıp savunmasız bir gruba yönlendiriliyor.

İkincisi, ‘aile’ söylemiyle tek tip bir yaşam biçimi dayatılıyor. Aileyi gerçekten güçlendirmek; yoksulluğu azaltmak, şiddeti önlemek, bakım emeğini desteklemek, çocukların güvenliğini sağlamak, herkesin eşit ve onurlu yaşamasını mümkün kılmakla olur. Ama iktidar aileyi bir destek mekanizması olarak değil, toplumu hizaya sokmanın aracı olarak kullanıyor. LGBTİ+’ları aileye tehdit gibi göstererek hem nefret siyaseti üretiyor hem de makbul yurttaş, makbul beden, makbul cinsiyet ve makbul ilişki biçimi dayatıyor.

Üçüncüsü, trans bedenleri üzerinden bütün topluma mesaj veriliyor. ‘Bedenin üzerinde sen değil, biz karar veririz’ deniyor. Bu mesaj yalnızca translara değil; kadınlara, gençlere, HIV’le yaşayanlara, engellilere, çocuklara, sağlık hizmetine ihtiyaç duyan herkese gidiyor. İktidar bedenleri denetleyerek toplumu denetlemek istiyor.

Dördüncüsü, hak savunuculuğu kriminalize edilmek isteniyor. Bu taslak sadece transların sağlık süreçlerini değil, LGBTİ+’ların görünürlüğünü, örgütlenmesini, dayanışmasını ve hak talebini de hedef alıyor. Çünkü iktidar biliyor ki insanlar yalnız bırakılırsa daha kolay korkar; ama dayanışma varsa, bilgi varsa, örgütlü mücadele varsa bu baskı politikaları boşa düşer.”

Yasa metinlerindeki maddelerin translar için hastanede geri çevrilmek, hormona erişememek, doktor bulamamak, aşağılanmak, yanlış bilgiye mecbur kalmak, aile baskısıyla yalnızlaşmak, bedenin hakkında karar verememek gibi somut karşılıkları olduğunu ifade eden Ecmel, transların gerçek deneyimlerini görünür kılmanın önemli olduğunu söyledi.

“Bu mesele sadece transların omzuna bırakılamaz

Bu yasanın beden hakkını doğrudan hedef aldığını söyleyen Ecmel, bir insanın kendi bedeni hakkında karar vermesinin devletin bir lütfu olmadığının altını çizdi. Ecmel’e göre iktidar “Bedenin sana ait değil, devletin çizdiği sınırlar içinde var olabilir” diyerek sadece transları değil, herkesin bedenini tehdit ediyor:

“İktidar bir kez devlet insanların bedenleri üzerindeki kararları ‘genel ahlak’, ‘aile’, ‘toplumun korunması’ gibi muğlak gerekçelerle cezalandırmaya başladığında, bunun sınırı translarla kalmaz. Bugün transların hormon hakkı hedef alınır, yarın kürtaj, doğum kontrolü, HIV tedavisi, gençlerin sağlık hizmetlerine erişimi, psikiyatrik destek, üreme sağlığı ya da başka beden kararları aynı mantıkla hedef alınabilir. Bu yüzden bu mücadele yalnızca transların mücadelesi değil. Bu, ‘Bedenim hakkında kim karar verecek?’ sorusunun mücadelesi aslında.”

Yalnızca LGBTİ+’ların değil, herkesin sağlık, beden, ifade özgürlüğü hakkının ve demokrasi alanının hedef alındığını söyleyen Ecmel, “Bu mesele ‘LGBTİ+ örgütleri zaten açıklama yapar’ denilerek kenara bırakılamaz” dedi. Ecmel, her kesimin yapması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

“Tabip odaları şunu söylemeli: Hekimlik ceza tehdidiyle yapılamaz. Hasta-hekim ilişkisine siyasi iktidar ve hapis tehdidi sokulamaz.

Barolar şunu söylemeli: Varoluş suç haline getirilemez. Özel hayat, beden dokunulmazlığı, eşitlik ve ifade özgürlüğü ahlakçı ceza hükümleriyle ortadan kaldırılamaz.

Kadın örgütleri, feministler ve üreme sağlığı alanında çalışanlar şunu söylemeli: Beden hakkına dönük saldırılar birbirinden ayrı değildir. Transların hormon hakkını hedef alan akıl ile kürtajı, doğum kontrolünü, cinsel sağlığı ve üreme sağlığını denetleyen akıl aynıdır.

Sendikalar ve meslek örgütleri şunu söylemeli: Bu yasa emek alanını da ilgilendirir. Çünkü sağlık çalışanlarının mesleki bağımsızlığı, LGBTİ+ çalışanların güvenliği, işyerlerinde ayrımcılık yasağı ve herkesin onurlu yaşam hakkı bu saldırının parçasıdır.

İnsan hakları örgütleri ve siyasi partiler şunu söylemeli: Bu yasa taslağı hiçbir biçimde Meclis gündemine gelmemeli; gelirse de bütün demokratik yollarla karşı çıkılmalıdır. Çünkü nefret yasaları tartışılarak “makul” hale getirilemez. Varoluş pazarlık konusu yapılamaz.”

Ecmel, açıklama yapmanın yeterli olmayacağını, birçok alanda destek verilmesi gerektiğini ifade ederek “Hukuki hazırlık yapılmalı, sağlık alanında bilgilendirici materyaller üretilmeli, hekimlere ve sağlık çalışanlarına yönelik dayanışma hatları kurulmalı, genç transların ve ailelerin doğru bilgiye erişebileceği güvenli kanallar güçlendirilmeli. Medya dili izlenmeli, nefret söylemine karşı hızlı yanıt mekanizmaları kurulmalı. Yerel yönetimler, danışmanlık merkezleri, sivil toplum örgütleri ve meslek odaları birlikte çalışmalı” dedi.

“Yalnız değiliz. Onurumuz paketlenemez!”

Bu nefret yasasının hiçbir yargı paketine eklenmeden tamamen geri çekilmesi gerektiğini vurgulayan Ecmel, “Her yeni paketle hayatlarımızın biraz daha daraltılmasına, bedenlerimizin devlet eliyle denetlenmesine, sağlığa erişimimizin suç haline getirilmesine razı değiliz” dedi.

Ecmel sözlerini sonlandırırken bu süreçte en önemli şeylerden birinin de korkunun karşısına dayanışmayı koymak olduğunu söyledi:

“İktidar bu yasalarla yalnızca ceza tehdidi üretmiyor, aynı zamanda “yalnızsınız, kimse sizi savunmayacak, doktorunuz da korkacak, örgütünüz de susturulacak” mesajı veriyor. Bizim buna yanıtımız ortak, yüksek ve net olmalı: Yalnız değiliz. Birbirimizden vazgeçmeyeceğiz. Onurumuz paketlenemez. Nefret yasası 12. Yargı Paketi’ne hayır! Bedenimiz bizimdir. Sağlık hakkımızdan, hormon hakkımızdan, yaşam hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz.”

Ne olmuştu?

İktidar, 2025 yılını Aile Yılı ilan ettikten sonra TBMM’ye sunulması beklenen 10. ve 11. Yargı Paketi taslağındaki LGBTİ+’ları doğrudan hedef alan düzenlemeler gündeme gelmişti.

10. Yargı Paketi, Haziran 2025’te TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilmişti. Ardından 11. Yargı Paketi 27 Kasım 2025’te TBMM’ye sunulmuş ve 25 Aralık 2025’te kabul edilmişti.

Geçen sene sunulan bu taslaklarda yer alan maddelere göre, LGBTİ+’lar “hayasızca hareketler” kapsamında özendirme veya teşvik suçları bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılabilecek, aynı cinsiyetten kişilerin nikah ve evlilik seremonileri de hapis cezasıyla cezalandırılacaktı. Buna ek olarak, taslağa göre LGBTİ+’lara yer veren içerikler Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) tarafından cezalandırılabilir ya da yayından kaldırılabilirdi.

Öne çıkan en kritik düzenlemelerden biri, transların cinsiyet uyum ameliyatı yaşının 18’den 25’e çıkarılması ve rapor alma koşullarının ilgili hekimleri hapis ve para cezasıyla karşı karşıya bırakarak güçlendirilmesiydi. Cinsiyet uyum süreci için ise yaş sınırı 21’den 25’e yükseltilecekti.

Fakat LGBTİ+ örgütleri, feministler ve hak odaklı kuruluşların oluşturduğu kamuoyu tepkisi, bu taslaktaki maddelerin meclisten geçmemesini sağlamıştı. Bu sene ise benzer maddeler tekrar gündemde.