LGBTİ+ gazeteciler: “Sahada ilk müdahale bize geliyor”

Bağımsız gazeteci Yusuf Çelik ve freelance gazeteci İbrahim Türk, LGBTİ+ gazetecilerin sahada ve birçok alanda mesleklerini gerçekleştirirken neler yaşadığını anlattı: “Fobiye maruz kalsam da haber yapmaktan vazgeçmeyeceğim.”

Fotoğraf: pexel.com

Onur ayı, LGBTİ+’ların, kimlikleriyle beraber maruz bırakıldıkları şiddeti ve ayrımcılığı görünür kıldığı bir ay. Onur ayı başta olmak üzere her zaman birçok toplumsal olayı ve LGBTİ+’ların başından geçenleri görünür kılanlardan birisi de LGBTİ+ gazetecilerin ta kendisi.

Türkiye’deki gazeteciler ekonomik güvencesizlikten polis şiddetine, sansürden işsizliğe kadar çok sayıda sorunla karşı karşıyayken LGBTİ+ gazeteciler için bu sorunlara bir de cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılık da ekleniyor. Geçen sene Şubat ayında, Türkiye’nin en büyük ve en eski LGBTİ+ haber platformu Kaos GL’nin Genel Yayın Yönetmeni ve LGBTİ+ hakları savunucusu Yıldız Tar’ın tutuklanması da bu durumun somut örneklerinden biri olmuştu. Sahada ise haber takibindeyken polislerin hedefi haline gelen, kimi zaman iş başvurularında “görünmeyen” LGBTİ+ gazeteciler, aynı zamanda güvenlik sebebiyle kimliklerini gizlemek zorunda kalıyor.

Bağımsız gazeteci Yusuf Çelik ve freelance gazeteci İbrahim Türk, Niha+’ya sahada karşılaştıkları ayrımcılıklardan ve meslek örgütlerinden beklentilerinden bahsetti.

Çelik: “LGBTİ+ gazeteciler ‘katmerli ayrımcılık’ yaşıyor”

Bütün gazetecilerin hali hazırda ekonomik ve mesleki sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirten gazeteci Yusuf Çelik, lubunya gazetecilerin ise sahada “katmerli ayrımcılık” yaşadığını ifade etti. Polislerden, yaşça büyük erkek meslektaşlardan ve haber kaynaklarından ayrımcı tutumlarla karşılaştıklarını söyleyen Çelik, görünmez hissettirildikleri birçok an yaşadıklarını anlattı.

Bağımsız gazeteci Yusuf Çelik

Polis şiddetinin tüm gazeteciler için ortak bir sorun olduğunu belirten Çelik, LGBTİ+ gazeteciler açısından bunun daha ağır sonuçlar doğurabildiğini söyledi. Çelik, “Olası bir şiddet gelecekse ve olası bir müdahale olacaksa da bu müdahale ilk yine bize, LGBTİ+ ve kadın gazetecilere geliyor” diye konuştu.

31 Mayıs 2026’daki Taksim’de düzenlenen gezi anmasına ilişkin bir örnek paylaşan Çelik bir polis memurunun doğrudan kendisini hedef aldığını hatırlattı. Çelik, “Orada birçok gazeteci varken polis tutup benim kolumu çekip beni uzaklaştırmaya çalıştı. Meslektaşlarımız müdahale ederek ‘Neden bir gazeteciye dokunuyorsunuz?’ diye tepki gösterdi” dedi.

Dersim’de 25 Temmuz 2025 tarihinde gözaltına alındığı süreçte de lubunya kimliği üzerinden baskıyla karşılaştığını söyleyen Çelik, polislerin kendisine haber yapmaktan vazgeçmesini ima eden konuşmalar yaptığını aktardı. Çelik, “Bana, ‘Bulunduğun yerde durmasan mı? Bu tür haberler yapmasan mı?’ gibi aslında bir dizi ajanlaştırma dayatması söz konusu oldu” ifadelerini kullandı.

1 Mayıs 2026’da yaşadığı gözaltı deneyimine de değinen Çelik, şunları söyledi:

“Ortada herhangi bir durum söz konusu değilken eylemler dağılmışken ‘Kaydını kapat, alıyoruz seni’ denilerek gözaltına alındım. Ben bunları sadece gazeteciliğimle açıklayamıyorum. Çünkü diğer meslektaşlarımın maruz kalmadığı birçok şeye maruz kalıyorum ve bence bu benim lubunya kimliğimle de çok içkin. Bunun yanı sıra sahada iş yapamadığımız için, gözaltına alındığımız için o gün bir kazanç elde edemeden eve dönüyoruz günün sonunda ve bu bizi ekonomik anlamda da zorluyor. Buna benzer bir dizi ihlallere ve zorluklara maruz kalıyoruz aslında.”

“Söylenmeyen ‘ama’lar var”

Yusuf Çelik kimliği nedeniyle iş bulmakta da zorluk yaşadığını belirterek yaklaşık 6-7 aydır işsiz olduğunu söyledi:

“İş aradığım dönem bazı kurumlarla veya gazetecilerle konuşmama rağmen süreçlerin ‘söylenmeyen ama’lar’ sebebiyle sonuçsuz kaldı. Gazeteciliğimi seviyorlar, sahada yaptığım işi biliyorlar ve takdir ediyorlar. Ama çalışmam gerekiyor, iş arama sürecinde herkes bir adım geri atıyor. Orada söylenmeyen ‘amalar’ var. ‘Ama sen lubunya gazetecisin’, ‘ama sen aktivistsin’, ‘ama sen gazetecilikle lubunyalığı ayıramıyorsun’… Bunlar çoğu zaman dile getirilmese de o ‘ama’ları hissediyorum. Normal şartlarda sahada olan, haber takibi yapan, yaptıkları haberleri gönüllü bir şekilde kurumlarla paylaşan birisinin bu kadar süre işsiz kalmasının başka bir açıklaması olamaz…”

“Fobiye maruz kalsam da haberden vazgeçmeyeceğim”

Çelik, LGBTİ+ haberlerinde doğrudan sansürle karşılaşmasa da birçok kez haber takibinden uzak tutulduğunu anlattı. Şehir dışındaki görevler ve işçi grevleri gibi haberlerde görevlendirilmediğini belirten Çelik, bunun gerekçesinin çoğu zaman “başına bir şey gelebileceği” yönündeki kaygılar olduğunu söyledi:

“Sen gidersen fobiye maruz kalırsın, zorlanırsın deniliyor. Ama bunu söyleyen kişi aslında bana o anda fobi uygulamış oluyor. Her ne kadar aktivist bir kişilikte toplamış olsam da onları sahaya çıktığım zaman gazeteci Yusuf olarak çıkıyorum. LGBTİ+ sonradan geliyor. İlk defa sahaya çıkmıyoruz. Son defa da çıkışımız olmayacak bu. Kitleden de bir fobiye maruz kalabilirim. Bu çok anlaşılır çünkü kadın gazeteciler de bunu yaşıyor. Haber yapmaktan vazgeçmiyor. Ben de vazgeçmeyeceğim.”

Bu duruma ek olarak kadın ve LGBTİ+ gazetecilere ekonomi haberleri gibi haberler yaptırmadıklarını hatırlatan Çelik, günün sonunda bu öznelere “aptal muamelesi” yapıldığını ve bu sebeple bağımsız gazeteciliğe devam ettiğini belirtti.

Çelik’e göre, ayrımcılık evden çıktığı andan itibaren başlıyor:

“Giyimimden yürüyüşüme, konuşmama kadar her şeye bir cinsiyet atfediliyor. Bazen LGBTİ+, bazen top, bazen ibne gazeteci oluyorum onların gözünde. Bazı polisler bana ‘Bu ibne gazeteci değil mi?’ şeklinde hedef alıyor ya da sosyal medyada da düzenli olarak linç kampanyalarıyla karşı karşıya kaldığını söyledi. Özellikle son dönemde çeşitli haberlerin ardından HIV üzerinden hedef gösteriliyorum. Hem sahada hem evde hem sosyal medyada mücadele etmek durumunda kalıyoruz”

“Örgütlenebileceğimiz güçlü yapılar yok”

LGBTİ+ gazetecilerin dayanışma ağları konusunda ciddi eksiklikler bulunduğunu söyleyen Çelik, Ankara’da yapılan bazı toplantılarda bu sorunların tartışıldığını ancak bunun kalıcı bir örgütlenmeye dönüşmediğini belirtti.

Meslek örgütleri ve sendikaların çalışmalarını da değerlendiren Çelik’e göre özellikle bağımsız ve freelance çalışan gazeteciler sendikal haklara erişimde ciddi sorunlar yaşıyor:

“Şu an işsizim ve sigorta kaydım olmadığı için doğrudan gidip bir sendikaya üye olamıyorum. Örgütlenemiyorum. Bağımsız gazeteciler ve freelance çalışanlar sendikal haklarına erişemedikleri gibi sendikaların kapısından da giremiyorlar. İlk önce sahadaki LGBT gazetecileri güçlendirelim. Sahadaki gazetecileri güçlendirelim.”

Sendikaların LGBTİ+ gazetecilere yönelik atölyeler ve onları koruyan ekipman desteği sunabileceğini söyleyen Çelik, “Artık LGBTİ+’lar bir gerçek. Dünden daha görünürler, yarın daha da görünür olacaklar. Bu noktada kurumların ve sendikaların da kendilerini dönüştürmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

“Hikayelerimizi kendileri anlatmalıyız”

Gazeteciliğe yeni başlayan LGBTİ+ gençlere de seslenen Çelik, mümkün olduğunca sahada bulunmalarını ve haber üretmeye devam etmelerini önerdi.

“Bir LGBTİ+ haberi varsa onu önce lubunya gazeteci yapsın. Çünkü o sorunu en iyi o bilir” diyen Çelik, genç gazetecilerin maruz kalacakları ayrımcılığın onları meslekten uzaklaştırmaması gerektiğini söyledi.

Çelik, sözlerini şöyle tamamladı:

“Benim gazeteciliğim de sorgulandı, hala da sorgulanıyor. Bununla mücadele edeceksin. Daha çok iş yapacaksın. Daha çok iş yaptıkça seni yok sayanlar geri adım atmak zorunda kalacak. Biz LGBTİ+ gazeteciler mücadelemizi her alanda sürdürdüğümüz gibi mesleğimizde de sürdürmek zorundayız. Fobi bitmez belki ama mücadele de bitmez.”

Türk: “Bazı haberlerde kimliğimi gizlemek zorunda kalıyorum

Ankara’da yaşayan freelance gazeteci İbrahim Türk ise , gazetecilik kariyerine 2021 yılında foto muhabiri olarak başladığını, bugün ise farklı ulusal ve uluslararası medya kuruluşları için çalıştığını söyledi.

Freelance gazeteci İbrahim Türk

Gazetecilik ile cinsel kimliğin sürekli yan yana anılmasına mesafeli yaklaştığını belirten Türk, “Ben gazeteciyim ve lubunyayım. Gazetecilik bir iş, lubunyalık ise bir kimlik. Bu ikisinin sürekli birlikte anılması bana biraz garip geliyor” dedi.

Sahada karşılaştığı en büyük sorunlardan birinin bazı haber takiplerinde lubunya kimliğini gizlemek zorunda kalması olduğunu aktaran İbrahim, bazı haberlerde kendisini koruyabilmek için kimliğini gizlemek zorunda kaldığını söyledi. Özellikle İslamcı ve radikal sağ grupların etkinliklerinde tedirginlik yaşadığını ifade eden İbrahim, haber takibi sırasında güvenlik amacıyla farklı yöntemlere başvurduğunu anlattı.

“İnsanlarla iletişim kurarken çalıştığın kuruma Anadolu Ajansı demek zorunda kalıyorsun ki seni dövmesin. Çünkü dayak yiyen arkadaşlarımız oldu. Gökkuşağı renklerinde hiçbir şey giymemen gerekiyor. İnsanlara mümkün olduğunca nötr yaklaşmaya çalışıyorsun ki önyargısız cevaplar alabilesin”

Bunun her zaman olumsuz sonuçlar doğurmadığını da vurgulayan İbrahim, sol ve demokrat çevrelerde ise lubunya kimliğinin iletişimi kolaylaştırabildiğini söyleyerek “Sol çevrelerde bazen bütün kapılar açılabiliyor. İnsanlar daha rahat iletişim kuruyor, daha hızlı güven ilişkisi oluşabiliyor” dedi.

“Tüm şartları sağlıyordum ama işe alınmadım”

Meslek hayatında doğrudan “Bu habere gitme” ya da “Bu işi yapma” şeklinde bir engelle karşılaşmasa da bazı iş başvurularında ve çalıştığı kurumlarda kimliğinin sorun yaratabileceğini düşündüğünü söyledi. Şu an çalıştığı kurumlarda ise böyle bir sorun yaşamadığını ifade etti.

İşsiz kaldığı dönemde bazı medya kuruluşlarına başvurduğunu ancak geri dönüş alamadığını söyleyen İbrahim, “Tüm şartları sağlıyordum ama kabul edilmedim” diye konuştu.

“Polis şiddetine maruz kaldım”

Sahada fiziksel şiddetle de karşılaştığını anlatan İbrahim, şiddet deneyimlerinden birini 11. Yargı Paketi protestolarında yaşadığını söyledi.

Protestolar esnasında ne yaşadığını anlatan Türk, “Polisler tarafından boğazlandım. Bir Trans gacı kurtardı beni, o müdahale etmese daha kötü sonuçlar doğabilirdi” dedi.

Polislerin çoğu zaman kendisini tanıdığını söyleyen İbrahim, buna rağmen şiddete maruz kaldığını ifade ederek “Kimliğimi bilmeme ihtimalleri yoktu. Buna rağmen saldırdılar” dedi.

“Önce birbirimizi korumayı öğrenmeliyiz”

Meslek örgütlerinin ve sendikaların LGBTİ+ gazetecilere yönelik çalışmalarını yetersiz bulduğunu söyleyen İbrahim, bazı sendikal girişimlerden haberdar olduğunu belirterek yine de sahada çalışan gazetecilerle yeterince temas kurulmadığını savundu.

Türk, LGBTİ+ gazetecilerin karşılaştığı sorunların çözümü için öncelikle dayanışma ağlarının güçlendirilmesi için önce gazetecilerin birbirine sahip çıkması gerektiğini açıkladı:

“Daha fazla kuir gazeteciye destek olmalıyız, daha fazla kuir olmalı. Birbirimizi desteklemiyoruz. Yapmamız gereken aslında ilk önce kendimizi kollamak. Önce birbirimizi korumayı öğrenmemiz gerekiyor. Biz birbirimizi kollasak aslında hiçbir örgüte ihtiyacımız olmayacak. Veya bu sayede örgütlere ne yapmaları gerektiğini söyleyebileceğiz ama şu an hem örgütler hem de gazeteciler kendileri daha fazla nasıl fon alabilir, daha fazla nasıl yükselebilir derdinde, bu yüzden de kimsenin umurunda değil.”

“Gazetecilik gazeteciliktir”

Türk, gazetecilik mesleğinin giderek fazla sayıda sıfatla tanımlandığını düşündüğünü söyledi:

“Gazetecilik gazeteciliktir. Muhalif gazetecilik, lubunya gazeteciliği gibi tanımlamalar bana çok doğru gelmiyor. Elbette kimliğimiz dünyaya bakışımızı etkiliyor. Ama yaptığım bütün haberleri sadece bunun üzerinden açıklayamayız. Ben önce gazeteciyim. Evet, bir noktada kimliğim yazışıma etkisi oluyor veya baktığım haberlere etkisi oluyor. Ama her yaptığım haberde değil.”

AKP, 2025 yılını Aile Yılı ilan ettikten sonra TBMM’ye sunulması beklenen 10. ve 11. Yargı Paketi taslağındaki LGBTİ+’ları doğrudan hedef alan düzenlemeler 2025 yılında gündeme gelmişti. Birçok medya kuruluşu ve meslek örgütü, 2025 yılında LGBTİ+’lar hakkında haber yapmayı suç saymayı öngören 11. Yargı Paketi’ne ilişkin açıklama yapmıştı. Açıklama ise şu şekilde:

LGBTİ+ haberciliği suç değildir, gazetecilik suç değildir: Tasarıyı geri çekin!

Aşağıda imzaları bulunan basın ve ifade özgürlüğü kuruluşları olarak, 11.Yargı Paketi’nde yer aldığı iddia edilen LGBTİ+ karşıtı düzenlemenin paketten çıkartılmasını talep ediyoruz. Türkiye’de özellikle LGBTİ+’ların ifade ve basın özgürlüklerini ortadan kaldıracak olan bu düzenleme, ifade ve basın özgürlüklerinin özünü ortadan kaldıracak, LGBTİ+’lar hakkında haber yapmayı suç haline getirecektir.

11. Yargı Paketi taslağı, geçtiğimiz hafta basınla paylaşıldı ve önümüzdeki günlerde Meclis’e sunulması bekleniyor. Düzenlemede ‘Hayasızca hareketler’ başlığı altında, Türk tipi bir eşcinsel propaganda yasağı düzenlemesi öngörülüyor. Düzenleme, doğuştan gelen cinsiyete ve genel ahlaka aykırı her türlü davranış ve tutumun yanı sıra bunları övmeyi, özendirmeyi ve teşvik etmeyi de üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırıyor. Bu düzenleme, taslakta yer alan haliyle, Rusya’da 2013 yılında kabul edilen ‘Eşcinsel propaganda yasağı’ yasasından çok daha ağır ve muğlak ifadeler içererek, Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğüne yönelik ciddi bir tehdit oluşturuyor.

Yasalaşması halinde, LGBTİ+’ların haber alma ve haber verme haklarını ortadan kaldıracak olan bu düzenleme, LGBTİ+’lara yönelik hak ihlallerini, trans cinayetlerini, cinsel sağlıkla ilgili yayınları, Onur Yürüyüşlerini ve daha birçok LGBTİ+’ları ilgilendiren haber yapmayı ‘teşvik etmek’ gerekçesiyle suç unsuru haline getirecek.

2025 yılının Aile Yılı ilan edilmesiyle, Türkiye’de LGBTİ+ haberciliğine yönelik birçok hak ihlali meydana geldi. Şubat ayında, Türkiye’nin en büyük ve en eski LGBTİ+ haber platformu KAOS GL’nin Genel Yayın Yönetmeni ve LGBTİ+ hakları savunucusu Yıldız Tar tutuklandı.

Haziran ayında, Kaos GL’nin internet haber sitesi ve sosyal medya hesapları ise ‘suç işlemeye alenen teşvik’ iddiasıyla erişime engellendi. Yine Haziran ayında, İstanbul Beşiktaş’ta LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nü takip eden basın mensupları gözaltına alındı, haklarında dava açıldı.

T24 muhabiri Can Öztürk, LGBTİ+ çocuklara ‘dönüşüm terapisi’ adı altında terapi yaptığını iddia eden bir akademisyen hakkındaki cinsel taciz iddialarını haber yaptığı için şikayet üzerine soruşturmaya uğradı, ifade verdi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ise Netflix gibi platformlarda yayınlanan LGBTİ+ içerikler hakkında platformlara ceza verdi.

Bütün bu hak ihlallerinin ardından 11. Yargı Paketi’nde yer alacağı iddia edilen düzenleme, hak ihlallerini farklı bir boyuta taşıyacak, zaten zor olan LGBTİ+’lar hakkında haber yapmayı suç haline getirecektir. Öte yandan ‘doğuştan gelen biyolojik cinsiyete aykırı’ veya ‘genel ahlaka aykırı’ gibi muğlak ifadeler, basına ve sivil topluma yönelik keyfi müdahaleleri arttıracaktır.

Teklif yalnızca LGBTİ+’ları değil, onları ilgilendiren konuları, onlara yönelik hak ihlallerini haber yapan basın mensuplarını da ceza tehdidi altına sokacak, haber yapılmasını kriminalize edecektir.

Bu gerekçelerle, biz aşağıda imzaları bulunan basın ve ifade özgürlüğü kurumları olarak, 11. Yargı Paketi’nde yer alacağı iddia edilen bu düzenlemenin derhal tekliften çıkartılmasını talep ediyoruz.

İMZACILAR

  1. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA)
  2. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği
  3. Avrupa Basın ve Medya Özgürlüğü Merkezi (ECPMF)
  4. Punto24 Bağımsız Gazetecilik Derneği (P24)
  5. Çağdaş Gazeteciler Derneği (ÇGD)
  6. Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI)
  7. Avrupa Gazeteciler Federasyonu (EFJ)
  8. Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ)
  9. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)
  10. Balkanlar, Kafkasya ve Transavrupa Gözlemevi (OBCT)
  11. Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ)
  12. Yabancı Medya Derneği
  13. Uluslararası PEN
  14. PEN Norveç
  15. Medya ve Göç Derneği (MGD)
  16. Balkan Araştırmacı Gazetecilik Ağı (BIRN)
  17. DİSK Basın-İş