Analiz: ABD’nin İran Kürtlerine yönelik net bir planı yok


Şoreş Derwiş, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik süreçte Kürtlerle kurduğu ilişkinin “çelişkili” olduğu ifade ediliyor.

Kürt Araştırmaları Merkezi’nde yayımlanan bir analize göre, ABD’nin İran’daki Kürt partilerine yönelik yaklaşımı “plansız ve parçalı” kalırken, İran Kürdistanı artık Washington için “tercih edilen bir müdahale alanı” olmaktan çıkıyor.

Kürt Araştırmaları Merkezi araştırmacılarından Kürt yazar Şoreş Derwîş tarafından kaleme alınan analizde, ABD’nin İran’daki Kürt siyasi aktörlerle ilişkisine dair değerlendirmeler yer alıyor.

Analizde, Washington’un İran Kürtlerine yönelik “net bir vizyona sahip olmadığı” belirtilerek, son dönemdeki temasların “gecikmiş ve doğaçlama” olduğu ifade ediliyor. Bu durumun, Kürt siyasi çevrelerinde güvensizlik yarattığı vurgulanıyor.

“Yarı acı” bir deneyim ve tarihsel hafıza

Metinde, Kürtlerin ABD ile ilişkilerinde geçmişte yaşanan kırılmaların bugünkü yaklaşımı belirlediği kaydediliyor. Özellikle Suriye’deki son deneyimin Kürtler açısından “yarı acı” olarak tanımlandığı aktarılıyor.

Yazar, İran Kürtlerinin 1946’daki Mahabad deneyimi sırasında ABD’den destek bulamaması ve sonraki dönemlerde yaşanan geri çekilmelerin, bugün hâlâ etkisini sürdürdüğü belirtiliyor.

Trump yönetimine eleştiri

Şoreş Derwiş, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik süreçte Kürtlerle kurduğu ilişkinin “çelişkili” olduğu ifade ediliyor. Trump’ın Kürtleri “iyi savaşçılar” olarak gördüğü, ancak bu desteğin siyasi sonuçlarından kaçındığı belirtiliyor.

ABD’nin, İsrail’in aksine İran’ın parçalanmasını hedeflemediği değerlendirmesi de metinde yer alıyor.

İran’da olası bir Kürt otonomisine bölge ülkelerinin karşı çıktığına dikkat çekilen analizde. Türkiye’nin de bu çizgide yer aldığı belirtilerek, Suriye’deki Kürt deneyiminin İran’da tekrarlanmasına yönelik güçlü bir direnç olduğu ifade ediliyor.

“Üçüncü yol” arayışı

Derwîş’e göre İran’daki Kürt partileri, ne tamamen dış güçlere dayanmak ne de İran rejimine entegre olmak istiyor. Bu durum, “üçüncü yol” olarak tanımlanan bir stratejiye işaret ediyor.

Metinde, İran muhalefetinin Kürtler için yeterli güvence sunmadığı da vurgulanıyor.

ABD’nin süreç içerisinde İran’da kara operasyonuna dayalı bir stratejiden uzaklaştığı belirtilen yazıda bu durumun, Kürt partilerinin sahadaki rolünü sınırladığı ifade ediliyor.

Kürt aktörlerin hava desteği, ağır silah ve siyasi garanti taleplerine Washington’dan karşılık gelmediği de tespitler arasında yer alıyor.

Kürtlerin dış destekle hareket etmesi halinde “iç düşman” olarak damgalanma riskiyle karşı karşıya kalabileceği uyarısı yapılan söz konusu yazının sonuç bölümünde, İran Kürdistanı’nın artık ABD için rejim değişikliği sürecinde kullanılabilecek bir zemin olmadığı savunuluyor. Aynı şekilde Kürtlerin de bu rolü üstlenmekten kaçındığı belirtiliyor.

Çeviri |”İran rejimi Kürtlere has baskı uyguladı”

Paşew İran rejiminin Kürt halkına uyguladığı baskının kendine has özellikler taşıdığını belirterek “Kürt siyasi kültürü geleneksel ‘Divanhan’ (geleneksel konuk evi) metodolojilerinden kurumsal diplomasiye geçiş yapmalıdır” dedi.

Manare Magazine

Kürt şiirinin yaşayan en önemli isimlerinden Abdulla Paşew, ABD-İsrail’in İran’a saldırmasından sonra yaşanan gelişmeler ve Kürtler’in bölgedeki durumuna dair değerlendirmelerde bulundu. Manara Magazine‘den Joseph Hammond’a konuşan Paşew, mevcut çatışmanın Kürtlerin kendi kaderini tayini için bir kapı aralayıp aralamadığını, Kürt siyasi birliğinin önündeki engelleri ve sınırların ötesinde Kürt kimliğini yaşatmada kültürün kalıcı rolünü değerlendiriyor.

İngiltere merkezli sitede İngilizce yapılan söyleşiyi Nihaplus okurları için Türkçe olarak yayınlıyoruz.

Kürtler ve Mevcut Savaş

Abdulla Pashew (1946, Erbil doğumlu), modern Kürt şiirinin en önde gelen seslerinden biridir. Kürt edebi modernizminin öncü figürlerinden olan Pashew, Rusya’nın Moskova kentindeki Moskova Devlet Üniversitesi’nde gazetecilik eğitimi almış; ardından hayatının ve eserlerinin büyük kısmını sürgün yılları şekillendirmiştir. Onlarca yıl boyunca Almanya, Letonya, Finlandiya ve Rusya dahil olmak üzere çeşitli ülkelerde yaşamış; bu deneyimler yerinden edilme, kimlik ve Kürt ulusal mücadelesi temalarını sıkça işlediği şiirine derinlemesine nüfuz etmiştir. Kendisi genellikle yaşayan en büyük Kürt şair ve yazarı olarak kabul edilir.

JOSEPH HAMMOND: İran ile ABD-İsrail koalisyonu arasındaki savaş yeni bir stratejik dönemi başlattı. Sizce İran Kürtleri bu çatışmayı bir özerklik fırsatı olarak mı görüyor, yoksa Kürt özlemlerinin dış güçler tarafından bir kez daha kullanılıp sonra terk edileceğine dair bir korku mu var?

ABDULLA PASHEW: İran’daki Kürt meselesi, sadece İran içinde değil, bir bütün olarak Orta Doğu genelinde son derece karmaşıktır. Bir yanda Kürtler, hem kadim hem de modern medeniyetin ortak yazarı olan tüm İran halkları gibi, özellikle din adamlarının ve Ayetullahların teokratik yönetimini pekiştirmesinin ardından ülkenin başına gelen kolektif görkem ve trajedileri paylaşmaktadır. Bu rejim; hakların sistematik olarak gasp edilmesini, ifade özgürlüğünün yokluğunu, kadın haklarının ihlalini, müzik gibi sanatsal faaliyetlerin yasaklanmasını ve giyim tarzı gibi kişisel özgürlüklerin kısıtlanmasını dayatmıştır. Dahası, tek bir din ve mezhebin dayatılmasıyla birlikte yaygın yoksulluk ve işsizlik; devletin ulusal gelirin “aslan payını” bölgesel aşırılıkçı gruplara, silah geliştirme faaliyetlerine ve İsrail ile Amerika gibi hayali düşmanlar uydurarak toplumu “gütmeye” ayırmasından kaynaklanmaktadır.

Bunlar tüm İran halkları için birer felaket olsa da, bu rejimin Kürt halkına uyguladığı baskı kendine has özellikler taşımaktadır; Kürtler için mevcut İran devleti çerçevesinde kalmak bir hayatta kalma meselesidir. İran medeniyetinin tamamının “Fars” mülkü olarak gasp edilmesi ve sonuç olarak Kürtlerin ve diğer ulusların bu mirastan mahrum bırakılması, onların en büyük manevi ve entelektüel sermayesinin yağmalanmasıdır. Kuşkusuz, Avrupa’daki bilimsel ve akademik kurumlar da bu yanlış anlaşılmada önemli bir paya sahiptir. İran tarihinin ve kültürünün “Farslaştırılması”, Fars olmayan halklara karşı işlenmiş büyük bir suçtur.

Kürt dili ve edebiyatının marjinalleştirilmesi, bölgenin gerçek tarihi mirasının bastırılmasıyla birleşince Kürt halkını “sessiz” bir asimilasyona doğru sürüklemektedir. Ağırlıklı olarak Sünni bir azınlık olan Kürtlerin üst düzey makamlara gelmesi engellenmektedir. İslam Cumhuriyeti Kürtçeyi resmi olarak tanımamakta; çocukların ana dillerinde eğitim alması reddedilmekte ve idari ortamlarda Kürtçe konuşulması dahi yasaklanmaktadır. Siyasi partiler yasaklanmıştır ve devlet destekli terörün pençesi, sadece İran içindeki değil, Viyana’da Dr. Qasimlo ve Berlin’de Dr. Şerefkendi suikastlarında görüldüğü gibi yurt dışındaki Kürt liderlere kadar uzanmaktadır.

Ben savaş siperlerinde kazanılan bir özerkliğe inanmıyorum; savaş bağımsızlık için verilir. Özerklik, İsviçre, Birleşik Krallık, Finlandiya ve Belçika gibi Avrupa ülkelerinde görüldüğü üzere, demokrasi “geleneğinin” yeşerdiği ve karşılıklı kabul kültürünün yüksek bir seviyeye ulaştığı bir ülke için en uygun olanıdır. İran mevcut haliyle varlığını sürdüremez; ya parçalanmalı ya da “Orta Doğu’nun İsviçre’sine” dönüşmelidir.

Kürt Birliği ve Siyasi Strateji

JH: Birkaç İranlı Kürt partisi yakın zamanda rejim değişikliği ve Kürtlerin kendi kaderini tayini çağrısında bulunan yeni bir koalisyon kurdu. Sizce bu ittifak gerçek bir Kürt birliğini mi temsil ediyor, yoksa ideolojik ve tarihsel bölünmeler hala büyük bir engel mi?

AP: Doğu Kürdistan’ın Kürt siyasi partilerinin kendilerini bu dönüşümlere ne ölçüde hazırladıkları ciddi bir endişe konusudur. Nihayetinde, şeffaf bir stratejik yetkiyle desteklenen kapsamlı bir pakt, mevcut çatışmalardan çok önce onaylanmış olmalıydı. Yine de, “gecikmiş düzeltici eylem, tam eylemsizlikten iyidir.”

Kürtlerin, Orta Doğu’da Batı ve Amerika Birleşik Devletleri ile tutarlı ve kalıcı bir ittifak peşinde koşan yegane ulus olduğunu belirtmek nesnel bir değerlendirmedir. Onlarca yıldır güçlerimiz benzersiz bir sinerji içinde faaliyet göstermiştir; bu ilişki IŞİD’e karşı yürütülen kampanya sırasında zirveye ulaşmıştır. O savaş meydanlarında Kürt ve Amerikan kanı birbirine karışmıştır; bu, ortak fedakarlıkla yoğrulmuş bir ortaklığın derin bir kanıtıdır.

Ancak Kürt halkı, Batı ile olan tarihsel angajmanlar konusunda derin bir hayal kırıklığına sahiptir. ABD ve Batılı güçlerin kendi ulusal çıkarlarına öncelik vermesi uluslararası ilişkilerin yerleşik bir ilkesi olsa da, küresel devlet yönetiminde asgari bir etik sorumluluk düzeyi korunmalıdır. Çok yakın bir geçmişe bakmak yeterli: ABD, Batı Kürdistan’dan (Rojava) desteğini aniden çekerek Kürt güçlerini şu anda Şam’da konsolide olmuş aşırılıkçı unsurlarla karşı karşıya bıraktı. IŞİD ile savaşta 11.000’den fazla can feda edildikten sonra desteğin aniden kesilmesi, acı bir emsal olarak durmaktadır.

Jeopolitik çıkarlar doğası gereği akışkan olsa da, ahlaki tutarlılıktan yoksun olmamalıdır. Washington ve Avrupa’daki liderler elbette kendi seçmenlerine karşı sorumludur; ancak Kürt liderliği de tüm olası sonuçlar için kapsamlı acil durum çerçeveleri geliştirerek buna karşılık vermelidir. Hem ABD’nin hem de İsrail’in, bölgenin en büyük etnik gruplarından birini oluşturan Kürtlerle ittifak yapmaktan fayda sağladığı aşikardır. İsrail için Kürt halkı, önemli enerji ve su rezervleriyle karakterize edilen stratejik bir coğrafi koridor ve insani derinlik sağlamaktadır. Buna karşılık İsrail, Kürtlere benzersiz teknolojik ve medya yetenekleri sunmakta ve hayati bir kültürel ve diplomatik köprü görevi gören önemli bir Kürt-Yahudi diyasporasıyla bu desteği pekiştirmektedir.

Nihayetinde, Kürt siyasi kültürü geleneksel “Divanhan” (geleneksel konuk evi) metodolojilerinden kurumsal diplomasiye geçiş yapmalıdır. Liderlik, ittifaklarının parametrelerini, bu ortaklıkların spesifik getirilerini ve öngörülen sürelerini net bir şekilde tanımlamalıdır. Kürt hedefleri bu dönüm noktasında süper güçlerin çıkarlarıyla örtüşüyor ancak tekrarlanan ihanetlerin yaraları onları her zamankinden daha temkinli kılıyor.

Kültür, Şiir ve Kürt Kimliği

JH: Onlarca yılınızı Kürt kimliği ve sürgün üzerine yazarak geçirdiniz. Günümüzdeki gibi savaş ve siyasi çalkantı anlarında, şiir ve kültürel bellek Kürt siyasi bilincini şekillendirmede nasıl bir rol oynuyor?

AP: Sadece şiir ve diğer edebi formlar değil; Kürt müziği, dansı ve hem kadınlar hem de erkekler için geleneksel kıyafetler de Kürt yurtseverliğini desteklemede, ortak bir tarihe, kültüre ve coğrafyaya dair derin bir aidiyet duygusunu güçlendirmede hayati bir rol oynamaktadır.

Kitle iletişim araçlarının sınırsız ilerleyişi ve bilgi teknolojisi devrimi, dünya genelindeki Kürtler için elektronik bir “Birleşik Dijital Kürdistan” oluşturdu. Sykes-Picot Anlaşması ile dayatılan yapay sınırları aşarak, daha önce hiç olmadığı kadar manevi bir bağ kuruyorlar. İtiraf etmeliyiz ki, Kürt “dijital devleti” köklü bir kültürün temeli olmadan ortaya çıkamazdı.

16. yüzyılda Kürt şair Melayê Cezîrî kendisini Kürdistan’ın avizesi olarak görüyor; camiyi, kiliseyi, sinagogu ve Ezidilerin kutsal “Laleş”ini tek bir evrensel saygı merceğinden izliyordu. 17. yüzyılda büyük Kürt şair Ehmedê Xanî, Osmanlı ve Safevi İmparatorlukları arasındaki 1514 Çaldıran Savaşı’nın ardından Kürdistan’ın ilk bölünmesinin trajedisini çoktan hissetmişti. Bu derin Kürt hissiyatı, edebi eserlerinin her yanına canlı bir şekilde yansımıştır. Şair, Kürtleri birleşmeye ve egemenliklerini genel olarak sanat, özel olarak da müzik ve şiir yoluyla tesis etmeye çağırmıştır. Bunlar, hem Kürdistan içinde hem de dünya genelinde Kürtler arasında bağımsızlık ruhunu ilerletmede, ortak bir empati ve kader duygusunu yaymada aktif bir rol oynamıştır. Ayşe Şan ve Hasan Zirak’ın şarkıları sınırları pasaportsuz geçti; Kürt şiiri sınırları sınır muhafızlarından vize almadan aştı. Uzun zamandır şiir ve müzik, Kürt siyasi partilerini ve örgütlerini gözle görülür şekilde geride bırakmıştır.

    Pek çok Kürt partisi iki yıkıcı ideolojik değirmen taşı arasında sıkışıp kalmış durumda: radikal siyasal İslam ve aşırılıkçı Stalinist düşünce. Gerçeklikten kopuk, bu ithal ve köksüz ideolojiler modern çağın sorularına cevap verememektedir. Her iki taraf da din veya sınıf ideolojisi zemininde koşulsuz, mutlak bir “kardeşlik” talep ediyor ancak belirli bir kimliğe inanmıyorlar. En dikenli sorulardan kaçıyorlar: Dilinizin, milli bayramlarınızın, kıyafetlerinizin, şarkılarınızın ve folklorunuzun yasak olduğu bir ülkede kardeşlikten nasıl söz edilebilir? Ataerkil-feodal zihniyetlerin, “büyük birader” komplekslerinin ve efendi-köle dinamiklerinin hakim olduğu bir bölgede, bağımsızlığınızı hakim gücün tanımladığı bir “demokrasiye” nasıl bağlayabilirsiniz?

    Kürt Milliyetçiliğinin Geleceği

    JH: Son zamanlarda Suriye’den İran’a kadar Kürtler, Kürt milliyetçiliğinin güçlü kaldığını ima etmek için “1+1+1+1=1” gibi sloganlar atıyorlar. Kürt milliyetçiliğinin eskisinden daha güçlü olduğunu düşünüyor musunuz?

    AP: Kürt milliyetçiliğinin henüz katılaştığına (tam olarak şekillendiğine) inanmıyorum. Bu güçlü bir duygu ancak hala “tam pişmemiş” durumda ve net bir stratejik çerçeve veya program içine yerleştirilmedi. Şu an var olan şey, büyük ölçüde egemen ulusların zorla yürüttüğü Araplaştırma, Türkleştirme ve Farslaştırma saldırılarına karşı bir tepkidir. Milliyetçilik dediğimde unutmamalıyız ki Kürt milliyetçiliği “çekingen” bir milliyetçiliktir; en yüksek noktasında yurtseverliktir. Kibirli değildir; herhangi bir dili yasaklamaya veya herhangi bir toprağı almaya çalışmaz, Kürtleri diğer halklardan üstün görmez. Bu Kürt yurtseverliğinin özü; dilin, geleneklerin, inançların ve Zagros ile Toros dağlarının ve vadilerinin insanlarının bin yıllık karakterinin korunmasıdır.

    Kürdistan halkının gelenekleri; bu kadim ulusun renkli kültürü, toprağı ve zengin dili, Kürtlere ait olduğu kadar insanlığa da aittir. Kürdistan medeniyetin ana beşiğidir; Kürdistan tarihini ve toprağının, dilinin ve kültürünün kalbini bilmeden insanlığın evrimini gerçekten kavramak mümkün değildir.

    Kürt milliyetçiliği – ya da daha doğru bir ifadeyle Kürt yurtseverliği – aydınlar arasında uzun süredir yeşermiş olsa da, kendisini sistematik olarak örgütlemeyi başaramamıştır. Çoğu Kürt liderin karakteri muhafazakar ve tereddütlü olmaya devam ediyor. Bu parti liderleri daha çok “Büyük Biraderler” veya kabile reisleri gibi davranıyorlar; bağımsızlığı ve özgürlüğü imkansızlıklar olarak görüyorlar. Kürdistan’da parti, aşiretin modern bir biçiminden ibarettir. Müzakerelerde asla kağıt kalem kullanmazlar. Orta Çağ Divanhan tarzında tüm anlaşmaları sözlü olarak yürüten, sadece sözlü vaatlerde bulunup alan “soylu eşkıyalar” gibi hareket ederler.

    İkinci Dünya Savaşı ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti’nin kurulması sırasında, Kürt bağımsızlığı ilkesi üzerine JK (Komeley Jiyanaway Kurdistan) adlı bir örgüt kurulmuştu. Bu, ilk gerçek bağımsızlık yanlısı örgüttü. Ancak çok geçmeden Sovyetlerin “Halkların Kardeşliği” ve Stalinist ideolojisinin etkisi hedefi “özerklik”e kaydı. O andan itibaren Kürtler; Türkiye, İran, Irak ve Suriye’yi demokratikleştirme yükünü üzerlerine aldılar. Fabrikası olmayan ilkel bir tarım ülkesinde, kendi dili yasaklanmış bir halk için öncelik “proletaryanın zaferi” haline geldi. 1959’da Süleymaniye’de bir grup aydın KAJIK’ı kurdu ancak Iraklı ve Kürt partiler bu seçkin grubu “emperyalizmin uşakları” olarak damgaladı ve hareket sonunda dağıldı.

    Şimdi bile, onlarca felaket ve çöküşten sonra – “özerklik” adına yüz binlerce masum Kürdün ölümünden ve binlerce köyün yakılmasından sonra – bağımsızlık fikri şurada burada tartışılıyor. Ben bu vizyonun bir geleceği olduğuna ve hedefine ulaşacağına inanıyorum. Kürdistan’ın bağımsızlığı, Orta Çağ kökenlerini terk etme belirtisi göstermeyen bir Orta Doğu’nun demokratikleşmesinden çok daha kolaydır. Demokrasi ve federalizm aynı madalyonun iki yüzüdür; demokrasi bu bölgede başarılması on yıllar veya yüzyıllar alabilecek uzun, inişli çıkışlı bir süreçtir. O zamana kadar asimilasyonumuz garanti altındadır. Kendilerini korumak ve yok olup gitmekten kaçınmak için Kürtler ülkelerini özgürleştirmelidir. Bağımsızlıklarını artık despot işgalci rejimlerin “demokratikleşmesine” bağlamamalıdırlar.

    Rojhilat’ta yeni safha: Kürt partileri ortak cephede

    İran’ın içinden geçtiği kriz ortamında Rojhilat’taki Kürt siyasi güçleri Şubat 2026’da bir araya geldi. On yıllardır parçalı seyreden hareket, ideolojik farklılıklarını askıya alarak ortak bir platform kurdu. Bu yapıyı oluşturan partiler kim, ne talep ediyor?

    Kürdistan Demokrat Partisi-İran (KDP-İ), Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Komalası ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Xebat), 22 Şubat 2026’da İran Kürdistanı Siyasi Güçler Koalisyonu‘nu kurdu.

    Koalisyon; İran İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi için mücadele etmeyi, Kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını hayata geçirmeyi ve Rojhilat’ta Kürt ulusunun siyasi iradesine dayanan demokratik bir yapı kurmayı hedefliyor.

    İran’ın Irak Kürdistanı’ndaki Kürt parti merkezlerini füze ve dronlarla vurduğu süreçte kurulan ittifak, on yıllardır parçalı seyreden Rojhilat siyasi hareketinin tarihsel birlik çabasını somutlaştırıyor. Başlangıçta imzadan kaçınan Mohtadi liderliğindeki Komala Partisi, 4 Mart 2026’da koalisyona katıldı.

    Partiler ve talepleri

    KDP-İ (1945)

    Rojhilat’ın en köklü partisi. Mahabad’da kurulan KDP-İ, 1946’da kurulan Kürdistan Cumhuriyeti’nin de çekirdeğini oluşturdu.

    Sosyalist Enternasyonal üyesi olan parti, federal ve demokratik bir İran çerçevesinde Kürt ulusal haklarını savunuyor. Azeri, Beluç, Türkmen ve Arap uluslarını stratejik müttefik olarak görüyor. UNPO’da Rojhilat’ın resmi temsilcisi.

    KDP-İ, Genel Sekreter Ebdulrehman Qasimlo’nun 1989’da Viyana’da İranlı yetkililerle barış görüşmeleri sırasında öldürülmesiyle sarsıldı. Ardılı Sadiq Şerefkendî de 1992’de Berlin’de düzenlenen silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Her iki suikast, İran devletinin operasyonu olarak belgelendi. Mevcut Genel Sekreter Mistefa Hicri, 2016’da uzun yıllardır süren sessizliğin ardından örgütün yeniden silahlı mücadeleye döneceğini ilan etti.

    Komala — İran Kürdistanı Komala Partisi (Mohtadi kolu, 1969/2000)

    1969’da Tahran’da bir grup Kürt öğrenci ve aydın tarafından kurulan Komala, İran Devrimi öncesinde Kürdistan’da kitlesel gösterilerin örgütleyicisi oldu. 1983’te İran Komünist Partisi’ne katıldı. Abdullah Mohtadi’nin 2000’de ayrılmasıyla sosyal demokrat bir çizgiye geçti.

    Federal ve laik demokratik bir İran talep ediyor. Kürtler ve diğer azınlıklar için eşit haklar, teokratik rejimin sona erdirilmesini savunuyor. Koalisyona başlangıçta katılmadı; geçiş dönemine ilişkin belirsizlikleri gerekçe gösterdi. 4 Mart’ta imzaladı.

    Komala — İran Kürdistanı Emekçiler Örgütü / CPI Kürdistan Kanadı (Alizadeh kolu, 1969/1983)

    İran Komünist Partisi bünyesindeki Komala’nın 2000 bölünmesinden sonra CPI’nin Kürdistan kolu olarak varlığını sürdüren yapı. Marksist-Leninist çizgide, sınıf eksenli bir program yürütüyor. Kadın özgürlüğü ve toplumsal kurtuluşu Kürt siyasi gündeminin merkezine koyuyor. İşçi sendikalarının ve örgütlenmelerinin güçlendirilmesini savunuyor.

    PJAK (2004)

    PKK’nin ideolojik çerçevesinde, Rojhilat için Abdullah Öcalan’ın demokratik konfederalizm modelini hayata geçirmek amacıyla kuruldu. Demokratik, ekolojik ve cinsiyete duyarlı bir toplum paradigması temel eksen. Militanlarının yaklaşık yarısı kadın.

    İran’ın teokrasisinin etnik azınlıklar için özerkliği tanıyan federal ve demokratik bir yapıyla değiştirilmesini talep ediyor. İran ve ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanıyor.

    PAK (1991)

    Körfez Savaşı’nın ardından Kuzey Irak’taki güç boşluğunda kurulan Kürdistan Özgürlük Partisi, İran rejimiyle müzakereyi reddeden bir çizgide duruyor. İran’da halk ayaklanmasıyla rejimin devrilmesini ya da iktidarının daraltılmasını talep ediyor. Ocak 2026 protestoları sırasında İran Devrim Muhafızları’na yönelik saldırılar düzenlediğini açıkladı; İran, Irak Kürdistanı’ndaki PAK üslerini vurdu.

    Xebat (1980)

    İran Kürdistanı Mücadele Örgütü olarak da bilinen Xebat, 1980’de kuruldu. İran’da demokratik bir rejimin kurulmasını ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını savunuyor. Koalisyonun kurucu imzacılarından.

    Koalisyonun temel hedefleri

    Koalisyon bildirgesi altı temel hedefe dayanıyor: İslam Cumhuriyeti’nin devrilmesi için ortak mücadele; kendi kaderini tayin hakkının hayata geçirilmesi; Rojhilat’ta demokratik ve ulusal bir kurumun tesisi; Kürt öz savunma hakkının tanınması; iç şiddetin reddi; uluslararası ilişkilerin koordinasyonu için ortak diplomatik komite. Ortak peşmerge komuta merkezi oluşturulması da gündemde.

    Monarşist muhalefetin fiilen lideri Reza Pehlevi, ittifakın kuruluşuna sert tepki gösterdi; Kürt partilerini ayrılıkçılıkla suçladı ve rejim sonrası dönemde askeri müdahale tehdidinde bulundu. Koalisyon, bu açıklamaya karşı Kürt haklarına bağlılığını yineleyerek “özgürlük güçlerini” otoriterliğe karşı durmaya çağırdı.

    Arka plan

    Rojhilat’taki Kürt siyasi örgütlenmesi, 1946’da Mahabad’da ilan edilen ve yalnızca 11 ay süren Kürdistan Cumhuriyeti’ne dayanıyor. Qazî Muhemmed liderliğinde kurulan cumhuriyet, Sovyetlerin çekilmesinin ardından İran ordusu tarafından bastırıldı; Qazî Muhemmed, Hacî Baba Şêx ve Seyfî Qazî cumhuriyetin ilan edildiği meydanda idam edildi.

    2022’de Kürt kadın Jîna Mahsa Aminî’nin İran Ahlak Polisi tarafından gözaltına alınarak hayatını kaybetmesinin ardından patlak veren Jin Jiyan Azadî ayaklanması, Kürt siyasi hareketini yeniden uluslararası gündemin merkezine taşıdı. Yüzlerce Kürt bu süreçte hayatını kaybetti.

    2025-2026 İran krizinde ise beş parti Şubat 2026’da resmi koalisyonu kurdu. İran, kuruluşun hemen ardından Erbil yakınlarındaki Kürt parti merkezlerini füze ve dronlarla hedef aldı.

    Gizliliğe genel bakış

    Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.