Dijital şiddetin odağında kadın ve LGBTİ+’lar

Dijital şiddet: “Aile içindeki zihniyet dijital ortama taşındı”

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’ne (UN Women) göre her iki kadından biri yaşamı boyunca bir tür dijital şiddete maruz kalıyor. Feminist yazar Berrin Sönmez dijital şiddetin temel motivasyonunu “Tüm hedef kadınların söz kurmasını engellemek. Kadınların kamusal görünümlerini, kamusal yetkilerini engellemek,” olarak açıkladı. KADAV gönüllüsü Özgül Kaptan ise dijital şiddetle mücadele alanındaki yetersizlikler için “Doğrudan teması da içeren farklı örgütlenme ve mücadele biçimlerine ihtiyaç var,” dedi.

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Dijital şiddet, kadın ve LGBTİ+’lara yönelik halihazırda mevcut olan baskı ve şiddetin sanal ortama taşınması olarak tanımlanıyor. Kadın hakları savunucuları, dijital şiddet için şiddetin en elverişli yöntemlerden biri olmasına rağmen takipçisi olmanın ve bu alanda adalet aramanın da bir o kadar zor olduğunu vurguluyor. Sosyal medyada en sık hedef haline gelen kesimler, gazeteciler, siyasetçiler ve hak savunucuları gibi kamusal görünürlüğü yüksek kadın ve LGBTİ+’lar oluyor.

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi (UN Women) ve Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA)’nın 3 Aralık 2025 tarihinde yayınladığı “Dijital Şiddet – Teknoloji Destekli Cinsiyete Dayalı Şiddet Rehberi”ne göre, her iki kadından biri yaşamı boyunca bir tür dijital şiddete maruz kalıyor ve kadınların çevrimiçi tacizle karşılaşma olasılığı erkeklere göre 27 kat daha fazla. Türkiye’de her beş genç internet kullanıcısından biri dijital şiddete maruz kaldığını bildiriyor.

Yakın zamanda kamuoyuna yansıyan örnekler

“Israrlı takip dijital ortama taşındı”

Toplumsal Bilgi ve İletişim Derneği’nin (TBİD)’nin KONDA Araştırma Şirketi’yle birlikte Kasım 2021’de yayımladığı “Türkiye’de Dijital Şiddet Araştırması” sonuçlarına göre kadınların %51’i dijital ortamlarda yazılı, sesli veya görüntülü taciz mesajları alıyor, %46’sı ise ısrarlı takibe uğruyor. BM Kadın Birimi Dijital Şiddet Rehberi’nde ise en yaygın dijital şiddet türleri, çevrimiçi taciz, görsel odaklı cinsel taciz, çevrimiçi ısrarlı takip ve cinsiyetçi nefret söylemi olarak listeleniyor.

Yine aynı rehberde dijital şiddeti diğer şiddet biçimlerinden ayıran özellikler olarak şu maddeler yer alııyor:

  • Anonim olabilir,
  • Uzaktan uygulanabilir (fiziksel temas olmadan dünyanın her yerinden işlenebilir),
  • Failler için kolay erişilebilir (failler için maliyeti ve zorluğu düşüktür),
  • Yayılma hızı yüksektir (internet üzerinden kolayca yayılır, şiddete maruz kalanları yeniden travmatize eder),
  • Cezasızlık riski barındırır, Otomasyona açıktır (sınırlı zaman ve çabayla otomatikleştirilebilir),
  • Kolektif olarak organize edilebilir,
  • Şiddetin normalleşmesine katkı sağlar (şiddetin dijital alanda daha az ciddi algılanmasına katkıda bulunur),
  • Sürekli olabilir (görüntüler ve dijital materyaller süresiz olarak varlığını sürdürebilir)

Feminist yazar Berrin Sönmez ve Kadınlarla Dayanışma Vakfı (KADAV) gönüllüsü Özgül Kaptan, kadın ve LGBTİ+’ların maruz bırakıldığı dijitalin şiddete ilişkin değerlendirmede bulundu.

Sönmez, teknolojinin gelişmesi ile birlikte birçok şiddet türünün dijital ortama taşındığını söyledi:

“Teknolojinin gelişmesi ile birlikte ‘stalking’ denilen ısrarlı takip diye Türkçede kullandığımız şey bu sefer dijital ortama taşındı. Sosyal medya hesapları açık olduğu için o açık hesaplardan bu tür takipler yapılıyor ve bu takipler zaman içerisinde bıktırıcı tehditkar ya da sosyal medyada kullanılan fotoğrafları yeniden kullanarak bir tehdit unsuru haline getirerek kadınları, LGBTİ+’ları büyük bir endişeye sevk edecek boyuta ulaşabiliyor.”

Berrin Sönmez, Fotoğraf: T24

AI destekli istismar

Nisan 2026’da yayımlanan 119 ülkeden 641 kadınla yapılan “Kırılma Noktası: Yapay Zeka Çağında Dijital Şiddet Etkileri, Tezahürleri ve Çözümleri” adlı BM Kadın Birimi’nin raporunda 4 kadından birinin yapay zeka (AI) destekli istismara uğradığı belirtildi. Raporda kadın katılımcıların yüzde 12’sinin rızaları olmadan kişisel fotoğraflarının paylaşılmasına, yüzde 6’sının fotoğraf ve videolarının “deepfake” yoluyla veya yapay zekayla oynanmasına maruz kaldığına ve yüzde 27’sinin rızası olmadan cinsel içerikli mesajlara maruz bırakıldığı belirtildi. Rapordaki AI ve görsel tabanlı online şiddete maruz kalan kadınların mesleğe göre dağılımında ise en fazla yazarlar ve diğer kamu iletişimcilerinin mesaj yoluyla taciz vakalarına maruz kaldığı görülüyor.

8 Nisan 2026’da yayınlanan AI Forensics’in Telegram’ın toplumsal cinsiyete dayalı şiddete nasıl bir altyapı sağladığını ele alan araştırması, İtalya ve İspanya’daki telegram gruplarını inceledi. Araştırma yaklaşık 6 haftalık bir süreçte 16 grup ve kanalı inceleyerek 3 milyona yakın mesaja ulaşıyor. İtalya ve İspanya’daki grupların birbirinden bağımsız olmadığını, genellikle kadınların ve çocukların mahrem görüntülerinin veya “nudifing bots” denen botlar aracılığıyla yapay olarak çıplak hale dönüştürülmüş fotoğraf ve videolarının abonelikler şeklinde satıldığı bir ticaret ağına ulaşıyor. Araştırmanın sonunda ise söz konusu ülkelerin ve AB’nin bu konuda daha güçlü adımlar atması gerektiğini, telegram platformunun belli denetimlere tabi tutulması gerektiği öneriliyor.

“Genç kadınlar dijital şiddete daha çok uğruyor”

Kaptan’a göre, dijital şiddete uğrayan kesimlerde iki grup önce çıkıyor:

“İlki, kamusal görünürlüğü, söz söyleme gücü ve karar alma mekanizmalarındaki konumu arttıkça kadınların cinsiyet temelli dijital şiddete maruz bırakılma riski de yükseliyor. Yani, kadın siyasetçiler ve seçilmiş kadınlar, kadın gazeteciler, kadın insan hakları savunucuları, feminist aktivistler ve kadın hakları savunucuları daha yüksek risk grubunu oluşturuyor. Yaş grubu olarak ise daha çok genç kadınlar ve kız çocukları öne çıkan gruplar.”

Özgül Kaptan, Fotoğraf: İndependent Türkçe

Sönmez ise dijital şiddetin, siyaset alanındaki kadınlar ve feminist örgütlerdeki kadınların hepsinin başına geldiğini belirtti. Sönmez, özellikle yakın zamanlarda suça sürüklenen çocuklar konusunda çıkarılan yasanın çocuk haklarına aykırı olduğunu söyleyen kadınların ve LGBTİ+’ların da dijital şiddete maruz kaldığını hatırlattı.

Sönmez, dijital şiddet meselesinde tek bir kişiyi hedef alan saldırıların kadınların hayatını “muazzam derecede” zorlaştırdığını aktardı:

“Bir dijital taciz durumu var. Ama diğer taraftan da politik olarak pek çok partinin trolleri var ve o troller derhal harekete geçebiliyorlar. Bu politik ortamda kadın politikasını aşağılamak, değersizleştirmek, kadınları aynı şekilde susturmak için hareket ediyorlar. Buna karşı yapılacak şeyler basit aslında.

Ya tartışmaya devam edeceksin ya da insan haklarını aşağılayan boyutlara ulaştığında şikayet edeceksin. Ama şikayetlerimize kim ne cevap verecek? Onu da biliyoruz. Kimse vermeyecek.”

Dijital şiddet sonrası depresyon

BM Kadın Birimi’nin “Kırılma Noktası: Yapay Zeka Çağında Dijital Şiddet Etkileri, Tezahürleri ve Çözümleri” raporuna göre dijital şiddet, birçok kadın için kalıcı zararlar bırakıyor. Ankete katılımcı kadınların neredeyse çeyreğinin tamamı dijital şiddet deneyimleriyle bağlantılı anksiyete ve/veya depresyon tedavisi gördüklerini ya da tanı aldıklarını bildirdi. Katılımcıların %13’ü ise travma sonrası stres bozukluğu tanısı aldı. Ruh sağlığına ilişkin bu veriler mesleki yönelimler bazında değerlendirildiğinde ise kendisini yazar veya kamu iletişimcisi olarak tanımlayan grubun öne çıktığı görülüyor. Dijital şiddete maruz kalmaları ile bağlantılı olarak bu meslek grubu katılımcılarının %39’u anksiyete ve/veya depresyon tanısı almışken %22’si travma sonrası stres bozukluğu tanısı almıştır.

Yapay zeka ve görsel temelli dijital şiddet: Meslek gruplarına göre tablo

Gazeteciler ve medya çalışanları
İnsan hakları savunucuları ve aktivistler
Yazarlar ve diğer kamusal iletişimciler
Yapay zeka ve görsel temelli çevrimiçi şiddet biçimleri

“Aşağıdakilerden hangilerine çevrimiçi ortamda kişisel olarak maruz kaldınız?” sorusuna verilen yanıtların yüzdesi

Kişisel görüntülerin (cinsel veya mahrem içerikli olanlar dahil) rıza dışı paylaşımı
Gazeteciler
9.1%
İHS/Aktivist
15.3%
Yazar/İletişimci
14.5%
Derin sahteler (deepfake) veya manipüle edilmiş görsel/video içerikler
Gazeteciler
4.5%
İHS/Aktivist
8.4%
Yazar/İletişimci
9.7%
Direkt/özel mesaj yoluyla istenmeyen cinsel yaklaşım (istenmeyen mahrem görsel, siber çiçeklenme (cyberflashing), cinsel imalar vb.)
Gazeteciler
23.8%
İHS/Aktivist
32.9%
Yazar/İletişimci
40.3%
Çevrimiçi şiddetin ruh sağlığı üzerindeki etkileri

“Çevrimiçi şiddetle bağlantılı olarak aşağıdaki kişisel etkilerden hangilerini yaşadınız?” sorusuna verilen yanıtların yüzdesi

Anksiyete ve/veya depresyon tanısı almış/tedavi görmüş olma
Gazeteciler
24.7%
İHS/Aktivist
26%
Yazar/İletişimci
38.7%
TSSB (travma sonrası stres bozukluğu) tanısı almış/tedavi görmüş olma
Gazeteciler
12.8%
İHS/Aktivist
14.9%
Yazar/İletişimci
21.9%
Yukarıdaki veriler BM Kadın Birimi’nin “Kırılma Noktası: Yapay Zeka Çağında Dijital Şiddet Etkileri, Tezahürleri ve Çözümleri” raporuna göre derlenmiştir.

Dijital şiddet otosansüre sebep oluyor

Ruh sağlığı etkilerinin yanı sıra raporda katılımcıların belirttiği diğer sonuçlar dijital şiddetin etkisinin ciddiyetini ve etkisini gözler önüne seriyor. Katılımcıların %41’lik büyük bir bölümü dijital şiddetin sosyal medyada otosansür uygulamalarına sebep olduğunu belirtti. Katılımcıların %19’u ise iş yerlerinde otosansür uygulamalarına sebep olduğunu söyledi.

Yazar ve diğer kamu iletişimcisi katılımcı grubunun %50’si dijital şiddet sebebiyle sosyal medyada otosansür uyguladıklarını belirtirken gazeteciler ve medya işçileri için de veriler pek farklı değil. Aynı zamanda rapora göre 2020 yılında yapılan ankete kıyasla kadın gazeteci ve medya işçilerinin otosansür uygulama oranında %50 oranında bir artış mevcut.

“’Mağdur suçlayıcılık’ binlerce yıllık bir gelenek”

Dijital şiddetin kadınlar ve LGBTİ+’lar üzerindeki etkisine ilişkin görüş bildiren Sönmez, “Kadını suçlamak, ‘mağdur suçlayıcılık’ dediğimiz kavram binlerce yıllık bir gelenek maalesef. Çok fazla toplumlarda da gördüğümüz bir şey. Yakın zamanlara kadar da devam eden kültüre yerleşmiş bir unsur” dedi.

“Kuyruk sallamasa yapmazlardı” veya “akıllı kadın dayak yemez” gibi halk arasındaki sözlerin kullanıldığını hatırlatan Sönmez, “Ama şu anda bu yaklaşımın geri getirilmesi, tekrar toplumun kültürüne egemen olması için çalışıyorlar. Eskiden aile içinde, mahalle ortamında iken şu anda dijital ortamda yaşanıyor bu zihniyet. Başka kelimelerle, başka isimlerle değersizleştirmek yönünde. Tüm hedef kadınların söz kurmasını engellemek. Kadınların kamusal görünümlerini, kamusal yetkilerini engellemek” diye konuştu.

Sönmez, inançlı kadınların da benzer durumlarla karşı karşıya kaldığını anlattı:

“Dindar kadınların da fikir üretmesi, politika yapması, görüş belirtmesi, kamusal alanda çalışması, yetkin olması, karar verici mekanizmalara gelmesini kadınlar için suç gibi gören, gösteren zihniyet güçleniyor günümüzde. Özellikle tarikat cemaatler çok kolay organize edebiliyorlar bu tür saldırıları. En çok oradan doğru geliyor bu saldırılar ve iktidar da buna göz yumuyor. Belki besliyor, destekliyor. Kolluk gücünün ve yargının da burada kadınların yanında değil, onların yanında.”

Şiddetin bildirilme oranları

UN Women 2026 Nisan raporuna göre katılımcı kadınların çeyreği yaşadıkları dijital şiddeti polise bildirirken %15’i ise istismarcılarına karşı yasal aksiyonlar aldığını bildirdi.

Bu verilere göre, içerisinde avukatların da olduğu kadın hakları savunucularının yüzde 30’u yaşadığı olayı polise bildiriyorken %19’u ise yasal aksiyon alıyor.

Raporun devamında ise yasal yollara başvuran halihazırda az sayıda kadının da yalnızca %10’u istismarcılarına suçlamaların yöneltildiğini belirtiyor. Rapor, bu düşük suç duyurusu oranlarının sebeplerini polis teşkilatlarının teknolojiyi kullanmalarındaki yetersizlikler, büyük teknoloji şirketleri ile işbirliği eksikliği gibi sebepleri sıralıyor. Bunlara ek olarak raporda dijital şiddete karşı polise şikayette bulunan kadınların %24’ünün ise “mağdur suçlayıcı”lık deneyimlediği belirtiliyor. Yani şikayette bulunan katılımcı kadınların %24’ü polis memurları tarafından “istismarcıyı tetikleyecek ne yaptın veya ne söyledin?” gibi sorunlarla ve suçlamalarla karşı karşıya kalıyor.

“İktidarın kafasında kadını korumak yok”

Dijital şiddet vakalarına yönelik işleyen sürece yönelik gözlemlerini anlatan Sönmez, şunları söyledi:

”Twitter’da iki kelime iktidar aleyhinde yazan anında bulunuyor ve gözaltına alınıyor. Bu sürecin dijital şiddetin engellenmesi için kullanılacak bir yöntem olarak öne çıkması lazım. Kadınlara ve LGBTİ+’lara yönelik dijital şiddeti önlemek için iktidarın elinde bütün güçler, iletişim başkanlığıdır, emniyetin takip sistemleri vesaire bunların hepsi ellerinde araç olarak var. Ama kafalarında kadını korumak yok. Aksi takdirde dijital şiddetle mücadele çok kolay bu imkanlarla.

Kadınları, çocukları, LGBTİ+’ları koruyacak 6284’ün bir amir hükmü getirdiği yorumuyla o işlemler yapılabilir. Bu da bir şiddettir çünkü. Siyasette de yapıyorlar bunu. Bir politikacı kadın, bir komedyen bir şey söylediğinde herkes ayaklanıyor, bir başörtülü kadın bir barda oturmuşsa anında herkes onu hedef gösteriyor. Ama asıl olan kadınların, çocukların ve LGBTİ+’ların korunması. Maalesef bunun yapılmadığını biliyoruz.

Tam tersine bu şiddetin teşvik edildiği yönünde, en azından göz yumulduğu yönünde, yargılanacak cezasız bırakıldığı yönünde, cezasızlıkla teşvik edildiği yönünde toplumda herkes neredeyse hemfikir gibi. En azından feminist çevrelerde bu hemfikirlik var.”

“Farklı mücadele biçimleri gerekli”

Kaptan ise dijital şiddete karşı etkili bir sistemin kurulmadığını belirterek “Son yıllarda cinsiyet temelli suçlarda adalete erişimde çok çok geriye düşüldü genel olarak ama dijital şiddet alanında sorun çok daha büyük. Sonuç almak çok daha zor. Genel anlamda bilişim suçlarını araştırmak ve sonuçlandırmak konusunda teknik eksiklikler yok aslında. Ama konu kadınların adalete erişimi olunca her alanda olduğu gibi bu alanda da her şey yavaşlıyor ne yazık ki” dedi.

Türkiye kadın hareketinin kadına karşı şiddetle mücadele alanında uzun yıllara dayanan bir mücadele verdiğini hatırlatan Kaptan, “Ancak dijital şiddetle ilgili özel bir strateji ve mekanizma ortaya koyduğunu henüz söyleyemeyiz. Dijital şiddetle mücadele alanında şöyle bir sıkıntı var; dijital alanda genel olarak yoğun bir ‘fake mi acaba’ şüphesi oluşuyor. Bu sebeple doğrudan teması da içeren farklı örgütlenme ve mücadele biçimlerine ihtiyaç var.”

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.