Burnham’ın önündeki seçim: Palestine Action’ın yasağını kaldırmak ya da lanetini taşımak

“Alkışlamak artık terörizm mi? Doğrusu, bu beni şaşırtmazdı.”

Foto: Jess Hurd

Steven Methven tarafından yazılan ve Novara Media‘da yayımlanan bu makaleyi Niha+ okurları için Türkçe’ye çevirdik.

Defend Our Juries üyesi birkaç yüz gösterici iki gün önce Westminster sulh ceza mahkemesi önünde toplandı. Bu kişilerin çoğuna o gün duruşmaları olacağı söylenmişti. Perşembe günü mahkemeye çıkmak üzere çağırılan bu bin 500’den fazla kişi hakkındaki suçlamaysa üzerinde yedi kelime yazan kağıt parçaları taşımaktı: “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı (Filistin Eylemi) destekliyorum.”

Çevirmen notu: Palestine Action ve Defend Our Juries

2020’de kurulan Palestine Action, İsrail’in silah sanayisini hedef alan İngiltere merkezli bir doğrudan eylem grubudur. Grubun amacı, “İsrail’in soykırımcı ve apartheid rejimine küresel katkı verilmesini” sona erdirmektir. Grup, ağırlıklı olarak silah şirketlerini hedef almaktadır. Grubun aktivistlerinin RAF Brize Norton üssündeki savaş uçaklarına zarar vermesinin ardından dönemin İçişleri Bakanı Yvette Cooper tarafından 5 Temmuz 2025’te 2000 tarihli Terörizm Yasası kapsamında grubun faaliyetleri yasaklandı. Böylece grubu kamuoyu önünde desteklemek Terörizm Yasası uyarınca suç hâline geldi. Bu, İngiltere tarihinde bir doğrudan eylem grubunun ilk kez terör örgütü olarak damgalanması oldu. 13 Şubat 2026’da Yüksek Mahkeme yasağın iki gerekçeyle hukuka aykırı olduğuna hükmetti, ancak hükümet kararı temyize taşıdı ve yasak yürürlükte kalmaya devam etti.

Defend Our Juries, 2020’de kurulan İngiltere merkezli bir aktivist gruptur. Grup başlangıçta, bireylerin vicdanlarına göre hareket etme hakkı bağlamında İngiltere’deki hukuki sürecin zayıflatıldığı düşünülen noktaları öne çıkarmak için kuruldu. Palestine Action’ın yasaklanmasının ardından grup, odağını bu yasağa karşı bir kampanyaya kaydırdı. Bu kampanya, aktivistlerin kamusal alanlarda “Soykırıma karşıyım, Palestine Action’ı destekliyorum” yazan dövizleri taşıyarak oturmaları etrafında şekillenen sivil itaatsizlik eylemlerinden oluşmaktaydı. “Lift The Ban” (Yasağı Kaldır) adı verilen bu kampanya kapsamında, döviz taşıdıkları için 3 bin 500’den fazla kişi gözaltına alındı. Grup, esasen İngiltere’de protesto hakkını ve hukuki süreci savunduğunu belirtmektedir.

Bu, birçok açıdan zaten anlamsız bir şey. Bir mahkeme, binden fazla kişinin geleceğine tek bir iş gününde karar verebileceğine hükmediyorsa, adalet nedir? Ve bir kağıdın üzerindeki kelimeler bir insanı ceza adalet sisteminin içine çekmenin sebebi oluyorsa, gerçeklik nedir? Ve bir tabelayı elinde tuttun diye altı ya da sekiz kişilik bir polis ekibi tarafından sürüklenip götürülebilecek kadar ciddi, ama aynı zamanda bin 500’den fazla sözde “terör” suçlusunun Londra’ya bir günlük gezide bulunmasına imkân verecek kadar anlamsız olan “terörizm” nedir?

Tüm olayın saçmalığına tuz biber ekercesine, saçları ağarmış birçok “terörist,” adeta Kafka’nın kaleminden çıkmış mahkeme dilekçeleri aldı. Bu dilekçeler, “Mahkemede hazır bulunmanız gerekmektedir,” şeklinde ibareler içermekteydi. Bunların iki satır aşağısında ise acınası bir biçimde “Lütfen gelmeyin” yazmaktaydı.

Mahkemelerin, hele ki terör suçu gibi ağır bir suç için gelinmemesi yönünde yalvaran dilekçeler göndermesi ender görülen bir şey. Metropolitan polisi de İngiltere tarihinin muhtemelen en büyük sözde terör suçluları mahkemesini, üstelik önemli bir mahkeme salonunun önünde, aynı ciddiyetle karşıladı.

Helikopterler mi? Özel harekât timleri mi? Emekli papazların elindeki tabelaları pazarlıkla almaya hazırlanmış seçkin müzakereci ekipler mi?

Hayır.

Polis, bir açıklama yaparak Defend Our Juries hakkında, “Mahkemenin önünde kurulacak bir sahnede insanların ayakta durarak desteklerini sözlü olarak ifade etmeleri çağrısında bulunduklarını” belirterek uyarıda bulundu.

Guantanamo Körfezi’nin tozunu alın çocuklar.

Sonraki birkaç saat boyunca polisin toplam 152 kişiyi gözaltına aldığını gördüm. Kendi ifadelerine göre bunların çoğu Terörizm Yasası’nın 12. Maddesi’ni ihlal etmekten tutuklandı. Bu, yasaklanmış bir örgütü desteklemeye başkalarını davet etmeyi ya da teşvik etmeyi suç sayan bir yasa maddesi. Tutuklananların bazıları, ara sıra şarkı söyleyerek kendilerini Palestine Action üyesi ilan ederek bunu yaptı ve kendilerini tutuklayan memurları da yanlarına katılmaya davet etti.

Ancak gözaltına alınanların bazıları bana sadece orada bulundukları için gözaltına alınmış gibi göründü. Bir kadın, 14 yıla kadar hapis cezası öngören 12. Madde’nin tam olarak hangi alt fıkrası uyarınca tutuklandığını polisin kendisine söylemesini yüksek sesle ve öfkeli şekilde talep ediyordu. Polislerse bunu söyleyemediler ya da söylemek istemediler. Bir başkası ise bana, tek yaptığının başka biri tutuklanırken alkışlamak olduğunu söylemişti.

Alkışlamak artık terörizm mi? Doğrusu, bu beni şaşırtmazdı.

Herkesin bildiği gibi (ve bu o kadar utanç verici ki) şimdiye dek 3 bin 500’den fazla kişi, döviz taşıdığı için tutuklandı. Bu, yasanın 13. Maddesi kapsamında bir suç ve azami altı ay hapis cezası öngörüyor. Yani bir sulh ceza mahkemesi tarafından oldukça hızlı şekilde ele alınabiliyor.

Defend Our Juries eylemcilerinin işlediği iddia edilen yeni ve daha ağır 12. Madde suçları ise yüksek ceza mahkemelerinde görülebiliyor. Bu da zaten zorlanan bir sisteme çok sayıda saçma davanın akın etmesi anlamına gelmektedir. Sıradan İngilterelilerin; NHS (Ulusal Sağlık Sistemi) hemşirelerinin, yaşlı papazların ve sosyal hizmet görevlilerinin terörizmin gerçek yüzü olduğu konusunda hükümetle hemfikir olacağını hayal etmek güç. Bunları şimdi saçma buluyorsanız, gelecek beraat kararları sonucunda gelecek milyonlarca sterlinlik faturayı görene kadar durun.

Hepsi de kelimeler uğruna.

Andy Burnham tüm bunlara bakıp şöyle düşünmeli: Neden bir önceki “aptalın” hatalarının bedelini ben ödeyeyim? Dünkü tutuklamalar, Washington Post’a kadar taşındı ve katıksız zırvalık konusundaki büyüyen küresel ünümüze katkıda bulundu. Kral Charles’ın eski danışmanı Jonathon Porritt’in tutuklanma videosunun yayınlanmasının ardından Daily Mail’den Andrew Neil bile açık şekilde utanmıştı. Ayrıca, Birleşik Arap Emirlikleri merkezli The National gazetesi, 11 Eylül’den bu yana tüm terörle bağlantılı tutuklamaların neredeyse yarısının son 12 ayda gerçekleştiğini bildirdi.

Perşembe günkü tutuklamaların ardından, Yüksek Mahkeme’nin Palestine Action’ın eş kurucularından Huda Ammori’nin, grubun yasaklanmasına karşı açtığı davayı bu sonbaharda göreceği duyuruldu. Bu, onun İngiltere topraklarındaki son yasal şansı ve dolayısıyla Burnham’ın da, mesele Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne ulaşmadan önce kendini Cooper lanetinden* kurtarmak için son şansı. Britanya’nın (umarız kısa sürecek) distopik çılgınlığa savruluşu hâlâ devam ediyor. Tek soru şu: Tüm bunlar Starmer’a mı kalacak, yoksa Burnham’a mı?

* Palestine Action’ı terör örgütü ilan eden dönemin İngiltere İçişleri Bakanı Yvette Cooper’dan gelen bir tamlama.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.