Sosyolog Neşe Özgen değerlendirdi

“Sınır artık vize bürolarının kapısında başlıyor”

Sınır ve göç üzerine çalışan Sosyolog Prof. H. Neşe Özgen, Avrupa Birliği’nin göç ve iltica rejiminin son on yıllık dönüşümünü değerlendirdi: “Gelişmiş ülkeler böylece kendilerine yararlı olabilecek olan işgücünü, sanki köle pazarından seçer gibi buralardan seçip alabilecekler.”

Fotoğraf: Anadolu Ajansı


İsviçre’nin Zürih kantonundaki geri gönderme merkezinde kalan Dilan ve Nihat Özgün ile 5 çocuğu Türkiye’ye sınır dışı edilmesi girişimi üzerine dayanışma grupları harekete geçti. 3 Ağustos 2026’da Almanya’nın Hessen eyaletinde üç küçük çocuğu Jugendamt tarafından koruma altına alınan Şırnaklı Kürt çift, çocuklarından ayrı bırakılarak Türkiye’ye sınır dışı edildi. Bu örnekler, Avrupa ülkelerindeki göçmenlere dönük uygulamaları gündeme getirdi.

Avrupa Birliği’ne (AB) üye olan ülkelerde gittikçe artan göçmen karşıtı yasalar ve uygulamalar, AB Göç ve İltica Paktı’nın 12 Haziran 2026’da tüm üye ülkelerde fiilen yürürlüğe girmesiyle tekrar basına yansıdı. Bir direktif ve dokuz tüzükten oluşan düzenleme, sınır yönetimi, iltica prosedürleri, AB üyesi devletler arası sorumluluk paylaşımı ve göçmenler için geri dönüş politikalarında önemli değişiklikler yapmayı planlıyor.

Pakta göre sınırda tarama süreci hızlanıyor. Başvurular çok daha kısa sürelerde incelenecek ve kişiler kapalı veya yarı kapalı gözaltı merkezlerinde tutulabilecek. İltica şansı “düşük” görülen veya “sahte belge” kullanan kişilerin başvuruları sınırda kurulan özel tesislerde 12 hafta içinde hızlıca karara bağlanacak.

Pakt, göçmenleri Avrupa ülkelerine gelmesini fiilen zorlaştıracak veya engelleyecek düzenlemeleri sebebiyle birçok insan hakları örgütü tarafından tepki almıştı. Sosyolog Neşe Özgen, bu paktın göçmenler için sınırda çeşitli zorluklara sebep olacağını belirtti.

Pakt’ın yaptığı şey, iltica sisteminin işleyişini biçimde değiştirmek. Eski sistemde temel sorunlardan biri, “Dublin” adı verilen mekanizmaydı. Bu sisteme göre bir iltica başvurusunu inceleme sorumluluğu çoğu zaman kişinin AB’ye ilk girdiği ülkeye, yani İtalya, Yunanistan, İspanya, Malta ve Kıbrıs gibi dış sınır ülkelerine düşüyordu. Artık göç alanında ilk giriş ülkesi olan devletlerin “yükünü hafifletmek” için üye ülkelere ya mülteci kabul etme ya da kabul etmedikleri mülteci başına maddi/operasyonel destek sağlama zorunluluğu getirildi. Fakat göçmenler için bu yeni yasa ve birlikte getireceği fiili uygulamalar burada bitmiyor.

AB’ye “düzensiz” yollarla gelen göçmenler, sınırlarda 7 güne kadar sürebilecek detaylı kimlik, sağlık ve güvenlik taramalarından geçirilecek, ayrıca kabul edilme oranı düşük ülkelerden gelenlerin başvuruları sınırlarda hızlıca değerlendirilecek ve reddedilenler geri gönderilme süreçleri hızlandırılıp doğruca sınır dışı edilecek.

“Her yıl binlerce insan göç yollarında öldü”

H. Neşe Özgen, Fotoğraf: Yeni Yaşam Gazetesi

Avrupa Birliği’nin göç politikalarındaki güvenlikçi dönüşümü yorumlayan Neşe Özgen, güvenlikçi politikaların başlangıcı olarak 2016’yı işaret etti. Paris saldırılarının ardından o yıl bir araya gelen AB liderlerinin “başka yerlerde bomba patlayabilir, ama bizde olmayacak” mutabakatına vardığını hatırlatan Özgen, dönemin Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun imzaladığı anlaşmayla Türkiye’nin fiilen “göçmen deposuna” dönüştüğünü söyledi:

“Böylece Türkiye gerçek anlamda girmenin de çıkmanın da zor olduğu bir kapalı kutu haline geldi. Bu arada, kendi vatandaşlarından tehlikeli bulduklarını, mesela demokratları, muhalifler, Kürt politikacıları vb. gitmeleri için adeta sınırı gevşetti. 2015-2019 arası Türkiye’den vatandaş çıkışının en politik olduğu dönem.

Bu dönemde Afrika ve Ortadoğu, Iran, vb göç ise Yunanistan ‘da ve Balkan ülkelerinde durduruldu. Hem Ege Denizi Hem Balkan hattı bir anda en kanlı ve en öfkeli sınırlar haline geldi. Her yıl binlerce insan göç yollarında öldü, ölmeye de devam ediyor.”

“Sınır artık siyasi sınırlardan çok önce başlıyor”

Özgen’e göre bugün AB’nin dış sınırı, coğrafi bir çizgi olmaktan çıkmış durumda:

“AB bölgesinin Türkiye sınırı vize bürolarının kapılarında başlıyor. Ve banka kapılarında. Bugünlerde bankalar, vize ve geçişler için ülke pasaportlarından daha güvenilir garantörler. Yüklü banka hesabınız varsa, pek de zorlanmadan sınırı aşabiliyorsunuz.”

2016 sonrasında Ege Denizi ve Balkan hattının “en kanlı ve en öfkeli sınırlar” haline geldiğini belirten Özgen, aynı dönemde AB’nin dış sınır ajansı Frontex’in bütçe ve yetkilerinin de büyük ölçüde artırıldığına dikkat çekti. Bu süreçte devlet, millet ve sınır gibi kavramların “güvenlik odaklı” bir dille yeniden çerçevelendiğini, mülteci düşmanlığının yükseltildiğini ve kabul politikalarının neredeyse her iki yılda bir değiştirildiğini söyledi.

“Pandemi döneminde göçmen de vatandaş da silikleşti”

Özgen’e göre, 2019-2021 arası pandemi dönemi ayrı bir kırılma noktası. Bu dönemde günlük hayatı düzenleyen kısıtlamaların “sağlık güvenliği” adı altında topluma kabul ettirildiğini savundu:

“2019-2021 arası, yani Corona dönemi, demokrasi güçlerinin ve emek güçlerinin zayıflatıldığı, günlük hayatı düzenleyen regülasyonların bu kez de ‘sağlık güvenliği, yaşam güvenliği’ adıyla topluma onaylatıldığı dönemdir. Artan fiyatlar, azalan işler, bütçelerin sağlık güvenliği adıyla giderek öjenik hayat mottosuna sıkıştırılması, bir yandan ülkelerin vatandaşlarını ve öte yandan da göçmenleri silikleştirdi, görünmezleştirdi, önemsizleştirdi.”

Özgen, 2022’ye gelindiğinde sınır ve göç politikalarının denetimi, yerel STK’lar ve insan hakları örgütlerinden alınıp neredeyse tamamen Frontex gibi askeri yapılarla çalışan hükümetlere devredildiğini söyleyerek “Yine bu dönemde, yerel milisler, şiddet grupları, ırkçı oluşumlar vebenzeri grupların ‘ülke sınırları’nı korumak adıyla göçmenlere saldırısı da normalleştirildi. Bir yandan da hem EU hükümetleri hem de geçiş yolu ülkeleri, kendi vatandaşlarını göçmen karşıtı politikalarla teçhizatlandırdılar, şiddet yükseltildi ve ‘güvenlik’ politikalarının bu kez de ‘şiddet’ yoluyla pratikleştirilmesi normalleştirildi” diye konuştu.

Yeni sistemin en somut sonucu, iltica başvurucusunun AB sınırına geldiği anda karşılaşacağı işlemlerde görülecek. Sınırı geçenler artık yeni sistemde bir ön elemeden geçirilecek. Bu eleme sırasında kişinin kim olduğu, güvenlik riski taşıyıp taşımadığı, sağlık durumu ve özel bir kırılganlığı olup olmadığı kontrol edilecek.

Bu noktada hukuki açıdan “giriş yapmamış sayılma” durumu da söz konusu. Yani, kişi fiziksel olarak bir AB ülkesinin sınırında, transit bölgesinde ya da belirlenen bir merkezinde bulunsa da hukuken ülkeye girmiş sayılmayacak. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), bu durumun iltica hakkı, etkili başvuru hakkı ve hukuka aykırı geri itmeler bakımından ciddi riskler doğurduğunu anlatan bir açıklama yayımladı. Açıklamada HRW, sınır prosedürünün iltica başvurusunun incelenmesi sırasında on iki haftaya kadar gözaltı ve sınır dışı edilmeyi beklerken ek on iki hafta daha gözaltını içerebileceğini kaydetti.

Yeni sistemde “güvenli menşe ülke” kavramı da dikkat çekici. Güvenli menşe ülke, genel olarak istikrarlı, devlet baskısı veya zulüm tehlikesi bulunmayan ülke olarak tanımlanıyor. Böyle bir ülkeden gelen kişinin normal şartlarda uluslararası korumaya ihtiyaç duymadığı varsayılıyor. AB’nin oluşturduğu “güvenli menşe ülkeler” listesinde Bangladeş, Kolombiya, Mısır, Hindistan, Kosova, Fas ve Tunus yer alıyor. Bu durum AB’nin iltica başvurularını kendi ülkesinde değerlendirmek yerine başka ülkelere yönlendirmesinin yolunu açabilir. HRW, bunun iltica sorumluluğunu dışarıya aktarma anlamına gelebileceğini açıkladı.

Diğer bir tehlike ise şu: Bu ülkelerden gelen kişilerin korunmaya ihtiyacı olmadığı varsayılabilir ve başvuru sahipleri aksini kanıtlamadıkça sınır prosedürleriyle hızlıca reddedilip sınır dışı edilebilir.

“Gelişmiş ülkeler iş gücünü köle pazarından seçer gibi alabilecekler”

Asıl eleştiri noktası olan kısımlardan biri ise “güvenli üçüncü ülke” kavramı. Bu kavram, AB üyesi bir ülkenin güvenli kabul ettiği bir üçüncü ülke ile iltica başvurularının AB dışında incelenmesini öngören anlaşma ya da düzenleme yapması anlamına geliyor.

“Güvenli üçüncü ülke”, kişinin kendi ülkesi değil, geçtiği, bağlantısının bulunduğu ya da AB ile anlaşması olan başka bir ülke anlamına geliyor. Örneğin bir kişi ülkesinden ayrılıp başka bir ülkeden geçerek AB’ye geldiyse, AB ülkesi “Bu kişi korumayı o ülkede talep edebilirdi” diyerek başvuruyu esastan incelemeyebilecek.

Özgen, yeni GEAS (Ortak Avrupa İltica Sistemi) düzenlemesiyle AB’nin seçtiği altı ülkede – Türkiye, Mısır, Uganda, Ruanda ve Tunus gibi ülkelerde – göçmenlerin “depolanmaya” başladığını iddia etti. Özgen’e göre bu ülkelere aktarılan sınırlı bütçelerle onbinlerce kişi, demokratik kayıtları tartışmalı bu ülkelerdeki kamplarda üç yıla varan sürelerde tutuluyor, hukuki başvuru, kanıt sunma ve mahkeme süreçlerinin tamamı artık AB toprağı dışında, “güvenli üçüncü ülke” olarak tanımlanan bu kamplarda yürütülüyor:

“Geçmişte az da olsa sağlanan hiç bir insanı destek artık AB ülkelerinde verilmeyecek, göçmenler, hukuki başvuru, ispat, mahkeme, gibi tüm süreçlerini güvenli üçüncü ülke olarak adlandırılan bu ülkelerde tamamlayacaklar. Aile, kadın, çocuk destekleri, hukuki yardımlar, refakatiz çocuklar, sağlık ve eğitim gibi tüm insanı desteklerin de bu ülkelere verilen bütçeyle oralarda hallolması bekleniyor. Başvurular da bu üçüncü ülkelerin kamplarından yapılacak. Gelişmiş ülkeler böylece kendilerine yararlı olabilecek olan işgücünü, sanki köle pazarından seçer gibi buralardan seçip alabilecekler.”

“Yararlı-zararlı göçmen” ayrımı

AB Göç ve İltica Paktı ile Geri Gönderme Tüzüğü’nün resmi gerekçesinin “düzensiz göçü engellemek” olarak sunulduğunu, ancak pratikte iltica hakkının daraldığını ve gözaltı merkezlerinin yaygınlaştığını söyleyen Özgen, dönüm noktası olarak Ocak 2022’yi gösteriyor: eski EASO’nun yerini alan Avrupa Birliği İltica Ajansı’nın (EUAA) faaliyete geçmesi ve Ukrayna savaşıyla devreye giren Geçici Koruma Yönergesi.

Özgen’in aktardığına göre bu dönemde yerleşen “yararlı ve zararlı göçmen” ayrımı, geri gönderme uygulamalarının da temelini oluşturdu:

“Ülkeler ‘yararlı ve zararlı göçmen’ mottosunu Ukrayna savaşının göçüyle birlikte iyice benimsettiler ve ‘zararlı’ bulunan göçmenlerin ilk kayıt ülkelerine iadesi bu zamanlarda başlatıldı. Türkiye, alabildiğine göçmen karşıtı bir ülke olarak ün yapmış olmasına rağmen ‘güvenli geri gönderme ülkesi’ statüsünde yer aldı. Ama örneğin Yunanistan, Ege ve Balkan geçişlerinde ana geçiş ve ilk kayıt ülkesi olmasına rağmen hiçbir zaman güvenli ülke statüsüne sokulmadı ve böylece bir AB ülkesine varmayı başarmış ama ilk kayıtları Yunanistan veya Türkiye’de yapılmış olan göçmen, sadece Türkiye’ye geri yollanmaya başladı. Avrupa sınırları bu dönemde artık içine girseniz dahi içine dahil olamayacağınız, ancak uzak ve sabır çatlatıcı kamplarda 3 yıla varan sürelerde, içeriye kabulü beklediğiniz kamp sınırlarıydı.”

Özgen bu noktada Türkiye’nin, akademik çevrelerden de destek alarak “dünyada en fazla göçmen barındıran ülke” imajını inşa ettiğini, bunun da savaş bölgelerinden gelen bazı silahlı grup mensuplarının ülke içinde meşrulaşmasına zemin hazırladığını iddia etti.

Avrupa’da yükselen sağ ve göçmen karşıtlığı

Avrupa siyasetindeki güç dengelerindeki değişim, AB kurumlarına da yansıdı. Merkez sağ Avrupa Halk Partisi (EPP), ilk kez 27 Avrupa Komisyonu üyesinin 14’ünü bünyesinde topladı.

Ancak sağın yükselişi bununla sınırlı kalmadı. Almanya’da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) anketlerde ülkenin en güçlü partisi konumuna yükselirken, Fransa’da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin favorisi olarak öne çıkıyor. İtalya’da ise muhafazakar Başbakan Giorgia Meloni, eski general Roberto Vannacci’nin liderliğindeki yeni bir partinin rekabetiyle karşı karşıya.
Avrupa da bu eğilimin dışında değil. Özellikle ABD yönetiminin sağcı siyasetçilere verdiği destek, bu siyasi hareketlerin güç kazanmasına katkı sağlıyor.

Göçmen karşıtlığı, AfD gibi aşırı sağcı partilerin güvenlikçi politikalarından biri.

Belgesiz Göçmenlerle Uluslararası İşbirliği Platformu’nda savunuculuk görevlisi olarak görev yapan Chiara Catelli, Euronews’e yaptığı değerlendirmede, “Son yıllarda hem geleneksel muhafazakar siyasetçiler hem de sol eğilimli siyasetçiler daha güvenlikçi bir söyleme doğru kademeli olarak yöneldi,” demişti.

“Liberaller giderek sağcılaşırken, sağcılar da aşırılaşıyor”

Özgen’e göre bu durum, AB ülkelerindeki ucuz işgücünün meşrulaştırılmasıyla bağlantılı:

“Aslında artık para konuşuyor her yerde, ve çok para: Güvenlik ve şiddet kıskacında tüm ülkeler. Artan savaş gelirleri, EU hükümetlerinin iştahını kabartıyor, en ucuz işgücünü en ucuza ve en kötü koşullarda çalıştırmak da meşrulaştırılıyor. Ev sahibi ülkelerdeki vatandaşlar da bunu sessizlikle karşılamayı öğrendi maalesef. Kendi refah dengelerinin bozulmasına ve kendi ülkelerinde olası şiddet olaylarına tahammülleri de yok. Sadece devletler değil, halklar da sağcılaştı. Kendisinden olmayan ve aksine söz sahibi olmak isteyen, politik olarak güçlenmiş, etnik ya da ekonomik olarak örgütlenmiş örgütlenmeye teşebbüs edebilmiş göçmen ve işçi kadar düşman hiçbir unsur yok artık. En büyük düşman onlar.

Öte yandan zımni bütçeler, karı artıracak yeni teknoloji, yeni enerji sistemleri vb. girdilerden müthiş para akışları dünyayı sallıyor. Devasa paralar, sanki paralar, vb. kapitalistlerin aç iştahını körüklüyor. Liberaller giderek sağcılaşırken, sağcılar da aşırılaşıyor”

Özgen, bu mekanizmanın yalnızca göçmen işçiyi değil yerli işçiyi de “insan dışı koşullarda” çalışmaya zorlayan bir “yeni kölelik sistemi” ürettiğini savunuyor.

İtalya ve Danimarka, AB kurumları liderlerine hitaben kaleme alınan ve 22 AB hükümeti tarafından imzalanan bir açık mektupta, “çok sayıda düzensiz göçmenin yasallaştırılması gibi çekim unsuru işlevi görebilecek tüm politikaların ele alınması” çağrısı yaptı.

Mektubu imzalamayan tek ülkeler, halihazırda AB Konseyi dönem başkanlığını yürüten İrlanda, İspanya’nın tarihi müttefiki Portekiz, sağcı göç politikalarını eleştiren Fransa ve Lüksemburg oldu.

Ceuta’dan önce İspanya Başbakanı Pedro Sanchez son Avrupa Konseyi toplantısında, özellikle ülkeye yasadışı yollardan girmiş yaklaşık yarım milyon göçmeni yasallaştırma planı nedeniyle, AB’li mevkidaşlarının eleştirileriyle karşı karşıya kalmıştı.

Ceuta’da ne olmuştu?

30 Temmuz 2026’da, Fas’ın kuzeyinden (Fnideq/Kastilyahan bölgesinden) 48 saatten kısa sürede yaklaşık 72-80 bin kişi Ceuta’ya (İspanya’nın Fas kıyısındaki özerk şehri) geçti. En az 141 kişi öldü.

Ceuta’ya yönelik düzensiz girişlerin ardından yaşanan göçmen ölümleri ve ardından gelen siyasi tepkiler, Avrupa’daki güvenlikçi söylemlerin arttığını gösteren nitelikteydi.

Madrid, başta Meloni hükümeti olmak üzere AB ülkeleri tarafından eleştirildi. Almanya, Danimarka, İsveç ve Finlandiya da AB’nin dış sınırları üzerindeki kontrolün hızla yeniden tesis edilmesini istemiş ve Schengen içinde kontrollerin geri getirilmesini gündeme taşımıştı.

Ceuta’daki bu olay, Sánchez hükümetinin Ocak 2026’da başlattığı toplu düzenli hale getirme (regularisation) programının, muhalefet ve 22 AB üye devleti liderince “çekim faktörü” olarak işaret edildi. Madrid, AB komisyonunun eleştirilerine rağmen 500 refakatsiz göçmen kızı ana karaya nakletmeye çalıştı. Ağustos sonunda yerleşik halk arasında protestolar büyüdü, göçmen çadır kampları ateşe verildi, Kızılhaç yardımı engellendi, ordu araçlarına taş atıldı.

Ceuta’da yaşananlardan önce İspanya Başbakanı Pedro Sanchez son Avrupa Konseyi toplantısında, ülkeye yasadışı yollardan girmiş yaklaşık yarım milyon göçmeni yasallaştırma planı nedeniyle, AB’li başkanların eleştirilerine maruz kalmıştı.

GÖÇ POLİTİKALARI

27 AB ülkesinde göçmen karşıtı yasa ve uygulamalar

Göç ve İltica Paktı’nın Haziran 2026’da yürürlüğe girmesiyle birlikte, birçok AB üyesi ülke kendi ulusal mevzuatını da sertleştirdi. Sınır kapatmalardan oturum izni kısıtlamalarına, gönüllü dönüş teşviklerinden AB dışı “geri gönderme merkezlerine” uzanan bir tablo.

Öne çıkan uygulamalar
🇸🇪 İsveç
~37.000 $ (350.000 SEK) Gönüllü olarak ülkeyi terk etmeyi kabul eden göçmene kişi başı ödenen “dönüş desteği”
  • Kalıcı oturum izni kaldırıldı: İzinler artık 3 yılda bir yenileniyor.
  • Zorunlu vatandaşlık sınavı: Dil ve toplum bilgisi sınavı şartı getirildi.
  • “Gönüllü dönüş” teşviki: Maddi destekle ülkeyi terke yönlendirme.
🇩🇪 Almanya
5 yıl Vatandaşlık için yeniden zorunlu kılınan ikamet süresi — 3 yıllık “hızlandırılmış vatandaşlık” kaldırıldı
  • Sınır kontrolleri genişletildi: 2015’te başlayan geçici kontroller sürdürülüyor.
  • Koruma statüsü baskısı: ~800 bin Suriyeli, vatandaşlık/yerleşim izni almadıkça sınır dışı riskiyle karşı karşıya.
  • Babalık tanıma denetimi: Oturum izni amaçlı babalık beyanları Yabancılar Dairesi onayına bağlandı.
🇩🇰 Danimarka
AB dışına gönderme Başvuru sahiplerini sonuçlanana kadar AB dışı ülkelere gönderen yasa kabul edildi
  • Süresiz oturum izni geri alınabiliyor: Ağır suça karışanlar için.
  • Sınır dışı işbirliği artırıldı: Suriye ve Afganistan yönetimleriyle.
  • AİHS’in gözden geçirilmesi talebi: İngiltere ile birlikte.
🇮🇹 İtalya
653,5 milyon € Arnavutluk’taki göçmen “geri gönderme merkezleri” için ayrılan bütçe
  • Arnavutluk modeli: Şingin/Gjader geri gönderme merkezleri, mahkeme kararlarına rağmen sürdürülüyor.
  • “Deniz ablukası” yasası: Düzensiz göçü denizden engelleme.
  • Peçe-burka yasağı teklifi: Meloni’nin partisinden.
🇫🇷 Fransa
12 → 4 Sınır dışı kararlarına karşı olası itiraz yolu sayısı bu şekilde azaltıldı
  • A2 Fransızca şartı: Çok yıllık ikamet kartı için dil düzeyi zorunluluğu.
  • Sosyal yardımlarda kısıtlama: Bazı sağlık/sosyal destekler daraltıldı.
  • Aranan listesi: Sınır dışı kararı olanlar için gündemde.
🇳🇱 Hollanda
%25 İşverenin göçmen işçinin maaşından konut kirası için kesebildiği azami oran (2028’de kaldırılıyor)
  • “Acil Mülteciler Yasası” reddedildi: Senato, aşırı sert bulunan bir tasarıyı geri çevirdi (Nisan 2026).
  • Düzensiz göçü suç sayma girişimi: Meclisten geçemedi, tartışma sürüyor.
  • PVV baskısı: Aşırı sağ parti, iltica paketinin daha da sertleştirilmesini istiyor.
🇦🇹 Avusturya
6 ay + 6 ay… Macaristan ve Slovenya ile iç sınır kontrolleri, “göç baskısı” gerekçesiyle defalarca uzatıldı
  • Kalıcı Schengen istisnası: Serbest dolaşım fiilen askıda tutuluyor.
  • Bulgaristan-Romanya Schengen’ine itiraz: Uzun süre geciktirdi.
  • AB dışı geri dönüş merkezleri: Almanya, Danimarka, Yunanistan, Hollanda ile ortak girişimde.
🇬🇷 Yunanistan
3 ay Girit ve Gavdos’a deniz yoluyla ulaşan sığınmacılar için iltica hakkının askıya alındığı süre (2025)
  • Kayıt yapılmadan sınır dışı: BMMYK, Avrupa Konseyi ve insan hakları örgütlerinden sert eleştiri aldı.
  • Savaş bölgelerine geri gönderme: Yemen, Sudan gibi ülkelere yönlendirme iddiaları.
  • Ana geçiş ülkesi statüsü: Ege/Balkan hattında ilk kayıt yükünü taşımaya devam ediyor.
🇵🇱 Polonya
2 ay Belarus sınırından gelenler için 2025’te getirilen iltica başvuru yasağı
  • 2021’den beri sınırda geri itme: Litvanya ve Letonya ile birlikte yasallaştırdı.
  • AB zorunlu kotalarına direniş: Vişegrad Grubu içinde en sert karşı çıkan ülkelerden.
  • Çekya ve İsviçre sınırında kontrol: Kaçakçılık gerekçesiyle sürdürülüyor.
🇭🇺 Macaristan
AB’nin en sert modeli Orbán hükümeti, sınır çitleri ve “ulusal egemenlik” söylemiyle göç karşıtı politikanın kurumsal örneği sayılıyor
  • Transit bölge / sınır çiti uygulamaları: Sırbistan sınırında yıllardır sürüyor.
  • AB kotalarını reddetme: Zorunlu dayanışma mekanizmasına en sert direnen ülke.
  • Avusturya-Slovenya ile ortak sınır kontrolü: Düzenli olarak uzatılıyor.
🇱🇹🇱🇻🇪🇪 Baltık ülkeleri
37 gün Litvanya’da geri itme öncesi kimlik/sağlık/güvenlik taramasının uzayabildiği azami süre
  • Litvanya: Geri itmeyi 2023’te yasallaştırdı, AB Paktı’na rağmen sürdürüyor; 2021’den bu yana 25 binden fazla geçiş engellendi.
  • Letonya, Estonya, Litvanya: 2021’de Belarus sınırından girenler için iltica yasağı çıkardı.
  • Ortak gerekçe: Belarus’un göçü “araçsallaştırdığı” iddiası.
🇫🇮 Finlandiya
31 Aralık 2028 Rusya ile kara sınırının tüm geçiş noktalarının kapalı tutulacağı tarih
  • 200 km tel örgü: Rusya sınırının kritik kesimine örülüyor.
  • “Hibrit saldırı” gerekçesi: Moskova’nın göçü sınıra yönlendirdiği iddiasıyla sınır kapatıldı.
  • Sınır güvenliği yasası: Araçsallaştırılmış göçe karşı sığınma başvurusu almadan geri çevirmeye izin veriyor.
🇪🇸 İspanya
111+ ölü 30 Temmuz 2026’da Ceuta’ya ~72-80 bin kişinin 48 saatten kısa sürede geçtiği krizde
  • Sert söylem, tartışmalı yönetim: Sánchez geçişleri “saldırı” olarak tanımladı; halkın yalnızca %14’ü yönetimi olumlu buluyor.
  • Ceuta/Melilla’dan ana karaya geçiş yasağı: AB Komisyonu tarafından teyit edildi.
  • Vox baskısı: Aşırı sağ, sınırın kalıcı askerileştirilmesini talep ediyor.
Ortak hat — “geri dönüş merkezleri” koalisyonu: Almanya, Danimarka, Avusturya, Yunanistan ve Hollanda, yasal kalış hakkı bulunmayan göçmenleri AB dışındaki üçüncü ülkelere göndermek için ortak bir yol haritasında anlaştı (Eylül 2026). Ceuta krizinin ardından ise İtalya ve Danimarka öncülüğünde Belçika, Almanya, Hollanda, Finlandiya, Çekya, Polonya, Litvanya, Slovenya, Slovakya, Hırvatistan, Bulgaristan, Romanya, Letonya, Estonya, Macaristan, İsveç, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın da imzaladığı ortak bir mektupla, iç Schengen sınır kontrollerinin güçlendirilmeye hazır tutulması istendi — yani neredeyse tüm AB üyeleri bu hatta bir şekilde yer aldı.
Diğer AB üyesi ülkeler
🇧🇪 Belçika

Ceuta sonrası sınır kontrolü mektubuna imza attı; iltica başvurularında AB ortalamasının üzerinde bir yük taşıyor, barınma kapasitesi krizi sürüyor.

🇨🇿 Çekya

Vişegrad Grubu üyesi olarak AB’nin zorunlu yeniden yerleştirme/dayanışma mekanizmasına tarihsel olarak karşı çıkıyor; Polonya ve İsviçre sınırında kontrol uygulamaları oldu.

🇸🇰 Slovakya

Vişegrad Grubu üyesi, “göçmen ülkesi olmak istemiyoruz” çizgisinde; Macaristan sınırında geçici kontroller uyguladı.

🇭🇷 Hırvatistan

Batı Balkan rotasının önemli geçiş ülkelerinden; sınırda geri itme uygulamalarıyla ilgili uzun süredir insan hakları örgütlerinin eleştirisini alıyor.

🇧🇬 Bulgaristan

Türkiye sınırındaki fiziki bariyer ve devriye uygulamalarını sürdürüyor; AB dış sınır bütçesinden pay alan ülkelerden.

🇷🇴 Romanya

Sınır güvenliği kapasitesini AB fonlarıyla güçlendiriyor; Schengen’e tam entegrasyon sürecinde göç kontrolü öne çıkan bir şart olarak öne sürülüyor.

🇸🇮 Slovenya

Avusturya ve Macaristan ile birlikte kaçak göçle mücadele gerekçesiyle iç sınır kontrollerini defalarca uzattı.

🇨🇾 Güney Kıbrıs

Nüfusuna oranla AB’nin en yüksek sığınma başvurusu yüklerinden birini taşıyor; Suriyeli başvurularının bir bölümünü “güvenli bölge” gerekçesiyle askıya aldı.

🇲🇹 Malta

Nüfusuna oranla en fazla sığınmacı kabul eden ülkelerden; AB’nin zorunlu dayanışma mekanizmasında esneklik/muafiyet talep ediyor.

🇮🇪 İrlanda

AB’nin ortak iltica alanına sınırlı katılımı var (opt-out); son dönemde sığınmacı barınma krizi nedeniyle iç tartışma ve göçmen karşıtı protestolar arttı.

🇵🇹 Portekiz

Göreli olarak daha ılımlı politikalarıyla biliniyor; ancak göçmen karşıtı Chega partisinin yükselişiyle iç siyasette tartışma büyüyor.

🇱🇺 Lüksemburg

Görece küçük ölçekli göç yükü; AB ortak politikalarını genel olarak destekleyen bir çizgide.

Büyük ve/veya son dönemde öne çıkan ülkeler ayrıntılı işlendi; kalan 12 ülke için bilgiler daha genel ve özetlenmiş düzeydedir — bu tablo, her ülkenin göç mevzuatının tam bir dökümü değil, genel eğilimi gösteren bir derlemedir.

Sanchez’in kendisi de sınırda düzeni sağlamak için güvenlik öncelikli bir dil benimsedi. Sol hükümetlerin bile göç konusunda sağcılarla benzer bir söylemi kullanmaya başlaması, AB’nin siyasi ağırlık merkezinin sağa kaydığını gösteriyor.


“İspanyol hükümeti, Ceuta halkının güvenliğini sağlamak için devletin tüm kaldıraçlarını, tüm kaynaklarını kullanacak” diyen Sanchez, kitlesel akını “İspanya’nın toprak bütünlüğünün ihlali” olarak nitelendirdi. Bu güvenlik odaklı söylemler, İspanyol Sosyalist İşçi Partisi’nden olan Sanchez’in çelişkili durumunu da ortaya koyarak sağ-sol ayrımı göçmen meselesinde anlamını yitirdiğinin bir örneği haline geldi.

Geri dönüş merkezleri gündemde

AB’nin göç politikasındaki sağa dönüş, haziranda Avrupa hükümetleri ve parlamenterler tarafından onaylanan yeni yasalarla pekişti. Bu paket daha sıkı gözetim önlemleri, serbest dolaşımın kısıtlanması ve üçüncü ülkelerde “geri dönüş merkezleri” kurulmasına imkân tanıyor.


Geri dönüş merkezleri, İtalya’nın Arnavutluk’ta başlattığı tartışmalı bir girişim. Bu merkezler, iltica başvuruları ile geri gönderme kararlarının AB sınırları dışında işlenmesi için tesisler kurulmasını öngörüyor. Hollanda ve Danimarka da bu yaklaşımın en hararetli savunucuları arasında.

Geri dönüş merkezlerine, Sánchez ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron karşı çıktı.

Doğa Tekneci

Doğa Tekneci

İstanbul Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunu. bianet 2025 Mart dönemi stajyeri. Atölye BİA'nın Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik atölyesini tamamladı. İnsan hakları, hayvan hakları, ekoloji ve toplumsal cinsiyet başlıklarına ilişkin haberler üretiyor.

Yazarın Tüm Dosyaları →
Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.