350.org’un raporuna göre COP31’e başkanlık edecek olan Türkiye ve Avustralya, Paris Anlaşması’ndan bu yana gerçekleştirdikleri kömür ticaretiyle 75 milyon tonun üzerinde karbondioksit salımından sorumlu.

Uluslararası iklim örgütü 350.org tarafından yayımlanan “Kömür Ortakları” (Partners in Coal) adlı yeni rapor, Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) başkanlık edecek Türkiye ve Avustralya arasındaki fosil yakıt ticareti ilişkisine dair verileri ortaya koydu.
Kasım 2025’te Brezilya’daki COP30 sırasında görevler şu şekilde bölüşülmüştü: Türkiye, COP31 zirvesine ev sahipliği yapıp COP Başkanlığı görevini yürütürken Avustralya ise zirve öncesindeki hükümetler arası müzakerelere ev sahipliği yapacak ve müzakere sürecine başkanlık edecek.
BM Comtrade verilerine dayanan rapora göre, Türkiye ve Avusturalya, Paris Anlaşması’nın imzalandığı tarihten bu yana 75 milyon tonun üzerinde karbondioksitten üretiminden sorumlu. Türkiye ile Avustralya arasındaki kömür tedarik zincirinin yarattığı bu miktar, COP32’ye ev sahipliği yapacak Etiyopya’nın yıllık karbondioksit salımının yaklaşık dört katı.
Raporda en dikkat çekici kısımlardan biri ise, Türkiye ve Avusturalya’nın ikisi de Ek-1 ülkesi olmasına rağmen, ikisinin de kömürden çıkış tarihi yok.
*Ek-1 ülkeleri: Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nde yer alan ve sera gazı emisyonlarını azaltma, sınırlandırma ve düzenli raporlama yükümlülüğü bulunan sanayileşmiş ile geçiş ekonomisindeki ülkeler için kullanılan terim
Avusturalya petrol ve gaz üretiminde birinci
Raporda Avustralya Hükümeti’nin Başbakan Anthony Albanese’nin 2022’de seçilmesinden bu yana 36 yeni veya genişletilmiş fosil yakıt projesini onaylaması yer alıyor. Bu bilgilere göre, Avusturalya üretim oranında en yüksek artış kaydeden 15 büyük petrol ve doğalgaz üreticisi arasında yüzde 77 artış oranıyla ilk sırada.
Rapora göre küresel kömür madeni projelerinin yüzde 56’sını elinde tutan Avustralya, onay aşamasındaki projeler de dahil edildiğinde yalnızca 2025-2050 döneminde 1,8 milyar ton termik kömür üretecek.
Rapor, Avrupa’nın en büyük kömür enerjisi üreticisi konumundaki Türkiye’nin 2035 yılına kadar kömür ve doğalgaz enerji kapasitesinde hedeflediği yaklaşık %30’luk bir artışı da ortaya koyuyor. 2053 için net sıfır hedefi açıklayan Türkiye’nin Climate Action Tracker tarafından “kritik derecede yetersiz” olarak değerlendirildiğine vurgu yapan rapor, Avusturalya’nın ise “yetersiz” olarak değerlendirildiğini belirtiyor.
Karabiga’da %80 kapasite artışı
Rapor, Çanakkale’nin Karabiga ilçesindeki CENAL kömür santraline de dikkat çekti. Buna göre CENAL kömür santrali, resmi olarak “kapasite artırımı” olarak sunulan, ancak gerçekte büyük çaplı yeni bir kömür santrali genişletme projesini sürdürüyor. Bu proje, mevcut 1.320 MW’lık kapasitesine 1.050 MW’lık yeni bir ithal kömür ünitesi ekleyerek toplam kapasiteyi %80’e yakın bir artışla 2.370 MW’a çıkaracak.
COP31 9-20 Kasım’da Antalya’da yapılacak
9–20 Kasım 2026 tarihleri arasında Antalya’da düzenlenecek olan COP31, devletlerin iklim krizini pazar odaklı müzakere etmek üzere aldığı toplantıların 31’incisidir. Birçok ekoloji aktivisti, bu konferansları “yeşil boyama” olarak eleştirerek Paris İklim Anlaşması hedeflerini (1.5°C) tutturamadığını vurguluyor.
Bu sene Antalya’da 14-18 Kasım arasında düzenlenecek olan Halkların İklim Zirvesi (HİZ) ise devletler ve sermayedarlar tarafından öncülük edilen bu iklim zirvelerine karşı bir alternatif zirve olarak düzenleniyor.
2023’teki COP28’de hükümetlerin 1,5 °C hedefini ulaşılabilir tutma hedefini hatırlatan 350.org, COP31 ile ilgili şunu söylüyor:
“IEA’nın (Uluslararası Enerji Ajansı) “tarihin en büyük enerji krizi” olarak nitelendirdiği olayın gölgesinde düzenlenen bir BM iklim zirvesi, temel sorunu, yani fosil yakıtlara olan süregelen bağımlılığı görmezden gelemez. COP31, bu bağımlılıkla ve bunun enerji fiyatları, satın alınabilirlik ve erişim üzerindeki sonuçlarıyla yüzleşemezse, sadece bir iklim zirvesi olarak değil, aynı zamanda günümüzün belirleyici enerji sorununa yönelik siyasi, ekonomik ve sosyal bir yanıt olarak da yetersiz kalacaktır.”
Raporun tamamına ulaşmak için tıklayın.



