Ankara’da yedisi çocuk dokuz Nazi sempatizanı, ırkçı ve şiddet içerikli paylaşımlar yaptıkları iddiasıyla ikametlerine düzenlenen baskınla gözaltına alındı. Peki, Türkiye’nin son birkaç yıldır tartıştığı Naziler kimdir, Türkiye’de ne zaman örgütlendiler ve şimdi hangi motivasyonlarla bir araya geliyorlar?

Ankara’da düzenlenen operasyondan fotoğraflar.
Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube ile İstihbarat Şube ekipleri, sosyal medya üzerinden ırkçı ve şiddet içerikli paylaşım yaptığı iddia ettikleri dokuz kişiye 10 Eylül günü operasyon düzenledi.
Düzenlenen operasyonda yedisi çocuk, dokuz kişi gözaltına alındı.
Adreslerde yapılan aramalarda bir kurusıkı tabanca, bir havalı tüfek, üç bıçak, Nazi sembolleri, kuru kafa maskesi ve dijital materyaller bulundu.
Nazi sembolleri ve el konulan diğer malzemeler gözleri yeniden Türkiye’deki Nazi gruplarına çevirdi.
Peki, son yıllarda sosyal medyada daha görünür hale gelen, yeri geldiğinde saldırılar düzenleyen Naziler kimdir? Türkiye’de ilk ne zaman örgütlendiler? Hangi motivasyonlarla hareket ediyor, tarihsel olarak hangi figürlere yaslanıyorlar?

Fotoğraf: Sol haber
Nazizmin Türkiye’deki serüveni 1930’lara dayanıyor
Her ne kadar son dönemlerde gündem olsa da Türkiye’de “nasyonal sosyalizmin” serüveni oldukça eskilere dayanıyor.
Nazi sempatizanı yazar ve komplo teorisyeni Cevat Rıfat Atilhan yazılarında, Yahudilerin dünyayı istila etmeye çalıştığını, Ekim Devrimi’nin de Troçki gibi düşünen Yahudilerin eseri olduğunu iddia etti. 1933-34 yıllarında yayımladığı Millî İnkılâp dergisinde, Nazi ideolojisini ve Nazilerin Almanya’da yayımladığı karikatürleri aynen kullanıldı.
Türkçülük düşüncesinin önemli isimlerinden Nihal Atsız da yine Türkiye’nin önde gelen Nazi sempatizanlarından biriydi. Atsız kendini açıkça ırkçı ve Pan-Türkist olarak tanımladı, milletlerin kan ve soy esasına dayanması gerektiğini savundu. Bu kan ve soy merkezli tarih okuması, dönemin Nazi ideolojisi ile benzerlikler gösterdi.
1934’te Nihal Atsız’ın Orhun dergisinde, Cevat Rıfat Atilhan’ın ise Millî İnkılâp dergisinde Yahudilere karşı ırkçı yazılar yazıp yayınlamalarıyla aynı dönemde, Yahudilere karşı şiddet olayları meydana geldi. Tekirdağ, Edirne, Kırklareli ve Çanakkale gibi illerde Yahudilere ait dükkân ve evler yağmalandı.
Dönem, Türkiye’de dönemin iktidar güçlerinin Nazi Almanyası ve müttefikleriyle kurduğu yakın ilişkilere de şahit olunan bir dönemdi. Otoriter tek parti rejimlerinin yükselişte olduğu 1930’larda, Ankara ile Hitler yönetimindeki Berlin ve Mussolini yönetimindeki Roma hattında ekonomik ve kurumsal modeller düzeyinde ciddi bir etkileşim ve ilgi vardı.
1930’ların ortasında CHP Genel Sekreteri Recep Peker bizzat İtalya ve Almanya’ya giderek Faşist Parti ve Nazi örgütlenmelerini yerinde inceledi. Peker, partiyi devletle tamamen bütünleştiren ve Faşist Büyük Konsey’e benzeyen bir tüzük taslağı hazırladı ancak bu taslak Türkiye için “aşırı” bulundu ve kabul edilmedi.

Türk-Alman Dostluk paktı açıklanıyor, 1941
Türkiye’de “NAZİ” kısaltmalı bir dernek vardı
1969’da Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) öncülü olarak bilinen Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) feshedilmiş, yerine MHP kurulmuştu.
MHP’den ayrılan eski CKMP’li yaklaşık 50 kişi, Nasyonal Aktivite ve Zinde İnkişaf (NAZİ) isimli bir dernek kurdu. Böylece Türkiye’de adı doğrudan “NAZİ” kısaltmasını taşıyan ilk -bilinen- dernek ortaya çıktı. 12 Nisan 1969 günü yapacakları basın toplantısına geldikleri sırada MHP’liler tarafından saldırıya uğradılar.
Saldırının ardından Emniyet Müdürlüğü’ne ifade veren örgütün liderlerinden Gündüz Kapancıoğlu şunları söylüyordu:
“Türkeş, Türk ırkçılığına ihanet etmiştir. Gençleri kendi hırsı uğruna sokaklara dökmüş ve hepsinin hayatına mal olacak bir macera yolu açmıştır. Nasyonalizmin reddettiği particilik ve politikacılığı tamamen kaybetmiş ve Yahudi mekanizmasının alçakça oyunlarına gelmiştir. Biz bunlara karşı olmak için NAZİ Cemiyeti’ni kurmaya karar vermiştik.”
Derneğin iki de savaş birimi vardı. Üyeleri SA üniformaları giydi ve Hitler selamını kullandı. Liderlerinden Gündüz Kapancıoğlu, ilerleyen yıllarda MHP’ye katıldı.
Ayrıca MHP’lilerin geçmişte Hitler’in Mein Kampf kitabının Türkçe çevirisini dağıttığı da biliniyor.

Bugünkü Naziler kim?
Günümüzde kendilerini Nazi olarak tanımlayan kişiler, daha çok çocuk ya da gençlerden oluşuyor. Türkiye’deki eski Nazi sempatizanlarının aksine doğrudan alanda örgütlenmiyorlar.
Genel olarak düzenli, örgütlü bir yapı profili çizmiyorlar. Dağınık, yer yer siyasi konularda ayrışan ve birbirlerini doğrudan tanımayan insan topluluklarından oluşuyorlar.

Fotoğraf: Sol haber
Telegram ve Discord gruplarında ırkçı editler paylaşıyor, bunlar üzerinden politik bağ kuruyorlar.
Twitter’da kendilerini “ırkçı” ve “nasyonal sosyalist” olarak adlandırmaktan çekinmiyor, kendilerini bu isimle öne çıkartıyorlar.
Nerelerde örgütleniyor, neler yapıyorlar?
Günümüzde gündem olan çevrelerin 1930’ların anti-semitik çevreleriyle ya da 1969’daki dernekle doğrudan kurumsal veya organik bir bağı bulunmuyor. Bugünkü tablo daha çok Batı’daki neo-Nazi internet kültürünü kopyalayan Türk gençlerin, bunu yerli ırkçı-Türkçü-Turancı figürlerle harmanladığı bir yeni model olarak karşımıza çıkıyor.
Aşırı sağ Telegram ve Discord kanallarında tanışıyor, yaptıkları ya da yapmayı planladıkları saldırıları birinci şahıs açısından oynanan savaş oyunları gibi kurguluyorlar.
Türkiye’nin bilinen ilk açık Nazi kimlikli saldırısı 12 Ağustos 2024’te Eskişehir’de Arda Küçükyetim tarafından gerçekleştirildi.
18 yaşındaki saldırgan çay bahçesi ve parkta oturan beş kişiyi bıçakladıktan sonra yakalandı.
Saldırganın üzerinden miğfer, hücum yeleği, bir balta ve iki bıçak çıktı. Bıçaklardan birinin üzerinde Nazi Almanyası tarafından 2. Dünya Savaşı’nda kullanılan “gamalı haç”, yelekte ise yine Nazi sembolü olan “kara güneş” yer aldı.
Saldırı, doğrudan ABD Adalet Bakanlığı’nın iddianamesine girdi. ABD’de tutuklanan Dallas Humber ve Matthew Allison’ın iddianamesinde Eskişehir saldırganı “Saldırgan 3” olarak kodlandı.
Küçükyetim’in saldırı öncesi krokiyi ve hazırlıkları bu ağ üzerinden yabancı yöneticilere onaylattığı, saldırı anının canlı yayın linkini grubun kurduğu bir Telegram hesabında paylaştığı ve yöneticilerin bunu bir başarı olarak kutladığı ve saldırıyı sahiplendiği resmî belgelere geçti.
Saldırgan, 16 sayfalık manifestosunda farklı etnik gruplar ve topluluklara hakaretler yağdırdı. 2019’da Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde iki camiyi basan ve 51 kişiyi öldüren Brenton Tarrant, 2011’de Norveç’te bir yaz kampında 77 kişiyi öldüren Anders Behring Breivik, 2017’de Las Vegas’ta 60 kişiyi öldüren Stephen Paddock ve 1995’te Oklahoma’da düzenlediği bombalı saldırıyla 168 kişiyi öldüren Timothy McVeigh “aziz” olarak nitelendirdi.

Ulusal Cephe üyeleri. Fotoğraf: Serbestiyet
2026 yılının 14 Nisanında, eski öğrencisi olduğu Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne pompalı tüfekle saldıran Ömer Ket, 20 kişiyi yaraladıktan sonra intihar etti. Ket’in telefonundan Nazi selamı görselleri ile ABD’deki okul saldırısı failinin fotoğrafları bulundu.
15 Nisan’da Maraş’ta yapılan ve 10 kişinin hayatını kaybettiği okul saldırısını gerçekleştiren saldırganın evinde de “kara güneş” dahil pek çok aşırı sağ sembolü bulundu.
Türkiye’de daha önce Ataman Kardeşliği ve Ulusal Cephe adından çeşitli sosyal medya platformlarında örgütlenen gruplar gündeme gelmişti. Bu gruplar gerçek hayatta da toplanıyor, duvarlara ırkçı yazılar yazıyor ve ırkçı semboller kullanıyor. Ulusal Cephe üyeleri atış talimleri yapıyor, bunu paylaşıyorlar.
Gelen tepkilerin ardından bu grupların eskisi kadar açık faaliyet göstermedikleri görülüyor.
Ankara’da ise yakın bir geçmişte yüzleri maskeli, svastika kolyesi takan bir topluluk Nazi selamı vermeleri, NATO ve ABD karşıtı pankartları indirmeleriyle gündeme geldi.

Ulusal Cephe üyeleri. Fotoğraf: Serbestiyet
“Erişim engelleri” sorunu çözer mi?
Saldırıların ardından faillerin bilgisayar oyunlarından esinlendiği yönündeki tespitler, beraberinde devlet ve iktidar yetkilileri ve ile kamouyo, “yasaklama”, “erişime engelleme” refleksini getirdi. Benzer refleksler sosyal medya için de geliştiriliyor.
Aşırılık ve Teknoloji Küresel Ağı (GNET) bünyesinde Dr. Nick Robinson ve Joe Whittaker tarafından yapılan araştırma devlet ve iktidar yetkilileri ile kamuoyunun genelinde yerleşik “oyunlar gençleri doğrudan radikalleştiriyor” algısını doğrulamıyor.
Araştırma, video oyunlarının sokaktan rastgele kişileri örgüte devşirme aracından ziyade, zaten bu ideolojik zemine sempati duyan kişilerin şiddet motivasyonunu pekiştirmek için araçsallaştırıldığını belirtiyor.
10 Eylül günü Ankara’da gözaltına alınan dokuz kişi ile ilgili soruşturma ve sorgulama aşamaları devam ediyor. Emniyet ve savcılık makamının yürüteceği süreç sonucunda, söz konusu kişilerin başka bağlantılarının olup olmadığına dair bilgilere ulaşılabilir.