‘Çocukluğun iptali’: Mahkeme kararlarından yeni yargı paketine

Cumhuriyet tarihi boyunca yasalar “çocuk” dese de, yargı hep “yetişkin” dedi. Seyid Rıza’nın oğlundan Erdal Eren’e, Mazlum İçli’den Emrah Bayram’a uzanan çizgide devlet, çocukları birer “hukuki yük” ve “potansiyel fail” olarak görüp “yaş büyütme” pratikleriyle cezalandırdı. Bugün Meclis komisyonlarında tartışılan ve çocuklara ağırlaştırılmış müebbetin yolunu açan yargı paketleri ise, aslında on yıllardır mahkeme koridorlarında uygulanan bu “fiili yetişkin yargılamasının” yasallaştırılmasından ibaret.

Yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren

Türkiye’de çocukların yetişkinler gibi yargılanıp cezalandırılması, tarihi çok eskilere dayanan ve istisna olmayan bir politika. Dêrsim Katliamının ardından, “isyana liderlik ettiği iddiası”yla yargılanan Seyid Rıza, oğlu Resik Hüseyin ile birlikte 15 Kasım 1937 tarihinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildi. İdamlar sırasında, yaşı küçük olmasına rağmen Hüseyin mahkeme kararıyla yaşı büyütülerek babasının gözleri önünde asıldı. Seyid Rıza’nın da yaşı küçültüldü.

Seyid Rıza ve Oğlu Hüseyin

Yine Erdal Eren bu konuyla ilgili gündeme gelen başka bir isim. 12 Eylül 1980 askerî darbesi sırasında idama mahkûm edilen Eren, darbe yönetimince yaşı 18’den küçük olmasına rağmen kemik yaşı inceleme talepleri reddedilip fiilen yaşı büyütülerek 13 Aralık 1980’de asılarak infaz edilen 17 yaşındaki bir çocuktu

1990’lar ve 2000’li yıllar bu konunun çok daha fazla gündeme geldiği yıllar oldu. Bu konuda kamuoyunun yakından bildiği güncel örneklerden biri Mazlum İçli dosyası. 14 yaşındayken tutuklanan Mazlum İçli, 6-8 Ekim 2014’te yaşanan Kobani protestoları sırasında Yasin Börü ve arkadaşlarının öldürülmesinden sorumlu tutuldu. Olay saatinde 140 kilometre uzakta bir düğünde müzik çaldığı HTS kayıtları ve düğün görüntüleriyle ispatlanmasına rağmen, 14 yaşındaki çocuğa tıpkı bir yetişkin gibi 124 yıl 8 ay hapis cezası verildi.

Nazan Maksudyan: “Çocuk hakları red ediliyor”

Berlin Freie Universität’den Prof. Dr. Nazan Maksudyan, bu sistemi çocuk haklarının reddi üzerinden değerlendiriyor:

”Siyasi hakların kullanılması ve herhangi bir siyasi eylemin sergilenmesi, Nadera Shalhoub-Kevorkian’ın ‘çocukluğun iptali’ olarak tanımladığı duruma yol açar. Bu çocuklar kendi çocukluklarından kovulur ve çocuk hakları reddedilir. Çoğunlukla aşırı siyasallaştırılmış ‘teröristler’, suçlular veya suça meyilli gençler olarak tasvir edilen bu çocuklar, daha sonra hiçbir pişmanlık duymadan işkenceye maruz bırakılır, hapse atılır, mahkum edilir ve öldürülür.”

Prof. Dr. Nazan Maksudyan

“Siyasi muhalif çocuklar, yasal olarak ‘kanunla ihtilaf halindeki çocuklar’ şeklinde tanımlanıp taş atan Kürt çocuklarının bedenlerinde sembolleşerek hukuk ve devlet önünde çocukluklarını kaybederler” diyen Maksudyan, ideal çocuğun siyaset alanının dışında tahayyül edilmesi nedeniyle, devlete karşı muhalif eylemlere katıldıkları an siyasi özneler olarak görüldüklerini ve korunmalarına, haklarına dair endişeler bir kenara bırakıldığını kaydediyor.

Vaka Dosyası: Yaş Büyütme ve Yetişkin Yargılamaları Anatomisi
Resik Hüseyin (Seyit Rıza’nın Oğlu)
1937
16 yaşında olmasına rağmen İstiklal Mahkemesi heyeti tarafından yaşı kâğıt üzerinde keyfi olarak 21’e çıkarıldı. Hiçbir tıbbi inceleme yapılmadı.
Sonuç: Babası Seyit Rıza ile birlikte Elazığ Buğday Meydanı’nda asılarak idam edildi.
Erdal Eren
1980
17 yaşında bir lise öğrencisiydi. Avukatının kemik yaşı tespiti için Adli Tıp Kurumu’na sevk talebi mahkeme heyeti tarafından reddedildi ve doğrudan yetişkin kabul edildi.
Sonuç: Ankara Sıkıyönetim Mahkemesi kararıyla henüz 17 yaşındayken asılarak idam edildi.
Cüneyt Ertuş
1998
16 yaşında gözaltına alındı. Yaşı kâğıt üzerinde büyütülmese de, dönemin DGM pratiğiyle “çocuk” kimliği tamamen yok sayılarak yetişkin bir fail gibi yargılandı.
Sonuç: Yetişkin infaz hükümlerine tabi tutularak uzun süreli hapis cezasına çarptırıldı.
“Taş Atan Çocuklar” (TMK Mağdurları)
2006-2010
Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 9. maddesindeki değişiklikle, sokak eylemlerine katılan 15-16 yaşlarındaki yüzlerce çocuk “kanun eliyle” doğrudan yetişkin sayılarak DGM ve Özel Yetkili Mahkemelerde yargılandı.
Sonuç: Fiilen yaşları büyütülmüş kabul edilerek 10 ile 20 yıl arasında değişen cezalara çarptırıldılar.
Emrah Bayram
2009
15 yaşında gözaltına alındı. Hastanede doktorun “Yaşı büyütülecek kişi bu mu?” diyerek hazırladığı bilimsel olmayan raporla, Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) itirazına rağmen mahkeme heyeti tarafından tek celsede 7 yaş birden büyütüldü.
Sonuç: Ağır Ceza Mahkemesi’nde yetişkin olarak müebbet ve 10 yıl 5 ay hapis cezası aldı. Hukuksuzluğa imza atan heyet yıllar sonra FETÖ’den ihraç edildi.
Mazlum İçli
2014
14 yaşındayken, olay saatinde 140 kilometre uzakta bir düğünde olduğu kamera ve HTS kayıtlarıyla saniye saniye ispatlanmasına rağmen bilimsel ve dijital deliller yargı tarafından yok sayıldı.
Sonuç: Çocuğun üstün yararı ve masumiyet karinesi bütünüyle ihlal edilerek, tıpkı bir yetişkin gibi 124 yıl 8 ay hapis cezası verildi.
Zaim Hişman Ali
2026
Resmi kimlik evraklarında 18 yaşının altında bir çocuk olduğu açıkça belgelenmesine rağmen, mahkeme heyeti bu resmi evrakları dikkate almayarak kâğıt üzerinde yaşını büyüttü.
Sonuç: Yaşının büyütülmesiyle yargılandığı Ağır Ceza Mahkemesi’nde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Eren Keskin: “Devlet aklının istediği raporları veriliyor”

Hukuk sisteminin yaş büyütme ile ilgili yaklaşımını İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, bir devlet politikası olarak değerlendiriyor:

“Türkiye Cumhuriyeti Devleti maalesef ki bir hukuk devleti olma iddiasında bulunmasına rağmen bir hukuk devleti değil. Yazılı hukukuyla uygulama birbirinden farklı. Bırakın uluslararası hukuku, kendi iç hukukunu dahi uygulamıyor. Çocuklarla ilgili duruma gelince Türkiye, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin tarafı. Ancak bugüne kadar özellikle siyasi yargılamalarda hiçbir zaman Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne uygun bir davranış içinde olmadı.”

İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Foto: MA

“Bırakın askeri darbeleri bu coğrafya iki büyük soykırım yaşadı. 1915 Ermeni ve diğer Hristiyan halklarımıza yönelik soykırım, 1938 soykırımı…” diyen Keskin bütün bu soykırım ve katliamlarda birçok çocuğun yaşamını yitirdiğini kaydederek “Yakın dönemde taş atan çocuklar olsun, yine Mazlum İçli davasında olduğu gibi asla çocuğun üstün yararı ilkesine uygun davranmadılar. Kendi politik anlayışları doğrultusunda bir cezalandırma pratiği sergilediler” değerlendirmesini yapıyor.

Mazlum İçli

Yaşı büyütülerek müebbet hapis verilenler

Erdal Eren ve Mazlum İçli’nin durumları halen hafızalarda tazeyken, yine iki çocuğun benzer yöntemlerle yaşlarının büyütülüp ağır cezalara çarptırıldıkları ortaya çıktı.

Bunlardan 2009 yılından bu yana tutuklu olan Emrah Bayram. Bayram’ın yaşı büyütüldü ve Bayram müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

11 Ekim 1994 doğumlu Emrah Bayram, 27 Eylül 2009 tarihinde Bitlis merkeze bağlı Kayalıbağ köyü kırsalında çıkan çatışma sırasında HPG’li olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Bayram, “suça sürüklenen çocuk” kategorisinde yargılanarak tutuklandı. Emniyetin girişimleri üzerine yaşının büyük olduğuna dair rapor alınması için Bitlis Devlet Hastanesi’ne sevk edildi. Hastane, Bayram’ın 22 yaşında olduğuna dair rapor düzenledi. İtiraz üzerine 1 Eylül 2009’da bir kez daha aynı rapor hazırlandı.

Avukatlar, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılama sürecinde müvekkillerinin Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesini istedi. Mahkeme, hastanenin raporunu 26 Nisan 2011’de İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderdi. ATK, hastane raporuyla yaşın belirlenmesinin zor olduğunu belirtti.

Ağustos 2012 Tarihli Resmi Verilere Göre

SİYASİ DAVALARDA ÇOCUK BİLANÇOSU

9.931 Yargılanan Çocuk
10 BİN+ 2012 Yılı Eklendiğinde
Yargılanan
Mahkûm Edilen
2002
358 (129)
2003
545 (93)
2004
134 (13)
2005
150 (12)
2006
474 (23)
2007
900 (211)
2008
948 (178)
2009
2.036 (1.589)
2010
3.312 (1.522)
2011
874 (166)
Kaynak: CHP MV. Turgut Dibek’in soru önergesine Adalet Bakanlığı’nın verdiği yanıt / DGM (2002-2004) ve ÖYM (2004-2011) verileri.

Çocuk mahkemesi yerine ağır cezada yargılandı

Mahkeme, buna rağmen karar duruşmasında Bayram’ın doğum tarihinin 1987 olarak düzeltilmesine karar verdi. Yaşı 7 yaş birden büyütülen Bayram, Çocuk Mahkemesi yerine ağır cezada yargılandı ve müebbet hapis ile 10 yıl 5 ay hapse mahkum edildi. O dönem Bayram’ın avukatlığını yapan Osman Çelik tutuklanınca avukatsız kalan Bayram, yeni avukatına vekalet vermek için gittiği noterde “yaşı küçük olması nedeniyle” işlem yapamadı. Noter işlemleri ancak anne ve babasının gelmesiyle yapılabildi. Mahkemenin verdiği ceza ise 26 Nisan 2013’te Yargıtay’da onandı.

Söz konusu hukuksuzlukta imzası bulunan Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi savcısı Mehmet Ali Canavcı, üye hakim Ahmet Ödül ve mahkeme başkanı Behçet Aşılar, 15 Temmuz 2016’daki askeri kalkışma sonrası “FETÖ” soruşturması kapsamında görevden alındı.

Başka bir örnek: Zaim Hişman Ali

Diğeri de Rojavalı Zaim Hişman Ali. 2024 yılında ortaya çıkan bilgilere göre Ali’ye 17 yaşındayken ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Zaim Hişman Ali, 13 Ekim 2019 tarihin Türkiye’nin Til Ebyad’a yönelik operasyonunda gözaltına alınıp 8 Kasım 2019’da Türkiye’ye getirildi ve 13 Kasım 2019’da tutuklandı. Bundan 7 ay sonra, 26 Haziran 2020’de ise tek celsede ‘ağırlaştırılmış müebbet’ verildi. Bu ceza üç ay sonra, 23 Eylül 2020’de İstinaf Mahkemesi’nde, 16 Şubat 2022 tarihinde ise Yargıtay tarafından onaylandı.

Eren Keskin, mahkemelerin yaş büyütme yaklaşımlarında Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) pozisyonuna şu sözlerle dikkat çekiyor:

“Burada esas tartışılması gereken mesele yıllardır dile getirdiğimiz gibi hem işkencenin bir devlet politikası olması hem de Adli Tıp Kurumunun bu tür olaylarda tek yetkili merkez olması. Kemik yaşına göre yaş büyütmeler, Mazlum İçli dosyasında olduğu gibi, taş atan çocuklar döneminde olduğu gibi ya da cinsel istismara uğrayan çocuklarda olduğu gibi adli tıp bir resmi bilirkişi kurumu olarak maalesef ki yargının istediği ya da devlet aklının istediği raporları veriyor. Bu sistematik, büyük bir cezasızlık politikası hüküm sürüyor. Kaldı ki bugünlerde ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramını dahi tartışmaya açan, çocukların yetişkin gibi cezalandırılmasını öngören birtakım değişiklikleri de tasarlamaktadır.”

“Özellikle siyasi davalarda kaldı ki burada esas mesele tabii ki Kürt çocuklarıdır, Kürt çocukları ile ilgili davalarda bu çocuk hakları sözleşmesi hiçbir şekilde uygulanmıyor. Aslında sadece siyasi nedenle değil. Hangi nedenle olursa olsun bence Türkiye Cumhuriyeti devleti yargısı çocuğun üstün yararı ilkesini tümden görmezden geliyor.”

“Siyasî özne olarak kabul ediliyorlar”

Prof. Dr. Maksudyan, normal şartlarda sistem tarafından siyasetin dışında tahayyül edilen çocukların devlete muhalif eylemler içinde yer aldıklarında istisnai biçimde siyasî özne olarak kabul edildiklerine ve çocuklukla ilişkilendirilen koruma önceliğinin bir kenara bırakıldığına dikkat çekiyor:

“1 Mayıs 2013’te Taksim’de henüz 17 yaşında olan D.A. polisin attığı gaz bombası kartuşuyla başından ağır yaralanıp, kafatası kırıldığında İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, “Dilan örgüt üyesidir, marjinal grup üyesidir. Tam bir radikal mensuptur. Yaptığımız hiçbir eksik ve yanlış işlem yoktur” diyerek bu bakışı özetlemiştir. D.A.’nın çocukluğunu “örgüt üyeliği” bitirmiştir. Hakim muhafazakâr anlayışa göre, çocukların politizasyonu ve siyasal eylemliliği yetişkinler tarafından kandırılmak, manipüle ve istismar edilmek şeklindedir. Bu çocuklar bir çırpıda terörist, örgüt üyesi, anarşist, çapulcu diye etiketlenir.”

Hasan Erdoğan: “En çarpıcı örnek yaş büyütme”

Ankara Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nden Avukat Hasan Erdoğan da Türkiye’deki ceza sisteminin çocukları yargılarken çocuk olarak görmediğini belirtiyor:

“Aslında çocuk adalet sisteminin, Türk ceza sisteminin çocuklara bakışının en çarpıcı en net örneği bu yaş büyütme meselesi. Çünkü bizim sistemimiz çocukları ceza yargılamasında çocuk olarak görmüyor. Sadece tırnak içerisinde çocuk diyor. Yaşı küçük suçlu olarak görüyor. Ama bazen o yaş küçüklüğünü işte Erdal Eren’de olduğu gibi, daha sonra birkaç örneği daha oldu, tabii onlara idam cezası verilmedi ama cezaları ağırlaştırıldı, örneği çok bunun. Bu en çarpıcı, en tipik örneği aslında yaş büyütme meselesi. Yani orada aslında güdülen şey kısasa kısas dediğimiz cezalandırma.”

Avukat Hasan Erdoğan

“Amaçlanan şey çocuk adalet sistemindeki düzenlemelerde olduğu gibi çocuğun tekrar toplumla bütünleştirilmesi, toplumla barışması değil” diyen Erdoğan değerlendirmesine şöyle devam ediyor:

“Çocuğun cezalandırılması amaçlanıyor çoğu zaman ve bu yaş büyütme meselesi de bunun en tipik örneği. Aslında pek çok zaman TMK kapsamında yargılanan, kamuoyunca taş atan çocuklar olarak bilinen davalarda pek çok hak ihlali maalesef ceza yargılamalarında çocuklar aleyhine tamamen gerçekleşti. Yani çünkü o dönemin başbakanı 2007 yılında ‘kadın da olsa, çocuk da olsa biz gereğini yapacağız’ dedi ve 2008 yılında Terörle Mücadele Kanununda değişiklikler yapıldı. O çocuklar siyasal suçlara bakan mahkemelerde yani çocuk mahkemelerinde yargılanmaları gerekirken o mahkemelerde yargılandı.”

Yaş büyütmenin “yasal” kılıfı: Yeni yargı paketi

Uzmanların işaret ettiği devlet aklının bu cezalandırıcı pratiği, şimdilerde yeni bir yasa teklifiyle doğrudan kanun maddesi haline getirilmeye çalışılıyor. “Yeni nesil çeteler”in gündem olmasının ardından iktidar tarafından Meclis’e sunulan ve Adalet Komisyonu’nda görüşülmeye başlanan “Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, çocukların yetişkinler gibi yargılanmasının önünü tamamen açıyor.

18 maddeden oluşan teklife göre, mevcut yasaların tanıdığı yaş küçüklüğü indirim oranları değiştirilecek. Böylece ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren fiillerde verilecek ceza 12-15 yıldan 13-18 yıla çıkarılacak. Kasta dayalı kusurun ağırlığı dikkate alınarak 15-18 yaş grubundaki çocuklar hakkında yaş indirimi uygulanmayabilmesi de mümkün olacak ve çocukların doğrudan müebbet hapis cezası almasının önü açılacak. Teklifle birlikte “suça sürüklenen çocuk” ifadesi ise “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilecek.

AKP, düzenlemeyle suçun önlenmesini amaçladığını belirtirken, hak savunucuları, muhalefet milletvekilleri ve STK’lar düzenlemenin “çocuğun üstün yararı” ilkesini tamamen ortadan kaldırdığını belirtiyor.

YENİ YARGI PAKETİ ÇOCUKLAR İÇİN NE GETİRİYOR?
Cezalarda Artış ve İndirimlerin İptali Madde 2

15-18 yaş arası çocuklar için hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılıyor. Kasten öldürme ve ağır yaralama suçlarında, kasta dayalı kusurun ağırlığı dikkate alınarak yaş indirimi uygulanmayabilecek.

Sonuç: Çocukların ağır cezalara ve müebbet hapse çarptırılmasının önü doğrudan açılıyor.

Önce Kapalı Cezaevine Madde 6-7

Çocuk hükümlülerin cezalarının infazına doğrudan “çocuk eğitimevlerinde” başlanması kuralı kaldırılarak, infaza öncelikle çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlanması hükmü getiriliyor.

Sonuç: Belli süre ceza alan çocuklar istisnalar dışında doğrudan kapalı kurumlara kapatılacak.

Tekerrür Yaşı 15’e İndiriliyor Madde 3

Mevcut kanunda suçu işlediği sırada 18 yaşını doldurmamış çocuklar için suçta tekerrür (suçun tekrarı) hükümleri uygulanmazken, bu yaş sınırı yeni paketle 15 yaşa düşürülüyor.

Sonuç: 15 yaşını dolduran çocuklar, yetişkinler gibi tekerrür hükümlerine ve mükerrir infaz rejimine tabi tutulacak.

İnfaz Hesaplaması Değişiyor Madde 8

Koşullu salıverilme hesaplanırken 15 yaş altındaki çocukların cezaevinde geçirdiği 1 günün 2 gün sayılması kuralı; kasten öldürme, cinsel suçlar, uyuşturucu ve örgüt kurma suçlarında iptal ediliyor.

Sonuç: Ağır suç isnat edilen 15 yaş altı çocuklar, yetişkinlerle aynı infaz hesaplamasına maruz kalacak.

“Suça Sürüklenen” Yerine “Adli Süreçteki” Çocuk Madde 16

Hukuki mevzuatta ve Çocuk Koruma Kanunu’nda yer alan “suça sürüklenen çocuk” (SSÇ) ibaresi tüm metinlerden çıkarılarak yerine “adli süreçteki çocuk” tanımlaması getiriliyor.

Gerekçe: İktidar bu değişikliği “soruşturma aşamasında önyargıyı ve doğrudan suç isnadını engellemek” olarak açıklıyor.

18 maddeden oluşan teklife göre, mevcut yasaların tanıdığı yaş küçüklüğü indirim oranları değiştirilecek. Böylece ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren fiillerde verilecek ceza 12-15 yıldan 13-18 yıla çıkarılacak. Kasta dayalı kusurun ağırlığı dikkate alınarak 15-18 yaş grubundaki çocuklar hakkında yaş indirimi uygulanmayabilmesi de mümkün olacak ve çocukların doğrudan müebbet hapis cezası almasının önü açılacak. Teklifle birlikte “suça sürüklenen çocuk” ifadesi ise “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirilecek.

AKP, düzenlemeyle suçun önlenmesini amaçladığını belirtirken, hak savunucuları, muhalefet milletvekilleri ve STK’lar düzenlemenin “çocuğun üstün yararı” ilkesini tamamen ortadan kaldırdığını belirtiyor.

18 Maddelik Yargı Paketine Yönelik

MUHALEFETİN İTİRAZLARI

CHP Logo

Aliye Coşar (Antalya) & Gizem Özcan (Muğla)

Çocukların suça sürüklenmesi sadece asayiş olayı olarak görülemez, sosyal devletin devreye girmesi ve eğitimden kopuşun önlenmesi gerekir. Cezaları artırmak tek başına yeterli olsaydı önceki düzenlemelerde bu sorun çözülmüş olmaz mıydı? Teklif sadece çocuğun ve ailesinin cezasını artırıyor.

DEM Parti Logo

Beritan Güneş Altın (Mardin)

Teklif bilimsel verilerden tamamen uzaktır ve sadece cezalarla suçun önüne geçilemez.

İYİ Parti Logo

Selcan Taşcı (Tekirdağ)

Kademeli ceza artırımını desteklemekle birlikte; suç işlenmeden önce önleyici tedbirlerin alınması ve rehabilitasyonun mutlak suretle etkili bir ıslah mekanizmasına dönüştürülmesi gerekmektedir.

Yeni Yol Partisi Logo

İdris Şahin (Ankara)

Düzenleme, mevcut çocuk adalet sistemini ileriye taşıyacak hiçbir adım içermemektedir.

EMEP Logo

Sevda Karaca (Gaziantep)

Bütün çocukların hakları için böyle bir cezalandırma mümkün değildir. Cezaevine tıkma pratiği bütün çocukların haklarını yok etmek anlamına gelir; acıları büyütür, mağduriyetleri artırır. Eğer bunu yaparsanız suç oranları düşmez, daha fazla artar. Sizi uyarıyoruz!

“Çocuğu yaşı küçük suçlu olarak görüyor”

Avukat Hasan Erdoğan, yargı sisteminin çocuklara bakışını ve yasa tasarısındaki cezalandırma mantığını şöyle açıklıyor:

“Bizim sistemimiz çocukları ceza yargılamasında çocuk olarak görmüyor. Sadece tırnak içerisinde çocuk diyor. Yaşı küçük suçlu olarak görüyor. Burada aslında güdülen şey kısasa kısas dediğimiz, cezalandırma. Amaçlanan şey çocuğun tekrar toplumla bütünleştirilmesi, toplumla barışması değil. Evrensel hukuk normlarında ve Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde 18 yaşın altındaki her birey çocuktur ve devlete pozitif yükümlülükler yükler. Ama bu yaş büyütme ve çocuk yargılamalarıyla birlikte, özellikle çocuk tutukluluğuyla devlet bu yükümlülükleri ihlal ediyor.”

Erdoğan, çocukların suç örgütlerinin eline düşmesini engelleme gerekçesiyle sunulan yasa tasarısına da şu sözlerle itiraz ediyor:

“Bu iç kamuoyuna yönelik politik bir davranış. Cezaların arttırılması hiçbir zaman suçun önlenmesine fayda sağlamamıştır. Bundan 10 yıl kadar önce 36 sivil toplum örgütü ile ‘Çocuk cezaevleri kapatılsın’ girişimi başlatmıştık. O zaman Türkiye’de 3 tane çocuk cezaevi vardı, şu an 7 tane oldu. Yeni yasa tasarısında çocuklara ve anne babalara yönelik cezai yaptırımlar düzenlenmiş durumda. Neden o çetelere katılıyorlar? Annesinin, babasının durumu nedir? Bunların üstüne gitmek yerine yasanın gerekçesinin aksine… çünkü yasanın gerekçesinin taslak halinde öyle bir hüküm var, ilk maddede: Çocukları suç örgütlerinin eline düşmekten kurtarmak amacıyla hazırlıyoruz diyorlar. Ama düzenleme içerisinde öyle bir şey yok. Sadece çocukların yargılanmasının yetişkinlerle birebir aynı değil ama yetişkinlere yakın bir şekilde yapılmasını öngörüyorlar. Mesela çocuklar hüküm giydiğinde cezaevinden alıp eğitim evlerine veriyorlar. Şu anki taslakta diyor ki, eğitim evine verilebilmesi için cezaevi izleme kurulunun olumlu raporu olması lazım. Yani şimdi o zaman çocuğu sürekli cezaevlerinde tutacaksınız. Çünkü eğitim evine gittikleri zaman okula gidebiliyorlar. İşte hafta sonları ya da ayda bir kez iki kez izinleri var. Aileleriyle görüşebiliyorlar. Ama kapalı cezaevinde sadece bir kez açık görüş var, bir saat.”

“Hiçbir mesele gerçek anlamda tartışılmıyor”

Eren Keskin ise Ahmet Minguzi’nin öldürülmesi ile ilgili davada ve sonrasında bir tartışmanın yaratıldığını ve çocukların artık yetişkinler gibi yargılanması gerektiğinin belirtildiğini hatırlatıyor:

“Bu durumdan da en başta siyasi nedenle ile yargılanan çocuklar tabii ki en büyük etkilerini görecekler. Bu coğrafyada maalesef hiçbir mesele gerçek anlamda tartışılmıyor. İfade özgürlüğü önündeki büyük engeller nedeniyle birçok kurum ve kişi gerçek görüşlerini açıklamıyorlar. Ama şunun altını bir kez daha çizmek gerekiyor ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti altına imza attığı sözleşmelere çocuklar dahi söz konusu olsa uygun davranmıyor. Sözleşmeleri ihlal ediyor.”

Yeni teklif çocuklarla birlikte ailelere yönelik de kimi cezai sorumluluklar yüklüyor. Türk Ceza Kanunu’nun “Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüğün ihlali”ni düzenleyen 233. maddesinde yapılan değişiklikle, çocukların bakım, eğitim veya gözetim yükümlülüğünü ihmal eden ana ve babaya verilecek hapis cezaları artırılıyor. Ayrıca bu ihmal veya ihlaller neticesinde çocuğun kasten öldürme veya ağırlaşmış yaralama suçlarını işlemesi durumunda, şikayet aranmaksızın ebeveynlere verilecek cezaların yarısından iki katına kadar artırılması öngörülüyor.

Bu durum 2006’dan sonra Kürt illerinde gerçekleşen toplumsal olaylar üzerine Terörle Mücadele Kanunu’ndaki değişiklikleri hatırlatıyor. Bu değişikliklerle Kürt ebeveynlerin çocuklarını gösterilere gönderdikleri için cezalandırılabilmelerini de yasallaştırdı. 2011 yılında, siyasi taş atma eylemlerine katılan çocukların ebeveynlerinden ayrılarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın “Sevgi Evleri” adı verilen yetiştirme yurtlarına kapatılacağı açıklamasıyla ebeveyn sorumluluğunun altı bir kez daha çizildi.

Maksudyan, çocukların bu iddialara rağmen cezalandırıldığını belirtiyor:

“Çocukların korunmasına odaklanan bu iddialara rağmen, siyasallaşmış Kürt çocukları aslında ağır şekilde cezalandırılıyordu. İnsan Hakları Derneği (İHD), Türk devletinin Kürt çocuklarına uyguladığı, işkence de dahil olmak üzere şiddeti ifşa etti. 2007-2008 yılları arasında 1500’den fazla çocuk, ağır ceza mahkemelerinde terörle ilgili suçlardan yargılanarak ortalama 25 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya kaldı (İnsan Hakları Derneği [İHD], 2008). 2008 yılında çocuklar, Abdullah Öcalan’a kötü muamele yapıldığı iddialarına karşı düzenlenen gösterilerde yine çok sayıda sokaktaydı. Bu gösteriler sırasında da yüzlerce çocuk tutuklandı.”

Söz konusu yasa tasarısı gündem gelmesinin ardından hak örgütleri ve sivil toplum kuruluşları çeşitli etkinliklerle ve açıklamalarla tasarıya tepki gösteriyor.

Hak savunucuları da tepkili

15 Temmuz’da 160 örgütün bir araya gelerek oluşturduğu Çocuklar İçin Adalet Ortak Çağrı Grubu, teklifin çocuk haklarına ilişkin bilimsel verileri, uluslararası yükümlülükleri ve saha deneyimlerini göz ardı ettiğini belirtti. TİHEK’in Tekirdağ Karatepe Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na ilişkin raporuna dikkat çekilerek, 288 kişilik kapasiteye sahip kurumda 432 çocuk tutulduğu kaydedildi.

16 Temmuz tarihinde de çocuk hakları savunucuları Meclis’in Dikmen Kapısı önünde bir araya gelerek “Bu bir çocuk koruma değil, vazgeçme yasasıdır” pankartı açıldı. Büşra Çelik, “Sorun çocuklar değil. Çocuklar cezalandırılmamalı, desteklenmeli” dedi.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.