Fransa’da yerel seçimler geride kalırken partiler, Eylül’deki Senato ve gelecek sene yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gözlerini dikti. Yerel seçimlerin etkileri hala tartışılırken sonuçların geleceğe nasıl yansıyacağı merak konusu.

Fransa’da yerel seçimler, her 6 yılda bir yapılıyor. 2020’nin ardından bu yıl yapılan seçimlerin ilk turu 15 Mart, ikinci turu ise 22 Mart’ta gerçekleşti. Özellikle önümüzdeki eylülde yapılacak olan Senato seçimi ve gelecek yılın nisan ayında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimi düşünüldüğünde Fransa, seçimlerle geçecek bir dönemin kapısını araladı. Geride kalan yerel seçime bakıldığındaysa Fransa’nın politik iklimi ve seçmen davranışları üzerine düşünülmesi gereken pek çok konu bulunuyor.
Oy kullanma oranlarına bakıldığında Fransa, tarihindeki en düşük katılım oranlı seçimlerden birini geride bıraktı. 2020’deki yerel seçimlerde Covid-19 pandemisinin de etkisiyle katılım oranı %40’larda kalırken bu seçimde ise böyle istisnai bir durum olmamasına karşın katılım, %57 oldu. Bu oran, ülke tarihindeki [pandemi hariç] en düşük seçim katılım oranı. Neredeyse seçmenlerin yarısının oy kullanmadığı böylesi bir gerçeklik, seçilen belediye başkanları ve meclis üyelerinin meşruiyeti üzerinde soru işaretleri oluşturdu.
Buna en büyük örnekler, Mulhouse ve Châtellerault gibi şehirler oldu. Mulhouse’da Frédéric Marquet, ikinci turda %24,07 oranla belediye başkanı seçildi. Şehrin seçime katılım oranının %46 olduğu düşünüldüğünde Marquet, oy kullanabilecek toplam seçmenin yalnızca %11,1’inin oyunu almış oldu. Châtellerault’da ise katılım oranı %55’lerde seyretti. Seçimi ikinci turda %27,3 oy ile kazanan Anne-Florence Bourat, benzer bir matematikle toplam seçmen sayısının %14,9’una tekabül eden bir temsiliyetle belediye başkanı oldu. Ayrıca ülke geneline bakıldığında 66 orta-büyük ölçekli şehirde temsiliyet oranı ortalama olarak beşte birde kaldı.
Senato’nun kilidi
Tüm bu temsiliyet tartışmalarının ötesinde yerel seçimler, Fransa’nın kapılarını araladığı seçimler dönemi için bir hazırlık ve mevzi kazanma savaşıydı. Eylül’de Senato’daki 348 koltuğun 178’i için Marsilya, Nice, Toulouse, Bordeaux, Rennes, Montpellier, Strazburg, Lyon gibi büyük şehirlerin bağlı bulunduğu onlarca departmanda seçimler yapılacak. Doğrudan halk oyuyla yapılmayan Senato seçimleri için belediye meclisi üyeleri, departman meclisi üyeleri, bölge meclisi üyeleri ve milletvekillerinden oluşan özel bir seçmen kurulu (collège électoral) oluşturuluyor. Burada en büyük payda ise belediye meclisi üyelerinden oluşuyor. Dolayısıyla geçtiğimiz haftaki seçimler, Senato için büyük bir önem arz ediyor.

Ayrıca, mevcut Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un son dönemini yaşadığı da hesaba katıldığında, Macron sonrası dönemin adım sesleri artık daha yüksek şekilde duyuluyor. Macron’un partisi Rennaissance’ın seçimde erimesi, düşük katılım, sol içindeki bölünmeler ve küçük-orta büyüklükteki şehirlerde sağ partilerin kazandıkları koltuklar, senatoda çoğunluğun yine sağ/muhafazakâr bir çizgide olacağına işaret ediyor. Ayrıca ilk defa büyük bir seçim deneyimi yaşayan Boyun Eğmeyen Fransa (La France Insoumis-LFI), özellikle banliyöler ile dar gelirli mahallelerde iyi bir atılım yaptı ve bunun meyvelerini Senato’da da benzer bir şekilde almak istiyor.
Merkezde çatırdama
Senato seçimlerinden 7 ay sonra ise halk, yaklaşık 1 yılın ardından bu sefer cumhurbaşkanlığı için tekrar sandığa gidecek. Le Havre’da seçimi kazanan eski Başbakan Edouard Philippe’in partisi Horizons (Ufuk), yaklaşık 450 belediyede başa geldi. Bu da Renaissance gibi merkezde bulunan Horizons’un 2027 için kayda değer bir kazanım sağladığını gösteriyor. Renaissance’ta ise buna karşın bir yol arayışı mevcut. Eski Başbakan Gabriel Attal partinin merkezde kalma tutumunu sürdürme eğilimindeyken pek çok başka isim, rotalarını sağa çevirdiler. Macron, cumhurbaşkanlığına veda ederken “Macronizm” de bir yol ayrımında gibi görünüyor.
İktidarda olmasına karşın adaylarının başarısız sonuçları, Macron cephesi için yereldeki örgütlenmesinin kök salamadığının bir göstergesi oldu. Özellikle eski Kültür Bakanı Rachida Dati’nin Paris’te ve eski Başbakan François Bayrou’nun Pau’da aldıkları yenilgiler, iktidarın çarkının artık dönmediğinin ilanıydı. Yine de bu durumu terse çevirmek adına denenen ve seçmenlerin karşısına “bağımsız, ideolojisiz, logosuz, partisiz” çıkma stratejisi, Bordeaux’da başarılı olmasına karşın erimeyi durdurmaya yetmedi.

Macron bloğunun aldığı yaraya rağmen seçimde gözle görülür bir atılım yapan Horizons ve Philippe’in yolu, 2027 için açık görünüyor. Buna rağmen, Christian Estrosi’nin Nice’te aşırı sağ Ulusal Birlik (Ressemblement National-RN) adayı Eric Ciotti’ye kaybetmesi, geleneksel sağ ve aşırı sağın bir araya geldiği takdirde merkez/merkez sağın işinin zorlaştığını gösteriyor.
Solda zaferler ve bölünme tartışmaları
Sol ittifakların Paris, Marsilya, Lyon gibi büyük şehirlerdeki seçim zaferleri düşünüldüğünde seçimden kazançlı çıkan taraflardan biri de Fransa solu gibi görünüyor. Fakat daha derinlemesine bakıldığında solda ittifak tartışmaları kampanya sürecinden beri hız kesmeden devam ediyor.
Sol içerisinde yapılan tartışmaların en önemlilerinden biri, radikal sol olarak görülen ve sağın seçmen gözünde “öcü”leştirmeye çalıştığı LFI’yle ittifak yapılıp yapılmayacağı, eğer yapılacaksa bunun sandıkta ne şekilde tezahür edeceğiydi. Sosyalist Parti yönetimi, daha öncesinde LFI ile ittifak yapılmayacağını duyurmasına rağmen ilk turun ardından hem sol ittifakın hem de LFI’nin ciddi oy aldığı bazı kentlerde listeler birleştirildi ve yeni ittifaklar yapıldı.
Bu, Lyon ve Nantes gibi bazı kentlerde sandığa olumlu yansırken başta Toulouse olmak üzere başka kentlerde hüsranla sonuçlandı. Toulouse’da ilk turu birinci tamamlayan LFI adayı François Piquemal’in arkasında birleşen ve kâğıt üstünde %50’yi geçen sol, aşırı sağın LFI’nin önünü kesmek için muhafazakâr Cumhuriyetçiler’in (Les Republicains-LR) ardında birleşmesiyle seçimi kaybetti. Paris’te ise Emmanuel Grégoire, rakibi Rachida Dati’ye 10 puan fark atarak seçimi kazandı. Bu seçimin LFI ile ittifaka karşı olan sosyalistler adına önemli yanıysa Sosyalist Parti ve Yeşiller’in başını çektiği sol ittifakın, LFI olmadan bu başarıyı elde etmiş olmasıydı.

İşte böyle bir iklimde sosyalistler, kazanılan belediyelerin yanı sıra kayıpların sebeplerini arıyorlardı. Bu arayışta ise partinin bazı isimleri hesabı LFI’ye kesti. Sağ seçmenlerin gözündeki “Mélenchon” algısı ve LFI’nin radikal söylemleri gibi argümanlarla partinin bazı üst düzey isimleri, ilerleyen dönemlerde LFI ile ittifak kurulması halinde seçim zaferi yaşamanın imkânsız olduğunu savunuyor. Öte yandan başka üst düzey isimlerse ittifak kurulması fikrine bu kadar keskin yaklaşmıyor.
Bu tartışmalar bir yana LFI, seçim performansından oldukça memnun. 2020 yerel seçimlerini pas geçen parti, bu seçimde banliyö ve dar gelirli mahallelere yönelik geliştirdiği seçim stratejisinin meyvelerini topladı ve buralarda kayda değer seçim zaferleri elde etti. Bunun yanında nüfusu 100 binden fazla pek çok büyük kentte %10 barajını geçerek ikinci tura katılma hakkı elde etti. Saint-Denis belediyesini henüz ilk turda kazanan Jean-Luc Mélenchon’un partisi, işçi sınıfı ve göçmenlerin yoğun olarak yaşadığı Roubaix ve Vénissieux gibi şehirlerde de ipi göğüsledi.
Sağın rotası
Aşırı sağ, 2027 için umutlarını hâlâ korumasına karşın yerel seçimlerde alınan sonuçlar bölgeden bölgeye oldukça farklılaştı. Nice’te Estrosi’ye karşı Ciotti’nin seçimi kazanması, aşırı sağ adına sembolik bir zafer oldu. Ancak kuzeye geldiğimizde Le Havre’da RN ve Cumhuriyet için Sağcılar Birliği (Union des droites pour la République-UDR) adayı Franck Keller, %11,12 oy alabildi. Bu gibi örnekler, aşırı sağın bölgeden bölgeye, şehirden şehre gözle görünür ciddi oy değişimleri yaşadığını gösteriyor.
Bu durumun bir diğer sebebi de aşırı sağın yerel örgütlenme bağlamında gereken atılımı sağlayamaması olarak karşımıza çıkıyor. 2020’de 400 şehirde liste çıkaran RN’in bu seçime 600 listeyle girmesine karşın yine de yerel örgütlenmenin eksikliği göze çarpıyor. RN Milletvekili Alexandre Loubet, “Aday bulamadığımız yerler var ve kötü bir aday çıkarmaktansa hiç aday çıkarmamayı tercih ederim” şeklindeki açıklamasıyla bu duruma dair bir bakış açısı sunmuştu. Ayrıca RN lideri Jordan Bardella, “RN, tarihinin en büyük atılımını gerçekleştiriyor. Daha önce hiç bu kadar çok seçilmişimiz olmamıştı” sözleriyle partisinin seçim performansına dair memnuniyetini dile getirmişti.

Geleneksel sağ ise büyük şehirlerde beklediğini bulamadı. Paris, Marsilya, Lyon gibi şehirlerde sol ittifakın adaylarına karşı seçimler ikinci tura taşınmasına karşın birinci parti olunamadı. Üstelik LR, ülkenin güneydoğusunda kuvvetli olmasına karşın buradaki konumunu aşırı sağa karşı kaybetme korkusuyla yüzleşiyor. LR Senatörü Dominique Estrosi Sassone’un “Oldukça sağda yer alan seçmen tabanından sağın birleşmesi yönünde bir baskı var ama bu yeni keşfettiğimiz bir şey değil” şeklindeki yorumu da durumdan çıkış formülünü sağın ve aşırı sağın yakınlaşması olarak çiziyor.





