“Bir varlık mücadelesi”: Kürt kentlerinde insansızlaştırma maden talanlarıyla sürüyor

Diyarbakır ve Dersim’de köylülerin maden projelerine karşı direnişi sürüyor. 1990’larda boşaltılan köyleri şimdi de maden şirketleri tehdit ederken halk toprağını savunmakta kararlı.

Fotoğraflar: Munzur Çevre Derneği

Diyarbakır’ın Lice ve Dersim’in Pülümür ilçelerinde Dimin Madencilik’e karşı köylüler direnişlerini sürdürüyor. Geçmişte köylerinden koparılan halk, bugün yine aynı korkuyu yaşıyor. Şirketler ise geri adım atmıyor.

Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Koçmar (Koçmarin) ve Kılıçlı (Mizag) köylerinde halk, iki seneyi aşkın süredir Dimin Madencilik’in bakır ocağı projesine karşı mücadele ediyor.

Diyarbakır Barosu Çevre ve Kent Komisyonu Başkanı Ahmet İnan, Lice ile Bingöl’ün Genç (Daraheni) ilçeleri arasında kalan köylerin hepsinin 90’larda tamamen boşaltıldığını aktardı.

İnan’a göre maden şirketleri, özellikle bu köyleri seçiyor çünkü köyler eski nüfusuna hiçbir zaman kavuşamadı ve geriye, bu ekolojik tahribatlara direnecek genç bir nüfus da kalmadı.

Dimin Grubun iştiraki olan Dimin Madencilik, Kılıçlı (Mizag) köyü, Koçmar (Koçmarin) mezrasında uzun bir süredir proje planlıyor. Bu projenin Diyarbakır’a kayıtlı Dimin Madencilik ile Dimer Mermer ortaklığında yapılacağı belirtiliyor. Etkilenecek yerleşimler olarak Akçabudak, Kılıçlı, Bayırlı, Saydamlı, Ulucak, Yorulmaz, Baharlar, Güldiken, Üçdamlar ve Hedik sayılıyor. Şirket olumsuz ÇED raporu almamak için yaklaşık 700 hektarlık ruhsat alanına sahipken faaliyet alanını 24,87 hektar olarak bildirmişti ve bu şekilde şirkete 2020’de “ÇED gerekli değildir” kararı verildi.

“Asimilasyon politikasının devamı”

Bugün Diyarbakır’da eko-kırıma karşı devam eden 25’e yakın mücadele süreci olduğunu söyleyen İnan, yaşananları asimilasyon politikalarının devamı olarak nitelendiriyor:

“İki sene önce köylüler bizi çağırdı. Yıllardır mera olarak kullandıkları alanlara şirketlerin gelip ‘Artık burası bizim, biz burayı devletten aldık,’ diyerek el koyduklarını söylediler. Şirketler köy yaşamını kendileri için kolay lokma ve talan yeri olarak görüyor. Onlara bunun teşvikini devlet yapıyor. Şirketler ve devlet ortak olup 90’lardaki köy boşaltmalarının avantajıyla ve vurulan darbenin sağladığı kolaylıkla buraya geliyorlar. Köyde kültürünü, dilini, dini kimliğini korumayı başarmış, ancak hâlâ baskı gören bir halkı yerinden etmek asimilasyon politikasının devamıdır. Bugün yaşananlar, insanları göçe zorlamanın hukuki zemine oturtulmuş bir biçimidir.”

Köylüler, 90’lardan farklı olarak günümüzde daha çok ekolojik tahribatla, Çevresel Etki Değerlendirmeleri (ÇED) raporlarıyla ve bu tahribatlara bağlı sağlık sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalıyor.

“Bu topraklarda 1000 yıldır tarım yapılıyordu”

İnan’ın aktardığına göre şirketler, nüfusunun neredeyse tamamı yok olmuş bu köylerde halkın gelir kaynaklarına el koyarak halkı gün be gün yoksullaştırıyor. İnan, bu dinamiklerin kapitalist sistemin bir sonucu olduğunu söylüyor:

“Bu topraklarda 1000 yıldır tarım yapılıyordu ve 1000 yıl daha yapılacaktı. Ama madencilik faaliyetlerine açıp yok etmeyi tercih ettiler. Yani, 10-20 yıllık ekonomik geliri 1000 yıllık gelire tercih etmiş oldular. Hem de birçok köy ve ailenin geliri yerine bir-iki kişinin refahı gözetilerek.”

Köylülerin direnişi yalnızca alanda değil, hukuki zeminde de sürüyor. İnan, Koçmar ve Kılıçlı köylerinde yaşanan talanın, birden çok davayla yargıya taşındığını söylüyor. ÇED davası anayasa sürecindeyken, bir yandan “ruhsat iptali” ve ”orman izni” davalarının açılması bekleniyor. İnan, tüm bu karamsar tabloya rağmen, verilen mücadeleler sayesinde şirketlerin hiçbir alana giremediğini ve Lice’de hem hukuki hem de toplumsal bir örgütlenmenin olduğunu belirterek direnişin devam edeceğini söyledi.

Endemik bitki örtüsü tehlikede

Lice’de faaliyet göstermeye çalışan Konya merkezli Dimin Madencilik, Dersim’in Pülümür ilçesi Karagöz (Gurik) köyünde de halkı karşısına almış durumda.

Açılması planlanan ve bölgenin endemik bitki örtüsünü tehdit eden krom maden ocağına karşı köylüler 28 Mayıs’ta nöbete başlamış, öncesinde ise Tunceli Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne 2 bin imza teslim etmişlerdi.

Munzur Çevre Derneği’ne göre, Karagöz köyü 1990’larda boşaltılan köylerden biri ve 1938 Dersim Katliamı ile birlikte köyde sürgünler yaşanmış.

“Köyümüz geri dönüşü olmayacak tahribatlarla karşı karşıya”

Karagöz köyünde arıcılıkla uğraşan Uğur Tepe, 1993’te henüz altı yaşındayken zorla göçe tanık olmuş. Bugün ise maden faaliyetleri geri dönen köylüleri gerek maddi gerek manevi zora sokuyor. Döndükten sonra köyde ailecek üretime başladıklarını söyleyen Tepe, maden arama faaliyetlerinin köyün benzersiz endemik yapısına karşı tehlike arz ettiğini bildirdi:

“1993’te köyümüzün tüm haneleri zorla boşaltıldığında ben altı yaşındaydım. Şimdi aynı yaşta bir çocuğum var ve köyde çiçeklerin arasında koşturuyor ama köyümüz geri dönüşü olmayacak tahribatlarla karşı karşıya. Bölgenin kimliksel varlığı sebebiyle bir insansızlaştırma gayreti var. Yaptığımız, bizim açımızdan hem tarihsel hem kültürel hem de üretimsel bir varlık mücadelesi.”

Dedesinin de 1938’de Dersim Katliamı zamanında küçük yaşta sürgün edildiğini paylaşan Tepe, nesillerdir insansızlaştırma politikasına maruz kalan köy halkının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararıyla devletten tazminat aldığını paylaştı. Tepe, bugün madene bırakılan alanların 90’larda baraj yapımına açıldığı ve temiz su kaynaklarının tahrip edildiğini ekledi.

Saha süreçlerinin genişleyen yeni projelerle kuşatıldığına dikkat çeken Tepe, “Ovacık’tan Pülümür’e Munzur Dağları’nın eteğinden geçecek sözde turizm yolu projesinin bile bir maden yolu projesi olduğu açık” diyerek bölgedeki faaliyetin halktan habersiz genişletildiğine değindi.

Dimin Madencilik’in Dersim ilindeki projesi Karagöz köyü civarında, Hel Dağı’nda planlanıyordu. Projedeki toplam ruhsat alanı 686 hektar, ÇED alanı 66 hektar. ÇED raporuna göre proje bedeli 7 milyon 827 bin TL. 65,97 hektarlık alanın 14,27 hektarı ise pasa depolama alanı. 36 hektarlık kısmın doğrudan ocak üretim alanı olması planlanıyor. Ruhsat sahası Karagöz’ün yanı sıra Dağbek, Çakırkaya, Kovuklu, Kaymaztepe, Mezra ve Kocatepe köylerini de kapsıyor.

Şirket 2024’te Bakanlığa başvurdu. Halkın katılımı toplantısı Haziran 2024’te yapıldı fakat halk toplantıyı protesto etti ve katılmadı Daha sonra süreç geri çekilmişti. Şirket ÇED sürecini Ekim 2025’te yeniden başlattı.

“Köyde üretiyoruz, madenlere geçit vermeyeceğiz”

Tepe, Karagöz’ün hayvancılık ve arıcılık için üretime çok müsait olduğunu, flora itibarıyla endemik türlere ev sahibi olan köyde bilimsel literatürde olmayan polen türlerinin tespit edildiğini söyledi. Gelirlerini köyün zengin kaynaklarından elde eden halk ise köylerinde sermayeye yer olmadığını savunuyor. Tepe, tahribatın kendine yetmeye çalışan köylünün geçimini olumsuz etkilediğini söylüyor:

“Hayat bir şekilde bizi köyümüze döndürdü ve burada arıcılık yapıyoruz. Köyde üretiyoruz. Bölgede hasar gören inanç merkezlerinden dolayı manevi aktarım zarar görüyor ama bu işin bir de maddi boyutu var. Madencilere devlet teşviki aşikar. Geçmişte de göç ettirilenler büyükşehirlerdeki fabrikalarda ucuz iş gücü oldular. Dolayısıyla biz bugün madenlere geçit vermeyeceğiz diyoruz.”

Köye yeniden yerleşimin zor olduğunu söyleyen Tepe’nin aktardığına göre, Karagöz halkı köyde elektrik olmadığı için kendi enerjisini güneşten alıp üretiyor. Ulaşımın bile neredeyse imkansız olduğu köye maden şirketlerinin ulaşması devlet teşvikleri sayesinde zor olmamış.

“Rapora rağmen ÇED süreci sonlandırılmıyor”

Mevcut hukuki durum ve ÇED sürecindeki belirsizlikten bahseden Tepe, İl Tarım Müdürlüğünün olumsuz raporuna rağmen sürecin sonlandırılmadığını vurgulayarak, “ÇED süreci aslında sonlandırılması gerekirken durdurulmuş durumda” dedi.

Kamu kurumları ve idarecilerle yapılan temasları aktaran Tepe, “Mevzuat açık olmasına rağmen sonlandırılmaması, ÇED olumlu raporu verilmesi açıkça sermayeden yana tutum alınması anlamına gelecektir” diye belirtti. Tepe, süreçte köyde oldukça gergin bir ortamın oluştuğunu ve köylülerin ciddi anlamda bilinçlendiğini ekledi.

İl Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü ise daha önce hiçbir projeye bu kadar yoğun dilekçe almadıklarını köylülere bildirdi. Bölgede yöntem değişse de sonuç aynı kalıyor. Kürt halkı yıllar sonra döndükleri köylerinin tekrar ellerinden alınması tehlikesiyle karşı karşıya.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.