Asrın Hukuk Bürosu, Abdullah Öcalan’ın hukuki durumuna ve barış sürecine ilişkin yayımladığı yazılı açıklamada sürecin “ahlaki ve insani bir zeminde” tartışılması gerektiğini vurguladı: “Statü talebi, toplumun bilmesi gereken her şeyin doğrudan muhatabı tarafından, ilk elden ve şeffaflıkla ortaya konulabilmesinin imkânlarının yaratılması ihtiyacıdır.”

Asrın Hukuk Bürosu, Abdullah Öcalan ve İmralı’daki yeni yaşam alanı üzerinden yürütülen tartışmalara dair bugün (21 Eylül 2026) yazılı bir açıklama yayımlandı.
Abdullah Öcalan’ın avukatlığını yapan Asrın Hukuk Bürosu, son dönemde Öcalan’ın konumu, İmralı’da oluşturulan yeni yaşam alanı ve Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerinden yürütülen tartışmalara tepki gösterdi.
Büro, Kürt meselesinin çatışma ve şiddet ekseninden çıkarılarak siyasi ve hukuki zeminde ele alınması için yeni bir dönemden geçildiğini açıklayarak Öcalan’a yönelik “manipülatif ve kışkırtıcı söylemlerin” sürecin önüne geçmemesi gerektiğini savundu.
“Ev” tartışmasına vurgu
Açıklamada, son günlerde kamuoyunda tartışılan İmralı’daki yeni yapıya da değinildi:
“Adada ev yapılması ile ilgili konuda ise “Bir diğer manipülasyon alanı ise İmralı’daki ‘konut’ üzerinden yürütülen tartışmadır. Çatışma ve çözüm süreçlerinin doğurduğu bir ihtiyaç doğrultusunda, dünyadaki benzer örneklerin dahi gerisinde bir biçimde oluşturulan, sürecin siyasi ve hukuki çalışmalarının ilerleyebilmesi bakımından gerekliliği bulunan bu yapının, bağlamından koparılarak bir kışkırtma malzemesine dönüştürülmesi aynı yaklaşımın devamıdır.”
Bir süredir gündemde olan “İmralı’da ev yapılacak” tartışması, eylül ayının ilk yarısında kamuoyuna yansıyan açıklamalarla gündeme gelmişti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İmralı’da Öcalan için 250 metrekarelik bir konut yapıldığını söylemiş, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum ise daha sonra söz konusu yapının cezaevine bağlı bir ek ünite olduğunu ve Öcalan’ın süreçteki rolünü yerine getirebilmesi için çalışma imkanı sağladığını açıklamıştı.
Eylül başında iktidar kaynaklarına dayandırılan bazı haberlerde Öcalan’a resmi bir statü veya doğrudan komisyon üyeliği verilmesinin planlanmadığı aktarılmıştı. Ancak 17 Eylül’de Uçum, Öcalan’ın Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nda görev alacağını açıkladı. Uçum bunun Öcalan’a yeni bir hukuki statü verilmesi veya tahliye anlamına gelmediğini ifade etmişti.
DEM Parti İmralı Heyeti’nin 13 Eylül 2026’daki İmralı Adası’ndaki görüşmesi sonrasında yayımlanan açıklamaya göre Öcalan, TBMM’den geçen yasal düzenlemenin ardından “karşılıklı pratik adımların” atılması ve oluşturulan kurulların aktif biçimde çalışmaya başlaması gerektiğini söyledi.
“Barış yolunu gösterebilmesinin imkanları yaratılmalı”
Büro, “Sayın Öcalan’ın kişilik haklarını ihlal eden, onun üzerinden Kürt halkını rencide eden, onuruna yönelen, ırkçı ve kolonyal bakışın yansıması olan bu tür girişimleri reddediyoruz. Hangi kesimden olursa olsun faşizmin, toplum karşıtlığının ve eril cinsiyetçiliğin kirlettiği dillerin Öcalan’ı hedef seçerken peşinde oldukları provakasyonun hedeflerinin farkındayız” diye konuştu.
Öcalan’a statü verilmesi tartışmasının bu sebeple “önemli ve değerli” olduğu belirtildi:
“Kendini ifade etme ve savunma imkanları bu denli yok sayılmış Sayın Öcalan’ın barış yolunu gösterebilmesinin imkânları yaratılmalıdır. Statü talebi, toplumun bilmesi gereken her şeyin doğrudan muhatabı tarafından, ilk elden ve şeffaflıkla ortaya konulabilmesinin imkânlarının yaratılması ihtiyacıdır.”
Açıklama, Öcalan’ın hukukunun her şartta savunulacağı belirtilerek sonlandı:
“Barış ve Demokratik Toplum sürecinin tartışılması, her kesimin görüş ve tutumunu ifade etmesi, yapıcı ve eleştirel tutumun kamusal alanda sergilenmesi elbette olması gereken bir olgudur. Ama bunun asgari bir ahlaki ve insani zeminde gerçekleşmesini sürece taraf ya da karşı olan her kesimin dikkate alması gerekir. Aksi söylemlere karşı, hukuk çerçevesinde gereken yanıtları ve girişimleri sürdüreceğimizin de bilinmesini isteriz.
Yüzyılın algıları yıkılmaktadır. Demokratik bir cumhuriyet ve demokratik bir toplum çalışması, bütün farklılıkların özgür ve eşit temelde bir arada yaşayabileceği bir ülkenin imkânını vaat etmektedir. Haramilerin saltanatı sarsılmakta, bugün tanık olduğumuz feveran tam olarak bundan kaynaklanmaktadır.
Bir kez daha ‘savunulamaz’ kılınmaya çalışılan Sn. Öcalan’ın hukukunu da Kürdün hukukunu da tüm ezilenlerin hukukunu da her şart altında savunacağımızın bilinmesini isteriz.”
Ne olmuştu?
Mevcut süreç, 1 Ekim 2024’te MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM Genel Kurulu’nda DEM Parti milletvekilleriyle tokalaşması ve ardından yaptığı açıklamalar, yeni bir siyasi sürecin başlangıç noktası sayıldı. Daha sonra, 27 Şubat 2025’te Abdullah Öcalan, PKK’ye silahlı mücadeleyi sona erdirme, örgütü feshetme ve silah bırakma çağrısında bulundu. Devletin “Terörsüz Türkiye” diye adlandırdığı, Kürt hareketinin ise “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırdığı süreç, PKK’nin mayıs ayında fesih kararını açıklaması ve temmuz ayında sembolik bir silah bırakma töreni gerçekleştirmesiyle devam etti.
TBMM’de 5 Ağustos 2025’te çalışmalarına başlayan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, terörün sona erdirilmesi, toplumsal bütünleşme ve demokratikleşme başlıklarında çalışma yürüttü. Komisyon raporunu 18 Şubat 2026’da kabul etti.
Ardından kamuoyunda “çerçeve yasa” olarak anılan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” TBMM’den geçti ve 2026 Ağustos’unda kanunlaştı. Kanunun öngördüğü mekanizmada, PKK/KCK’nin fiili varlığının sona erdiğinin ve silahların teslim edildiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bunun MGK (Milli Güvenlik Kurulu) kararıyla teyit edilmesi, sonraki hukuki işlemler açısından temel koşullardan biri olarak düzenlendi.
Yasanın ardından ağustos ayında Takip ve Değerlendirme Kurulu oluşturuldu. Kurulun altında dört alt komisyon oluşturuldu:
- Adli ve Hukuki İşler Koordinasyon Alt Komisyonu
- İzleme ve Tespit Alt Komisyonu
- Sosyal Uyum ve Bütünleşme Alt Komisyonu
- Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu
17 Eylül’de Uçum’un açıklamasıyla, Öcalan’ın özellikle Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Komisyonu’nun çalışmalarında görev alacağı kamuoyuna duyuruldu. Uçum bunun Öcalan’a yeni bir hukuki statü verilmesi veya tahliye anlamına gelmediğini açıkça ifade etti.
Öcalan’ın hukuki durumu ne?
Öcalan, 1999’dan bu yana İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda bulunuyor. 1999’da verilen idam cezası, Türkiye’de ölüm cezasının kaldırılmasının ardından 2002’de ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına dönüştürüldü.
Öcalan’ın cezasının niteliği uzun süredir Avrupa insan hakları mekanizmalarının da gündeminde. AİHM, 18 Mart 2014 tarihli Öcalan/Türkiye (No. 2) kararında, şartlı salıverilme ihtimali olmaksızın ağırlaştırılmış müebbet hapis uygulanmasını “umut hakkı” bakımından “AİHS’nin 3. maddesiyle bağdaşmaz” buldu. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de Türkiye’den bu konuda yasal ve kurumsal düzenleme yapılmasını istedi.