Birinci ayını dolduran İran’a yönelik ABD-İsrail saldırıları ile birlikte İran, Irak savaşının ardından ilk defa savaşı kendi topraklarında karşıladı.

Foto: Rojava’ya düşen bir İran füzesi / Sosyal medya
ABD ve İsrail’in İran’a karşı 28 Şubat 2026 tarihinde başlattığı saldırı, birinci ayını doldurdu. Saldırılarda resmi açıklamalara göre İran’da ölü sayısı 2 bini aştı. Savaşta en büyük sivil kayıplarının olduğu bir diğer yer ise Lübnan oldu. İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının başlamasıyla birlikte, Lübnan’a saldırılarının kapasitesi de arttı. Bunun sonucunda bin yüz kişinin yaşamını yitirdiği, bir milyon 200 bin Lübnanlı’nın da yerinden edildiği belirtiliyor. İsrail’in açıklamalarına göre saldırılarda şimdiye kadar 30’a yakın İsrailli, 15 de Amerikan askeri hayatını kaybetti. Savaşın yarattığı yıkım ile birlikte bir diğer darbeyi ise ekonomi aldı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması ile birlikte petrol varil fiyatları 70 dolar bandını aşıp 100 doları geçti. Bu durum başta Avrupa olmak üzere bir çok yerde benzin ve mazot fiyatlarında yüzde 20-30’luk artışların yaşanmasına yol açtı.
İsrail, daha sonra ABD’nin de katıldığı bir saldırı dalgasını 13 Haziran 2025’te gerçekleştirmiş. 12 gün süren bu ilk saldırı günlerinde, aralarında İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları Komutanı Hüseyin Selami, Hatam el-Anbiya Karargahı’nın komutanı Gülam Ali Reşid, Gülam Ali Reşid’in yerine atanan general Ali Şadmani, Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Amir Ali Hacızade ve Devrim Muhafızları istihbarat birimi direktörü Muhammed Kazimi’nin de bulunduğu çok sayıda isim yaşamını yitirmişti. Bir ayı geride bırakan ve halen devam eden İran’a yönelik saldırılarda ise İran için bilanço çok daha ağır oldu.
Savaş öncesi protestolar
28 Şubat’tan iki ay önce, İran son yılların en büyük protestolarına tanık oluyordu. 28 Aralık 2025 yılında Tahran Kapalı Çarşısı’nda ekonomik kriz ve İran riyalinin çöküşü nedeniyle başlayan protestolar, 2022 yılındaki “Jin Jiyan Azadî” olarak adlandırılan eylemlerin ardından, ülkedeki en kalabalık gösterileri olarak nitelendiriliyor. Tahran’da başlayan ve kısa sürede İran’ın bir çok bölgesine yayılan ve rejim karşıtı protestolara dönüşen kitlesel eylemlere İran çok sert karşılık verdi. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), İran içindeki aktivist ağından doğrulanmış bilgilere dayanarak en az 6 binin üzerinde sivilin öldürüldüğünü açıklarken, Time dergisi, İran Sağlık Bakanlığı’ndan iki üst düzey yetkiliye dayandırdığı haberinde, ülke genelindeki sokak çatışmalarında en az 30 bin kişinin öldürüldüğünü yazdı. The Guardian da benzer bir rakam paylaşırken bu rakamın çok üstünde kişinin kaybolduğunu veya tutuklandığını yazdı. 15-16 Ocak 2026 tarihlerinde protestoları büyük ölçüde bastıran Tahran yönetimi, protestolara katılanları ise tutuklamaya devam etti. Tahran, bu süre zarfında içeride bu tarz bir bastırma harekatını gerçekleştiriyorken, gerek ABD gerekse AB üyesi ülkelerin ciddi bir tepkisi ile karşılaşmadı. Bu süre zarfında ABD Başkanı Trump’ın “Protestoculara büyük yardım geliyor” açıklaması en dikkat çekici olanlarındandı. ABD ve İsrail’in yaptığı kimi açıklamalar ile protestoları bu ülkelerin kışkırttığı tezini savunan İran Rejimi, kendi kamuoyunu bu şekilde konsilide ederek protestoların din ve İslam’a karşı olduğunu açıklayarak oluşabilecek daha büyük protestoları kanlı biçimde bastıracağının sinyalini vermiş oluyordu.
Müzakereler ve savaşın başlaması
Bu arada ABD ve İran, müzakere süreci başlattı. Nisan 2025 tarihinde Umman’ın başkende Maskat’ta başlayıp İtalya ve Umman arasında gidip gelen bundan önceki müzakere sürecinin aynı yılın Haziran ayında İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırısıyla sona ermesinin ardından, 6 Şubat 2026’da yine Umman’ın başkente Maskat’ta Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi’nin ev sahipliğinde başladı. Müzakerelerde ABD tarafı, İran’dan uranyum zenginleştirme programını tamamen bitirmesini, elindeki zenginleştirilmiş uranyumu teslim etmesini, balistik füze programını sonlandırmasını ve bölgedeki vekil güçlere desteğini kesmesini talep ederken, İran ise uranyum zengileştirme programının nükleer silah amaçlı olmadığını belirterek bu taleplere karşı çıktı. 26 Şubat’ta Cenevre’de yapılan müzakere görüşmelerinin ardından 28 Şubat tarihinde başlayan ve halen süren saldırılarda İran Rejimi ciddi bir darbe aldı.
Savaş öncesi ABD-İsrail hazırlığı
28 Şubat’ta başlayan ABD ve İsrail saldırıları sonucu İran siyasi ve ekonomik olarak büyük bir darbe almış olsa dahi 47 yıllık rejimini şimdiye kadar korumayı başardı. İsrail ve ABD’nin bu saldırıları, hem Tahran yönetiminin yönetim kabiliyetini ortadan kaldırmayı hem de bölgede vekil güçler eliyle sürdürdüğü “Savaşı kendi topraklarında yapmama” stratejisini bitirmeyi hedefliyordu. İran’a yönelik saldırılar başlamadan önce Husilere yönelik saldırılar ile Suveyş kanalının güvenliği kısmen sağlanıp, İran’ın elindeki en büyük kozlardan biri alınmıştı. Lübnan’da Hizbullah’ın aldığı ağır darbeler, Suriye’de Beşar Esed yönetimin devrilmesi ve İran’ın Irak’ta Şii güçler üzerindeki etkisinin azalması ile savaşı kendi topraklarında ilk defa bu şekilde karşılayan Tahran rejimi için sonunun başlangıcı demek için henüz erken görünüyor.
İran savaşı beklemiyor muydu?
28 Şubat tarihinde gerçekleşen saldırıda dini lider Ayetullah Hamaney ile birlikte bir çok üst düzey yetkili ismini saldırılarda kaybeden İran’ın aylardır beklenen bu saldırılara karşı ne kadar hazırlıksız olduğu da ortaya çıktı. İran, körfez ülkelerindeki ABD üslerine misilleme saldırısı yapmış olsa da geniş bir coğrafyaya yayılan bu savaşı zamana yayarak geçiştirmeye çalışıyor. Pentagon’a göre, İran’a yönelik yapılan ilk saldırı 2003 yılında Irak’a yapılan saldırıların iki katı ateş gücüne sahipti.
Savaşın ilk haftasında, İsrail’in düzenlediği ilk hava saldırılarında, İran’ın fiili devlet başkanı ve dünya genelindeki milyonlarca Şii Müslüman için en yüksek manevi otorite olan Ali Hamaney ile birlikte üst düzey general Abdolrahim Mousavi, İslam Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) komutanı Mohammad Pakpour ve Hamaney’in danışmanı Ali Shamkhani de dahil olmak üzere birçok üst düzey yetkili öldürüldü.
Saldırılarının ilk şokunu üzerinden atan İran, bölgedeki İsrail ve ABD üslerine ayrıca Körfez’deki enerji ve askeri hedeflere yüzlerce füze ve insansız hava aracı ile saldırdı. Tahran ayrıca küresel petrol ticareti bakımından önemli bir geçiş noktası olan Hürmüz Boğazı’nı fiili olarak kapattı.
Karşılıklı saldırılar ve Hizbullah’ın savaşa dahil olması
Savaşın sürdüğü ilk haftada ABD ve İsrail, İran’a günlük saldırılarına devam ederken, ABD, savaştaki ilk kayıplarının Kuveyt’in Port Shuaiba kentindeki bir üsse düzenlenen saldırıda altı askerin öldürülmesi olarak duyurdu. ABD ayrıca Kuveyt üzerinde üç ABD savaş uçağının yanlışlıkla “dost ateşi” sonucu düşürüldüğünü iddia ederken, İran tarafı ise uçakların kendileri tarafından düşürüldüğünü ileri sürdü. İran’a yönelik saldırıların başlamasından iki gün sonra Lübnan’da bulunan Hizbullah, İsrail’e roketler fırlatarak savaşa dahil olmuş oldu. Hizbullah bu saldırıların Hamaney’in öldürülmesine ve 2024 ateşkesini ihlal eden İsrail’in Lübnan’a yönelik günlük saldırılarına bir yanıt olduğunu söyledi. Bu durumun ardından İsrail, Lübnan’a yönelik hem ağır bir bombardıman ile karşılık verirken ayrıca kara harekatı başlattı.
Savaşın ilk haftasında Trump, askeri harekatın amacının İran halkına “özgürlük” yani rejimi değiştirmek olduğunu söylesede ABD yetkilileri daha sonra İran’ın askeri kapasitesini yok etmek hedefinde olduklarını açıkladı.
Savaşın ilk haftasında İran’da bin üçüzü aşkın insan hayatını kaybederken, en büyük tepkiyi ise tamamı çocuk olan Minab’a bulunan bir okula ABD tarafından düzenlenen saldırı nedeniyle oldu. Bu saldırıda 170’i aşkın çocuk yaşamını yitirirken ortaya çıkan görüntüler bütün dünyada tepki topladı.
Savaşın ilk haftasının sonunda, dünyanın en büyük havaalanlarından bazılarına ev sahipliği yapan bölge ülkelerinde, sivil havacılık faaliyetleri ciddi oranda durdu.
Enerji kaynaklarına saldırı ve Hürmüz Boğazı
Savaşın ikinci haftasında, Irak’ta ABD’ye ait bir askeri yakıt ikmal uçağı düşerken, uçakta bulunan altı mürettebat üyesinin tamamı hayatını kaybetti. İran destekli Iraklı Şii gruplar, uçağın düşürülmesini üstlenirken, ABD ordusu kazanın “düşman ateşi veya dost ateşi nedeniyle” olmadığını söyledi. ABD ve İsrail, İran’a yönelik saldırılarında ilk kez, Tahran’daki petrol depolama tesislerini hedef aldı. Saldırılanda hedef olan tesislerin alev alması ile Tahran semalarında devasa duman bulutları oluştu.
İsrail ise bir yandan İran’a yönelik saldırılarını sürdürürken, diğer yandan, Güney Lübnan’da başlattığı işgali derinleştirerek Beyrut’u ve Dahiye olarak bilinen güney banliyölerini bombaladı. Savaşın başlangıcında Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlayıp buradan geçen gemilere refakat edeceklerini açıklayan ABD Başkanı Trump, bunu gerçekleştiremeyeceklerini itiraf etti. İran bu sürede Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü pekiştirerek boğaz yakınlarında bir çok gemiyi hedef aldı. İran, Suudi Arabistan’a düzenlediği saldırıyla Körfez’deki saldırılarını yoğunlaştırdı ve iki kişiyi öldürdü.
Petrol fiyatları tarihi zirveyi gördü
İran savaşın ikinci haftasında yeni dini lider olarak Hamaney’in oğlunu seçerken, ABD’nin taleplerine ise meydan okudu. Savaşın başlangıcından itibaren çelişkili açıklamalarını sürdüren Trump, savaşın yakında biteceğini açıklarken, İsrailli yetkililer ise savaşın bir sınırı olmadığını belirterek daha uzun vadeli süreceğini açıkladı. Savaşın en yoğun sürdüğü bölgelerden olan Lübnan’da ise Hizbullah lideri Naim Kasım, İsrail ile uzun sürecek bir çatışmaya hazır olduklarını açıkladı. Ancak bu dönemde İsrail’in zorunlu tahliye edilmesini istediği yerlerden ayrılan yaklaşık 8 yüz bin kişi yerinden edilirken yaşamını yitiren kişilerin sayısı ise 770’i aştı. İran, ABD ve İsrail saldırılarında yaklaşık 10.000 sivil yerleşim yerinin hasar gördüğünü açıkladı. 8 Mart’ta petrol fiyatları varil başına 110 doları aştıktan sonra hafta içinde tekrar 90 ile 100 dolar arasına düştü. Uluslararası Enerji Ajansı, küresel yakıt arzındaki aksaklıklara yanıt olarak 400 milyon varil ham petrolün piyasaya sürülmesini kabul etti.
İran içinde önemli suikastler
Savaşın 3. haftasında İsrail, İran içinde önemli suikastler gerçekleştirerek, İran’ın güvenlik şefi Ali Larijani ve Besic paramiliter gücü başkanı Gholamrıza Soleimani’yi öldürdü. İran’dan atılan füzeler İsrail hava savunma sistemini aşarak Dimona ve Arad şehirlerinde geniş çaplı hasarlara neden oldu. İsrail’in, Güney Pars doğalgaz sahasına saldırmasına ise İran, Katar’daki sıvılaştırılmış doğalgaz tesisi ile İsrail’e ait bir petrol rafinerisini hedef alarak cevap verdi. ABD bölgedeki askeri varlığını arttırma kararı alarak 10 bin adet insan hava aracı konuşlandırdığını açıkladı. İran’daki doğal gaz tesislerine yapılan İsrail saldırılarının devam etmemesini isteyen Trump, bu konuda İsrail Başbakanı Netanyahu ile görüştüğünü açıkladı. Savaşa ilişkin ilk müzakere girişimleri de ikinci haftada geldi. İran, savaşı sona erdirmek için şartlarını ortaya koydu; bunlar arasında saldırıların tekrarlanmayacağına dair güvence, zararların tazmini yer alıyordu. Savaşın henüz ikinci haftasında ABD’de üst düzey bir istifa geldi. ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent, İran’ın ABD için yakın bir tehdit oluşturmadığını belirtti. Süren savaşın ABD’nin çıkarlarına hizmet ettiğini kaydederek istifa etti.
Lübnan: Bütün savaşların hedefi
İran Kızılayı, savaşta 204’ü çocuk olmak üzere toplam ölü sayısının bin 444’ü aştığını açıklarken, Lübnan’da ise İsrail saldırılarında ölü sayısı bini geçti ve yerinden edilenlerin sayısı bir milyonu aştı. 14 günlük süre içinde İran’ın bölge ülkelerinin enerji kaynaklarına yaptığı saldırılar küresel piyasayı da etkilemeye devam etti. Katar Energy’nin açıklamasına göre, İran saldırıları Katar’ın sıvılaştırılmış doğal gaz ihracat kapasitesinin yüzde 17’isini devre bıraktı. Bu durum başta Avrupa olmak üzere Asya’daki enerji piyasaları üzerinde olumsuz etki yarattı.
Savaşın dördüncü haftasında ABD, çatışmaların başlamasından bu yana ilk kez İran’la diplomatik temas kurduğunu açıkladı. Trump, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı 48 saat içinde tamamen yeniden açmaması halinde İran’ın enerji santrallerini “yok edeceğini” söylemişti, ancak daha sonra bu süreyi önce beş gün, ardından da 10 gün daha uzattı. Trump çelişkili açıklamalarına devam ederken İran’ın ateşkes istediğini belirtti, ancak İranlı yetkililer Trump’un kendi kendine müzakere ettiğini belirterek iddiaları red etti.
Şimdiye kadar çatışmaların dışında kalan Yemen’deki Hussiler ise Kızıldeniz’in İran’a karşı saldırılar düzenlemek için kullanılması veya çatışmanın daha da tırmanması durumunda savaşa katılmaya hazır olduğunu söyledi. Nitekim İsrail ordusunun (IDF) sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada, 28 Mart’ta Yemen’den atılan füzeyi havada imha ettiklerini açıkladı.
Husi milislerin yayın organlarından, Sana merkezli El Mesire televizyonu da, bir Husi sözcüye dayandırdığı haberinde, İsrail’in güneyindeki “hassas askerî hedeflere” füze saldırısında bulunulduğunu doğruladı.
Husilerin de fiilen savaşa dahil olması ile halihazırda İran tarafından bloke edilen Hürmüz Boğazı’nın ardından, Akdeniz’den Hint Okyanusu’na geçişi sağlayan Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde de gemi trafiğini sıkıntıya girmesi halinde, küresel ekonominin daha da kötüye gitmesinden endişe ediliyor.
Birinci ayını dolduran savaşta şimdiye kadar İran’da ölü sayısı 2 bini aşmışken, Körfez genelinde ise 25 kişinin öldüğü açıklandı. BM verilerine göre İsrail’in Lübnan saldırılarında 1.2 milyon kişi yerinden edilirken, 121’i çocuk bin 100’ü aşkın kişi hayatını kaybetti.
Kara harekatı mı müzakere mi?
Washington Post’un 28 Mart’ta Pentagon’a dayandırdığı haberine göre ise Trump yönetimi İran’a birkaç hafta sürecek bir kara harekatı için hazırlık yapıyor. ABD yetkilileri, operasyonun tam ölçekli bir işgalden ziyade sınırlı özel kuvvetler ve piyade baskınlarını içereceğini, ancak yine de birlikleri insansız hava araçları, füzeler ve yol kenarı bombaları gibi tehditlere maruz bırakacağını söyledi. Öte yandan bölgeye binlerce ABD askeri ve deniz piyadesi konuşlandırıldı ve İran’ın en önemli petrol ihracat terminali olan Harg Adası’nın ele geçirilmesi ve Hürmüz Boğazı yakınlarındaki kıyı mevzilerine saldırı da dahil olmak üzere çeşitli seçenekler değerlendiriliyor.
Devrim Muhafızları’na bağlı Tasnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre İran İslam Cumhuriyeti Savunma Araştırma ve İnovasyon Teşkilatı’nın (Sapand) Araştırma Bölümü Başkanı Ali Fuladvand, 28 Mart sabahı Burucerd şehrine düzenlenen saldırılarda ailesiyle birlikte öldürüldü. Sepand Örgütü, İslam Cumhuriyeti’nin nükleer askeri programından sorumlusu olarak biliniyor.
1 aylık süre boyunca NATO ve AB ülkelerinden istediği desteği alamadığını belirten Trump, Miami’de basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin İran konusunda “NATO’dan daha fazla” ABD’ye destek olduğunu söyledi ve onlara teşekkür etti. NATO’nun kendilerine destek vermemesini, “Şimdi yaptıklarına bakılırsa, artık yanlarında olmamıza gerek yok, değil mi? Onlar bizim yanımızda değilse, biz neden onların yanında olalım ki?” sözleri ile eleştirirken NATO’nun geleceğini de tartışmaya açtı.
İran savaşı ve Kürtlerin pozisyonu
Türkiye, Irak ve Suriye’de olduğu gibi İran da söz konusu olduğunda akla gelen güçlerden biri de Kürtler. 28 Şubat’ta başlayan saldırıların hemen ertesindeki bir kaç gün içinde özellikle Trump’ın kimi açıklamaları, gözleri İran’daki Kürtler’e çevirdi.
İran’a yönelik savaş başlamadan 5 gün önce bir araya gelen Kürt partileri, “İran Kürdistanı Siyasi Güçleri Koalisyonu”nun kurulduğunu 22 Şubat Pazar günü ilan etti. İttifakta Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK), İran Kürdistan Demokrat Partisi (KDP-İ), Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK), Kürdistan Emekçiler Topluluğu (Komala) ve İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat) yer aldı. Bu ittifaka Mart ayında İran Kürdistanı Komala Partisi de dahil oldu. Böylece ittifaktaki güçlerin sayısı 6 oldu. İttifak amacını, “İslam Cumhuriyeti rejiminin tüm meşruiyetini yitirdiği ancak maalesef iktidarda kaldığı İran’daki mevcut siyasi durumda varlığımızı ortaya koymak” olarak ifade etti. Ortak açıklamada ittifakın ana hedefleri “İran İslam Cumhuriyeti’ni devirmek ve Kürtlerin kendi kaderini tayin etmesi” olarak belirlendi.
Kürtler ABD’ye güvenmedi
Savaşın ilk haftası ABD medyasında Trump yönetiminin İran’da çatışması için bazı temaslar kurduğunu ve Kürtlerin İran’a saldırması için silah desteği seçeneğini değerlendirdiğini yazarken, Trump 6 Mart’ta yaptığı açıklamada, Kürt grupların İran’a saldırmasının “harika” olacağını söylemişti. Ancak bu açıklamadan iki gün sonra ise Trump, İranlı muhalif Kürt grupların savaşa dahil olmasına ilişkin bir soruya “Evet, bunu devre dışı bıraktım. Kürtlerin içeri girmesini istemiyorum. Kürtlerin zarar görmesini ya da öldürülmesini görmek istemiyorum. Aramızda iyi bir ilişki var; içeri girmeye istekliler ama onlara içeri girmelerini istemediğimi söyledim. Savaş şu an Kürtler dahil olmadan da yeterince karışık bir durumda” ifadelerini kullandı. Her ne kadar Trump bu açıklamayı yapsada kısa bir süre önce ABD yönetiminin Rojava’da Kürtleri yüz üstü bıraktığı için İranlı Kürt gruplarının Trump’a olan güvensizlikten kaynaklı böyle bir teklifi kabul etmedikleri konuşuluyor.
Federal Irak Kürdistan Bölgesi’nin önde gelen Kürt liderler ile de görüşen Trump’ın, KDP ve YNK’den savaşa katılmalarını istediği iddia edildi. 5 Mart’ta AP’ye konuşan üç Kürt yetkili, ABD Başkanı Donald Trump’ın Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Mesud Barzani ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafel Talabani ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini bildirdi. Yetkililerden biri, Trump’ın Iraklı Kürtlerden İranlı gruplara askeri destek vermelerini ve bu grupların sınırdan serbestçe geçiş yapabilmesi için koridor açmalarını istediğini iddia etti. KYB’den yapılan açıklamada, Talabani’nin Trump ile görüştüğü doğrulanırken, “en iyi çözümün müzakere masasına dönmek olduğu” vurgulandı.
İran’ın Kürtlere saldırıları
Savaşın başlamasının ardından İran’dan olduğu iddia edilen Kürdistan Bölgesi’ne 460’tan fazla İHA ve füze saldırısı düzenlendi. Saldırılarda 14 kişi hayatını kaybederken, 85 kişi yaralandı. 28 Mart günü saldırıların dozu arttırıldı. Neçirvan Barzani’nin konutuna yapılan saldırına KDP yönetimi sert tepki gösterdi. Barzani’nin Duhok’ta bulunan evine düzenlenen saldırıda can kaybı yaşanmazken İran saldırıyı kendilerinin tarafından yapılmadığını iddia etti. Aynı gün açıklama yapan Mesud Barzani de ilk defa açıklamasının tonunu sertleştirerek kendi ofisinin de bu bir aylık süre içinde 5 kez hedef alındığını belirtti. Barzani açıklamasında “Savaş başladığından beri Kürdistan Bölgesi ve Peşmerge karargahlarına 450’den fazla füze ve dron saldırısı yapıldı. Bu süreçte benim ofisime de 5 kez saldırı düzenlendi. Ancak halk içinde bir endişe ve öfke oluşmasın diye bugüne kadar sessiz kaldık” dedi. Bağdat’ın saldırılara karşı tutumunu ‘yetersiz’ olarak niteleyen Barzani şunları söyledi:
“Bu saldırılar açık bir savaş ilanı, büyük bir zulüm ve haksızlıktır. Bu mesele kınama mesajlarıyla, telefon görüşmeleriyle veya kurulan komisyonlarla çözülmez. Iraklı yetkililer artık kendilerini netleştirmeli: Ya bu yasa dışı gruplara engel olamadıklarını itiraf etsinler ya da ciddi bir adım atarak devleti ve Kürdistan Bölgesi’ni korumak için harekete geçsinler.”
Savaşın dünü yarını
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 28 Şubat’ta başlayan saldırısının hazırlığını yeni yaptığını söylemek yanılgı olur. 2025 yılında 12 gün süren savaşta daha öncesinde başlayan bu savaşın devamı olurken, savaşı kendi topraklarında görmek istemeyen İran’ın bu politikası Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de hakim olduğu, hatta bir nevi hegemonyası altındaki bu bölgelerin son yıllarda etkisiz hale getirilmesi ile başladı. Savaşın başlangıcından bu yana İran’ın bu bölgedeki destekçileri yani Şii’lerden şimdiye kadar ciddi bir destek alamadı. Suriye’deki varlığını tümden kaybeden İran, Lübnan’daki Hizbullah’tan İsrail’e yönelik saldırılar İran’ın beklentisinin çok altında kaldı. Kaldı ki İsrail, Lübnan’dan atılan füzeleri bahane ederek, buradaki işgalini derinleştirdi. Savaşın daha ilk günlerinde Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, hükümetin Hizbullah’ın askeri ve güvenlik faaliyetlerine “derhal geçerli olmak üzere yasak” getirdiğini duyurdu ve Hizbullah üyelerini silahlarını teslim etmeye çağırdı. Lübnan hükümetinin bu kararına rağmen Hizbullah silahlarını teslim etmezken, İsrail, bunu Lübnan’ı işgal için yeni bir gerekçe olarak öne sürdü . Yemen’deki Husiler üzerinde büyük bir etkisi bulunan İran, yıllarca buradaki vekil güçler aracılığı ile Suudi Arabistan ile çatışmaları sürdürdü. 28 Şubat’ta başlayan savaşın ilk gününde, İran’a destek verip İsrail’e ve onun bölgedeki misyonlarına saldıracağını açıklayan Husiler, 28 Mart’a kadar savaşa fiilen dahil olmadı. 28 Mart günü ise İsrail’e füze saldırısında bulunduklarını açıkladılar. Dünyanın en fakir ülkelerinden olan Yemen’deki Husileri yıllar boyunca İran tarafından silahlandırılmıştı, ancak savaş başlamadan çok önce ABD ve İsrail Husilere ait bir çok askeri noktayı bombalamış ve Husilerin elindeki ateş gücünü büyük oranda yok etmişti.
İran’ın Şii’ler üzerindeki etkisi azaldı mı?
İran’ın arka bahçesi gibi gördüğü Irak’ta da işler İran’ın beklediği şekilde gelişmedi. Irak Hükümeti Haşdi Şabi güçlerinin savaştan uzak tutmak için yoğun çaba gösterirken, ABD ise Haşdi Şabi güçlerine yaptığı saldırılarda bile daha çok direkt olarak İran tarafından desteklenen birimleri hedef alması dikkat çekiciydi. Böylelikle ABD, Irak’taki tüm Şii’leri karşısına almayarak ince bir politika yürüttü. Irak’ta bulunan Kürtlerin bir şekilde kendi tarafında olmasını talep eden ABD, Kürtlerden istediği gibi bir cevabı almazken, İran sürekli olarak İranlı muhalif Kürt partilerinin olduğu bölgelere saldırılarını aralıksız sürdürdü. Bu süre zarfında Güney Kürdistan’ın başta Hewlêr ve Süleymaniye olmak üzere bir çok bölgesine gerçekleşen füze saldırıları da İran’ın hanesine yazıldı. Bu saldırıları, Kürtler’in mevcut savaşa katılmalarına yönelik caydırıcı adımlar olarak değerlendirmek mümkün iken, tam tersinden, bu saldırılarla Kürtler’in saldırılara dahil olmasının sağlanması da hedefleniyor olabilir. Sunni olan Kürtlerin İran’a karşı savaşa girmesi ile İran Irak içindeki yalnızca kendisine bağlı Şii güçleri Kürtler ile çatıştırmayacak, Necef merkezli ve İran’a daha mesafeli duran tüm Şii’leri de bu savaşa dahil edebilecektir. Böylelikle savaşın en azından bir bölümünü tekrardan kendi toprakları dışında yürütebilecekti.
İran’ın kendi toprakları dışındaki vekil güçleri böyle iken, içeride ise savaştan iki ay önce başlayan protestoların yeniden başlama tedirginliğini yaşıyor. Rejimin değişmesi için son yıllarda bir çok ayaklanma gerçekleştiren İran’daki halklar her seferinde katliam, tutuklamalar ve ardından toplu idamlar ile bastırılmıştı. Ancak İran, Arap Baharı’nda birkaç günlük protestolarda yönetimi değişen hiçbir Ortadoğu ülkesine benzemiyor. İran’ın köklü devlet yapısı, İslam Rejimi’nin 47 yıllık baskıcı rejimi ile birlikte sivil ve askeri gücü bakımından bölge devletlerinden ayrılan bir çok noktası var. Bütün bunlara rağmen, savaş yakın zamanda biterse bile Tahran rejimini bu savaşın kaybedeni olarak görmek mümkün, ancak ABD ve İsrail’inde bu savaşın kazananı olduğunu söylemek gerçekçi değil.
*Grafikler, yapay zeka aracı Gemini aracılığıyla oluşturulmuştur.

