Suriye’de Rojava’ya yönelik saldırıların olduğu Ocak 2026 ile İran’a yönelik İsrail-ABD tarafından saldırıların başladığı 28 Şubat’tan bu yana ortaya çıkan gelişmeler, Türkiye’de Abdullah Öcalan ile iktidar ve devlet organları arasında sürdüğü belirtilen “süreci” de etkiliyor.

PKK gerillalarının “silah yakma töreni”nden /Foto:Channel8
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’ı kastederek “Tecridinin kaldırılması halinde TBMM’ye gelerek DEM Parti grubunda konuşmasını ve terörün bittiğini, örgütün tasfiye edildiğini ilan etmesi” çağrısında bulunduğu açıklamasının üzerinden 1,5 yıla yakın bir süre geçti. O günden bu yana hükümetin, adına “Terörsüz Türkiye” dediği ancak genel itibariyle kimilerinin “İkinci Çözüm Süreci”, kimilerinin “Barış Süreci”, “kimilerinin de sadece “Süreç” dediği bu süreçte şimdiye kadar pek çok konu konuşulmuş olsa dahi, sadece Kürt tarafı adımlar atmış bulunuyor. Devlet ve iktidar kanadının Meclis’te grubu bulunan bir parti haricinde bütün partilerin katılımıyla “süreç” komisyonunun kurulması ve uzun erimli bir çalışma takviminden sonra bu komisyonun bir rapor hazırlaması dışında sürecin devamı için gerekli olduğu belirtilen yasal düzenlemelere dair henüz somut bir gelişme bulunmuyor.
Ortadoğu’daki pek çok gelişmenin direk etki ettiği bu süreçte, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 24 Mart 2026 tarihli Meclis grup toplantısında söylediği “Süreci boğmanın, aceleye getirmenin, tartışmaları alevlendirmenin alemi yoktur” ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın özellikle Newroz kutlamalarında ortaya çıkan tabloya dair verdiği sert mesajlar, “sürecin” gidişatıyla ilgili tartışmalara yol açarken Bahçeli iki gün sonra yaptığı başka bir açıklamada ise, yasaların bir an önce meclise getirilmesi çağrısında bulundu.
Nisan ve Mayıs aylarının sürecin gidişatı açısından önemli aylar olduğu yönünde kimi değerlendirmeler yapılırken, bu sürece nasıl gelindiğine ve şimdiye kadar neler yaşandığına dair bir hatırlatma ihtiyacı ortaya çıkıyor.
DEM Parti Heyeti’nin Öcalan ile 27 Mart tarihinde yaptığı görüşme, hem devlet ve iktidar kanadının açıklamaları hem de kamuoyunun beklentilerine dair kimi ipuçları barındırıyordu. 5 saat süren ve devlet yetkililerinin de katıldığı belirtilen bu görüşme sonrasında DEM Parti’nin yaptığı açıklamaya göre Öcalan’ın, “Artık geriye dönüş mümkün değildir. Yaşadığımız süreç Demokratik Cumhuriyet ile barışa geçiş sürecidir. Arzulanan süreç başarıya ulaştığında Cumhuriyet iki kat güçlenecektir.” ifadesine yer verildi.
Bundan önceki arayışlar
Bugün Ortadoğu toplumları, Üçüncü Dünya Savaşı bağlamında küresel hegemonik güçlerin bölgeye dayattığı yeni bir dizayn süreciyle karşı karşıya. Bu yeni dizaynda yüz yıldır süren Kürt meselesi Türkiye’nin başına “bela” olurken, PKK’nin silahlı mücadeleye son verdiği bir döneme tanıklık ediyoruz.

Aslında PKK lideri Abdullah Öcalan ve PKK, 1993’ten beri, fakat daha yoğun biçimde 2000 ve sonraki yıllarda radikal bir ideolojik dönüşümle Kürt meselesini siyasi yollarla çözmek istediklerini pek çok kez dile getirdiler, barışı stratejik bir konu olarak ele aldıklarını açıkladılar. Ancak Türkiye, Kürt sorununda çözüme iç ve dış konjektürel nedenlerle yanaştığı için, bu zamana kadar yapılan diyaloglar ve süreçler kalıcı bir çözüme ulaşamadı.
Bu bağlamda en dikkat çekici dönem, 2012-2015 yılları arasında yürütülen çözüm süreci dönemidir. Bu çözüm süreci, Suriye’deki Kürtler Kobani’de IŞID’i yenince, Haziran 2015 seçimlerinde AKP Hükümeti’nin iktidar olamayacağı ve Kürt siyasi hareketiyle “başkanlık” anlaşması yapılamayacağı anlaşılınca, 22 Mart 2015’te Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Dolmabahçe Mutabakatını doğru bulmuyorum” açıklamasıyla fiilen sona erdi. Ardından, Ekim 2014’teki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında alınmış olan “Çöktürme Planı” kararı doğrultusunda PKK ve genel olarak Kürt siyasi hareketine yönelik kapsamlı güvenlik operasyonları başlatıldı. Takip eden dokuz yılda sadece Kuzey Kürdistan değil, Güney (Federe Kürdistan) ve Batı (Rojava) parçaları da dahil olmak üzere Kürt halkı ve PKK, Türk devletinin var gücüyle yürüttüğü topyekûn bir savaşın hedefi haline geldi.

Devletin Kürt meselesinde yıllardır izlediği “terörü bitirme” politikaları devam ederken, 2024 yılının sonlarına doğru devlet cephesinden beklenmedik açıklamalar geldi ve 43 ay aradan sonra ağır tecrit altında tutulan Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirildi. Böylece Kürt sorununda yeni bir süreç tekrar tartışılmaya başlandı.
1 Ekim 2024
Bahçeli’nin Meclis’te DEM Parti sıralarıyla tokalaşması ve Erdoğan’ın uzlaşma mesajı.
1 Ekim 2024’te TBMM’nin yeni yasama yılı açılışında yaşanan dikkat çekici bir temas, toplumda “yeni bir siyasi iklimin” habercisi olarak yorumlandı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti sıralarına giderek Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan ve diğer milletvekilleriyle tokalaştı. Bu jest hem Meclis salonunda hem de kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Gazetecilerin bu tokalaşmanın anlamını sorması üzerine Bahçeli, “Yeni bir döneme giriyoruz. Dünyada barış isterken kendi ülkemizde de barışı tesis etmeliyiz” dedi.
Aynı gün Cumhurbaşkanı Erdoğan da Meclis Genel Kurulu’ndaki konuşmasında, “Artık şu hakikat kabul edilmelidir. Bugün İsrail saldırganlığına karşı hem içeride hem dışarıda çatışma alanlarından çok uzlaşma zeminlerinin öne çıkarılması gerekmektedir” ifadelerini kullandı.
22 Ekim 2024
Bahçeli’den Öcalan’a TBMM’de konuşma ve örgütün dağıtıldığını ilan etme çağrısı.
Bu açıklamaları takiben 22 Ekim 2024’te Bahçeli, partisinin grup toplantısında, Öcalan’a doğrudan seslenerek şu çağrıyı yaptı: “Eğer tecrit kaldırılırsa gelsin, TBMM’de DEM Parti grubunda konuşsun. Terörün sona erdiğini ve örgütün dağıldığını ilan etsin. Bu cesareti gösterirse, umut hakkının kullanımıyla ilgili yasal düzenlemenin önü de açılır. Adres İmralı’dan DEM’e uzansın.”
24 Ekim 2024
Ömer Öcalan’ın İmralı ziyareti ve Abdullah Öcalan’ın hukuki zemin mesajı.
24 Ekim 2024’te ise DEM Parti Urfa Milletvekili Ömer Öcalan, bir gün önce İmralı’da Abdullah Öcalan ile görüştüklerini açıkladı ve Öcalan’ın şu mesajını paylaştı: “Tecrit devam ediyor. Koşullar oluşursa bu süreci çatışma ve şiddet zemininden hukuki ve siyasi zemine çekecek teorik ve pratik güce sahibim.”
30 Ekim 2024
Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in tutuklanması ve yerine kayyım atanması.
Ancak Kürt meselesinde çözüme ve barışa yönelik bu işaretler, devam eden kayyım atamaları ve yasak kararlarıyla gölgelendi. İçişleri Bakanlığı’nın uygulamaları, “Gerçekten Kürt meselesinde çözüm isteniyor mu?” sorusunu yeniden gündeme taşıdı.
Yerel seçimlerde CHP ve DEM Parti arasında yapılan “kent uzlaşısı” kapsamında Esenyurt Belediye Başkanı seçilen Ahmet Özer, 30 Ekim 2024’te, “PKK/KCK silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklandı. Ertesi gün yerine İstanbul Vali Yardımcısı Can Aksoy kayyım olarak atandı.
Kasım 2024
DEM Partili birçok belediyeye peş peşe kayyım atamalarının gerçekleştirilmesi.
Ardından Kasım 2024’te, sırasıyla DEM partili Mardin, Batman, Urfa Halfeti, Dersim ve Van Bahçesaray belediyelerine de belediye eş başkanlarının “terör” cezaları gerekçe gösterilerek kayyım getirildi.
21 Kasım 2024
Öcalan’a altı aylık yeni bir avukat görüş yasağı getirildiğinin öğrenilmesi.
Tüm bunların üzerine, 21 Kasım 2024’te, Öcalan’la görüşme talep eden Asrın Hukuk Bürosu avukatları müvekkilleri Öcalan’a 6 Kasım’da yeni bir altı aylık avukat görüş yasağı getirildiğini öğrendi.
26 Kasım 2024
Bahçeli’nin İmralı ve DEM Grubu arasında yüz yüze temas çağrısını yinelemesi.
26 Kasım’da Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda “22 Ekim 2024 tarihli grup toplantımızdan itibaren ne demişsek aynen yanındayız. İmralı’yla DEM Grubu arasında yüz yüze temasın gecikmeksizin yapılmasını bekliyor, çağrımızı kararlılıkla tekrarlıyoruz” dedi.
28 Aralık 2024
DEM Parti heyetinin İmralı ziyareti ve Öcalan’ın “Türk-Kürt kardeşliği” mesajı.
Uzun bir sürenin ardından 28 Aralık 2024’te DEM Parti milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder ve Pervin Buldan, İmralı’da Öcalan’la görüştü. Heyet ertesi gün kamuoyuyla Öcalan’ın, “Türk-Kürt kardeşliğini yeniden güçlendirmek tarihi bir sorumluluktur” mesajını paylaştı.
30 Aralık 2024
KCK’den Öcalan’ın ortaya koyduğu çözüm iradesine destek açıklaması.
Ardından 30 Aralık 2024’te KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat, Medya Haber’e yaptığı açıklamada, “Önderliğimizin ortaya koyduğu çözüm iradesinin arkasındayız. Türk devleti, AKP-MHP iktidarı, iktidarı ve muhalefetiyle bir bütünen devletin kendisi, gerçek bir çözüm iradesi ortaya koymalıdır”” dedi.
Ocak 2025
İmralı Heyeti’nin meclisteki partilerle görüşmeleri ve Öcalan ile ikinci teması.
Ocak 2025 boyunca İmralı Heyeti, TBMM’de grubu bulunan MHP, AKP, CHP, Gelecek Partisi, DEVA Partisi, Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi’yle görüşmeler yaptı. Bu görüşmelerin ardından heyet, 22 Ocak 2025’te Öcalan ile ikinci kez buluştu.
13 – 15 Şubat 2025
KCK’den gelen mektup açıklaması ve iki gün sonra Van’a kayyım atanması.
13 Şubat 2025’te ise KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Cemil Bayık Öcalan’dan bir mektup aldıklarını belirterek, “Kürt sorununu savaş zemininden çıkarıp demokratikleşme zeminine çekmek için bir çalışma yürütüyor” dedi. Ancak bu açıklamadan iki gün sonra, 15 Şubat’ta, Öcalan’ın Türkiye’ye getirilişinin yıldönümünde, İçişleri Bakanlığı Van Büyükşehir Belediyesi’ne kayyım atadı.
18 – 21 Şubat 2025
HDK’ye yönelik operasyonlar, tutuklamalar ve Meral Danış Beştaş’ın tepkisi.
Bu gelişmeler olurken, 18 Şubat 2025’te Halkların Demokratik Kongresi’ne (HDK) operasyonlar yapıldı. Aralarında siyasi parti yöneticileri, sendikacılar, sanatçılar ve gazetecilerin bulunduğu 52 kişi gözaltına alındı; 21 Şubat’ta bunların 30’u tutuklandı. HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş bu operasyonları “barışa komplodur” diyerek eleştirdi.
27 Şubat 2025
Öcalan’ın PKK’ye tarihi silah bırakma ve kendini feshetme çağrısı.
DEM Parti heyeti, 27 Şubat 2025’te, İmralı’da Öcalan ile görüştü. Heyet görüşmenin ardından Öcalan’ın mesajını İstanbul’da kamuoyuyla paylaştı.
“Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” başlığını taşıyan mesajda Öcalan şu ifadeleri kullandı: “Sayın Devlet Bahçeli’nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanı’nın ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihi sorumluluğunu üstleniyorum. Varlığı zorla sona erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın; tüm gruplar silah bırakmalı ve PKK kendini feshetmelidir.”
1 Mart 2025
PKK’nin Öcalan’ın çağrısına destek vererek ateşkes ilan ettiğini duyurması.
PKK, Öcalan’ın bu çağrısının ardından 1 Mart’ta ateşkes ilan ettiğini duyurdu. PKK’nin yaptığı açıklamada, “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın hayata geçmesinin önünü açmak için, bugünden geçerli olmak üzere ateşkes ilan ediyoruz. Bundan öte silah bırakma gibi hususların pratikleşmesini ancak Önder Apo’nun pratik öncülüğü gerçekleştirebilir. Önder Apo’nun istediği şekilde parti kongresini toplamak için hazırız. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için uygun güvenlikli ortamın oluşması ve kongrenin başarısı için de Önder Apo’nun bizzat yönlendirmesi ve yürütmesi gerekir” denildi.
21 Mart 2025
Geniş katılımlı Newroz kutlamaları ve Öcalan’ın çağrısının sahiplenilmesi.
Ardından Kürtler, 21 Mart 2025 Newrozu’nu başta dört parça Kürdistan olmak üzere, dünyanın pek çok yerinde yüz binlerce kişinin katılımıyla kutladı. Newroz’a katılım yoğunluğu Kürt basını tarafından Öcalan’ın çağrısına destek olarak yorumlandı.
19 – 23 Mart 2025
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ve siyasetteki “provakatif müdahale” tartışmaları.
Newroz’un ardından gündem, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla sarsıldı. 19 Mart 2025’te, “Kent uzlaşısı” konulu “terör” ve “yolsuzluk” iddialarıyla başlatılan soruşturmalar kapsamında gözaltına alınan İmamoğlu, 23 Mart 2025 tarihinde tutuklandı. Kürt hareketi İmamoğlu’nun tutuklanmasını sürece yapılan “provakatif bir müdahale” olarak değerlendirdi.
15 Nisan – 3 Mayıs 2025
Sırrı Süreyya Önder’in hastaneye kaldırılması, hayatını kaybetmesi ve cenaze töreni.
Çok geçmeden İmralı heyeti üyesi ve DEM Parti İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, 15 Nisan günü İstanbul’da geçirdiği kalp rahatsızlığı nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Önder 18 gün yoğun bakımda yaşam savaşı verdi ancak kurtarılamadı ve 3 Mayıs 2025’te hayatını kaybetti. Binlerce kişi Önder’i son yolculuğuna “Sırrı’ya sözümüz barış olacak” sloganlarıyla uğurladı.
8 Mayıs 2025
DEM Parti’nin Sırrı Süreyya Önder’in aracında bulunan suikast düzeneği açıklaması.
Cenazeden beş gün sonra DEM Parti, “2 Nisan’da, otopark görevlisi Sırrı Süreyya Önder’in aracını kullanırken lastiklerden gelen sesten şüphelenmiş ve aracı servise götürmüştür. Yapılan incelemede, aracın sol arka lastiğini patlatabilecek, demirden yapılmış keskin bir düzeneğin yerleştirildiği tespit edilmiştir” açıklamasını yaptı. Bu bilginin paylaşılmasının ardından kamuoyunda “Sırrı Süreyya’ya suikast mı yapıldı?” sorusu tartışılmaya başlandı.
12 Mayıs 2025
PKK’nin misyonunu tamamladığını ilan ederek kendini feshetmesi ve silahları bırakması.
Önder’in yasının tutulduğu günlerde, 12 Mayıs 2025’te, PKK kendini feshettiğini ve silahları bıraktığını duyurdu. PKK açıklamasında, “Kongremiz çatışmaların devam ettiği, havadan karadan saldırıların sürdüğü, alanlarımız üzerindeki kuşatma ve KDP ambargosunun devam ettiği zorlu koşullara rağmen güvenlikli bir şekilde gerçekleştirildi. …PKK tarihi misyonunu tamamladı. PKK 12. Kongresi, PKK’nin örgütsel yapısının feshedilmesi ve silahlı mücadele yöntemini sonlandırması kararlarını alarak PKK adıyla yürütülen çalışmaları sonlandırdı” dendi. Bu karar üzerine farklı çevrelerde lehte ve aleyhte pek çok tartışma başladı, “Devlet hangi adımları atacak?” sorusu toplumun gündemine oturdu. KCK’den yapılan açıklamada ise, PKK’nin silah bırakmasını istemeyen birçok gücün KCK ile görüşmek istediği duyuruldu.
9 Temmuz 2025
Öcalan’ın 1999’dan beri ilk videolu mesajıyla barış çağrısını sürdürmesi.
Öcalan 9 Temmuz 2025’te yeni bir çağrıda bulundu. Ancak bu seferki çağrısı videolu bir çağrıydı. Bu, Öcalan’ın 1999 yılından beri ilk videolu görüntüsüydü. Öcalan videoda “27 Şubat 2025 tarihli Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nı savunmaya devam etmekteyim” ifadelerini kullanarak, “Sürecin geneli olarak silahların gönüllüce bırakılması ve TBMM’de yetkili ve kanunla kurulması düşünülen kapsamlı komisyon çalışması önemlidir” dedi.
11 Temmuz 2025
KCK Barış ve Demokratik Toplum Grubu’nun ilk adımı atarak silahlarını yakması.
Bu videolu mesajda yer alan Öcalan’ın “Önce sen-ben kısırlığına düşmeden, adımların atılmasında dikkat ve hassasiyetin gösterilmesi şarttır” sözlerine istinaden KCK ilk adımı attı. KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Besê Hozat öncülüğünde 15’i kadın 30 gerilladan oluşan “Barış ve Demokratik Toplum Grubu”, 11 Temmuz 2025’te, pek çok gazeteci ve sivil toplum örgütü temsilcisinin katıldığı bir törenle silahlarını yaktı.
5 Ağustos 2025
Mecliste geniş katılımlı Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ilk toplantısı.
Bu töreni takiben, başkanlığını TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yaptığı, Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin yer aldığı (İYİ Parti hariç) 51 kişilik bir komisyon, çözüm süreci kapsamında ilk toplantısını 5 Ağustos’ta gerçekleştirdi. Komisyonun ismi “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” olarak belirlendi.
10 Ağustos 2025
Bahçeli’nin silahların yakılmasını olumlu bularak sürecin yıl sonuna tamamlanacağı açıklaması.
10 Ağustos’ta TV100’e konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Meclis’te kurulan komisyonun çalışmalarına tüm siyasi partilerin destek vermesinin önemini vurguladı. Sürecin yıl sonuna kadar tamamlanacağını açıklayan Bahçeli, PKK’nin Abdullah Öcalan’ın fesih çağrısına uygun hareket etmesinin olumlu gelişmelere kapı araladığını belirtti. Silahların gömülmek yerine yakılmasının daha güçlü bir mesaj taşıdığını ifade eden Bahçeli, “Silah gömülürse tekrar çıkarılabilir; yakmak ise ‘bir daha elimizi silaha sürmeyeceğiz’ demektir” dedi.
19 Ağustos 2025
TBMM önünde komisyon toplantısı öncesi provokatif beyaz toros eylemi.
19 Ağustos’ta “Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”nun dördüncü toplantısı öncesinde TBMM önünde beyaz bir toros ateşe verildi.
28 Ağustos 2025
DEM Parti heyetinin İmralı ziyareti ve sorunun kangrenleştiğine dair uyarılar.
28 Ağustos’ta DEM Parti İmralı Heyeti, Abdullah Öcalan ile 3 saat süren bir görüşme gerçekleştirdi. Öcalan’ın görüşmede, “Barış ve Demokratik Toplum sürecinin geldiği aşamaları değerlendirdiği” ve yaşanan sorunun “özel bir cerrahi müdahaleyi gerektirecek derecede kangrenleştiğini” dile getirdiği aktarıldı.
Ağustos 2025
Suriye ve Rojava’da HTŞ ile SDG arasında karşılıklı ilk çatışmaların patlak vermesi.
Bu arada Ağustos ayından başlamak üzere Suriye ve Rojava’da Türkiye’deki süreci etkileme ihtimali bulunan pek çok gelişme yaşandı. Şam yönetimini elinde bulunduran HTŞ güçleri ile SDG güçleri arasında ilk çatışmalar 2 Ağustos 2025’te Deyr Hafir ve el-Kefse yakınlarında yaşandı.
14 Ağustos’ta ise, Deyrizor’da SDG ve Suriye Ordusu güçleri arasında çatışmalar çıktı.
Eylül – Ekim 2025
Halep’in Kürt mahallelerine yönelik kuşatma ve saldırı girişimlerinin artması.
Eylül ayına kadar Halep ve çevresinde yoğunlaşan çatışmalar, Ekim ayına gelindiğinde Halep’in iki Kürt mahallesi olan Eşrefiye ve Şêx Meqsûda yönelik Şam geçici yönetimine bağlı silahlı unsurların kuşatma ve saldırı girişimleriyle üst seviyeye çıktı.
12 Eylül 2025
Bahçeli’nin Ahmet Türk’ün Mardin’de görevine iade edilmesi çağrısı.
12 Eylül’de Devlet Bahçeli, Ahmet Türk’ün Mardin belediye başkanlığı görevine iade edilmesi gerektiğini, kardeşlik ve barış duygusunun gelişmesine katkı sağlayacağını açıkladı.
14 Eylül 2025
PKK yöneticisi Murat Karayılan’ın “Öcalan Özgür olmadan barış olmaz” çıkışı.
14 Eylül’de PKK’nin yöneticilerinden Murat Karayılan, “Öcalan Özgür olmadan barış olmaz.” açıklamasını yaptı.
25 Eylül 2025
DEM Parti’nin sürecin yasal düzenlemeler aşamasına geçişi için taleplerini sıralaması.
25 Eylül’de DEM Parti yaptığı açıklamada sürecin birinci aşamasının bittiği ve yasal düzenlemelerin olduğu ikinci aşamanın Ekim ayının başında başlayacağını belirtti. Geçiş Dönemi Kanunu, İnfaz Kanunu, TMK, TCK ve CMK’da ihtiyaç duyulan değişiklikler; başta kayyım düzenlemesi olmak üzere yerel yönetimlerin güçlendirilmesi; ayrımcılıkla mücadele düzenlemeleri ve anadilinde eğitim konuları için yasal düzenlemelerinin yapılmasını istedi.
1 Ekim 2025
Meclis açılışında Erdoğan’dan teşekkür ve Suriye’de Teşrin Barajı yakınlarında çatışmalar.
1 Ekim TBMM 28. Dönem 4. Yasama Yılı Açılış Toplantısı yapıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan yaptığı konuşmada süreci yürüten Devlet Bahçeli’ye ve DEM Parti’ye teşekkür etti.
1 Ekim’de yine Suriye geçiş hükûmeti güçlerinin SDG askerî mevzilerine sızma girişiminin ardından Teşrin Barajı yakınlarında çatışmalar çıktı. Saldırı püskürtüldü.
6 Ekim 2025
Eşrefiye’de meydana gelen patlama sonucu giden yolların tamamen kapatılması.
6 Ekim’in erken saatlerinde, Eşrefiye mahallesinde bir hastanenin yakınlarında meydana gelen patlamanın ardından, hükümet güçleri Şeyh Maksud ve Eşrefiye’ye giden yedi yolun tamamını kapattı.
7 Ekim 2025
Bahçeli’nin meclis komisyonu heyetine İmralı’ya gitme önerisi.
7 Ekim’de MHP Meclis Grup Toplantısı’nda Bahçeli, komisyon üyelerinden bir heyetin, Öcalan ile yüz yüze görüşmesini önerdi ve SDG/PYD’nin silah bırakması için Öcalan’ın çağrı yapmasını istedi.
9 Ekim 2025
Deyrizor’da SDG ve Suriye Ordusu güçleri arasında can kayıplı yeni çatışmalar.
9 Ekim’de, akşam saatlerinde Deyrizor yakınlarında bir başka çatışma turu yaşandı. SDG ve SOHR, bir SDG savaşçısının öldüğünü ve dokuzunun yaralandığını bildirdi. Suriye devlet medyası bu kayıpları doğrularken, çatışmalar sonucunda bir Suriye Ordusu savaşçısının öldürüldüğünü ve bir diğerinin de ağır yaralandığını iddia etti.
13 Ekim 2025
Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesinde “umut hakkı” uygulamasının gerekliliği vurgusu.
13 Ekim’de Asrın Hukuk Bürosu avukatları İmralı adasında Abdullah Öcalan’ı ziyaret etti. Öcalan, “Umut ilkesi devletin atması gereken bir adımdır” dedi.
Ekim 2025
Suriye’de devam eden topçu ateşleri ve Şeyh Maksud bölgesindeki ateşkes anlaşması.
Ekim 2025 itibarıyla çatışmalar çoğunlukla Deyr Hafir, Münbiç, el-Hafsa, Şeyh Maksud, Deyrizor ve çevrelerinde topçu ateşi ve küçük ila orta ölçekli silah atışlarıyla devam etti. Şeyh Maksud ve Eşrefiye kuşatması, 7 Ekim 2025’te kapsamlı bir ateşkes anlaşmasının imzalanmasıyla sonuçlandı.
17 Ekim 2025
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Kürtçe şiir okuması ve yankıları.
17 Ekim’de, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Dicle Üniversitesi 2025–2026 Akademik Yıl Açılış Programı’nda Kürtçe şiir okudu, TBMM’nin resmi X hesabından paylaşılması tartışmalara neden oldu.
26 Ekim 2025
Kürt Özgürlük Hareketi Yönetimi’nin Türkiye içindeki güçlerini çekme kararını açıklaması.
26 Ekim’de PKK’nin Mayıs ayında kendini fesh etmesinin ardından Kürt Özgürlük Hareketi Yönetimi adı altında Kandil’de düzenlenen basın toplantısında, Türkiye sınırları içindeki güçlerini geri çektiğin açıkladı. Açıklamanın Türkçesini KCK Yürütme Konseyi Üyesi Sabri Ok okudu.
26 Ekim 2025
Çekilme işleminin çatışma ve provokasyon riskini azaltma gerekçesiyle açıklanması.
PKK açıklamada “Türkiye sınırları içinde çatışma riski oluşturan ve olası provokasyonlara açık olan Türkiye’deki tüm güçleri geri çekme işlemini” gerçekleştirmekte olduklarını söyledi.
Kasım Başı 2025
Rojava’da yaşanan sükunet döneminin ardından Rakka vilayetinde çatışmaların yaşanması.
Suriye ve Rojava’da Kasım ayının başı büyük ölçüde sakin geçti, ancak 13-14 Kasım gecesi Rakka Vilayeti’nin doğusunda SDG ile hükûmet güçleri arasında ara ara çatışmalar yaşandı ve herhangi bir can kaybı bildirilmedi.
15 – 22 Kasım 2025
Suriye temas hattı boyunca ağır silahların da kullanıldığı karşılıklı saldırıların devamı.
15-16 Kasım’da, Ma’adan yakınlarındaki Ganem Ali’de, insansız hava araçlarının yanı sıra orta ve ağır silahların da kullanıldığı çatışmalar devam etti. 22 Kasım’da Ebu Hamam ve Deyr Hafir’de çatışmalar yaşandı.
Ayın sonuna doğru, temas hattı boyunca küçük çaplı çatışmalar devam etti.
17 Kasım 2025
PKK’nin barışa hizmet inancıyla Irak’ın kuzeyindeki Zap alanından da güçlerini çekmesi.
17 Kasım’da PKK, silahlı güçlerini Irak’ın kuzeyinde yer alan Zap alanından çektiğini açıkladı.
Örgüt, “atılan bu yeni adımın Türkiye’de barışın ve demokratikleşmenin hizmet edeceğine inandığını” belirtti.
Süreçle bağlantılı olarak DEM Parti heyetinin İmralı ziyareti sonrası yaptığı açıklamada, “Sayın Abdullah Öcalan, Meclis komisyonunun önemine vurgu yaptı ve sürecin hukuki zeminle güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.”
25 Ekim 2025
Deyrizor çevresindeki Ebu Hamam, Mehne ve Diben bölgelerinde yaşanan çatışmalar.
25 Ekim’de Deyrizor’un Ebu Hamam bölgesinde çatışmalar olduğu bildirildi. Ayrıca SDG ve Geçici Suriye Hükümetine bağlı güçler arasında Deyrizor’un Mehne ve Diben bölgeleri yakınlarında çatışmalar yaşandı.
18 Kasım 2025
Bahçeli’nin kimsenin görüşmemesi halinde İmralı’ya kendisinin gideceğini duyurması.
18 Kasım MHP Genel Başkanı Bahçeli, MHP grup konuşmasında kimsenin Öcalan ile görüşmemesi halinde 3 arkadaşı ile İmralı’ya gideceğini duyurdu.
21 Kasım 2025
Komisyonda Öcalan ile görüşme kararının oylanarak kabul edilmesi ve CHP’nin muhalefeti.
21 Kasım CHP, Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun PKK lideri Öcalan ile görüşmesine karşı olduğunu açıkladı.
Aynı gün Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun on sekizinci toplantısı gerçekleştirildi. Toplantının kapalı oturumunda AK Parti, MHP, DEM Parti, TİP ve EMEP’in “Evet” oyları sonucu Öcalan ile görüşme önerisi kabul edildi.
24 Kasım 2025
Üç siyasi partiden oluşan meclis heyetinin İmralı’da Öcalan ile uzun görüşmesi.
24 Kasım’da Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ndan, AK Parti, MHP ve DEM Parti’nin oluşturduğu bir komite İmralı’ya giderek PKK lideri Öcalan ile 2 saat 50 dakikalık bir görüşme gerçekleştirdi.
22 Aralık 2025
Halep şehrindeki çatışmalarda sivillerin hayatını kaybetmesi.
22 Aralık’ta Suriye hükümetine bağlı güçler, SDG’nin Halep şehrindeki bir kontrol noktasını hedef aldı. Çatışmalarda, üç sivil hayatını kaybetti.
26 Aralık 2025
Şeyh Maksud ve Eşrefiye bölgelerinde yeniden alevlenen çatışmalar ve tank sevkiyatı.
26 Aralık’ta, Suriye geçiş hükümeti ve SDG arasında Halep’in Şeyh Maksud ve Eşrefiye bölgelerinde çatışmalar yeniden başladı. Kısa süren çatışmaların ardından Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinin yakınlarına Suriye Ordusu tankları konuşlandırıldı.
27 Aralık 2025
Suriye hükümetinin Kürt mahallelerine giden yolları kapatarak sivil erişimini engellemesi.
27 Aralık’ta SOHR, Suriye hükümetinin Şeyh Maksud ve Eşrefiye’ye giden ek yolları kapattığını ve sivillerin bu bölgelere erişimini engellediğini bildirdi.
29 – 30 Aralık 2025
Tişrin Barajı çevresindeki şiddetli çatışmalar ve yaralanmalar.
29-30 Aralık’ta Tişrin Barajı yakınlarında çatışmalar çıktı, ve bu çatışmalarda SDG’li üç savaşçı yaralandı.
5 Ocak 2026
SDG ve Suriye hükümet güçleri arasında Deyr Hafir çevresinde karşılıklı topçu atışları.
5 Ocak 2026’da SDG Deyr Hafir yakınlarındaki Suriye Ordusuna ait bir kontrol noktasını hedef aldı. Suriye hükümetine bağlı güçler, karşılık olarak Deyr Hafir yakınlarındaki SDG mevzilerini ağır topçu ateşiyle bombaladı.
7 Ocak 2026
Suriye ordusunun Şeyh Maksud ve Eşrefiye’ye yönelik topçu atışlarını yoğunlaştırması.
7 Ocak’ta, Suriye hükûmetinin mahallelerdeki tüm SDG askeri mevzilerini “meşru hedef” ilan etmesinin ardından, Şeyh Maksud ve Eşrefiye’ye yönelik topçu atışları yoğunlaştı.
8 Ocak 2026
Suriye Ordusu’nun Eşrefiye mahallesinde tam kontrolü ele geçirmesi.
8 Ocak’ta Suriye Ordusu Eşrefiye mahallesini kontrol altına aldı.
11 Ocak 2026
Halep vilayetinin tamamının Suriye Ordusu kontrolüne geçmesi.
11 Ocak itibarıyla Suriye Ordusu Şeyh Maksud mahallesinde de SDG’yi tamamen çıkararak Halep Vilayetinin tamamını kontrol altına aldı.
17 Ocak 2026
DEM Parti heyetinin İmralı ziyareti ve Öcalan’ın Suriye’deki çatışmalara dair uyarısı.
17 Ocak DEM Parti heyeti, İmralı’da PKK lideri Öcalan ile görüştü. Görüşme ardından yapılan açıklamada Öcalan’ın Suriye’deki çatışmaların süreci baltaladığını söyledi.
17 Ocak 2026
Suriye Ordusu’nun ilerleyişi ve Fırat’ın batısında ‘kapalı askeri bölge’ ilanı.
17 Ocak’ta Suriye Ordusu, SDG’nin çekilmesinin ardından Deyr Hafir’e girdi. Suriye hükümeti, SDG kontrolündeki Fırat’ın batısındaki bölgeyi, Tabka şehri de dahil olmak üzere güney Rakka valiliğinin bölgeleri de kapsayan ‘kapalı askeri bölge’ ilan etti . Gerginliğin artmasının ardından Suriye ordusu Tabka’nın bazı bölgelerine taarruza başladı.
18 Ocak 2026
Deyrizor ve Tabka’daki büyük enerji sahalarının Suriye ordusu kontrolüne geçmesi.
18 Ocak’ta Suriye hükümet güçleri El-Tabka, Tabka Barajı ve Tabka Hava Üssü’nü ele geçirdi. Ayrıca Suriye ordusu, tüm kasaba ve köyleriyle birlikte Deyrizor doğu kırsalının tamamını ve bölgede bulunan petrol ve doğalgaz sahalarını, ülkenin en büyük sahası olan El-Omar sahası ve Conoco doğalgaz sahası da dahil olmak üzere ele geçirdi. Öğlen saatlerinde, büyük çatışmaların ardından aşiret güçleri Rakka’nın kontrolünü ele geçirdi ve Suriye ordusu birkaç saat sonra şehre girdi.
18 Ocak’ta SDG ve Suriye geçici hükümeti ateşkes konusunda anlaştı. Ateşkes anlaşmasına göre, Suriye geçici hükûmeti Deyrizor Vilayeti ve Rakka Vilayeti’nin askeri ve idari kontrolünü derhal devralacaktı. Ateşkes anlaşmasının bir parçası olarak, SDG, Rakka ve Deyrizor vilayetlerinin kontrolünü Suriye hükûmetine devredecek. Buna ek olarak, Suriye hükûmeti, Suriye’nin kuzeydoğusundaki tüm petrol ve doğalgaz sahalarının ve uluslararası sınır geçişlerinin kontrolünü devralacak. El-Haseke vilayetindeki sivil kurumlar ise Suriye devletine entegre edilecek.[21]
19 Ocak 2026
Şam’daki ateşkes görüşmelerinin sonuçsuz kalması ve hapishaneden kaçan IŞİD militanları iddiası.
19 Ocak’ta Şam’da Mazlum Abdi, Ahmed eş-Şara ile yaptığı görüşmede bir gün önce ilan edilen ateşkes anlaşmasındaki bazı maddeleri kabul etmedi. Görüşme sonuçsuz kalırken, gün boyunca çatışmalar devam etti. 19 Ocak’ın geç saatlerinde Türkiye’nin Haseke’ye insansız hava aracı saldırısı düzenlediğini iddia etti. SDG, Şaddade hapishanesinden 1.500 IŞİD savaşçısının kaçtığını öne sürdü.
20 Ocak 2026
Yeni bir ateşkes anlaşması ilanı ve DEM Parti’nin çatışmaları sınırda protesto kararı.
20 Ocak’ta Suriye hükümeti, birliklerinin Haseke ve Kamışlı şehir merkezlerinden ve Haseke vilayetindeki Kürt köylerinden geçici olarak uzak durmasını taahhüt eden yeni bir ateşkes anlaşması ilan etti. SDG’ye, kontrolü altında kalan bölgelerin entegrasyonu için “pratik bir mekanizma” geliştirmek üzere dört günlük bir istişare süresi verildi.
20 Ocak DEM Parti, Suriye’deki çatışmalara tepki olarak haftalık grup toplantılarını TBMM yerine Kamışlı sınırında bulunan Nusaybin’de düzenledi.
22 Ocak 2026
Ateşkese rağmen BM’nin çeşitli bölgelerde devam eden çatışmaları raporlaması.
22 Ocak itibarıyla, ateşkesin üzerinden iki gün geçmişken, Birleşmiş Milletler tarafından el-Haseke Vilayetinin çeşitli bölgelerinde ve Ayn el-Arab çevresinde çatışmaların devam ettiği bildirildi.
23 Ocak 2026
İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi Görüşme Tutanağı’nın TBMM sitesinde yayınlanması.
23 Ocak Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nu temsilen İmralı’ya giden üç milletvekilinin Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmeye ait tutanaklar, “İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevi Görüşme Tutanağı” başlığıyla TBMM’nin resmi internet sitesinde yayınlandı.
24 Ocak 2026
IŞİD mahkumlarının devri için Suriye’deki ateşkesin uzatıldığının duyurulması.
24 Ocak’ta yerel saatle 23:00’te Suriye Savunma Bakanlığı, ABD’nin IŞİD mahkûmlarını Irak’a teslim etmesini sağlamak için ateşkesin 15 gün uzatıldığını duyurdu.
30 Ocak 2026
Suriye’de askeri, idari ve sivil entegrasyonu içeren kapsamlı anlaşmanın ilan edilmesi.
30 Ocak’ta Suriye geçiş hükûmeti, SDG ile ateşkesi, kademeli askerî ve idari entegrasyonu, Haseke ve Kamışlı’ya İçişleri Bakanlığı güçlerinin konuşlandırılmasını, yerel kurumların devlete entegrasyonunu, Kürt toplumu için sivil ve eğitim haklarının güvence altına alınmasını ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşünü içeren kapsamlı bir anlaşmaya vardığını duyurdu.
16 Şubat 2026
DEM Parti heyetinin Öcalan ziyareti ve Meclis komisyonu raporuna dair önemli uyarıları.
16 Şubat’ta DEM Parti İmralı Heyeti (Pervin Buldan, Mithat Sancar, Avukat Özgür Faik Erol) İmralı’ya gitti; Öcalan ile 3,5 saatlik görüşme yaptı. Heyet adına yapılan açıklamada, “Geride bıraktığımız süreç, öz itibariyle şiddet ve ayrışma siyasetinden demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak müzakere yeteneğini ve gücümüzü kanıtlamıştır.“TBMM Komisyon raporunun temel toplumsal gerçeklerle uyumlu olması gerekir. Sürecin bundan sonraki ilerleyişinde komisyon raporunun bu niteliği son derece önemli olacaktır. “Terörü tasfiye” mantığıyla yaklaşan bir siyaset çözümü değil, çözümsüzlüğü ifade eder” dedi.
17 Şubat 2026
Komisyonun yasal düzenlemeleri “silah bırakma şartına” bağlayan 60 sayfalık raporunu hazırlaması.
17 Şubat’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde çalışmalarını sürdüren Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonun hazırladığı 60 sayfalık raporda PKK’nin feshi ve silah bırakma süreci, toplumsal bütünleşme başlıkları yer aldı. Yasal düzenlemelerin “PKK’nın silah bırakmasının fiilen kesinleşmesi ve bunun yürütme organı tarafından tespit edilmesi” şartına bağlandığı belirtildi.
4 Mart 2026
DEM Parti’nin İçişleri ve Adalet Bakanlarıyla yasal düzenlemeler konusunda görüşmesi.
4 Mart’ta, DEM Parti heyeti Ankara’da İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi ve Adalet Bakanı Akın Gürlek ile yasal düzenlemeler konusunda görüşme gerçekleştirdi.
27 Mart 2026
İmralı’ya gerçekleştirilen 12. heyet ziyareti.
27 Mart DEM Parti İmralı Heyeti (Buldan, Sancar, Av. Erol) İmralı’ya 12. kez gitti; Öcalan ile görüşme gerçekleştirildi.
28 Mart 2026
AKP’nin hukukçu komisyonu kurması ve “geçici kod yasa” planlaması.
28 Mart 2026 AKP Grup Başkanvekili Abdulhamit Gül başkanlığında hukukçulardan oluşan komisyon kurulacağı açıklandı; AKP kurmayları “Haziran veya Temmuz’da Meclis gündemine gelmesi hedeflenen geçici bir kod yasa çıkarılacak; genel af ya da torba yasa olmayacak” açıklaması yaptı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yasal süreçleri koordine edecek.
31 Mart 2026
Öcalan’ın hegemonik planlara karşı “üçüncü yol” analizinin kamuoyuyla paylaşılması.
31 Mart’ta Öcalan ile ilgili görüşmenin deteylarını açıklayan HDP heyeti, yaklaşık 5 saat süren görüşmede devlet yetkililerininde olduğunu açıklayarak, Öcalan’ın “Çözmeye çalıştığımız bu büyük soruna dar yaklaşılmaması gerekir. Çünkü Ortadoğu üzerinde derin hegemonik planlar var. Suriye’de sancılı durumlarla birlikte belli ölçülerde olumlu gelişmeler yaşanırken, şimdi de Iran savaşı gündemde. İran savaşında üç çizgi ortaya çıkmıştır: Birincisi, ABD-İsrail çizgisidir. İkincisi, İngiltere’nin başını çektiği bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin statükoyu korumaya dönük çizgisidir. Üçüncüsü ise geliştirdiğimiz Barış ve Demokratik Toplum Süreci ile savunduğumuz demokrasi ve ortak yaşam çizgisidir. İran’daki gelişmeler Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha ortaya koymuştur.” sözlerini paylaştı.
Bu süreç niye başladı?
1,5 yıla yayılan bu süreç, Bahçeli’nin ezberleri bozan bir tokalaşmasıyla başladı. Diyalog başladığında ise Kürt meselesinde çözüm ihtimalinin arttığı her dönemde olduğu gibi, bu dönemde de ateşkese rağmen süren askeri operasyonlarla, kayyım atamaları ve tutuklamalarla süreci bozmaya çalışan güçler ortaya çıktı. Özellikle Rojava’da hem HTŞ’nin hemde Türkiye destekli grupların saldırıları sürecin en kırılgan anlarını oluşturdu. Ancak yapılan sabotajlara rağmen devletin bir kanadının da Türkiye’deki Kürtlerle savaşı bitirme niyetinde olduğu görülüyor. Peki niye ve neden şimdi? Bu soru kamuoyunun en fazla tartıştığı konu olmaya devam ederken, sorunun yanıtı için önce üçüncü dünya savaşı ve Ortadoğu’da kurulmak istenen yeni düzenle ilgili yapılan analizlere bakmak gerekiyor.

Değerlendirmelere göre, reel sosyalist sistemin çöküşüyle birlikte dünya üçüncü bir küresel savaş sürecine girdi; küresel güçler arasında yeniden paylaşım ve hegemonya kavgası başladı. Bu kavgada, hegemonik güçlerin stratejik hamlelerinin temelinde, enerji ve ticaret tekeli üzerinde hangi güç odağının kontrol sahibi olacağı gerçeği yatıyor. Halen devam eden İran’a yönelik saldırıları da bu bağlamdan ayrı değerlendirilemez.
Bu bağlamda, enerjinin ana aktarım güzergâhlarından biri Ortadoğu ve bölgenin enerji rezervleri küresel ölçekte hâlâ stratejik bir depo işlevi görüyor. Fosil yakıtların sınırlı oluşu egemen aktörleri farklı ajandalar izlemeye yöneltse de Ortadoğu enerji ve ticaret hattı küresel güçler açısından stratejik değerini korumaya devam ediyor. İsrail, Filistin, Lübnan, Suriye, İran, Irak ve Türkiye’de yaşanan yeni gelişme ve çatışmaların arka planında da bu stratejik değer yatıyor.
Son 15 yılda yaşanan ve bir kısmı hâlâ süren savaşların ortaya çıkardığı tablo (özellikle de enerji jeopolitiği açısından bölgenin kalbi durumundaki Suriye’deki savaş tablosu), hegemonya savaşında üstünlüğü ele geçiren ABD, İsrail ve İngiltere ittifakının, önceki dünya savaşlarında olduğu gibi yeni sınırlar çizmek ya da yeni devletler kurmak yerine, mevcut yapılar üzerinde nüfuz kurmayı tercih ettiğini gösteriyor. Bu ittifakın Ortadoğu’ya biçtiği yeni düzende, askeri ve ekonomik imkânlarıyla “başına buyruk hareket eden” devletler (bu aşamada Türkiye ve İran) zayıflatılarak, bağımlı hale getirilip kendilerine biçilen rolleri kabul etmeye zorlanıyor. Yıllardır bölgedeki bu tekçi merkezi devletlerin baskısından muzdarip etnik ve dini kimlikler ise, süreçte “kullanışlı enstrümanlara” dönüştürülmeye çalışılıyor. Sonuç olarak yeni Ortadoğu düzeni, “İsrail patronluğunda işleyen bir enerji ve ticaret kontrol düzeni” olarak şekillenirken, bölgenin karmaşık ve dinamik yapısı, birçok olmazı ve olasılığı da imkân dahiline alıyor.
İmralı’nın kapısı niye çalındı?
Ortadoğu’da yaşanacak olan bu yeni dizaynda, Türkiye’nin iç ve dış konjonktürel nedenlerle İmralı ile görüşme ihtiyacı duyduğunu söylemek mümkün. Ancak çağrının bu kez doğrudan ve ilk kez devletin koruyucu unsurlarından sayılan MHP liderinden gelmesi, “devletin bekası” söz konusu olduğu için İmralı’ya çağrı yapıldığı yorumlarını gündeme getirdi.
Çeşitli medya organlarında “Devletin beka” sorununun şekillendirilmeye çalışılan yeni Ortadoğu düzeninden kaynaklandığı ifade edilirken, Türkiye’nin İmralı ile diyalog sürecine girmesinin nedenleri şu şekilde sıralamak mümkün:
Birinci ve temel neden; Türkiye, yeni bölge düzeninde Rojava’nın Suriye’deki de-facto özerkliğinin resmiyet kazanma ihtimalini (Türkiye’nin 100 yıllık Kürt paranoyası) kendisi için risk görüyor. Zira bu, Türkiye’nin tüm güneyi boyunca 910 km olarak uzanacak bir Kürdistan demek. Türkiye’de, bu durumun ilerde kendi haritasını etkileyeceği endişesi hâkim. Türk devleti bu nedenle Rojava’nın uluslararası düzlemde tartışılma ihtimalinin olduğu bir sürece Kürtlerle savaş halindeyken katılamayacağını biliyor.
İkinci neden, Ortadoğu’da “başına buyruk” davranan bir ülke olarak Türkiye’nin “İran’dan sonra sıra bize gelecek” endişesi içinde olması. Zira Türkiye’nin geçmişte İran’a yönelik ekonomik ambargoyu delmesi, Suriye’deki savaşta batı kutbundan uzaklaşıp Rusya ve İran ile iş tutması bu endişenin nedenleri arasında.

Öte yandan, üçüncü neden 2015’te “çözüm masası” devrildikten sonra başlatılan ve Kürt hareketini bitirmeyi amaçlayan “çöktürme planı”nın başarılı olamaması. Bu savaş sürecinde, özellikle Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra, bir devleti devlet yapan tüm kaideleri rafa kaldırdığı için eleştirilen Türk devleti norm dışı güçlerin koalisyonuna dönüştü. Nihayetinde Ortadoğu’da siyasi ve askeri dengeler sarsılırken, Türkiye, geçen 10 yılda ekonomik, hukuksal ve toplumsal bir krize girerek zayıflamış bir halde bu depreme yakalandı. Türkiye’nin hesabı, yaşanan bu depremi Kürt barışıyla atlatmak ve devlete tekrar bir çeki düzen vermek.
Dördüncü neden devletin AKP kanadının “emperyal hedefleri”. Suriye’nin çok kimlikli yapısı nedeniyle Sunni Şara hükümeti meşruiyetini ancak Kürtleri tanıdığında sağlayabilecek. Kürtlerin Suriye içindeki konumu tartışılırken Sunni Suriye geçici hükümeti üzerinde nüfuz kurmak isteyen Sunni Türk devleti, ayrıca Suriye ile, güçten düşen “Şii hilali” (İran, Eski Suriye, Hizbullah, Hamas,Yemen’deki Husiler) yerine kendi öncülüğünde oluşacak bir Sünni bölgesi (Katar, Suudi Arabistan, Suriye) hedefliyor. Ancak Türk devleti, Kürtlerle savaş sürdüğü sürece bu hedefin temenninin ötesine geçemeyeceğinin farkında. Türkiye bu Sunni bölgenin İsrail’le sorun yaşamayacağını garanti ederken (Abraham Anlaşmaları ile), bölgenin ticarete açılmasını isteyen ABD’ye de Kürtlerle savaşsız stabil bir bölge sözü verdi.
Beşinci neden, AKP’nin etrafında 23 yıldır palazlanan inşaat burjuvazisinin Türkiye içinde sınırlarına dayanıp, bakir Suriye topraklarına açılmak için AKP ile birlikte çatışmasız bir ortama ihtiyaç duyması. Nitekim Mayıs 2025’te Suriye Enerji Bakanlığı ile Türkiye’den Kalyon Holding ve Cengiz Holding, Katar’dan UCC ve ABD’den Power International şirketleri arasında 7 milyar dolarlık stratejik bir iş birliği anlaşması imzalandı. 6 Ağustos 2025’te de Kalyon İnşaat, Cengiz İnşaat ve TAV İnşaat’ın da içinde bulunduğu konsorsiyum ile Suriye Sivil Havacılık Otoritesi, Şam Uluslararası Havalimanı için 4 milyar dolarlık bir anlaşma yaptı.
Kürt cephesinin nedenleri
Öte yandan, “Neden şimdi?” sorusunun diğer muhatabı Abdullah Öcalan ve PKK. Öcalan’ın Türkiye’ye getirildiği 1999 sonrasına bakıldığında, bu soru Kürt cephesi açısından daha net yanıtlanıyor. Öcalan hem yazdığı kitaplarda hem de İmralı görüşme notlarında, PKK’nin reel sosyalizmin etkilerini taşıdığını, Sovyetlerin yıkılışının ardından PKK’nin de ideolojik bir kriz yaşadığını belirtiyor. Bu bağlamda, PKK mücadelesinin yeni bir paradigma ile sürdürüleceğini ifade ediyor.
Gelinen aşamada Öcalan, varlık mücadelesi ile özgürlük mücadelesini farklı araçlar gerektiren mücadeleler olarak değerlendiriyor. Hem Öcalan hem de PKK, Kürt varlığını kanıtlayan PKK’nin görevini tamamladığını, bu nedenle PKK’nin feshedildiğini belirtiyor. Savaş nedeniyle yetersiz kalındığını düşündükleri özgür toplumsallığı derinleştirip yaymak amacıyla da silahın gerekmediğini ifade ediyorlar. Bu çerçevede, Öcalan’ın ve PKK’nin bu diyalog sürecini başlatmalarının temelinde, 25 yıllık geçmişe dayanan bu ideolojik nedenler var.

Konjonktürel nedenler ise Kürt cephesi açısından şöyle sıralanabilir:
Birincisi; Öcalan ve PKK, Ortadoğu yine bir savaş alanıyken, norm dışı devlet güçleri sahadayken ve Türkiye hiçbir savaş sözleşmesini tanımazken, Kürtlerin Sri Lanka’daki Tamiller veya Gazze’deki Filistinliler gibi bir katliama uğrama riskini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu noktada, silahlı mücadelenin bu süreçte “terör” bahanesi yapılarak bir katliama yol açmasının önüne geçmek istiyor.
İkincisi; Öcalan, 2012’den bu yana de-facto özerk statüde olan Rojava’nın, birçok ülkenin “terör listesi”nde yer alan PKK gerekçesiyle önünün kapanmasını istemiyor. 14 yıllık kanton deneyiminin, Esad sonrası Suriye’nin demokratik yapılandırılmasına aktarılabilmesi için Şam hükümetiyle yapılacak müzakerelerde Rojava’nın önüne “terör” bahanesinin getirilmesini engellemeyi hedefliyor.
Üçüncüsü; Egemen güçlerin yeni Ortadoğu dizaynında bölgenin baskı gören etnik ve dini kimliklerini kullanma eğilimini gören Öcalan ve PKK, Kürtlerin bir “kart” olarak kullanılmasını önlemek istiyor. Bu doğrultuda Kürtleri, kaotik ortamda müdahale gücüne sahip “üçüncü yol” olarak konumlandırmayı amaçlıyor. Kürt Özgürlük Hareketi bu “üçüncü yolu”, hâkim güçlerin arasındaki kavgada taraf olmak yerine, halklar adına alternatif bir demokratik toplum inşası olarak tanımlıyor.
Dördüncüsü; Öcalan ve PKK, Birinci Dünya Savaşı sonrasında dört ülke arasında bölünen Kürdistan’ın (Türkiye, İran, Irak, Suriye) ve bu parçalanmanın dezavantajlı konuma düşürdüğü Kürtlerin, 52 yıllık PKK mücadelesiyle politikleştiğini, mobilizasyonu yüksek bu halkın bölünmüşlüğü avantaja çevirip, Kürtlerin yaşadığı dört ülkeyi demokratikleştirebileceğini düşünüyor. Bu nedenle silahsız bir ortam elzem.
Rojava’nın geleceği
Öte yandan Ortadoğu ve Kürt hareketini takip eden birçok sosyolog, siyasetçi ve bölgeden gazeteci, Öcalan’ın attığı adımlara Türk devletinin vereceği yanıtın niteliğinin Rojava ve Suriye’de görüleceğini belirtiyor. Bu bağlamda, Suriye’de Esad sonrası yaşanan siyasi ve askeri gelişmelerde Türkiye’nin takındığı tutum, çözüm odaklı bulunmuyor.
Rojava uzun bir süre siyasi ve askeri bir saldırı altında kaldı ve saldırıların arkasında ise Türk devleti bulunuyordu. 10 Mart anlaşması ile başlayan entegrasyon süreci devam ederken bu durumun kalıcılaşması ve Kürtlerin bir statü sahibi olması mücadelesi ise henüz sürüyor. ABD’nin bu saldırılara sessiz kalması ise, bölgedeki planlarıyla bağlantılı olarak değerlendiriliyor. Trump’ın, bölgenin bir an önce ticarete açılması için ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye özel temsilcisi olarak atadığı Tom Barrack eliyle, Suriye’ye Türk devletinin ve Suudilerin biçtiği “Sunni bölgesi” tezini desteklediği ifade ediliyor.
Ancak ABD’nin temel ittifakı İsrail’in bu modelle nasıl uzlaşacağı merak konusu. Zira, İsrail’in, sonradan güçlenecek bir Sunni bölgesini uzun vadede kendi güvenliği için sorun olarak göreceği aşikâr.
Ayrıca Türkiye Suriye’deki milliyetçi BAAS rejimi yerine ikame edilen HTŞ’li Sunni milliyetçi rejim üzerinde nüfuz kurmaya çalışarak tekçi ve merkezi bir devlet yapısını dayatıyor. Temmuz 2025’te Süweyda’da Dürzi halkına karşı katliama koşulan “bedevi aşiretler”den devşirilen çetelerin oluşumunda da Türkiye’nin parmağı olduğu belirtiliyor.
6-10 Mart 2025’te “eski rejim güçlerine operasyon” adı altında Alevilere karşı yapılan katliamları ve Esad’ın düşmesinin hemen ardından Türkiye’nin ve desteklediği Suriye Milli Ordusu’nun (SMO) Tişrin Barajı’na başlattığı saldırıları durdurmak amacıyla Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Suriye geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara arasında imzalanan, SDG güçlerinin Suriye ordusuna entegrasyonunu öngören “10 Mart Anlaşması”ın uzun bir süre uygulanamadığını hatırlamak gerekiyor.

Zira, anlaşmanın uygulanabilmesi için 9 Temmuz’da Şam’da ve ardından 19 Temmuz’da Amman’da bir araya gelen taraflar anlaşamadı. Şam yönetimi, Türkiye’nin de dayatmasıyla SDG’nin lağvedilmesini ve üyelerinin bireysel olarak orduya katılmalarını isterken, SDG güvenlik sorununun ciddi biçimde devam ettiğini vurgulayarak bu talebi reddettmişti.
Ayrıca Rojava yönetimi, Şara Hükümeti’nin 13 Mart’ta ilan ettiği geçici anayasanın, “Suriye’de gerçek demokrasiyi kurma girişimlerini zayıflatma ” çabası olarak değerlendiriyor. Suriye’de tüm halkların haklarının korunduğu bir anayasa ile ademi merkeziyetçi bir yapıyı savunan Rojava, geçici anayasada yer alan “Suriye Arap Cumhuriyeti” ifadesi ve “Cumhurbaşkanının dini İslam’dır ve İslam hukuku (fıkıh) yasaların temel kaynağıdır” maddeleri başta olmak üzere pek çok maddeye karşı çıkıyor. Nitekim, bu geçici anayasanın ilan edildiği tarihte Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın Şam’da olması tesadüf olarak görülmüyor.
Sürecin zorlukları ve riskleri
Öncelikle, görüldüğü üzere, Öcalan’ın aklındaki barış ile Türkiye’nin aklındaki barış birbirinden farklı. Öcalan’ın barışı ele alışı taktik değil, stratejik; PKK de bu yaklaşımda Öcalan’la senkronizasyon içinde. Ancak Türkiye, pragmatist ve konjonktürel nedenlerle “barış” söylemini dile getiriyor. Türk devletinin içinde kümelenmiş norm dışı devlet güçlerinin ve bölgesel güçlerin olası sabotaj ihtimali de hesaba katıldığında, bu süreç oldukça dikkatli yürünmesi gereken bir sürece dönüşüyor.
Öte yandan, Öcalan’a göre barış yalnızca silahların susması değil; aynı zamanda demokratik, ekolojik, cinsiyet özgürlükçü ve komünalist bir yaşam biçiminin inşa edilmesi demek. Bu anlamda Kürt hareketi, barış müzakerelerini ve demokrasi mücadelesini eş zamanlı yürütme kabiliyetini sergileme; aynı zamanda Öcalan’ın bahsettiği toplumsal inşa mücadelesini yürütme sınavıyla karşı karşıya. Kürdistan’ın bugün boğuştuğu yoksulluk, işsizlik, gençler arasında artan uyuşturucu kullanımı gibi toplumsal sorunlar ise bu sınavın en zorlu aşamaları. Gelinen aşamada Kürt tarafı tüm riskleri göze alarak sürdürdüğü bu süreci Türkiye tarafından iyi niyet açıklamalarından öteye gitmediğini görmek mümkün. Kürt siyaseti için bir anlamda güncel politikanın aynası olarak değerlendirilen Newroz, bu yıl bir çok yerde geçmiş yıllara nazaran daha yoğun katılımlı geçmesi, halkın bu süreci “acabalara” rağmen sahiplendiğini gösteriyor. Newroz’dan hemen sonra Devlet Bahçeli’nin süreç ile ilgili çıkacak yasaların aceleye getirilmemesi gerektiği yönündeki açıklamalar yeniden bir kuşku uyandırırken şimdi gözler Nisan ve Mayıs aylarında çıkarılması beklenen yasaların içeriği olacak.



