Mississippi Özgürlük Demokrat Partisi’nin kurucularından olan Fannie Lou Hamer, siyah delegelerinin resmi olarak tanınması için beyaz ırkçı delegelerin bulunduğu Demokratik Ulusal Kongresi’ne aday olan ilk siyah kadın oldu. Hamer, 1964’te Kongre’de yaptığı konuşması ile ABD gündemine oturdu: “Burası özgürlükler ülkesi Amerika mı? Evlerimizin tarandığı, can güvenliğimizin olmadığı bu yer mi?”

17 Eylül 1965 tarihinde Mississippi eyaletinin Ruleville kasabasından Fannie Lou Hamer, Temsilciler Meclisi’nin 1964 yılında Mississippi’den seçilen beş milletvekilinin seçim sonuçlarına itirazı reddetmesinin ardından, Washington’daki Kongre Binası önünde Mississippi Özgürlük Demokrat Partisi destekçilerine hitap ederken. Fotoğraf: AP Photo/William J. Smith
Siyah kadın ve sivil haklar ve kadın hakları savunucusu Fannie Lou Hamer, bugün yaşasaydı 106 yaşında olacaktı. Kadın özgürleşme hareketlerindeki tek boyutlu bakış açılarına ve doğum kontrolü ile üreme haklarına dair kalıpçı tutumlara meydan okuyan Hamer, siyah kadın bir siyasetçi olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarihine geçti.
6 Ekim 1917’de Mississippi’nin Montgomery County bölgesinde doğan Fannie Lou Hamer, yirmi çocuklu bir ortakçı ailenin en küçüğüydü. Altı yaşında pamuk toplamaya başladı, on iki yaşında altıncı sınıftan sonra okulu bıraktı. Okuma yazma bildiği için ilerleyen yıllarda bir plantasyonda zaman tutucu olarak çalıştı.
Dönüm noktası 1962’de geldi. 27 Ağustos’ta katıldığı toplantıda siyahların da kayıt olup oy kullanabileceğini ilk kez duydu. 31 Ağustos’ta Indianola’daki mahkeme binasına gidip kayıt olmaya çalıştı, ancak okuma testinde elendi. Plantasyon sahibi başvurusunu geri çekmesini istedi, Hamer reddetti ve toprağından anında kovuldu. Sığındığı eve beyaz erkekler 16 el ateş açtı. Hamer sonradan SNCC’nin (Öğrenci Şiddetsiz Koordinasyon Komitesi) saha çalışanı oldu.
Rızası olmadan kısırlık ameliyatı geçirdi
1961’de rahminde tümör bulunduğu için ameliyat edildiğinde, bir doktor onun bilgisi ve rızası olmadan histerektomi yaptı. Bu uygulama güney eyaletlerinde “Mississippi apandisit ameliyatı” diye anılıyordu. Bu uygulama, ABD’nin güneyinde fakir ve siyah kadınları kısırlaştırmak için yaygın olarak kullanılan zorunlu bir tıbbi şiddet yöntemiydi. 9 Haziran 1963’te Winona’da, “yalnızca beyazlara” ayrılmış bir tezgahta oturdukları için tutuklandı. Cezaevinde günlerce dövüldü, gözlerinde, bacaklarında ve böbreklerinde kalıcı hasar oluştu.
Beyazların egemen olduğu Demokrat Parti yapısına karşı kurulan Mississippi Özgürlük Demokrat Partisi’nin (MFDP) kurucularından biri oldu. 1964 baharında Kongre’ye aday olan ilk siyah kadın oldu.

Fotoğraf: National Women’s Right Museum
“Burası özgürlükler ülkesi Amerika mı?”
MFDP’nin siyah delegelerinin, ırkçı beyaz delegelerin yerine resmi olarak tanınması için birlikte mücadele veren Fannie Lou Hamer, Dr. Martin Luther King Jr. ve Joseph L. Rauh Jr. gibi isimler, 22 Ağustos 1964’te birçok siyah konuşmacının da katıldığı Demokratik Ulusal Kongresi’nde yer aldı.
Hamer, delege olarak katıldığı Atlantic City’deki Demokrat Parti kongresinde Kimlik Komitesi’ne (Credentials Committee) karşı ülke gündemine oturan bir konuşma yaptı. Konuşmasında, Mississippi’de oy kullanma kaydı yaptırmak istedikleri için evlerinden atıldıklarını ve Winona hapishanesinde polis tarafından vahşice dövülerek kalıcı fiziksel zarar gördüklerini anlattı:
“31 Ağustos 1962’de, sadece birinci sınıf bir vatandaş olabilmek adına seçmen kaydı yaptırmaya çalışan 18 kişiden biriydim. Mississippi, Indianola’daki adliyeye gittik. Oraya vardığımızda adliye binasının önünde bekleyen eyalet polisleri (highway patrolmen) ve şerif yardımcıları ile karşılaştık.
Kayıt işlemlerini yapmaya çalıştıktan sonra Ruleville’e doğru geri yola çıktık. Bizi taşıyan otobüs yolda durduruldu. Polis memurları, otobüsün renginin ‘çok fazla sarı’ olduğu gerekçesiyle bizi gözaltına aldı ve Indianola’ya geri götürdü. Cezayı ödedikten sonra nihayet Ruleville’deki eve dönebildim.
Döndüğümde, 18 yıldır üzerinde ortakçı olarak çalıştığım plantasyonun sahibi olan adam beni bekliyordu. Bana şöyle dedi: ‘Fannie Lou, Indianola’ya gidip kayıt yaptırmaya çalıştığını duydum.’
Ona, ‘Evet, yaptım’ dedim.
Bunun üzerine, ‘Burada buna izin veremeyiz’ dedi ve ekledi: ‘Eğer kaydını geri çekmezsen burayı terk etmek zorundasın.’
Ben de ona şu cevabı verdim: ‘Ben o kaydı senin için yaptırmadım. Kendim için, birinci sınıf bir vatandaş olabilmek için yaptırmadım. O kaydı geri çekmeyeceğim.’
O gece plantasyonu terk etmek zorunda kaldım. Tam on gün sonra, 10 Eylül 1962’de, kaldığım eve beyaz ırkçılar tarafından tam 16 el ateş açıldı. Sırf hayatta kalabilmek için o kasabadan da kaçmak zorunda kaldım.
Fakat asıl kabus 9 Haziran 1963’te yaşandı. Güney Carolina’da bir sivil haklar çalıştayına katılmıştık ve otobüsle geri dönüyorduk. Mississippi, Winona’da mola verdik. Aramızdan birkaç genç kadın otobüsten inip oradaki restorana girdi. O sırada bir eyalet polisi ve bir şehir polisi dışarı çıktı. Ben otobüsün içindeydim ama onları izlemek için indim. Tam o sırada polislerden biri bağırdı: ‘Hepsini yakalayın, tutuklayın!’
Bizi Winona İlçe Hapishanesi’ne götürdüler. Beni bir hücreye koydular. Yan hücreden çığlıklar duyuyordum. Annell Ponder adındaki arkadaşımızın feci şekilde dövülme sesleri geliyordu. O kadar ağır vuruyorlardı ki, ömrümde bir insanın o şekilde inlediğini hiç duymamıştım. Dua etmeye, ilahiler söylemeye başladı. Polislerden biri bağırdı: ‘Kapa çeneni zenci karı!’
Bir süre sonra hücreme üç adam geldi. Biri eyalet polisi, ikisi ise yerel polisti. Bana, ‘Sen nerelisin?’ diye sordular. ‘Ruleville’ dedim. Polis, ‘Seni o kadar feci döveceğiz ki, Ruleville’i bir daha asla görmek istemeyeceksin’ dedi.
Beni başka bir hücreye götürdüler. Hücrede iki Siyah mahkum vardı. Eyalet polisi o mahkumlardan birine kalın, deri kaplı bir cop (blackjack) verdi. Bana yüzüstü yatağa uzanmamı emrettiler.
Söyleneni yaptım. O Siyah mahkum, polisin emriyle beni copla dövmeye başladı. Canım o kadar yandı ki ayaklarımı havaya diktim. Diğer polis o sırada bana vurmaya, kıyafetlerimi yukarı doğru çekmeye başladı. Ben kendimi korumak için elbisemi aşağı indirmeye çalışırken, arkamdaki polis daha da sert vurdu.
İlk mahkum yorulup nefes nefese kalana kadar beni dövdü. O durunca, eyalet polisi copu ikinci mahkuma verdi ve ‘Devam et’ dedi. İkinci mahkum da beni dövmeye başladı. Ben o sırada çaresizce bacaklarımı düz tutmaya çalışıyordum çünkü çocukken geçirdiğim çocuk felci yüzünden sol bacağım zaten zayıftı.
Ben çığlıklar atarken, adamlardan biri üzerime çöküp ağzımı kapattı. Kafamı ve vücudumu tuttular. O kadar çok vurdular ki, vücudum tamamen morarana ve sertleşene kadar durmadılar. Tüm bunlar, sadece ve sadece seçmen kaydı yaptırmak, yasaların önünde eşit ve birinci sınıf birer Amerikan vatandaşı olmak istediğimiz için başımıza geldi.”
Mississippi delegasyon koltuklarına oturmalarının yasal haklarını olduğunu belirten Hamer, komiteye şu soruyu sordu:
“Burası, özgürler ülkesi ve cesurların evi olan Amerika mı? Telefonlarımızı günlük olarak ölüm tehditleri aldığımız için her gece ahizesinden açık bırakmak zorunda kaldığımız, sadece insanca yaşamak ve oy kullanmak istediğimiz için evlerimizin tarandığı, can güvenliğimizin olmadığı bu yer mi ‘özgürlerin ülkesi ve cesurların yuvası’?”
Eski Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ve Demokrat Partili Lyndon B. Johnson, Hamer’i yayından düşürmek için Beyaz Saray’da beklenmedik bir basın toplantısı düzenledi. NBC, CBS, ABC gibi büyük televizyon kanalları Fannie Lou Hamer konuşurken canlı yayını aniden kesip Beyaz Saray’a bağlandı. Fakat Johnson’ın bu sansür girişimi basında büyük bir ters tepki yarattı. Kanallar o akşam, ertesi gün ve haftalarca, Hamer’ın canlı yayında kesilen konuşmasının tam kaydını ana haber bültenlerinde tekrar tekrar ve eksiksiz olarak yayınladı.
Johnson, MFDP’yi “yatıştıracağını düşündüğü için” iki sandalye üzerinden bir uzlaşma önerdi. Aaron Henry, Dr. King ve Roy Wilkins gibi kurumsal eğilimli isimler ise, bu iki genel seçim sandalyesini, üzerine inşa edebilecekleri bir siyasi zafer olarak kabul etmeleri konusunda ısrar ettiler.
Ancak Fannie Lou Hamer, Stokely Carmichael, Bob Moses gibi radikal isimler, Mississippi’nin mevcut delegasyonunun koltuklarını koruması durumunda genel seçimden elde edilecek iki koltuğun bir hakaret olacağını savundu. Fannie Lou Hamer, konuya ilişkin “Eğer bana 100 yıldır bir şey borçluysanız, bugün gelip bana bunun sadece iki parçasını teklif etmeyin. Ya hepsini isterim ya da hiçbirini. O ikisini kendinize saklayabilirsiniz” diye konuştu.
MFDP, bu şekilde iki koltuk teklifini reddetti. MFDP, 1964 kurultayından sonra da mücadelesini bırakmadı. 1965 yılının başında Mississippi’deki ırkçı ve ayrımcı seçim sonuçlarına doğrudan ABD Kongresi’nde itiraz ettiler. Bu baskılar, güney eyaletlerinde siyah vatandaşların oy kullanmasını engelleyen engelleri yasal olarak kaldıran tarihi 1965 Oy Hakkı Yasası’nın (Voting Rights Act) kabul edilmesinde rol oynadı.

Fotoğraf: Fannie Lou Hamer’s America
20 Aralık 1964’te Hamer, Malcolm X ile birlikte Williams Institutional CME Kilisesi’nde düzenlenen bir mitingde, günümüzde artık ünlü hale gelen “Hasta ve yorgun olmaktan bıktım” (“I am sick and tired of being sick and tired“) başlıklı konuşmasını yaptı. Konuşmasında Hamer, Mississippi’deki Siyahların karşı karşıya kaldığı ırk ayrımcılığı, seçmen haklarının kısıtlanması ve siyasi şiddetin gerçeklerini anlattı.
1968 yılında, Ulusal Siyah Kadınlar Konseyi’nin desteğiyle Hamer, Sunflower İlçesinde “Domuz Bankası” programını başlattı. Bu girişim, uzun vadeli gıda sürdürülebilirliğini ve ekonomik bağımsızlığı teşvik etmek amacıyla yetersiz beslenen ailelere hayvancılık hayvanları sağladı. Sınırlı finansman ve yetersiz federal destek, sonunda programın sonlandırılmasına neden oldu.

Fotoğraf: Fannie Lou Hamer’s America
1968’de Mississippi delegesi oldu
20 Ağustos 1968’de Hamer, Chicago’da düzenlenen Demokratik Ulusal Kongre’de Mississippi delegesi olarak resmen yerini aldı. Delegeler, onu ayakta alkışladı.
Sonraki yıllarda Hamer, 1969’da Freedom Farm Cooperative’i kurdu. Kırk dönümlük bu girişim yaklaşık yedi yüz dönüme ulaştı. Bu sayede yerel kişilere gıda, barınma ve istihdam sağlayarak Sunflower ilçesinin en büyük işverenlerinden biri haline geldi. 1971’de Ulusal Kadın Siyasi Kongresi’nin kuruluş toplantısında konuştu. Sivil haklar mücadelesinde harekete geçen Mississippi’deki siyahi kadınları ve beyaz erkek egemen baskısına karşı “gözlerini açan” beyaz kadınları anarak yaptığı konuşmasında “Herkes özgür olana kadar kimse özgür değildir” (“Nobody’s free until everybody’s free”) sözü, ABD tarihinde ünlenen sözlerden biri haline geldi.
Birkaç yıldır göğüs kanseri ile mücadele eden Hamer, 14 Mart 1977’de hayatını kaybetti.

Mezar taşında ise en bilinen sözü yazılı: “I am sick and tired of being sick and tired.”
Kaynak: Fannie Lou Hamer’s America, Iowa State University, National Women’s History Museum


