COP31’e karşı alternatif bir irade: Halkların İklim Zirvesi

Halkların İklim Meclisi, Türkiye’de yapılacak olan COP31’e alternatif bir buluşma olarak örgütleniyor. Meclis, “COP’lar dünyayı koruyacak bir çözüm üretmiyor” diyor.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (UNFCCC), tarafından 1992’de kabul edilen ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi amaçlayan uluslararası anlaşmaya taraf olan ülkeler, her yıl Taraflar Konferansı (COP) adı verilen zirvelerde bir araya geliyor. İklim finansmanlığı, sera gazı emisyon politikaları, enerji dönüşümü gibi başlıkların tartışıldığı bu toplantıların 31’incisi bu sene 9 Kasım 2026-20 Kasım 2026 tarihlerinde Türkiye’nin Antalya ilinde yapılacak.

İklim diplomasisinin en kritik anlaşmalarından biri 2015 yılındaki COP21 sırasında yapılan ve 200 ülkenin imzaladığı Paris Anlaşması. Bu anlaşmanın temel hedefi, küresel sıcaklık artışını 2050 yılına kadar 1,5 santigrat derecenin altında tutmak ve ülkelerin kendi emisyon azaltım planlarını düzenli olarak güncellemesi.

Ancak bilimsel raporlar, ülkelerin mevcut uygulamalarının bu hedeflere ulaşmak için yetersiz kaldığını ve yapılan projelerin sürekli sera gazı emisyonlarını ve küresel ısınmayı arttırdığını gösteriyor. Bu nedenle COP toplantıları giderek halk ve ekolojistler tarafından daha sert politik eleştirilere maruz kalıyor.

COP30 geçen sene (2025) Brezilya, Belém’de düzenlenmişti. Zirve öncesinde, konferans trafiğini azaltma gerekçesiyle Amazon yağmur ormanlarının bir bölümünün kesilerek otoyol yapılması büyük tepki çekmiş ve çevre örgütleri tarafından iklim zirvesinin amacıyla çeliştiği yönünde eleştirilmişti.

Bu sene (2026) yapılacak COP31 ise Avusturalya veya Türkiye arasından bir ülkede yapılacaktı. Avusturalya’nın talebi geri çekmesiyle COP31’e Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı netleşti. Avusturalya konferansta başmüzakereci olacak.

9 Kasım 2026 – 20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek olan COP31’den beklenenler ise, iklim krizini yaşayan ülkelerin desteklenmesi, fosil yakıtların kullanımının azaltılması ve yenilenebilir enerji kaynakları için yatırım yapılması. Fakat ekolojistler ve iklim aktivistleri, iklim konferanslarının doğaya ve iklime fayda sağlama amacı gütmediğini söylüyor.

Halkların İklim Meclisi kuruldu

Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması netleşince Ekoloji Birliği, İklim Adaleti Koalisyonu ve Türkiye Çevre Platformu geçtiğimiz 29 Kasım’da bir açıklama yayımlamıştı. Türkiye’nin COP sürecine ev sahipliği yapma girişiminin, çözüm üretmeyen iklim politikalarını meşrulaştırma riski taşıdığı ifade edilen açıklamada, iklim kriziyle gerçek bir mücadelenin ancak uluslararası halkların dayanışmasıyla mümkün olabileceği vurgulandı.

Bu çağrının ardından 16 Aralık’ta Ankara’da bir ön hazırlık toplantısı gerçekleştirildi. Sürecin devamında emek örgütlerine, demokrasi örgütlerine, kadın ve LGBTİ+ örgütlerine, hayvan hakları savunucularına, iklim aktivistlerine, sanatçılar ve akademisyenlere çağrı yapıldı. Böylelikle 20 Şubat’ta Halkların İklim Meclisi kurulduğunu duyurdu. COP31 ile eş zamanlı düzenlenecek Halkların İklim Zirvesi, 15-18 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşecek.

Belém’deki deneyimi Türkiye’ye taşımak istiyoruz

Halkların İklim Meclisi gönüllüsü Çiğdem Özbaş, sürece ilişkin yaptığı değerlendirmede, birçok ülkede COP’lara paralel olarak alternatif halk zirvelerinin düzenlendiğini hatırlatarak şunları söyledi:

“Geçen yıl halkların zirvesi buluşması vardı Belém’de, ona katıldık. Belém’deki buluşmada hem Amazon ormanlarına yönelik saldırılar ifşa edildi hem de halkların kendi yaşam alanlarını savunma hakkı desteklendi. Bu deneyimi Türkiye’ye taşımak istiyoruz. Bu sebeple; Türkiye’de COP31 toplantısı olacağı netleşince Türkiye’deki çevre örgütleri, İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji birliği ve TÜRÇEP olarak Halkların İklim Zirvesi’ni Antalya’da gerçekleştirmek üzere bir çağrı yaptık.”

Ekolojik yıkıma karşı birleşik mücadele

Özbaş; 17 Ocak 2026’da İstanbul’da düzenlenen “Halkların İklim Zirvesi” toplantısına sadece ekoloji hareketini değil, toplumsal muhalefet temsilcilerini, kadın ile gençlik hareketlerini, LGBTİ+’ları ve halkları kapsayacak bir çağrı yaptıklarını ifade etti. Özbaş, mücadeleyi toplumsal bir boyuta ulaştırmanın bu zirvenin amaçlarından birisi olduğunu belirterek,

“Türkiye’de ekolojik saldırılara karşı direnen yerel halkların mücadelesini Antalya’ya taşımak ve ekolojik yıkıma karşı kampanya yürütmek istiyoruz. Doğrudan etkilenen insanların kendi deneyimlerini anlatacağı, uluslararası ve yerel delegasyonların buluşacağı bir alan kurmayı hedefliyoruz” dedi.

COP’lar çözüm üretmiyor”

COP31’deki zirveye 80 bin kişinin katılmasının beklendiğini söyleyen Özbaş, katılacak kişilerin yalnızca yüzde birlik bir kesimi temsil ettiğini vurguladı. Özbaş, COP zirvelerine ilişkin eleştirileri ve Halkların İklim Meclisi’nin hedeflediği hattı ise şöyle ifade etti:

“Bizim asıl yapmak istediğimiz yeşile boyanmış kapitalizmin sorunlarını çözmekten ziyade uluslararası düzeyde bir iradeyi açığa çıkartmak, o iradenin varlığını göstermek. Egemenlerin bizi kendi gündemleriyle oyalamaya çalıştıkları bir ajandaya mahkum olmadığımızı gösterecek bir buluşma inşa etmeye çalışıyoruz. Bunu da ancak bir hareket inşa ederek yapabileceğimiz görüyoruz.”

İklim krizinin mevcut üretim ve tüketim modeliyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Özbaş, COP’ların çözüm üretmediğini söyleyerek,

“Bilimsel olarak gezegenin ciddi bir tehdit altında olduğu ortada. Ancak devletler sıcaklığı 1,5 derecede tutma iddiasını bile hayata geçiremiyor. Bunun yerine COP’lar, sermayenin ittirdiği bir silahlanma ekonomisinin parçası oldu. Bu zirveler, halklarımızı ve dünyamızı koruyacak bir çözüme sahip değil. COP30’un gündeminde Amazon’un korunmasına yönelik finansman ihtiyacı koyulmuştu. Ama Amazon ormanlarının metalaştırılmasından bağımsız bir finansman tartışması değildi” diye konuştu.

14 Kasım’a kadar toplantı ve etkinlikler

7-8 Temmuz’da yapılacak NATO zirvesi için de barış buluşmaları düzenleyeceklerini belirten Özbaş, zirveye kadar birçok etkinlik ve kampanya yapacaklarını açıkladı.

“14-18 Kasım tarihlerinde buluşuncaya kadar bir dizi tematik toplantılar, kampanyalar, yerel düzeyde iklim meclisleri inşa ederek bu buluşmaları güçlendirmek istiyoruz. Şu an da bütün yerellerdeki kurum ve bireyleri bilgilendirmek üzere çeşitli toplantılar yapıyoruz.” diye konuyan Özbaş, 14 Kasım’da bir festivalle başlayacaklarını ve 15’inde ise küresel eylem birliği yapılacağını duyurdu.

Özbaş, yapacaklarını eylem ve etkinliklerinin programını ise şöyle açıkladı: “15’inde dünyanın her yerinde mücadelede verenleri sokağa davet ettiğimiz, Antalya’da da büyük eylem yaptığımız bir gün olacak. 16, 17, 18’inde de uluslararası düzeyde bir program düzenleyeceğiz. Bu süreçte panellerle, forumlarla, atölyelerle çok sayıda toplantıyı yapılandırdığımız üç günlük zirve programı inşa edeceğiz.”

Savaş gündemi önceliğimiz

İran’da süren savaşı örnek vererek savaşların sürdüğü bir zamanda buluşacaklarını ifade eden Özbaş,

“Uluslararası düzeyde 3. paylaşım savaşının içindeyiz. Nükleer savaş tehditinin tam ortasındayız. O yüzden nükleer ve savaş politikalarının gezegendeki iklim krizini nasıl arttırdığına yönelik bir gündem önceliğimiz olacak. Pasifik ülkeleriyle de buluşacağız. Akdeniz ülkeleri etrafındaki gaz aramaları, denizaltı petrol arayışlarının getirdiği ciddi bir çatışma ortamı var. Akdeniz ülkeleri arasındaki o işbirliğini güçlendirmeyi hedefliyoruz” diye konuştu.

İklim karşıtı politikalara teslim olmayacağız

Özbaş, bütün dünyada ve Türkiye’de yükselen iklim karşıtı politikalara dikkat çekerek bu politikalara teslim olmayacaklarını vurgulayarak,

“Paris Antlaşması’ndan sonra kömürden çıkmayı reddeden, mülksüzleşmeyle bütün zeytinliklerimize, tarım alanlarımıza saldıran yeni yasalar çıkmış durumda. Şu anda Akbelen mücadelesini yürüten köylülerden birisi olan Esra’nın tutuklanmış olması dahil bütün direnen hareketlere yönelik bir göz dağı verme, tutuklama, şiddetle sahnenin dışına atma gibi bir niyet var. Ama buna teslim olmayacağız. Türkiye’de de böylesine bir toplumsal hareket olduğunu bütün dünyaya gösterebilecek bir muhalefet odağı olduğumuzu da göstermiş olacağız” dedi.

Özbaş, barış ve demokrasinin mümkün olabilmesi için her türlü desteğe ihtiyaçları olduğunu belirtti.

“Dünya halklarının geleceği için ortak mücadele”

Halkların İklim Meclisi’nin 20 Şubat’ta kuruluşunu ilan ettiği duyuru şu şekilde:

EKOLOJİK YIKIMA KARŞI YAŞAM İÇİN HALKLARIN İKLİM ZİRVESİ

Birleşmiş Milletler çatısı altında yürütülen COP (Conference of Parties – Taraflar Konferansı) süreçleri, küresel iklim krizine gerçek çözümler üretmek yerine çoğu zaman devletler ve şirketler arasında pazarlık alanlarına dönüşüyor. Fosil yakıtlardan çıkış için bağlayıcı kararların ortaya konulamaması, iklim felaketinin giderek ağırlaşan yükünü halkların omzuna bırakıyor.

Yangınlar, seller ve kuraklık artık gündelik hayatımızın parçası. Gıda fiyatları artıyor, su kaynakları azalıyor. Kentler ve tarım alanları betonlaşma baskısı altında kalırken kırsal alanlar parçalanıyor. Ormanlar ve biyolojik çeşitlilik hızla yok oluyor. Gelecek, giderek daha güvensiz, belirsiz ve eşitsiz bir hal alıyor. COP31’in bu yıl Türkiye ve Avustralya ortaklığında Antalya’da düzenlenmesi, iklim krizini derinleştiren politikaların yaşadığımız coğrafyada yeniden ele alınması ihtiyacını doğuruyor.

Bu gidişatın seyircisi olmayı reddeden ve yaşamı savunan özneler, COP31 ile eşzamanlı olarak aynı kentte Halkların İklim Zirvesi’nde buluşuyor. Resmi zirvelerde sesi bastırılan, geleceğin yalnızca piyasa hesaplarına bırakılmasına razı olmayan, suyun ve havanın geleceği için mücadele veren, iklim adaletini eşitlik, özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinin ayrılmaz parçası olarak görenler, bu alternatif zirvede kendi sözünü kuruyor.

Ekolojik felaket yazgı değil, siyasal tercihlerin sonucu

Küresel sıcaklık artışı geri dönüşü zor eşiklere dayanmış durumda. Aşırı hava olayları olağanlaşıyor, türler hızla yok oluyor, ekosistemler kırılganlaşıyor. Gıda, su ve barınma güvencesi zayıflarken eşitsizlikler derinleşiyor.

Bu yeni tarihsel eşik; fosil yakıt temelli üretim ve tüketim modeli, endüstriyel tarımın yayılması ve sınırsız büyüme ideolojisi tarafından şekillendiriliyor. Atmosferin sınırları bilinmesine rağmen emisyonların artması, bilimsel uyarıların göz ardı edilmesi ve şirket çıkarlarının kamusal yararın önüne geçirilmesi yaşanan yıkımın doğal bir yazgı değil siyasal tercihlerin sonucu olduğunu açıkça gösteriyor.

Eşitsizlik rejimine karşı iklim adaleti

Ekolojik felaket, yalnızca çevresel bir sorun olmanın ötesinde, en az sorumluluğu olanlara en ağır bedeli ödeterek eşitsizlikleri büyüten bir sistem krizi anlamına geliyor. Tarihsel olarak en fazla kirleten küresel kuzeyin yarattığı ekolojik ve toplumsal yıkım nedeniyle taşıdığı iklim borcu, iklim mücadelesinin temel başlıklarından birini oluşturuyor. İnsan dışı tüm canlı ve cansız varlıklarla birlikte emekçiler, kent yoksulları, köylüler, kırsal topluluklar, kadınlar, LGBTİ+’lar, çocuklar, gençler, yaşlılar, engelliler, sağlık açısından kırılgan gruplar ve yerinden edilen halklar bu eşitsizlikten orantısız biçimde etkilenirken artan gıda fiyatları, temiz suya erişimdeki kısıtlar, büyüyen sağlık riskleri ve yaşam alanlarının kaybıyla karşı karşıya kalıyor.

İklim adaleti, eşitlik için verilen kolektif bir mücadele ve ancak gezegeni varoluşsal bir yıkımın eşiğine sürükleyen sistemin köklü biçimde dönüştürülmesiyle mümkün. Bu dönüşümün temelinde fosil yakıtlardan adil ve planlı çıkış, enerji demokrasisi ve kamusal varlıkların korunması yatıyor. Gıda egemenliği, agroekoloji ve ekosistemlerin onarımı acil öncelikleri oluşturuyor.

Nükleer enerji çözüm teşkil etmiyor; yüksek riskli enerji yatırımları ve savaş ekonomisi, güvenlik üretmezken kırılganlığı derinleştiriyor. Savaşlar yalnızca insan yaşamını değil toprağı, suyu ve havayı hedef alıyor. Bombardımanlar, askeri yığınaklar, yakılan alanlar ve tahrip edilen altyapılar, ekosistemleri onarılamaz biçimde parçalayarak iklim felaketini derinleştiriyor. İklim adaleti mücadelesi, militarizme karşı barışı da savunmayı gerektiriyor.

Dünya halklarının ortak geleceği için demokratik mücadele

Halkların İklim Zirvesi, yaşamı piyasa araçlarına indirgeyen anlayışa karşı kamusal sorumluluğu, toplumsal denetimi ve demokratik katılımı savunuyor. Adalet, tarihsel emisyon sorumlulukları ile iklim krizinden en fazla etkilenen toplumlar arasındaki eşitsizliklerin giderilmesini gerektiriyor.

İklim adaleti yalnızca emisyon hedeflerini değil emeğin korunmasını, yerinden edilenlerin haklarını, kayıp ve zararların telafisini ve kuşaklar arası adaleti de kapsıyor. Eko-toplumcu bir yaklaşımın geliştirilmesi önceliklendiriliyor.

Hakların İklim Zirvesi, iklim adaletsizliğinin tüm mağdurlarını uluslararası ölçekte bir araya getirme çabasıyla tüm Türkiye’den toplumsal mücadele alanlarındaki örgütlenmelerle bir araya geliyor. Kasımda Antalya’da gerçekleştirilecek Halkların İklim Zirvesi için hazırlıklar sürerken, oluşturulan tematik kozalar ve çalışma grupları dünya halklarının ortak sözünü kurmak ve yaygınlaştırmak için çalışıyor.

İklim felaketi çağında tarafsız olunamaz

Yıkımın sürekliliğini sağlayan politikaların yanında durmakla yaşamdan yana bir dönüşüm iradesi büyütmek arasında seçim yapılması bu ölçüde zaruriyken COP31, fosil yakıtlardan çıkış konusunda güçlü bir irade ortaya koymadan iş insanları ile devlet temsilcilerinin yeni yatırım ve büyüme anlaşmalarının müzakere ettiği bir platforma dönüşme riski taşıyor. Bu tabloda Halkların İklim Zirvesi, yaşamdan yana konumlanıyor. Bu taraf, bir zirve organizasyonunun sınırlarını aşarak halklar arasında kalıcı adalet, dayanışma ve ortak bir gelecek hattını kurma iradesi ortaya koyuyor.

16 Aralık 2025’te üç ekoloji çatı örgütünün ortaya koyduğu bu irade 17 Ocak 2026’da yerel direnişler, emek ve meslek örgütleri, sendikalar, kadın, hayvan hakları, LGBTQI+ örgütleri, gençlik hareketleri, bilim insanları ve sanatçıların katılımıyla büyüdü.

Bu ortak mücadele hattını genişletmek için; ekolojik yıkıma karşı sözünü ve emeğini ortaya koymak isteyen herkesi, Halkların İklim Zirvesi Meclisi etrafında buluşmaya ve 14-18 Kasım’da yapılacak Halkların İklim Zirvesi’nde, COP süreçlerinde sesi duyulmayanların kendi sözlerini kurabilmesi için kolektif iradeyi birlikte büyütmeye davet ediyoruz.

Halkların İklim Zirvesi Meclisi

20 Şubat 2026

Doğa Tekneci

Doğa Tekneci

İstanbul Teknik Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik mezunu. bianet 2025 Mart dönemi stajyeri. Atölye BİA'nın Toplumsal Cinsiyet Odaklı Habercilik atölyesini tamamladı. İnsan hakları, hayvan hakları, ekoloji ve toplumsal cinsiyet başlıklarına ilişkin haberler üretiyor.

Yazarın Tüm Dosyaları →
Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.