Sosyalistler Mezarlığında, Alman Sosyalist Hareketi’nin tarih kitaplarına kazınmış devrimcileri ile kimsenin adını bilmediği kahramanlar yan yana yatar.

Berlin’in Friedrichsfelde semtinde, büyük bir parkın sessizliği içinde yürürken karşınıza çıkan bir taşa kazınmış üç kelime, “Die Toten mahnen uns.” Türkçesiyle “Ölüler bizi uyarıyor.” Bu cümleyle bir anda etrafınızda sloganların ve marşların yankılandığı bambaşka bir zaman başladığını hissediyorsunuz; burası, Zentralfriedhof Friedrichsfelde. Yani Sosyalistler Mezarlığı…
1880’de Berlin Belediyesi, 25 hektarlık bu alanı satın aldığında, burayı mezar bahçesi olarak tasarlaması için peyzaj mimarı Hermann Mächtig’i görevlendirir. Açıldığı dönemde, inanç farkı gözetmeyen, tüm Berlinlilere açık ilk belediye mezarlığı olur. Fakir zengin ayrımı yapılmaz… Şehrin yoksulları buraya gömülür, cenaze masraflarını belediye karşılar. Bu yüzden “Armenfriedhof”, yani “Yoksullar Mezarlığı” adıyla anılır.
Bir yanda kentin zengin ailelerinin bakımlı ve görkemli kabirleri, diğer yanda bazılarında isim bile olmayan binlerce yoksul Berlinlinin kabirleri bu mezarlıkta bulunur… Burada, hayatta sahip oldukları tek şey bedenleri olanlar, ölümde zenginlerle “eşitlenmiştir”.
Ve yine burada, Alman Sosyalist Hareketi’nin tarih kitaplarına kazınmış devrimcileri ile kimsenin adını bilmediği kahramanlar yan yana yatar.
Mezarlığın kaderini değiştiren cenaze
7 Ağustos 1900… Alman Sosyalist hareketinin öncülerinden Wilhelm Liebknecht, yıllarca editörlüğünü yaptığı sosyalist Vorwärts gazetesinde geç saatlere kadar çalıştıktan sonra evine dönerken beyin felci geçirir ve 74 yaşında hayatını kaybeder. 12 Ağustos’ta Berlin, tarihinin en kalabalık cenaze törenlerinden birine tanık olur. Şehrin merkezinden Friedrichsfelde Mezarlığı’na uzanan korteje on binlerce kişi katılır.
Bu tören ve törene katılan kalabalık yalnızca Liebknecht’i uğurlamaz; mezarlığın da yazgısını değiştirir. Liebknecht’in buraya defnedilmesi, Friedrichsfelde’yi bir anda işçi hareketinin mabedine dönüştürür. Onun mezarı, bir anıt gibi kuşaklar boyunca sosyal demokratların, sosyalistlerin, antifaşistlerin buluşma noktası olur. Ardından Ignaz Auer, Paul Singer, Carl Legien, Theodor Leipart gibi işçi hareketinin diğer önderleri de buraya defnedilir. Böylece Friedrichsfelde, “Sosyalistler Mezarlığı” adını alır ve Berlin’deki halk mücadelesinin sembolik haritasına işlenir. Daha sonra her yeni defin, taşlara kazınan yazılar ve dikilen heykellerle mezarlığa yeni anlamlar ekler. Her heykel, sessiz ama haykıran bir manifesto olur.
Rosa burada: “Vardım,varım, varolacağım”
1919 Ocak ayı, Berlin sokaklarının Spartaküs Ayaklanması’na sahne olduğu, Spartakistler ile Freikorps birlikleri (paramiliter güçler) arasındaki çatışmalarla inlediği zamanlardır. 15 Ocak 1919’da aralarında Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in de olduğu yüzü aşkın devrimci, Freikorps birlikleri tarafından katledilir. Kimisi çatışmalarda, kimisi yargısız infazlar ile kurşuna dizilerek… Karl Liebknecht ve 33 kişinin cenazesi, 25 Ocak’ta Sosyalistler Mezarlığı’na defnedilir. Artık Karl, babası Wilhelm Liebknecht ile aynı mezarlıktadır. Rosa ise öldürüldükten sonra kaybedilir; bedeninin bulunması ayları alır. Daha sonra atıldığı Landwehr Kanalı’nda Mayıs 1919’da bulunarak bu mezarlığa defnedilir. Rosa faşistlerin en korktuğu devrimcilerdendir, ki cenazesini kaybetmek isterler, unutulsun isterler. Ama başaramazlar, Rosa şimdi Sosyalistler Mezarlığında ve son yazdığı yazıdan “Devrim, yarın çoktan gürültülü biçimde yükselecek ve sizin dehşetinize borazanlarınıza şöyle ilan edecek: Vardım, varım, var olacağım!” diyor.
Yıkım ve yeniden yapım
Sosyalistler Mezarlığı için 1926 yılı yeni bir dönüm olur. 13 Haziran 1926’da kırmızı tuğlalarla örülü bir küp şekliyle devrimci hareketin dayanıklılığını ve duvara sıralanıp kurşuna dizilen devrimcileri anlatan “Revolutionsdenkmal (Devrim Anıtı)” açılır. Ancak Nazi rejimi, devrim hatırasını 1935’te dinamitle yok eder.
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Berlin’in doğusunda kurulan Alman Demokratik Cumhuriyeti (DDR), işçi hareketinin sembollerini yeniden yüceltmek ister. 14 Ocak 1951’de, Sosyalistler Mezarlığı’nın merkezinde yeni bir yer açılır: “Gedenkstätte der Sozialisten (Sosyalistlerin Anma Yeri)”. Anma yerinin tam ortasına porfirden yapılmış büyük bir taş dikilir. Dikilitaşın üzerinde yalnızca üç kelime yazar: “Die Toten mahnen uns (Ölüler bizi uyarıyor)”… Sade, kısa, ama her okuyanın iliklerine işleyen bir cümle…
Anıt, DDR döneminde devlet törenlerinin vazgeçilmez mekânı olur. Doğu Almanya’nın son dönemlerinde ise mezarlık parti elitlerinin ve devlet bürokrasisinin mezarlığı haline gelirken, Berlin Duvarı’nın yıkılması ve Almanya’nın birleşmesiyle birlikte mezarlık yeni definlere kapatılır. Mevcut mezarlar ise hâlâ ayakta, birer taş bellek gibi tarihi saklar.
Sessizlikte Yankılanan Çağrı
Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, Sosyalistler Mezarlığı’nda düzenlenen resmî törenlerdeki kalabalıklar azalsa da her Ocak ayında binlerce insan soğuğa aldırmadan Rosa’yı ve Karl’ı anmak için buraya gelir. Mezarlığın dış yarım dairesindeki Hitler döneminde direniş ağlarında yer almış 327 antifaşistin mezarı da unutulmaz. Onlar arasında işçiler, sendikacılar, öğretmenler ve sıradan insanlar vardır; sıradan ama cesur insanlar…
Taşa kazınan o cümle ise, mezarlıktan ayrılan ziyaretçilerin kulaklarında çınlamaya devam eder; “Ölüler bizi uyarıyor!” Bu, sadece bir hatırlatma değil; geçmişin derslerini bugüne ve yarına taşıyan bir çağrıdır. Ve herkes kendisine şu soruyu sorar; bizim coğrafyamızdaki ölüler de bizi uyarıyor mu?