“Suriye yetkilileri, Irak petrolü taşıyan ve içinde İran kanalları üzerinden Lübnan’daki Hizbullah’a ulaştırılacak uzun menzilli füzeler ve insansız hava araçları da dahil olmak üzere bir silah sevkiyatı sakladığı tespit edilen bir kamyonu ele geçirdi. Bu olay, bu koridorda enerji akışları ile güvenlik hesaplamalarının nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyuyor“

Suriye İçişleri Bakanlığı, Suriye makamlarının Irak sınırı yakınlarında, arasında insansız hava araçları ve uzun menzilli füzelerin de bulunduğu bir silah sevkiyatını engellediğini duyurdu. Ortadoğu dinamikleri ve Kürtlerle ilgili analiz yazıları yayımlayan The National Context’in “Syria’s Arms Seizure Sells Washington Its Leverage Over Hezbollah” adlı yazısını sizler için Türkçeye çevirdik.
Suriye yetkilileri, Irak petrolü taşıyan ve içinde İran kanalları üzerinden Lübnan’daki Hizbullah’a ulaştırılacak uzun menzilli füzeler ve insansız hava araçları da dahil olmak üzere bir silah sevkiyatı sakladığı tespit edilen bir kamyonu ele geçirdi. Suriye-Irak sınırındaki el-Tanf sınır kapısında gerçekleşen bu operasyon, Washington’ın, Hizbullah’ı köşeye sıkıştırmak için Suriye’nin rolünü tartıştığı bir döneme denk geldi. Bu adım aynı zamanda Şam’ın, Irak-Suriye kara petrol hattı üzerinde kurulan lojistik ağı baltalamaya yönelik hamlelerinin en son örneğini oluşturuyor.
Arka plan: Irak petrolü, Hürmüz Boğazı krizinin tetiklediği güzergâh değişikliği kapsamında karadan Suriye’ye akmaktadır. Bu kriz, Bağdat’ı Suriye’nin Baniyas limanı üzerinden alternatif ihracat ve transit koridorları aramaya itmiştir. Bu trafik, Irak’ın petrol ve sınır patronaj ağlarına yerleşmiş, milislerle bağlantılı olduğu düşünülen dört tüccar üzerinden geçmekte ve bu tüccarların yeni ortaya çıkan güzergâhta varil başına 5-10 dolar kazandıkları bildirilmektedir. Bu düzenleme, sessizce önemli bir sınır ötesi ticaret kanalı haline gelmiş ve bu ele geçirmenin de gösterdiği gibi, yasadışı yükleri de taşıyabilen bir vektör haline gelmiştir.
Analiz: Bu ele geçirme olayından üç noktaya dikkat çekmek gerekir.
İlk olarak bu zamanlama, Trump’ın, Hizbullah’la mücadelede İsrail yerine Suriye’nin rol üstlenmesi gerektiğine dair açıklamalarını sıklaştırdığı bir dönemde, Suriye’nin elini güçlendirmek için bilinçli bir hamle yaptığını gösteriyor. Ele geçirilen bu sevkiyat, İran’dan Hizbullah’a uzanan lojistik hattı kesmenin ancak Suriye’nin iş birliğiyle mümkün olabileceğini net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu da Şam’a pazarlık için somut bir koz sağlıyor. Muhtemel talepler arasında, Süveyda anlaşmazlığıyla bağlantılı tampon bölgeler de dahil olmak üzere, İsrail’in son dönemde Suriye topraklarında ilerlediği noktalardan geri çekilmesi yer alıyor. Ele geçirmenin Trump’ın Netanyahu’dan İsrail güçlerini Suriye’den çekmeye başlaması için çağrıda bulunmasından sadece iki gün sonra gerçekleşmesi de dikkat çekicidir.
Bununla birlikte dikkate alınması gereken bir başka yorum da var. eş-Şara yönetimi, Trump’ın ısrarla dayattığı “Hizbullah’la doğrudan çatışma” seçeneğine pek sıcak bakmıyor. Örgütle açık bir savaşa girmek, henüz kırılgan bir aşamada olan başkanlık için ciddi riskler barındırır ve hem Hizbullah’ın kendisinden hem de Suriye’nin doğusundaki Irak’ta İran yanlısı milislerden misillemesiyle karşılaşma tehlikesini taşır. Üzerindeki baskı ne düzeyde olursa olsun, eş-Şara’nın bu denli riskli bir rolü doğrudan üstlenmesi pek olası değil. Bu açıdan bakıldığında silahların ele geçirilmesi, Şam’ın doğrudan çatışmaya girmediği yollarla Hizbullah meselesinde yardımcı olabileceğini, bir yandan da İsrail’in çekilmesi ve Süveyda konusunda istediği baskı gücünü de oluşturmaya devam edebileceğini gösteren dolaylı bir sinyal işlevi görüyor.
İkincisi, Suriye’ye gönderilen petrol, Irak devlet petrol pazarlama şirketinin Iraklı dört tüccarla yaptığı vadeli sözleşmeler kapsamında taşınıyor. Bu sevkiyat, ABD Hazine Bakanlığı’nın yaptırım listesinde yer alan ve İran yanlısı milislerle bağlantılı olan bir petrol ve sınır ekonomisi üzerinden geçiyor. Hatta KDP Milletvekili Majid Shingali’nin iddiasına göre, siyasi gruplar bu güzergah üzerinden varil başına 5 ile 20 dolar arasında komisyon alıyor.Elbette tüm bunlar, bu zincirdeki herhangi birinin bilerek Hizbullah’a silah taşıdığını kanıtlamaz. Durumu açıklayan asıl unsur, sevkiyatın hacminde saklı: Bu koridordaki kontrol noktaları nakit parayla dönüyor, denetlenmesi zor ve rüşvete son derece açık. Konvoylar her hafta aynı evraklarla aynı noktalardan geçerken, bu yoğun akışın arasına gizli bir sevkiyatı sıkıştırmak oldukça kolay.
Üçüncüsü, Şam yönetimi bu güzergahtan zaten haberdar olabilir. Bu durum, ağı tamamen çökertmeye yönelik yeni bir kararlılıktan ziyade baskı kurmak amacıyla zamanlaması ayarlanmış, gerçek bir operasyondan çok seçici bir uygulama tercih etmiş olabilir. Nitekim Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, Nisan ayında yaptığı açıklamada örgütün Suriye’nin yeni liderliğiyle bir sorunu olmadığını belirtip tek düşmanlarının İsrail olduğunu vurgulamıştı. Bu söylem, Şam’ın sürece karşı çıkmadığını, aksine zımnen onay verdiğini düşündürüyor. Ayrıca Al-Marsad’ın aktardığı bir kaynak da Suriyeli yetkililerin Hizbullah’a giden silah sevkiyatlarının ülkeden geçişine bilerek göz yumduğunu ifade ediyor. Tüm bu arka plan dikkate alındığında, bu son el koyma operasyonunun zamanlamasındaki nokta atışı hassasiyeti “tesadüf” diyerek geçiştirmek pek mümkün görünmüyor.
Genel olarak bakıldığında bu olay, bu koridorda enerji akışları ile güvenlik hesaplamalarının nasıl iç içe geçtiğini ortaya koyuyor, bu bağlamda yaptırımların kendisi bir politika olmaktan ziyade bir pazarlık kozu olarak işlev görüyor.