Suriyeli göçmenlere yönelik baskılar arttı

Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı’nın hazırladığı rapora göre, Türkiye’de yaşayan Suriyeli göçmenlerin sağlık hizmetlerine erişimden adalete başvuru süreçlerine kadar birçok alanda artan hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldığını ortaya koydu.

Fotoğraf: UNICEF

Bugün 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü. Bundan dört gün önce (16 Haziran) Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı tarafından hazırlanan “Geri Dönüş Baskısı Altında Suriyeli Göçmen Kadın, Lgbtq+ ve Çocukların Temel Hak Alanlarına Erişimde Karşılaştıkları Engel ve İhlaller” raporu, Türkiye’de yaşayan Suriyeli göçmenlerin sağlık, adalet ve eğitim alanlarındaki sorunlarını saha görüşmeleri ve derinlemesine mülakatlar üzerinden ele aldı.

Raporda göçmenlere yönelik hak kısıtlamalarının son birkaç yılda arttığı ve bunun özellikle kadınlar, çocuklar ve LGBTİ+’lar üzerinde ağır sonuçlar yarattığı belirtildi.

Rapora göre Türkiye’de geçici koruma altındaki Suriyeli sayısı 2021 yılında yaklaşık 3,7 milyon ile en yüksek seviyeye ulaştı, 2026 yılı itibarıyla ise 2,9 milyona geriledi. Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı, bu düşüşün önemli bölümünün “gönüllü geri dönüş” kapsamında gerçekleştiğini ancak sahadaki verilere göre bu geri dönüş süreçlerinin çeşitli baskılarla ilişkilendirildiğini söyledi. Rapor bu durumu özellikle 2024 yılında Esad rejiminin devrilmesiyle göçmenlerin üzerinde hukuki ve idari baskıların oluşturulmasıyla açıkladı.

Rapor, ayrıca göç alanında çalışan pek çok sivil toplum kuruluşunun fonlarının uluslararası finansörler tarafından aniden kesilmesinin yarattığı trajik sonuçlara da dikkat çekti.

409 bin göçmene sadece 33 GSM

Raporun sağlık bölümünde göçmenlerin aile hekimliği hizmetleri, aşı takibi, gebelik izlemi ve kronik hastalık tedavileri gibi temel sağlık hizmetlerine erişimde ciddi sorunlar yaşadığı ifade edildi. Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı, özellikle 2022 yılı itibarıyla getirilen düzenlemeler nedeniyle çok sayıda göçmenin sağlık hizmetlerinden yararlanamadığını ve bunun hem göçmenler hem de toplum sağlığı açısından risk oluşturduğunu belirtti.

Raporda, 2025 yılında Suriyelilerin Aile Sağlığı Merkezleri’nden kayıtlarının silinerek Göçmen Sağlığı Merkezleri’ne yönlendirildiği, ancak mevcut merkezlerin ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğu da belirtildi. İstanbul’daki 409 bin 164 kayıtlı Suriyeli için yalnızca 33 GSM’nin bulunduğunu kaydeden raporda, sağlık hizmetlerine erişimin zorlaşmasının bazı göçmenleri ruhsatsız kliniklere yönelttiği de söylendi.

Raporda yer verilen vaka örneklerine göre ekonomik yetersizlikler nedeniyle tedaviye erişemeyen, reçeteli ilaçlarını cebinden ödemek zorunda kalan ve sağlık sorunlarını evdeki eski ilaçlarla gidermeye çalışan birçok aile, çeşitli ekonomik ve sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kaldı.

Adalete erişimde korku

Raporun adalete erişim bölümünde ise Suriyeli göçmenlerin son yıllarda artan sınır dışı edilme korkusu nedeniyle kolluk kuvvetlerine ve yargı mekanizmalarına başvurmaktan çekindiği belirtildi. Özellikle adres kayıtlarındaki sorunlar, tercüman eksikliği ve hukuki destek mekanizmalarındaki yetersizliklerin göçmenlerin hak arama süreçlerini zorlaştırdığı ifade edildi.

Raporda, kadınların ve çocukların bu süreçten daha fazla etkilendiği vurgulanırken, ekonomik bağımsızlığı olmayan şiddet mağduru göçmen kadınların hukuki destek alamadığı için şiddet ortamında yaşamaya devam etmek zorunda kaldığı ileri sürüldü.

İstanbul Sözleşmesi vurgusu

Raporda görüş belirten bir avukata göre, Türkiye’nin 2021 yılında İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin göçmen kadınlar açısından briçok risk yarattığı, ayrıca kadına yönelik şiddeti önlemek adına oluşturulan ulusal mekanizmaların mülteci kadınları kapsamadığı ve bunun göçmen kadınların şiddet karşısında daha korunmasız hale gelmesine yol açtığını öne sürdü.

Aynı avukatın aktarımına göre, yasal ikamet izni bulunmayan bir şiddet mağduru göçmen kadının koruma mekanizmalarına erişimi konusunda ciddi engellerle karşılaşıldığı iddia edildi.

Eğitimde ayrımcılık ve akran zorbalığı

Raporun eğitim bölümünde ise göçmen çocukların okullarda dışlanma, ayrımcılık ve akran zorbalığıyla karşı karşıya kaldığı belirtildi. Saha görüşmelerinde elde edilen anlatıların özellikle son yıllarda göçmen öğrencilere yönelik ötekileştirici tutumların arttığına işaret ettiği ve bunun çocuklar için belli psikolojik ve sosyal sonuçlar doğurduğu ifade edildi.

Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı, eğitim alanında yaşanan sorunların çözülmemesi halinde hem göçmen çocukların toplumsal entegrasyonunun zarar göreceğini hem de uzun vadede daha büyük sosyal sorunların ortaya çıkabileceğini belirtti.

“Kentlerde ‘Göçmen Meclisleri’ kurulmalı”

Raporun sonuç bölümünde, sağlık, adalet ve eğitim alanlarında yaşanan hak kayıplarının yalnızca göçmenleri değil, toplumun tamamını etkileyebilecek sonuçlar doğurabileceği vurgulandı. Göçmen ve Mülteci Dayanışma Ağı, kamu kurumlarını ve kamuoyunu göçmenlerin karşı karşıya kaldığı hak ihlallerine karşı duyarlılık göstermeye çağırarak göçmen haklarına yönelik politika önerilerini dile getirdi:

• Uluslararası Mevzuat ve Mültecilik: Uluslararası belgelerle tanınan sığınma hakkına saygı gösterilmeli; Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekinceyi kaldırarak şartları taşıyan göçmenlere mültecilik statüsü tanımalı, geri gönderme yasağına titizlikle uyulmalıdır.

• Yerel Yönetimlerin Sosyal Yardım Sorumluluğu: Belediyeler, mültecilerin ve göçmenlerin insani yaşam koşullarına erişimi için sundukları ayni ve nakdi sosyal yardımlarda “vatandaşlık” şartı yerine “ihtiyaç sahibi olma” kriterini esas almalıdır. Kent konseylerinde “Göçmen Meclisleri” kurularak, göçmenlerin kendi yaşamlarını ilgilendiren kararlarda söz sahibi olmaları sağlanmalıdır.

• İdari Uygulamalar ve Denetim: Uygulamada bir cezalandırma aracına dönüşmüş bulunan idari gözetim uygulamasına son verilmeli, geri gönderme merkezleri kapatılmalıdır. Bu uygulama sonlandırılana kadar, Geri Gönderme Merkezleri (GGM) ile ilgili mevcut işleyiş gözden geçirilmeli; idari gözetim süreçleri hukuki güvence altına alınmalıdır. GGM’ler başta olmak üzere göçmen haklarına yönelik denetimler tam yetkili bağımsız heyetlerce sağlanmalıdır. Ayrıca hastanelerde veya gözaltında bulunan göçmenler için barolarla iş birliği içinde çalışacak acil müdahale birimleri kurulmalıdır.

• Sınır Politikaları ve Yük Paylaşımı: Kitlesel göç hareketleri karşısında insani koruma ilkeleri gözetilerek güvenli geçiş imkânları değerlendirilmelidir. Göçün getirdiği sorumluluklar uluslararası düzeyde paylaşılmalı; bu amaçla devletleri, STK’ları ve uluslararası kurumları kapsayan, yüksek bütçeli ve yetkin bir küresel göç komisyonu hayata geçirilmelidir.

• Temel Haklar ve Öncelikli Gruplar: Yaşam ve sağlık başta olmak üzere bütün temel haklar, vatandaşlık statüsünden bağımsız olarak herkes için korunmalıdır. Bu hizmetlerin sunumunda; gebe kadınlar, çocuklar, kronik hastalıklardan mustarip olanlar ve acil vakalar önceliklenmeli ve söz konusu kişilere sağlık hizmetleri koşulsuz ve şartsız olarak verilmelidir.

• Sivil Toplum ve Çalışma Hayatı: Sivil toplum kuruluşlarının göç alanındaki çalışmaları desteklenmeli, bütçe kısıtlamaları yerine kamu-STK iş birliği güçlendirilmelidir. Tüm demokratik kitle örgütleri bünyesinde göçmen hakları birimleri oluşturulmalı ve iş dünyasında hak kayıplarının önlenmesi için sendikaların tüzükleri, göçmenleri ve göçmen işçileri kapsayacak şekilde güncellenmelidir.