İstanbul’da yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudilere dönük saldırıları kapsayan 6-7 Eylül Pogromu’nun üzerinden 71 yıl geçti. 10’dan fazla insan yaşamını yitirdi, yüzlerce kadın tecavüze uğradı ve binlerce mekân saldırıların hedefi oldu. Failler ise devlet zırhına alındı.

Fotoğraf: Fahri Çoker Arşivi / Tarih Vakfı Yayınları
29 Ağustos 1955’te başlayan ve temel gündemi Kıbrıs sorunu olan Yunanistan–Türkiye–İngiltere üçlü konferansı eylül ayında da devam ediyordu.
6 Eylül 1955’te saat 13.00’te devlet radyosu, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu ev ile Türk Konsolosluğu binasında bahçede saat gece yarısını dört geçe bir bomba patladığı, bu patlama sonuncunda Atatürk’ün doğduğu evin pencereleriyle, konsolosluğun camlarının hasara uğradığı şeklinde bir haber duyurdu.
Aynı gün Demokrat Parti yanlısı, Mithat Perin’in sahibi, Gökşin Sipahioğlu’nun yazı işleri müdürü olduğu İstanbul Ekspres gazetesi ikinci baskısına “Atamızın evi bomba ile hasara uğradı” manşetiyle çıktı.

Genelde 20.000 civarı tirajı olan gazete, buna karşın o gün 290.000 baskı gerçekleştirdi.
Gazete, o gün Kıbrıs Türktür Derneği üyelerince bütün İstanbul’da satıldı.
İstanbul, Rumlara karşı, 6 Eylül akşamı tarihinde eşine az rastlanan bir yağma, yıkım ve pogroma sahne oldu.
İlk saldırı saat 19.00 sıralarında Şişli’deki Haylayf Pastanesi’ne yapıldı. Pogromcu kalabalık bundan sonra Kumkapı, Samatya, Yedikule ve Beyoğlu’na giderek Rumların, Ermenilerin ve Yahudilerin mekânlarına saldırdı.
Kıbrıs Türktür Derneği’nin yanı sıra Türkiye Milli Talebe Federasyonu, Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı ve Demokrat Parti de saldırıları kışkırtan örgütlerin başında geldi.

Fotoğraf: Fahri Çoker Arşivi / Tarih Vakfı Yayınları
“Polis ve jandarma bu tahrip işine seyirci bulunuyordu”
Emniyet ve diğer kolluk makamlarının saldırılara müdahale etmediği bilinirken, Rumların adresleri hakkında önceden bilgi sahibi olan yirmi-otuz kişilik organize birliklerin kent içindeki ulaşımı özel arabalar, taksi ve kamyon, otobüs ve vapur gibi araçlar yardımıyla sağlandı.
Dönemin Anadolu Ajansı muhabiri Selçuk Emre, pogroma dair yazdığı raporda şöyle diyor:
“Reisicumhurumuz Celal Bayar İzmir’de bulunuyordu ve bir gün evvel, 5 Eylül’de İstanbul’a müteveccihen İzmir’den vapurla hareket etmişti. Başvekil Adnan Menderes tarafından uğurlanıyordu. 6 Eylül sabahı saat 12’de Reisicumhurumuz Celal Bayar İzmit’te mezkûr şehirliler ve Vali tarafından Galata rıhtımında istikbal edilmiş ve kendisini karşılayanlarla birlikte yoluna devam olunmuştu. Reisicumhurumuzun İstanbul’a geliş haberi Ankara ve İstanbul Radyolarının öğle servisinde neşredilerek, üzerine doğruca Ajans da verdi. Haber yapıp Ankara’ya verdikten sonra Ajans dâhilinde açıklama başladı. O esnada telefon geldi. Santralden, acele arandığımız ve Komünizmle alakalı bir mesele için hemen gitmemiz gerektiği soruluyordu.
Bunu müteakip olarak, Atatürk’ün Selanik’te doğmuş olduğu evin önüne (5 Eylül gecesi) bombaların atıldığı, atılan bombanın Atatürk’ün evi ile Selanik Konsolosluğumuza büyük zarar verdiği haberi ajans tarafından intikal ettirildi. Haberin teyide muhtaç olduğu, intikal eden haberin tahkike muhtaç bulunduğu anlaşılmasına rağmen, radyo tarafından bu haber saat 13.00’ten itibaren yayınlanmaya başlandı.
İstanbul halkı bu haberle sarsılmış, heyecan dalgaları içinde bulunuyordu. Ajans vasıtasıyla alınan talimat üzerine vilayetçe bu hususun teyidi için sefirlik ve konsoloslukla temas edilmeye başlandı. Saat 16.00 sıralarında Londra Büyükelçiliğimizden gelen telgrafla hadisenin doğruluğu anlaşılmış ve Vali tarafından hükümete bildirilmişti. Tophane’deki seyrüsefer ışıklarının yanına geldiğimiz zaman 100-150 kişilik bir grup, ellerinde bayraklar ‘Kıbrıs bizimdir, Kıbrıs Türk’tür, Atatürk’ün evini bombalayanı biz yaşatmayız’ diye bağırarak Karaköy tarafından gelip Boğazkesen’e döndüler. Bu grup bir başıbozuk alayından farksız ve hepsinin elinde sopalar ve demirler bulunuyordu. Geçtikleri her dükkânın camını, çerçevesini indiriyor, içindeki eşyaları tahrip ediyorlardı.
Hayretler içinde kalmıştık… Ne olduğunu pek kavrayamadık… Yol açıldı… Ağır ağır kapı içine doğru tramvay caddesini takiben ilerliyorduk. Tramvay caddesi adeta bir harp meydanını andırıyordu. Caddenin her iki tarafındaki ekseri dükkanlar tahrip edilmiş, içlerindeki eşyalar sokağa atılmıştı… Ve tahrip işi devam ediyordu. Polisler cadde boyunca sıralanmışlar, dükkânları tahrip eden kudurmuş haldeki halka sadece bakıyorlardı.
Kapıiçinden Karaköy’e yaklaştıkça tahribat derecesi artıyordu. Karaköy ve Karaköy Meydanı tahrip edilmiş ve sokağa atılmış buzdolabı, motosiklet, bisiklet ve sair maddelerle dolmuştu. Yol boyunca ters çevrilmiş ve yakılmış otomobiller vardı. Karaköy’deki mağazaların üst katlarından top top kumaşlar atılıyor ve aşağıda bulunan şahıslar tarafından bu kumaşlar geçen otomobillerin tamponlarına bağlanarak caddelerde sürüklendiriliyordu. Karaköy’de noktanın yanında bulunan bir şapkacı dükkânı tahrip edilirken noktadaki polis ve dükkânın önündeki bir jandarma bu tahrip işine seyirci bulunuyordu.“
10’dan fazla kişi öldürüldü, binlerce mekân saldırıya uğradı
11 ila 15 kişi organize saldırılarda öldürüldü. 300 kişi saldırılar nedeniyle yaralandı. 400’e yakın kadının ise saldırılar sırasında tecavüze uğradığı tahmin ediliyor.
4214 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, bir sinagog, iki manastır, 26 okul saldırıya uğradı.
İzmir’de ise konsolosluk binaları ve Yunan pavyonu zarar gördü.
Maddi hasarın, o günün değerine göre 150 milyon ila 1 milyar Türk lirası arasında olduğu tahmin ediliyor ancak Demokrat Parti hükümeti zarara uğrayıp tescil ettirenlere toplam 60 milyon Türk lirası civarında tazminat ödedi.
Peki, bombayı Atatürk’ün evine kim yerleştirdi?
Bomba, Batı Trakya Türklerinden olan ve Türkiye Milli Talebe Federasyonu ile Milli Emniyet Hizmeti bağlantıları bulunan Selanikli hukuk öğrencisi Oktay Engin tarafından temin edildi. Bombayı evin bahçesine yerleştiren kişinin ise Türkiye’nin Selanik Başkonsolosluğu’nda güvenlik görevlisi olan Hasan Uçar olduğu kaydedildi.
Olayın ardından Yunan polisi konsolosluk bekçisi Hasan Uçar ve Oktay Engin’i gözaltına aldı. Hasan Uçar suçunu itiraf ederek bombayı Oktay Engin’den aldığını söyledi. Oktay Engin bir süre tutuklu kaldıktan sonra kefaletle serbest bırakıldı ve ardından Türkiye’ye kaçtı. Selanik Asliye Ceza Mahkemesi, gıyabında yargıladığı Oktay Engin’i 3,5 yıl hapis cezasına çarptırdı.
27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet Divanı’ndaki “6-7 Eylül Olayları Davası”nda da bu tertip resmen ele alındı. Mahkeme kayıtlarına göre bombanın, dönemin Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Başbakan Adnan Menderes’in bilgisi ve Milli Emniyet Hizmeti organizasyonuyla, Londra Konferansı sürerken Kıbrıs konusunda kamuoyu baskısı yaratmak amacıyla, Uçar ve Engin tarafından patlatıldığı tespit edildi.
Yunanistan’da gıyabında 3,5 yıl hapse mahkûm edilen Engin, Türkiye’ye kaçtıktan sonra herhangi bir adli kovuşturmaya uğramadı, aksine devlet korumasına alındı.
Yunanistan yargı makamları cezasını çekmesi için Oktay Engin’i istedi fakat Türkiye vermedi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ikinci sınıftan eğitimine devam etti. Okul bitince kaymakamlık sınavını kazandı. Çubuk kaymakamlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü Siyasi İşler Müdürlüğü ve Nevşehir Valiliği yaptı.
Emniyet Genel Müdürlüğü’ndeki görevine, dönemin Emniyet Genel Müdürü Hayrettin Nakipoğlu’nun bizzat davetiyle getirildi.
Nakipoğlu, pogrom sırasında Beyoğlu Kaymakamı olarak görev yapıyordu.
Devlet, önce komünistleri hedef aldı
Pogromla ilgili 5104 kişi tutuklandı.
10 Eylül 1955’te dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik istifa etti.
Başlangıçta soruşturmalar Kıbrıs Türktür Derneği ve gençlik örgütleri etrafında yoğunlaşsa da Demokrat Parti iktidarının bastırması sonucu oklar komünistlere döndü. Aziz Nesin, Nihat Sargın, Kemal Tahir, Asım Bezirci, Hasan İzzettin Dinamo, Hulusi Dosdoğru ve Hasan Ali Ediz gibi isimler hakkında dava açıldı. Dava beraatle sonuçlandı.
Kısa süre sonra Kıbrıs Türktür Derneği kapatıldı.
27 Mayıs 1960 darbesinden sonra pogrom, Yassıada yargılamalarının gündemine oturdu. Mahkeme, Demokrat Parti yönetimini 6-7 Eylül olayları nedeniyle de cezalandırdı.
İstanbul Ekspres gazetesinin sahibi Mithat Perin ise Yassıada Yargılamalarında sanık oldu. Hüküm giyerek 33 ay Kayseri Cezaevi’nde yattı. 1962 yılında tekrar gazeteciliğe döndü. Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanlığı, Türk Hava Yolları Yönetim Kurulu Üyeliği, İstanbul ve İzmir Gazeteciler cemiyeti Başkanlıkları görevlerinde bulundu.
İstanbul Ekspres gazetesi Yazı İşleri Müdürü Gökşin Sipahioğlu da yargılandı ancak ceza almadı.

Fotoğraf: Dimitros Kalumenos
“Mozaik çatladı”
Pogromun ardından, Türkiye’de yaşayan binlerce Rum Türkiye’den göç etmek zorunda kaldı.
Bununla birlikte Türklerin sermayeye hâkim olma süreci hızlandı.
Olaylar sırasında evleri, atölyeleri ve dükkanları tahrip edilen binlerce Rum esnaf ve mülk sahibi kenti terk etme kararı almak zorunda bırakıldı. Gitmek zorunda kalanlar gayrimenkullerini, dükkânlarını ve içindeki makinelerini piyasa değerinin onda birine yerli tüccarlara bırakmak zorunda kaldı.
Mübadele sonucunda 1925 yılında yaklaşık 100.000’e düşen İstanbul’daki Rum nüfus, 2006 yılında 2500 kişiye kadar düştü. Güncel nüfusun ise, çoğu İstanbul’da yaşamak üzere, 1500–2000 bandında olduğu tahmin ediliyor.
Pogromdan sonra istifa eden dönemin İçişleri Bakanı Namık Gedik, “Mozaik çatladı” demişti.
Kaynak: Fahri Çoker Arşivi, Şalom Gazetesi, Agos, bianet, Anadolu Ajansı