12 Eylül 1980 darbesinin ardından kurulan sıkıyönetim rejimi, ülkeyi baştan aşağı denetim altına alırken Diyarbakır 5 No’lu Askeri Cezaevi, dönemin en ağır insan hakları ihlallerinin yaşandığı yer olarak tarihe geçti. Darbe yönetiminin başındaki Kenan Evren, Milliyet Gazetesi’nden Abbas Güçlü’ye verdiği demeçte “İdam kararlarını imzalarken ellerim hiç titremedi” demişti.

Fotoğraf: Sol – Arşiv
Bugün 12 Eylül 1980 askeri darbesinin 46. yıl dönümü. 12 Eylül, birçok siyasi görüşten olan kişilerin ciddi baskı altına alınması ve işkenceye maruz bırakılmasıyla hafızalara kazındı.
12 Eylül sabahı, Türk Silahlı Kuvvetleri, Kenan Evren komutasında yönetime el koydu. Ordu önce radyo ve televizyon binalarını ele geçirdi, aynı saatlerde okunan 1 No’lu bildiriyle parlamento ve hükûmetin feshedildiği, yurt genelinde sıkıyönetim ilan edildiği duyuruldu. Aynı bildiriyle yurt dışına çıkışlar da durduruldu ve ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı getirildi. TBMM ve hükûmet feshedildi, anayasa askıya alındı, siyasi partiler ve sendikalar kapatıldı. Süleyman Demirel, Bülent Ecevit, Necmettin Erbakan ve Alparslan Türkeş gibi bazı parti liderleri gözaltına alınarak sürüldü. Çok sayıda sosyalist, özgürlükçü kurum üyeleri ile sendika üyeleri Çanakkale’nin Lapseki ilçesinde bulunan Zincirbozan askeri tesisine ve cezaevlerine gönderildi. Yönetim ise artık Kenan Evren başkanlığındaki Milli Güvenlik Konseyi’nin (MGK) eline geçmişti.
O dönemin MGK Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, MGK üyesi Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramirali Nejat Tümer, MGK üyesi Kara Kuvvetleri Komutanı Orgenerali Nurettin Ersin, MGK üyesi Hava Kuvvetleri Komutanı Orgenerali Tahsin Şahinkaya, MGK üyesi Jandarma Genel Komutanı Orgenerali Sedat Celasun, MGK Genel Sekreteri Orgenerali Ali Haydar Saltık’tı.
Haziran 1980’den itibaren bu darbenin, “Bayrak Harekâtı” kod adı ile yapılmaya başlandığı biliniyor.

Dönemin resmi bilançosuna göre 650 bin kişi gözaltına alındı, 210 bin dava açıldı, 230 bin kişi yargılandı, 7 binden fazla kişi hakkında idam istendi. 517 kişi ölüm cezasına çarptırıldı, 259 kişinin idam dosyasını yargıtay onadı. 171 kişinin ise gözaltında işkence sonucu öldüğü belgelendi, darbe yönetimi sebebiyle yaklaşık 300 kişinin ise öldüğu kaydedildi. Çoğu marksist, Alevi veya Kürt olan 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
12 Eylül Darbesi’ne giden süreçte ise Kanlı 1 Mayıs, Maraş Katliamı, Çorum Katliamı gibi çeşitli olaylar olmuş, “sağ-sol” çatışması olarak adlandırılan bu süreçte solcu ve marksist görüşlere dönük baskılar gittikçe artıyordu. Bu baskı ortamı, 12 Eylül 1980 darbesinin önünü açan etkenlerden biri olmuştur.
Darbeye Giden Süreç
1977–1980: 12 Eylül’ü hazırlayan olaylar
Kanlı 1 Mayıs
Taksim’de 1 Mayıs’ı kutlayan kalabalığa açılan ateş sonucu 34 kişi hayatını kaybetti. Sürecin başlangıcı sayılan olaylardan biri. İşçiler ve sendika üyeleri polis kurşunuyla yaralandı veya öldürüldü.
Kahramanmaraş Katliamı
19 Aralık 1978’de sol görüşlü öğretmenlerin gittiği bir sinemaya bomba atılmasıyla olaylar başladı. Provokasyonlar sonucunda Alevi vatandaşların evleri işaretlendi ve şehirde saldırılar büyüdü. Siyasi ve mezhepsel gerilimin tırmandığı olaylarda solcu ve Alevi olan 111 kişi hayatını kaybetti.
Abdi İpekçi Suikastı
Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi, Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü.
Terzi Fikri, Fatsa’da Belediye Başkanı Seçildi
Fikri Sönmez, bağımsız aday olarak Fatsa Belediye Başkanlığı’na seçildi; ilçeyi halk komiteleriyle yönetmeye başladı.
Çorum Katliamı
Siyasi ve mezhepsel olaylarda çoğu Alevi olan 57 kişi hayatını kaybetti. Dönemin başbakanı Süleyman Demirel’in bu süreçte Fatsa’yı işaret etmesi, Terzi Fikri’nin hedef gösterilmesinde rol oynadı.
“Nokta Operasyonu”
Vali değişikliğiyle başlatılan operasyonla Fikri Sönmez gözaltına alındı, darbeden önce belediye başkanlığından bu şekilde uzaklaştırıldı.
Kemal Türkler Suikastı
DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler öldürüldü.
Konya Kudüs Mitingi
İsrail Parlamentosunun Kudüs’ü başkent ilan etmesi nedeniyle Konya’da Necmettin Erbakan önderliğinde düzenlenen miting, darbecilerce müdahale gerekçelerinden biri olarak öne sürüldü. Erbakan, daha sonra bu mitingin Konya Belediyesi tarafından düzenlendiğini ve kendisinin mitinge davet edildiğini söylemişti.
Günlük hayat askeri denetim altında
12 Eylül sabahı duyurulduğu şekilde, o tarihten itibaren sıkıyönetim uygulamaları başladı.
İlk günlerde tüm gün süren sokağa çıkma yasakları, birkaç gün içinde günün belirli saatleriyle (günün ilk haftalarında 09.00-17.00 gibi) sınırlandırıldı, büyük şehirlerde gece yarısından sabaha kadar süren yasaklar yıllarca aralıklarla sürdürdü.
Şehirlerarası seyahatler izne bağlandı.
Gazete ve dergiler sıkı denetime alındı, Aydınlık Dergisi, Politika Gazetesi, Devrimci Yol, Halkın Kurtuluşu gibi birçok muhalif ve sol yayın kapatıldı, matbaalarda basılmakta olan kitaplar imha edildi. Dönem boyunca 31 gazeteci tutuklandı, yüzlerce gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazetecinin ise öldürüldüğü kaydedildi. İstanbul’da hiçbir gazete toplam 300 gün yayımlanmadı.
Siyasi partiler, sendikalar ve dernekler kapatıldı. Her türlü toplantı, gösteri ve yürüyüş yasaklandı.
Yaklaşık 2 milyon kişi güvenlik kayıtlarına alınarak fişlendi, binlerce öğretmen, akademisyen ve kamu görevlisi “sakıncalı” bulunarak görevden uzaklaştırıldı, on binlerce kişiye pasaport verilmedi, binlerce kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
Askeri yönetimin belirlediği anayasa için 7 Kasım 1982 Pazar günü yapılan bir referandum sonucu anayasa yüzde 92’lik “Evet” oyu ile onaylandı.
Sivil yargı büyük ölçüde askeri mahkemelere devredildi. Dönemin en ağır sonuçlarından biri de bu mahkemelerin verdiği idam kararları oldu.
Evren: “Asmayalım da besleyelim mi?”
12 Eylül döneminde askeri mahkemeler toplam 517 kişiye idam cezası verdi, bunlardan 50’si infaz edildi. Kenan Evren, bir röportajı sırasında idamlara ilişkin “bir sağdan, bir soldan astık” diye konuştu.
Darbe sonrası ilk idamlar 9 Ekim 1980’de gerçekleşti. Marksist Necdet Adalı ile ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu bu gün asıldı.
13 Aralık 1980’de, “darbeden önce bir askeri inzibat erini öldürdüğü” gerekçesiyle yargılanan ve idama mahkûm edilen 17 yaşındaki Erdal Eren, Milli Güvenlik Konseyi’nce onaylanan hükümle ve yaşı büyütülerek Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde infaz edildi. Kenan Evren’in bu idam öncesinde sarf ettiği “Asmayalım da besleyelim mi?” sözü, Evren’i ve yaptığı idamları ifade eden sözlerden birisi olarak hafızalarda yerini korudu.

Bu dönemde verilen 50 idam kararı arasında, Veysel Güney, Ahmet Saner ve Kadir Tandoğan gibi sol/marksist görüşlü insanlar da bulunuyor.

Kenan Evren, Milliyet Gazetesi’nden Abbas Güçlü’ye verdiği demeçte “İdam kararlarını imzalarken ellerim hiç titremedi” dedi.
Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi, Esat Oktay Yıldıran
Diyarbakır Askeri Cezaevi (“Diyarbakır 5 No’lu cezaevi” olarak da anılır), darbeden önce de faaliyetteydi. Ancak 12 Eylül sonrasında sıkıyönetime devredilerek rejimin en ağır uygulamalarının sahnelendiği mekâna dönüştü. Cezaevi 9 Mayıs 1988’de Adalet Bakanlığı’na devredilene kadar bu statüde kaldı.
Cezaevindeki dönemin en çok anılan ismi, Şubat 1981’den itibaren iç güvenlik amiri olarak görev yapan Yüzbaşı Esat Oktay Yıldıran’dı. Kıbrıs Barış Harekâtı’nda görev almış bir subay olan Yıldıran, tanıklıklara göre görevi süresince tutuklulara yönelik ağır fiziksel ve psikolojik uygulamaları sistematik hale getirdi. Kurumsal araştırma komisyonlarına ve tanık ifadelerine göre bu dönemde neredeyse tüm tutuklular, aç ve susuz bırakma, uzun süre yıkanma ve temizlik imkânı verilmemesi, yoğun dayak, tecrit, hakaret ve aşağılama gibi uygulamalara maruz kaldı.
14 Temmuz 1982’de Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek’in öncülüğünde başlatılan açlık grevi ile ölüm orucu, cezaevi koşullarına karşı düzenlenen simgesel eylemlerden biri olarak anılmaya devam ediyor. Kemal Pir bu eylem sürecinde hayatını kaybetti.

Fotoğraf: Yeni Yaşam Gazetesi
Esat Oktay Yıldıran’ın cezaevinde müdürlük yaptığı dönemi de kapsayan 1980-84 yılları arasında, Diyarbakır E Tipi Askeri Cezaevi’nde en az 34 mahpus ciddi işkenceler sonucu öldürüldü.
O dönem cezaevinde ölenler arasında PKK’nin kurucularından Kemal Pir ve Mehmet Hayri Durmuş, PKK Merkez Komite Üyesi Mazlum Doğan da vardı. Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) kurucu kadrosundan Mazlum Doğan, 21 Mart 1982‘de Newroz gecesi hücresinde kendini yakarak yaşamına son verdi.
17 Mayıs 1982‘de “Dörtler” olarak bilinen isimlerden Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner, aynı cezaevinde kendilerini yakarak yaşamlarına son verdi.
Esat Oktay Yıldıran, 22 Ekim 1988’de İstanbul Ümraniye’de bindiği bir otobüste, “Sana Laz Kemal’in selamını getirdim” diyen bir PKK üyesi tarafından öldürüldü.
12 Eylül Askeri Darbesi sürecinde işlenen insanlık suçlarının failleri zamanaşımı veya devlet sırrı gerekçe gösterilerek cezasız bırakıldı.