Orbán’ın mirası

“Umut edilen o ki bu yeni süreç; ülkenin içinde bulunduğu krizin derinliğini kavrayan ve hırpalanmış işçi sınıfının çıkarlarını ileriye taşımaya niyetli yeni siyasi aktörlere alan açabilir. Ancak bu, hiç de kolay olmayacak.”

Foto: Cain Burdeau/Courthouse News Service

Carl Rowlands tarafından kaleme alınan ve Tribune‘de yayımlanan bu makaleyi, Niha+ okurları için Türkçe’ye çevirdik.

Geçtiğimiz ay, 12 Nisan’da, Viktor Orbán‘ın 16 yıllık iktidarı nihayet yerle bir oldu. Medya manipülasyonu, apaçık yalanlar, iftira ve karalama… Macaristan’daki köhnemiş iktidar kliğinin koltuğunu korumak için başvurduğu bu taktiklerin tamamı seçmenler tarafından ağır şekilde sandığa gömüldü. Sandıktan, Orbán’ın yüzde 37’lik oy oranına karşılık oyların yüzde 55’ini alan Péter Magyar liderliğindeki muhalefet ittifakı ezici bir çoğunlukla çıktı. Büyük şehirlerden küçük kasabalara kadar ülke genelinde son derece etkili bir kampanya yürüten Magyar, rejimin ahlaki çöküşünü ve ekonomik başarısızlıklarını gözler önüne serdi. Seçim sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte gençler, zaferi kutlamak için Budapeşte sokaklarına akın etti.

Seçim yarışının ana teması yolsuzluktu. İktidardaki Fidesz; yandaşları adına elektrik santralleri ve oteller satın almaktan Avrupa Birliği (AB) fonlarını zimmete geçirmeye, hatta devlete ait çocuk yurtlarındaki pedofili vakalarını örtbas etmeye kadar uzanan bir dizi suçlamayla karşı karşıya kaldı. Tuna Nehri kıyısında on binlerce destekçisine hitaben yaptığı zafer konuşmasında Magyar, “Sistemin kuklası ve dayanağı olanlar kamusal hayattan çekilmelidir… Bundan böyle bu tarz eylemlerin sonuçsuz kaldığı bir ülke olmayacağız. Bu ülkeyi soyanlar hesap vermelidir” ifadelerini kullandı.

Ancak Macaristan’ın “soyguncu baronlarını” yargı önüne çıkarmak o kadar da kolay olmayabilir. Ana akım analizler ağırlıklı olarak Orbán’ın “illiberal” politikalarına ve çeşitli kamu kurumlarında kurduğu (kurumların bağımsızlığını adım adım baltalayan ve emir kullarını ödüllendiren) kayırmacılık sistemine odaklansa da bu bakış açısı çok daha derin bir dizi sorunu ıskalıyor. Fidesz iktidarı, para ve gücü benzeri görülmemiş bir biçimde harmanlayarak sözde “Ulusal İşbirliği Sistemi” olarak adlandırılan bir tür ahbap-çavuş kapitalizmi inşa etmişti. Bu yapı; parçalanmış ve büyük oranda sendikasızlaştırılmış iş gücünün haklarını gasp ettiği gibi ücretleri ve çalışma koşullarını geriletmiş, “modernleşme”nin bedelini de sıradan işçilerin sırtına yüklemişti.

Tüm bunların sonucunda ortaya çıkan tablo, en iyi niyetli hükümetlerin dahi onarmakta zorlanacağı derin eşitsizliklerin yaraladığı bir toplum oldu. Demokratik hesap verebilirlik ve köklü bir “rejim değişikliği” vaatlerine rağmen Magyar, bu çökmüş sistemi dönüştürmeye yönelik çok az somut taahhütte bulundu. Ülkeyi nasıl yöneteceğine dair bir fikir edinebilmek için, öncelikle devraldığı iktidar yapısını iyi anlamamız gerekiyor.

Çalışma dayatmalı sosyal devlet

Orbán 2010 yılında iktidara geldiğinde Macaristan ekonomisi ağır bir finansal krizin şokunu henüz üzerinden atamamıştı. Ülkeyi Güneydoğu Asya ekonomilerini model alan “gelişmiş” bir ülkeye dönüştürme vaadinde bulunan Orbán, ilk etapta yerli ve geçiş dönemi sonrasında palazlanan oligarkların, küçük işverenlerin ve toprak sahiplerinin oluşturduğu bir koalisyonun desteğini arkasına aldı. Bu kesimler; hükümetin, Macaristan’ın gelişmiş ülkeleri yakalayabilmesi için en iyi yolun liberal-demokratik bir açılımdan değil, tepeden inme bir konsolidasyondan geçtiği tezini benimsedi. Yeni elitler mutabakatı işte bu vaadin etrafında şekillendi.

Fidesz, komünizmin çöküşünün ardından uygulanan acımasız “şok terapisi” programının yarattığı sonuçlardan biri olan iş gücü açığının gölgesinde iktidara gelmişti. Partinin öncelikleri arasında bir tam istihdam rejimi yaratmak yer alıyordu. Bu hedefe ulaşmak için atılan ilk adım, yeniden sanayileşme süreci olarak nitelendirilebilecek bir yaklaşımla, piyasa dostu politikalar ile doğrudan devlet fonlarını harmanlayarak ülkeye yabancı yatırım çekmek oldu. Ancak iktidar, bununla eş zamanlı olarak işçi haklarını ve çalışma mevzuatını adım adım tırpanlamaya başladı. Özelleştirme ve kemer sıkma politikaları sermayeyi cezbetmek için kullanılırken sosyal yardımlara ve sivil katılıma yönelik saldırılar ise emeği (işçi sınıfını) disipline etmenin bir aracı haline getirildi.

Fidesz’in başlıca ekonomik silahlarından biri, insanları açlıkla terbiye edip çalışmaya mecbur bırakarak iş gücü sorununu çözmek amacıyla işsizlik desteklerini neredeyse tamamen ortadan kaldırmasıydı. İktidar ayrıca, işverenlere 400 saate kadar zorunlu fazla mesai dayatma ve bunun ücretini üç yıla kadar ödememe hakkı tanıyan, 2012 tarihli “kölelik yasası”nı da meclisten geçirdi. Genç kuşakların süregelen dış göçüyle de birleşen bu tür “reformlar,” nihayetinde iş gücü piyasasını esnetmeyi başararak Macarların büyük çoğunluğuna iş imkânı ve bununla beraber katı sınırlar çerçevesinde bir sınıf atlama hayali sağladı.

Fidesz’in sendikacılığa karşı yürüttüğü kampanya, toplumun farklı kesimlerini birbirine düşürmeyi amaçlayan daha geniş çaplı bir stratejinin parçasıydı. Bir yandan yoksullara ve işsizlere acımasızca muamele edip sosyal yardımları keserek onlara hayatta kalmanın asgari şartları dışında hiçbir şey sunmayan iktidar; diğer yandan büyük bir kısmı Roman kökenlilerden oluşan sanayi işçilerine yönelik fiili bir ırkçı saldırı başlattı. Macaristan VDSZ sendikası lideri Tamás Székely, “Macar işçilerin durumu Avrupa Birliği’ndeki en vahim tablolardan birini oluşturuyor. Düşük ücretler, güvencesizlik ve zayıf koruma…” değerlendirmesinde bulunuyor. Maaşlar çoğu zaman ödenmiyor, çalışma koşulları tehlike saçıyor ve fabrikalar ansızın kapatılıyor.

Diğer yandan Fidesz, işçi sınıfının üst tabakasını kendi saflarına çekmek amacıyla fatura giderlerini kontrol altında tuttu, mesleki eğitimi teşvik etti, esnaf ve zanaatkârların düşük gelir vergisi ödemesinin önünü açtı ve tüm bu adımları çok uluslu şirketlerdeki istihdam yaratma programlarına aktarılan fonlarla destekledi. Bunun sonucunda, belirli becerilere sahip kalifiye elemanlar için oldukça canlı bir iş gücü piyasası oluştu. Hükümet, orta sınıfa ise milliyetçi söylemler, artan emlak fiyatları ve ev sahipliği rantı ile hitap etti. Buna bir de doğurganlık oranını artırmaya yönelik (ancak nihayetinde başarısızlıkla sonuçlanan) bir hamle olarak çocuk yapma şartına bağlanan konut kredilerini eklendi. Emeklilere ise ek ikramiyeler dağıtıldı ve onların da faturalardaki tavan fiyat uygulamasından faydalanması sağlandı.

Ancak bu tabloda pürüzler de yok değildi. Pandemi, Macaristan sağlık sisteminin içler acısı durumunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serdi. 2022’den itibaren Orbán, artan enflasyona gıda ürünlerine fiyat kontrolleri getirerek yanıt vermeye çalıştı. Ne var ki, tedarikçiler ve perakendeciler basitçe diğer ürünlere zam yapma yoluna gidince, bu hamle standart bir mutfak alışverişinin maliyetini düşürmekte başarısız oldu. Yine de, Orbán modelinin karakteristik özelliği haline gelen “milli Keynesçi” önlemler ile katı hiyerarşik Thatcher sonrası politikaların bu harmanı, birçok kişinin tahmin ettiğinden çok daha uzun süre ayakta kalmayı başardı. Karşımızdaki; politikalarını farklı seçmen kitlelerine göre uyarlayarak gücünü sürekli yeniden üreten, bir kesime destek dağıtırken diğerini baskı altına alan hibrit ve adeta şekilden şekle giren bir rejimdi.

Yeni muhalefet

Ancak “Orbánizm,” bu bloğu bir araya getirirken bir yandan da sermaye birikiminin ve otoriterleşmenin ulusal refahı inşa etmenin bir aracı olarak değil; sırf dar bir yönetici kliğin ayrıcalıklarını korumak adına, kendi başına birer amaca dönüştüğü bir toplumun doğmasına yol açtı. İktidarın görev süresi boyunca, hükümetin “heterodoks” ekonomi politikalarının, işçi sınıfı ile emeklilerin maaşları ve giderek artan yaşam maliyetleri arasındaki uçurumu kapatamayacağı, zamanla gün yüzüne çıktı. Orbán sistemi, aslen işçi sınıfının en alt tabakalarını ezmek üzerine kurgulanmış olsa da; günün sonunda mülksüz işçilerden alt-orta sınıflara kadar çok daha geniş bir seçmen kitlesini bu ağır maddi baskılarla karşı karşıya bıraktı.

Bu durum, rejimin kleptokratik eğilimlerinin daha fazla mercek altına alınmasına yol açarak geniş çaplı bir “yolsuzluk karşıtı” hareketin şekillenmesine zemin hazırladı. Fidesz’in genç bir diplomatı ve parti bürokratı olan Péter Magyar, işte bu fırsatı değerlendiren isim oldu. Magyar’ın bizzat partinin içinden çıkmış olması; eleştirilerine, itibarı sarsılmış liberal ve sosyal demokrat partilerin kalıntılarından oluşan demoralize muhalefetin asla ortaya koyamayacağı bir ağırlık ve meşruiyet kazandırdı.

Magyar, 2024 yılında bağımsız medya kanalı Partizan‘a verdiği ve devlete ait çocuk yurtlarındaki pedofili skandalının örtbas edilmesinin ardından hükümeti topa tuttuğu röportajla siyaset sahnesine hızlı bir giriş yaptı. Büyük kitle gösterileri düzenleyerek öncesinde Tisza (hem Macaristan’da bir nehir adı hem de Macarca “Saygı ve Özgürlük” kelimelerinin birleşimi) adında bir mikro parti olan siyasi oluşuma katılıp ardından liderliğini üstlenerek kısa sürede adından söz ettirdi. Aynı yılın ilerleyen aylarında gerçekleşen Avrupa Parlamentosu seçimleri ise onu ülke içindeki iktidar yarışında en avantajlı konuma taşıyan bir sıçrama tahtası işlevi gördü.

Hükümetin bu yükselişe verdiği tepkiyse oldukça hantaldı. Orbán çevresi, Ursula von der Leyen veya Volodimir Zelenski gibi nefret objesi haline getirdikleri diğer figürlere karşı başvurdukları propaganda taktiklerinin aynılarını tekrar devreye soktular. Fidesz’in giderek kendi yarattığı efsaneye inandığı, etrafını (İngiltere ve ABD’den gelen pek çok sağcı da dahil olmak üzere) dalkavuklar ve menfaatçilerle doldurduğu ve artık ülkenin nabzını tutamadığı açıkça hissediliyordu.

Magyar’ın destekçi kitlesinin omurgasını orta sınıf oluştursa da seçimler yaklaştıkça Fidesz’in kendi çıkarlarına hizmet eden otoriterliğinden rahatsız olan hemen herkesi aynı çatı altında toplayarak hitap ettiği kitleyi genişletti. Orbán ve yakın çevresinin peş peşe yaptığı fahiş hatalar da onun işini epey kolaylaştırdı. Örneğin geçtiğimiz yıl Budapeşte Onur Yürüyüşü‘nü yasaklama girişimi, hiçbir siyasi kazanç sağlamadığı gibi geniş bir seçmen kesiminin tepkisini çekerek etkinliğin devasa bir hükümet karşıtı gösteriye dönüşmesine yol açtı. Beraberinde dağlar kadar bürokratik yük getirecek ve potansiyel olarak kendi çocuklarını mahkeme salonlarına sürüklemelerine neden olacak bir protestoyu bastırmaya polisin de hiç hevesi yoktu. Bu yüzden polis müdahale etmek yerine, (normalde katılımcıları tespit edip cezalandırmak için kurulmuş olan) kendi yüz tanıma kameralarının önünden geçmemesi için yürüyüşün güzergâhını değiştirmekle yetindi.

Ortodoks çizgiye dönüş mü?

Birçoklarına göre Magyar, komünizm sonrası geçiş dönemi Macaristan’ından kesin bir kopuşu temsil ediyor: Sosyalist sistemin bıraktığı boşluğu dolduran ve Fidesz’in bir zamanların serbest piyasacı yeni yetmelerini kemikleşmiş bir “eski tüfekler” kliğine dönüştüren paternalizm ve kayırmacılık ağlarından bir kopuş. Bu yaşlılar hegemonyasını kıyasıya eleştiren ve yükseköğretimde giderek tırmanan krizin pençesinde olan gençler, muhalefetin başarısında kilit rol oynadı. Tisza’nın hükümet programı; milliyetçi söylemi ılımlı reform adımlarıyla harmanlayarak ve arasına bir tutam da merkez sol politika serpiştirerek bu geniş koalisyonu bir arada tutmaya yönelik zorlu bir çabanın ürünüydü. Tisza; sosyal işler, çevre ve eğitimden sorumlu olacak “uzmanlık” liyakatine sahip isimlerin liderlik edeceği yeni bakanlıkların kurulmasını planlıyor.

Ne var ki ekonomi alanında, yeni hükümetin ortodoks politikalara dönüşe imza atacağı görülüyor. Harcanabilir geliri büyük ölçüde eriten dudak uçuklatan KDV oranları ve diğer regresif vergilerle birlikte tek oranlı vergi sistemi varlığını koruyacak. Şahıs şirketlerine yönelik son vergi zamları ise öncesinde olduğu gibi son derece düşük seviyelerine geri çekilecek. Servet üzerinden cüzi bir vergi kesintisi görebiliriz; ancak Orbánizm’i ayakta tutan rantçı çıkarlara veya dev tarım holdinglerine meydan okuyacak hiçbir plan ufukta görünmüyor. Tisza’nın Euro’ya geçiş hedefi ise hayata geçirildiği takdirde büyük olasılıkla yeni bir kemer sıkma dalgasını tetikleyecek.

Fidesz, devletin mali gücünü kendi tabanını inşa etmek için kullanırken bir yandan da baş döndürücü bir hızla ülkeye yabancı yatırım çekmeye çalışıyordu. Buna karşılık Tisza ve müttefikleri ise piyasalara güven vererek ve Orbán hükümeti döneminde askıya alınan Avrupa Birliği fonlarının serbest bırakılmasını sağlayarak çok daha istikrarlı ve oturmuş bir iş ortamı yaratmaya çabalayacak. Bu girişimlerinde, en azından bir süreliğine, pekâlâ başarılı da olabilirler. Ancak giderek derinleşen eşitsizliklerin ve küresel ekonomide esen ters rüzgarların gölgesinde, güvenilirliklerini koruyup seçmen kitlelerini bir arada tutmayı başarıp başaramayacakları tamamen ayrı bir soru işareti.

Magyar’ın elde ettiği ezici zaferin yan etkilerinden biri de yüz yılı aşkın bir süredir ilk kez Macaristan Parlamentosu’nda hiçbir “sol” partinin kalmamış olmasıdır. Macaristan Sosyalist Partisi, yeni Orbán karşıtı bloğun yükselişiyle birlikte adeta siyaset sahnesinden silindi. Sosyalistlerden kopan Demokratik Koalisyon da oyların yalnızca yüzde birini alarak meclisteki yerini kaybetti. Şayet yeni bir güç ortaya çıkacaksa, bunun sıfırdan inşa edilmesi gerekecek. Ülkedeki ilerici güçlerin; farklı vizyonlar, çatışan egolar, mali baskılar ve pratik deneyim eksikliği nedeniyle içinde bulunduğu dağınıklık göz önüne alındığında, bu oldukça göz korkutucu bir durum. Ancak 12 Nisan’daki sözde “demokratik devrim” hakkında kesin olarak söylenebilecek bir şey varsa, o da Macaristan’daki siyasi olasılıklar yelpazesini genişlettiğidir. Umut edilen o ki bu süreç; ülkenin içinde bulunduğu krizin derinliğini kavrayan ve hırpalanmış işçi sınıfının çıkarlarını ileriye taşımaya niyetli yeni siyasi aktörlere alan açabilir. Ancak bu, hiç de kolay olmayacak.

Gizliliğe genel bakış

Niha+, bağımsız gazetecilik ilkeleri ve okur mahremiyeti çerçevesinde dijital ayak izinize saygı duyar. Sitemizde gezinirken, sizlere kesintisiz bir okuma deneyimi sunabilmek ve platformumuzun teknik altyapısını güvence altına almak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. Sol taraftaki menüyü kullanarak çerez tercihlerinizi dilediğiniz gibi yönetebilirsiniz. Kişisel verilerinizin nasıl işlendiğine dair detaylı bilgi için lütfen Gizlilik Sözleşmemizi ve KVKK Aydınlatma Metnimizi inceleyiniz.