Tarih ilerledikçe insanın vicdanı, merhameti ve doğayla ilişkisinin azaldığına dikkat çeken Berjin Haki, “Tersine Akan Zaman” üçlemesinde Zilan Katliamı’nı ağaçların hafızalarından ve dengbejlerin sesinden anlatıyor.

Berjin Haki’yi, ilk kitabı olan ve gerçek bir hikâyeye dayanan Kavalın Ezgisi ile tanıdım. İki Kürt kadın gerillanın 85 gün süren hayatta kalma mücadelesini ve yoldaşlığını anlatan roman, savaşın ortasında kaleme alınmıştı. Daha sonra yaşadığım cezaevi ve sürgün koşulları nedeniyle yazarı bir dönem takip edemedim. Berjin Haki’yle yeniden buluşmam ise bu yıl hocam Dilek Hattatoğlu’nun bana yazarın üç ciltten oluşan Tersine Akan Zaman üçlemesini hediye etmesiyle oldu. Berjin Haki bu kez, Kürtlerin daha eski ve daha derin bir acısını, Zilan Katliamı’nı anlatıyor.
Sınırsız Yayınevi’nin yayımladığı, Tersine Akan Zaman-1: Meşe Ağacı (2023), Tersine Akan Zaman-2: Zilan’ın Dengbejleri (2023) ve Tersine Akan Zaman-3: Zilan’ın Son Mevsimi (2025) adlı kitaplardan oluşan üçlemede, Van Erciş’teki Zilan Vadisi’nin 900 yıllık geçmişi “Genç Meşe” adlı bir ağaç tarafından anlatılıyor. Özgün bir karakter olan Genç Meşe yalnızca bir anlatıcı değil; aynı zamanda vadinin hafızası. İnsanların yok etmeye, susturmaya çalıştığı ya da unuttuğu her şeyi hatırlıyor ve okuyucusuna aktarıyor.
Romanı okurken vadinin adının nereden geldiğini merak edenler için şu tarihsel bilgiyi ekleyelim. Erivan’dan Van’a uzanan yarı göçebe Kürt Zili aşireti zaman içinde büyüyüp farklı kollara ayrılıyor, sonra bu aşiret kolları konfederasyonlaşıyor ve “Zilan” adıyla anılıyor. Bu aşiretlerin yaşadığı vadiye de Zilan Vadisi deniyor.
Ağaçların dili
İlk kitap olan Meşe Ağacı, okuru Zilan Vadisi’ndeki ağaçların dünyasına davet ediyor. Anlatıcı Genç Meşe ve dostları Menengiç, Ardıç, Köknar, Mürver, Kayın, Çam ve Alıç gibi ağaçlar yalnızca doğa tasviri olarak değil; düşünen, konuşan, tartışan ve Zilan’da yaşananları taşıyan varlıklar olarak romanda yer alıyor. Genç Meşe önce vadinin doğasını, ardından hayvanlarını ve sonra da insanlarını anlatıyor.
Bitkilerin, hayvanların ve insanların dillerini anlayabilen Genç Meşe, zaman ilerledikçe insanlığın nasıl bir yıkıma doğru sürüklendiğini görüyor. Yazarın üçlemeye verdiği isim de burada anlam kazanıyor: “Tersine Akan Zaman.” Çünkü romanda tarih ilerledikçe insanın vicdanı, merhameti ve doğayla ilişkisi azalıyor ve çözülüyor.
Berjin Haki’nin özellikle ilk kitapta tercih ettiği edebi kurgu hiç kolay bir kurgu değil. Romanın önemli bir kısmı ağaçlar arasındaki diyaloglar üzerine kuruluyor. Böylesi bir kurgu kolayca ağırlaşabilecekken, yazar oldukça başarılı bir anlatım ritmi kurarak kitabı gayet akıcı kılıyor. Yazarın doğayı bir arka plan olmaktan çıkarıp hikâyeyi taşıyan asli özneye dönüştürmesi, romanın en dikkat çekici yönlerinden biri. Vadideki rüzgarın yönü, çiçeklerin kokusu ve derenin akışı bile romanın ruhuna dahil oluyor.
Dengbejlerin taşıdığı tarih
Genç Meşe, serinin ikinci kitabı olan Zilan’ın Dengbejleri‘nde, Zilan Vadisi’nde yüzyıllar içinde gelişen insan yaşamını ve Kürtlerin bölgeye yerleşim hikâyesini anlatıyor. Okur bu romanda bir yanda çok sayıda dengbejle tanışırken, öte yandan onların kolektif bir anlatı örgüsünü nasıl oluşturduğunu görüyor.
Dengbej, Kürt sözlü edebiyatında “kilam (hikâyeli ezgi)” ve “stran (türkü)” söyleyen sanatçıların adıdır. Ancak dengbejlik ve sözlü aktarım biçimleri, yazılı tarihin dışında bırakılan Kürtler için yalnızca edebi bir unsur değil; varoluşu mümkün kılan, tarihsel ve kültürel sürekliliği kuran temel bir yapıdır. Yazar, romanda Kürtlerin deneyimini dengbejlerin sesi ve anlatılarla aktarırken, bu sözlü geleneği edebiyat içinde yeniden kuruyor.
Vanlı olan ve belli ki bu dengbejlik geleneğinden beslenen yazar, ikinci cildi “Zilan’ın Dengbejlerine…” ithaf ederek hem kendi minnetini hem de Kürtlerin bu tarih ve kültür taşıyıcılarına duyduğu saygıyı görünür kılıyor.
Zilan’da katliam ve yalnızlık
Üçlemenin son kitabı olan Zilan’ın Son Mevsimi, adından da anlaşılacağı üzere, Temmuz 1930’da yaşanan Zilan Katliamı’nı anlatıyor. Ağrı İsyanı 1926’da başlamış, kitleselleştiği yerlerden biri Erciş ve Zilan Vadisi olmuştu. İsyanın başlamasından dört yıl sonra Türk devleti, “isyancıları” gerekçe göstererek 4 Temmuz 1930’da vadide büyük katliam saldırıları başlattı. Yaklaşık altmış köy, birkaç hafta içinde hava bombardımanları ve kara birliklerinin saldırılarıyla yok edildi. Özellikle 4–12 Temmuz arasında, Kürt köylülerin köy köy toplanıp vadilerde kurşuna dizildiği katliamlar yaşandı.
Berjin Haki, bu tarihsel kırılmayı Zilan Deresi yakınındaki bir köyün askerlerce yok edilmesi üzerinden anlatıyor. Genç Meşe Zilan Deresi’ne getirilen insanların makineli silahlarla taranışını, hamile Eyşan’ın karnının deşilmesini, katledilen şair Sadi’nin “şair taşı”nın bir hainin parmağında rengini yitirişini ve sağ kurtulan Delal’in delirişini aktarır. Romanda masal anlatıcısı Seraye’nin anlattığı ve sonunu hep merak ettiğimiz “Sarı Gelin ve Bin Dilli (Bûka Zer û Hezaravaz)” masalının sonu da deredeki katliamdan yalnızca birkaç çocuğun kurtulmasıyla birlikte acı bir biçimde kendini gösterir.
Vahşet günü kuşların uçmadığı, sincapların yuvalarından çıkmadığı, hatta rüzgârın bile esmeyi kestiği vadide Genç Meşe ve arkadaşları Loristanlı Nar, Sarı Alıç ve Ukala Meşe yaşananları izlemek zorunda kalır. Sonunda Genç Meşe dışındaki ağaçlar da yaşanan bu ağır yıkıma dayanamayarak kurur. Vadinin sessizliğe gömülmesi ve Genç Meşe’nin yalnızlığı, romanın en sarsıcı duygularından biri haline gelir.
Berjin Haki’nin “Tersine Akan Zaman” üçlemesi, yalnızca Kürt tarihine dair bir roman değil; sözlü kültürün edebiyat aracılığıyla yeniden kurulmasının da dikkat çekici örneklerinden biri. Böylesine büyük bir emeğin, yer yer okumayı zorlaştıran yazım ve redaksiyon sorunlarıyla yayımlanmış olması ise yayınevinin önemli bir eksikliği olarak dikkat çekiyor. Umarız sonraki baskılarda bu eksiklikler giderilir.



